RSS

Barrel Cactus

Tarih: Dec 06 2011

Tangerine

Tarih: Dec 06 2011

Yüz Haritası

Tarih: Dec 06 2011

Phineas Gage Vakası

Tarih: Dec 05 2011

13 Eylül 1848, Rutland & Burlington şirketinin yetenekli ve verimli patlayıcı uzmanı Phineas Gage için sıradan bir gündü. Gage, sabah saatlerinden beri işinin başındaydı. Görevi, yeni tren yolu hattı için kayalık araziyi düzleştirmekti.

Barutla fitili yeni bir çukura yerleştirmiş ve yardımcısından çukuru kumla örtmesini istemişti. Gage’in, patlayıcının üzerindeki kumu bastırarak sıkıştırmak için kullandığı iki metre uzunluğundaki çubuğu kavradığı sırada, arkasından biri ona seslendi. Gage kendi ekseni etrafında dönerek, seslenen kişiye bir şeyler söylemeye başladı. Bir yandan da çukuru demir çubukla dürtüyordu. Görmediği şey, yardımcısının çukura henüz kum doldurmadığıydı! Bir anda kayadan kıvılcımlar çıktı ve patlayıcı havaya uçtu. Demir çubuk, Gage’in sol yanağından girdi ve kafatasını delerek dışarı çıktı. Kana bulanmış çubuk otuz metre daha uçtuktan sonra yere düştü.

Gage kanlar içinde yerde yatıyordu. Dehşetten kaskatı kesilen demiryolu işçilerinden sadece birkaçı ona yaklaşıp akıl almaz olana tanıklık etti: Phineas Gage yaşıyordu!

25 yaşındaki genç patlayıcı uzmanı, kafatasında bir delik olmasına ve açık yarasından durmaksızın kan akmasına rağmen, meslektaşlarına kazayı anlatabilecek durumdaydı. Onu en yakın otele götürmek için bir öküz arabasına koydular. Bir kilometreden fazla yol kat ettiler. Otele geldiklerinde, Gage arabadan kendi kendine indi ve bir tabureye oturup beklemeye başladı. Doktor John Harlow geldiğinde, Gage ona şöyle dedi: “Burada sizin için epey bir iş var.”

Gage’in kafatasındaki hasarın ayrıntıları ortaya çıktı: Çubuk, çene kemiğinin hemen üzerinden yanağına girmiş; sol gözünü parçalamış ve beynin ön kısmından geçerek, başının sağ yanının üst kısmından dışarı çıkmıştı. Genç adamın beyninin sol ön kısmı, prefrontal korteks büyük ölçüde harap olmuştu.

Phineas Gage, yaralanmadan ileri gelen enfeksiyon ve kan kaybına rağmen hayatta kalmayı başardı. Kafatasındaki hasara rağmen 13 yıl daha yaşadı. Ama o, artık başka bir adam olmuştu.

Kazadan önce Gage, duyarlı, zeki ve saygılı bir adam olarak tanınıyordu. Artık saldırgan, düşüncesiz ve kaba bir insandı. Hissedebiliyor, duyabiliyor ve görebiliyordu. Sol gözü alınmış olsa da, diğer organları görevini yerine getiriyordu. Eklem veya dil felci yoktu. Düzgün yürüyordu. Ellerini eskisi gibi kullanabiliyordu. Rahatça konuşabiliyordu.

Gage bir daha patlayıcı uzmanı olarak iş bulamadı. At çiftliklerinde çalıştı. Oradan kovuldu. Bir süre posta sürücüsü olarak çalıştı. Panayırlara katıldı ve demir çubuğu ile sergilendiği bir müzede yer aldı. Şili’de bir süre yaşadı. 1860 yılında San Fransisco’ya döndüğünde, kentin karanlık sokaklarına düştü. Epilepsi nöbetleri geçirmeye başladı.

Phineas Gage 38 yaşında öldü ve yanından hiç ayırmadığı demir çubuğu ile birlikte gömüldü. Kazayı büyük puntolarla veren gazeteler, Phineas’ın ölümü hakkında bir tek satır bile yazmadılar.

MÜZEDE BİR KAFATASI

Bugün, Harvard Üniversitesi’nin müzesinde bir kafatası bulunuyor. Bu, 1848 yılındaki korkunç kazadan sonra hayatta kalmayı başaran Gage’in hasarlı kafatası. Gage’in kafatası dün olduğu gibi bugün de bilimin zihnini kurcalamakta.

Gage olayını inceleyen sinirbilimciler, şu soruları sordular: Gage’in yaşamı neden bu kadar kötüleşmişti? Yaşamın kurallarına ilişkin tüm değerleri kaybeden Gage, yalan söylüyor ve aldatıyordu. Kontrolsüz öfke patlamaları yaşıyor; kavga ediyordu. Sorumluluk duygusu nedir bilmiyordu. Peki ne olmuştu? Dürüst bir adam nasıl olup da bozuk karakterli birine dönüşmüştü? Bütün bunlara beynindeki hasar mı neden olmuştu? Eğer öyleyse, insan beyninde, ahlak için biyolojik bir merkez mi bulunmaktaydı? Bir kişinin iyi ya da kötü davranıp davranmayacağını bu merkez mi belirliyordu?

Sinirbilimci Antonio ve Hanna Damasio, Gage’in kafatasını inceledikten sonra şu kanıya vardılar: Beynindeki önemli insani özelliklerden sorumlu parçalar hasar görmüştü. Geleceği tahmin etme ve bunu sosyal bir çevreye uygun olarak planlama gibi yeteneklerden sorumlu olan bir beyin alanı, burnun ve alnın arkasında yer alan “ventromedial bölge” zarar görmüştü. Gage’in düşünme, hissetme, karar verme ve duyumsama durumlarından sorumlu olan beyin bölgesi kaza sırasında aldığı hasar nedeniyle düzgün işlemiyordu.

Damasiolar’ın bulguları, daha sonra birçok hayvan deneyinde doğrulandı. Ventromedial bölge, duyguların işlendiği, düşüncelerin biçimlendiği ve kararların bir araya getirildiği, beynin hayati bir bölümü olarak saptandı.

Peki ventromedial bölgenin, ahlaki kararların yönetildiği bir merkez olduğu söylenebilir miydi? İnsan beyninde, ahlaktan sorumlu biyolojik bir merkez mi keşfedilmişti? Bir kişinin iyi ya da kötü davranıp davranmayacağını bu merkez mi belirliyordu?

Bugün sinirbilimciler, ahlaki kararlardan ve davranışlardan, çok çeşitli beyin bölgelerinin sorumlu olduğunu ve sürecin tam olarak nasıl işlediğini söylemenin oldukça zor olduğunu biliyorlar. Beyinde, ahlaki duygulardan sorumlu tek bir özel merkez olduğu düşünülmüyor. Daha çok söz konusu olan, çeşitli alanların oldukça karmaşık bir ağı.

1848 yılında, demiryolu inşaatında yaşanan bir patlamada, hayatı kalıcı bir şekilde değişen ve sefalet içinde de olsa, 38 yaşına kadar yaşamını sürdüren Gage; geçirdiği kazanın, insan davranışlarının biyolojik temelleriyle ilgili araştırmalara tarihsel bir başlangıç olacağını elbette düşünemezdi. Bugün Gage, beynindeki büyük hasara rağmen şaşırıcı bir şekilde hayatta kalabilen ve bilim dünyasında çok güçlü etkiler bırakan bir adam olarak anılıyor. Onun talihsizliği, 150 yıl sonra bile hâlâ bir anlam taşıyor.

Bilerce Kamerayla İzleniyoruz

Tarih: Dec 05 2011

Dünyada özellikle 11 Eylül saldırısından sonra batılı ülkelerde oluşan paranoya güvenlik kameralarının kullanımını hızla artırdı. Bugün dünya genelinde 45 milyon adet güvenlik kamerası yer alırken, neredeyse her 130 kişiye 1 kamera düşer hale geldi. Bu sayı dünyanın en büyük metrapollerinden biri olan İstanbul’da da şimdiden 100 bini aştı. Yani İstanbul’da evimizde, trafikte, mağazalarda, alışveriş merkezleri ve bankalarda yani tüm sosyal yaşam alanlarında izleniyoruz. Bu izlenme bizi ‘güvenlik’ endişesiyle ‘bireysel özgürlükler’ arasında sıkıştırıyor. Bir taraftan kameralar sayesinde kendimizi güvende hissederken, diğer taraftan ‘Big Brother is watching you’ yani ‘Büyük birader sizi izliyor’ endişesi duyuyoruz.

Medyası, Bankası veya Kurumları ile hiç farketmez.

Büyük birader sizleri izliyor!

İngiliz edebiyatının önde gelen yazarlarından George Orwell’in ‘1984’ adlı romanı totaliter bir rejimin hüküm sürdüğü bir kurgu toplumunu anlatır. Var olup olmadığı bile bilinmeyen ama aslında iktidardaki tek partiyi sembolize eden Big Brother (Büyük Birader) insanları, ta evlerinin içine kadar, 24 saat boyunca izlemektedir. Toplumun üzerinde bu baskıyı hissettirmek için de, her yere ‘Big Brother is watching you!’ yani ‘Büyük birader sizi izliyor” diyen afişler asılmıştır. Özellikle 11 Eylül saldırısından sonra Batı dünyasında yaratılan ‘paranoya’ ile yaygınlaşan güvenlik kameraları bugun pek çok insanın ‘Big Brother endişesi’ duymasına sebep oluyor.

KAMERADAN MUCİZE BEKLİYORUZ

Bir Londralı’nın günde 300 kez kameralara yakalandığı söyleniyor. Sadece Dubai Havalimanı’nda 3.000 güvenlik kamerası 24 saat çalışıyor. Cebimizdeki telefonlar sebebiyle bulunduğumuz yerin her an bilinmesi olasılığı da bu korkuyu güçlendiriyor. Ama her zaman olduğu gibi ‘güvenlik’ endişesiyle ‘bireysel özgürlükler’ arasında sıkışıp kalıyoruz. Çünkü bir yandan da hepimiz, evimizin kapısında güvenlik kamerası varsa, kendimizi daha güvende hissediyoruz. Hırsızlık, gasp, cinayet, suikast ve hatta terör olaylarının çözülmesinde ve engellenmesinde, sokaktaki kameralardan mucizeler bekliyoruz. İşte, kameralı yaşamımızın bir ara bilançosu.

İSTANBUL’DA 100 BİN KAMERA

Her gün 14 milyon kişinin bir yerden bir yere gittiği İstanbul’da güvenlik kameraları yaşamımızın bir parçası haline geliyor. Çalışanlar ofislerinde, öğrenciler okullarda hergün izlenirken, trafikte, mağazalarda, alışveriş merkezleri ve bankalarda yani tüm sosyal yaşam alanlarında her anımız sayıları 100 bini aşan güvenlik kameraları tarafından görüntüleniyor. Birçok adli olayın aydınlatılmasında büyük rol oynayan güvenlik kameralarıyla günlük hayatımızda her şey kayıt altına alınıyor.

10 BİN MOBESE KAMERASI OLACAK

İstanbul’un yönetimi sırasında ihtiyaç duyulabilecek her türlü bilgi Komuta Kontrol Merkezi’nde toplanıyor. Komuta merkezinde bulunan dev ekranlardan şehrin uydu haritaları üzerinde, güvenlik güçlerinin hareket ve çalışmaları izleniyor. Şehrin önemli noktalarına yerleştirilen 575 kameradan anında alınan görüntüler, bu ekranlardan izlenebiliyor. İstanbul’da meydana gelebilecek olağanüstü bir durumda, canlı görüntü alabilmek, durum tespiti yapabilmek amacıyla kurulan bu sistem, toplumsal olaylar, yangın, sağlık, tabiî afet gibi durumlar için önem teşkil ediyor. İstanbul’daki MOBESE kamerası sayısının bu yıl 2 bine, en kısa sürecede ise 10 bine çıkarılması bekleniyor.

HER 130 KİŞİYE BİR KAMERA

İlk kapalı devre güvenlik kamerası 1942’de Alman Nazi Ordusu tarafından V2 füzelerinin denemeleri sırasında teknik hataları yakından görmek amacıyla kullanıldı. İngiltere, 1956’da kraliçenin geçit töreni sırasında 4 güvenlik kamerası yerleştirerek kamusal alanda izleme sistemine geçiş yapan ilk ülke oldu. Günümüzde dünya genelinde 45 milyon adet güvenlik kamerası var. Yani dünyada her 130 kişiye 1 kamera düşüyor. İzleme sistemleri sadece kent içi kameralarla sınırlı değil. Otoyollardaki hız kameraları dünyada hergün 150 milyon kez otomobillerin görüntüsünü alıyor.

Türkiye’de 500 milyon dolarlık pazar oluştu

Türkiye’de güvenlik kameralarının kullanımı 10-15 yıllık geçmişe sahip. Bu kameraların özellikle son 5 yılda kullanımı artınca, her yıl yüzde 20 büyüyen güvenlik kamerası pazarının boyutu da 500 milyon doları (770 milyon TL) buldu. Maliyetleri 200 dolar ile bin dolar (308 – bin 540 TL) arasında değişen güvenlik kameraları sayesinde kayıtlar bilgisayar hafızasında tutuluyor. Bu kayıtlar bir yıl geçse bile geriye yönelik sorgulama tarama imkanı sunuyor. Bölge görüntüleme sistemi, halkın yoğun olarak bulunduğu ve geçiş güzergahı olarak bilinen yerlere konulan kameralar ile, bu kameralardan alınan görüntülerin merkeze sürekli olarak aktarılıp kaydedilmesinden oluşuyor. Bazı şirketler internet üzerinden ya da network ağlarıyla uzaktan izleme yaparak işyerlerini kontrol altında tutarken aynı zamanda çalışanların da takibi sağlanıyor. Konut tercihinde de özellikle kapalı devre kamera sistemleri ve özel güvenlik görevlileriyle 24 saat güvenliğin sağlandığı projeler öne çıkıyor.

İngiliz sokağa çıktığında gün boyunca 300 kez görüntüleniyor

İngiltere’de kurulu 4.2 milyon kamera var. Londra’da bir İngiliz sokağa çıktığında gün boyunca 300 kez, yani 4.8 dakikada bir güvenlik kameralarına yakalanıyor. Her 14 İngiliz vatandaşına 1 kamera düşüyor. 10 yıl içinde kamera sayısının dünyada 65, İngiltere’de 6 milyona çıkması bekleniyor. İzleme sistemleri sadece kent içi kameralarla sınırlı da değil. Otoyollardaki hız kameraları dünyada hergün 150 milyon, İngiltere’de ise 35 milyon kez otomobillerin görüntüsünü alıyor. 10 yıl sonra izlemeye alınmayan bir tek İngiliz vatandaşının bile kalmayacağı söyleniyor. Güvenlik kameraları sayesinde önemli soruşturmalar daha kolay çözülebiliyor. Buna yüzlerce örnek verilebilir; mesela Londra metro bombacılarının kamera görüntüleri sayesinde suç ortağı olan 14 teröristin kısa sürede yakalanması güvenlik kameralarının önemini göstermişti. Tabii bu arada, güvenlik güçlerinin işledikleri suçların da yakalanmasında aynı kameraların rolü olduğunu hatırlatalım.

İngiltere’de kameralar yatak odasını da görüntüledi

İngiltere’de Megan Franklin isimli kadın internet üzerinden

sokak güvenlik kamerasını izlerken yatak odasının görüntülerini farketti.

Güvenlik kameralarının suçların önlenmesinde ve suçluların yakalanmasında oynadığı rol tartışılmaz. Ama pek çok aydının ‘bireysel özgürlükler tehdit altında’ endişesi de yersiz değil. Mesela İngiltere’de geçen sene Megan Franklin isimli kadın CCTV kameralarının yatak odasını gözetlediğini öne sürmüştü. Surrey kentinde yaşayan hamile kadın, internette gezinirken yatak odasının görüntüsünü gördüğünü söyleyerek güvenlik kameralarından rahatsız olduğunu basına duyurmuş ve haklı çıkmıştı.

Dünyanın güvenli şehirleri arasına İzmir de katılıyor

Londra’nın güvenlik sisteminin bir benzeri İzmir’de kuruluyor. Siemens, 20’den fazla ülkede geliştirdiği Kent Güvenlik Yönetim Sistemi’ni İzmir’de uyguluyor. Yaklaşık 22 milyon TL’ye mal olacak sistemin, görüntüleri kaydetmekten olası bir kargaşada görüntüleri izleyenleri uyarmaya kadar birçok özelliği bulunuyor. Bu sistem sayesinde ‘akan bilgiler’ Dubai’de olduğu gibi şehrin değişik noktalarından oluşturulacak iki komuta kontrol merkezinde toplanacak. Örneğin, bir yangında kentin kırmızı ışıklarını itfaiyenin geçişine göre ayarlayacak. Türkiye’deki ilk olarak İzmir’de hayata geçirilen bu sistem Ağustos 2010’da hizmete başlayacak.

Dubai polisi, Mahmud El Mabhuh suikastini kameralarla çözdü

Dubai polisi, geçen ay, Mahmud El Mabhuh suikastını güvenlik kameraları sayesinde çözerek, çok ses getiren bir başarı elde etti. Hamas’ın askeri kolunun lideri, sahte bir kimlikle kaldığı bir otel odasında ölü bulunmuştu. Dubai polisi, cinayeti İsrail gizli servisi Mossad ajanlarının işlediğini ortaya çıkardı, çalıntı pasaport kullanan 27 ajanın kimliklerini tek tek belirledi ve güvenlik kameralarından elde edilen görüntüleri uç uca ekleyerek, cinayeti bir film gibi dünya kamuoyuna seyrettirdi. Sokakta hemen hiç güvenlik görevlisine rastlanmayan Dubai, dünyanın en gelişmiş güvenlik kamera sistemine sahip. Sadece havalimanının 3.000 kamerayla izlendiği söyleniyor.

(Mehtap Özcan, Hürriyet, 2010)