Gazi Risaleler

Nur talebesi Abdülkadir Badıllı anlatıyor:

“Üstadın yanında ziyarette iken bir haftalık zaman içinde birgün sabah dersinde Meyve Risalesi okundu, Siracü’n-Nûr mecmualarını iki üç sandık halinde kendi odasında durduruyordu. O sırada Siracü’n-Nûr mecmuaları başka bir yerde bulunmuyordu. Ben onun içindeki Beşinci Şua için Siracü’n-Nûr’u çok arıyordum. Ayrılacağım sırada Zübeyir Ağabeyden bir tane Siracü’n-Nûr’dan istirham ettim. Dedi, ‘Kardeşim! Hepsi Üstadımızın yanındadır. Ben isteyemem, sen gir, bir tane iste.’ Bunun üzerine huzuruna girip ayakta durup, boynumu bükerek bir tane istediğimi izhar ettim. Dedi, ‘Kürdoğlu! Ben bunları kimseye vermiyordum. Bu mecmualar Afyon Adliyesinde sekiz sene hapis yattılar. Bunlar gazidirler. Ben bunları istirahat ettiriyorum. Fakat senin hatırın için bir tane vereceğim. Bunların bedelleri yüz banknottur. Fakat ben senin için on banknota vereceğim. ‘Ben on lira kağıt para çıkarıp, kendilerine takdim ettim. ‘Ben bu parayı tutmam. Ceylân, gel al’ dedi ve bir tane kendi mübarek eliyle bana uzattı. Ben de aldım, öptüm, başıma koydum. Ve huzurundan ayrıldım.

Herkes aya çıkıyor siz hala Kur’an ile meşgulsünüz

Nur talebesi Bayram Yüksel anlatıyor:

“1958 senesinde Nazillili mahalli gazetelerce Üstadımızın aleyhinde neşriyat yapılmıştı. Biz de Üstadımıza okuduk. Üstadımız çok üzüldü. Buna bir cevap yazın demişti. Allah rahmet etsin, Zübeyir ve Ceylân Ağabeylerle beraber üç imzalı bir cevap yazıp Nazilli, Ankara vesair yerlere gönderdik. Ankara’nın genç Nur Talebeleri bu mektubu matbaada bastırıp bazı postahanelerden gönderirken memurlar bunu tesbit etmişler. O zamanki müsbet hükümete muarız, büyük gazeteler de ele geçirmişler. Çok büyük bir hâdise imiş gibi günlerce büyük maşetler attılar. ‘Nurcular Ankara’da beyanname dağıttılar’ gibi yaygara kopardılar. Hemen hükümet kuvvetleri faaliyete geçti, bizlerin hakkında tevkif kararı verdiler. Ceylân Ağabeyi Emirdağ’da yakalayıp elleri kelepçeli olarak Ankara’ya getirdiler. Bizi de Tahirî ve Rüştü Ağabeyle birlikte polis karakoluna götürdüler. Bir gece orada kaldık. Bir sandalye verdiler, sabaha kadar bir tek sandalye üzerinde nöbetleşe uyuduk. Dar bir yer. Yatacak yer zaten yok. Sabaha kadar polislerle sual-cevaplı münazara yaptık. Bizlere tehdit-tezvirler savuruyorlar, ‘Bediüzzaman nereden geçinir? Siz nereden geçinirsiniz’ ‘Herkes Aya, Güneşe çıkıyor. Sizler de insanlara Kur’ân-ı Kerim öğretmekle meşgulsünüz. Milleti kırk senedir geri bıraktınız’ gibi laflar ediliyorlardı. Biz de cevaben onlara diyorduk; ‘Kardeşim, biz sizin Aya, Güneşe çıkmanıza mani değiliz. Biz sizin imanınıza çalışıyoruz. Siz madem ki çalışıyorsunuz, Aya, Güneşe çıkın, biz size mani değil, yardımcı oluruz.’ Bu neviden çok şeyler konuşuldu.”

Canlı resminin caiziyeti

Nur talebesi Bayram Yüksel anlatıyor:

“Ankara’da Tarihçe-i Hayat neşrolunduğunda bir mektup geldi. Tarihçe-i Hayat’da resim yer aldığından mektupta resmin caiz olmadığından bahsediliyordu. Mektubu Üstadımıza okuduk. Üstadımız tebessüm etti, ‘Bir kurşun kalem ile resmin boynunu çizdi. ‘Zararı yok. Yarım insan yaşamaz ve böyle mektup yazın’ dedi. Mektubu yazan zata aynen Üstadımızın cevabını gönderdik.

Buna benzer başka bir mesele: Üstadımız Afyon hapsinden çıktığında Zübeyir Ağabey ile bir evde kalıyordu. Tahirî Ağabey Isparta’dan Üstadımızı ziyarete gelip bir akşam misafir kalıyor. Namaz kılarken resimli para olduğu için cüzdanını çıkarıyor. Sabahleyin Üstadımıza, ‘Allah’a ısmarladık’ deyip çıkıyor. Garaja geldiği zaman bilet almak için cüzdanını arıyor, bulamıyor. Hemen geriye dönüyor, Üstadın yanına geliyor. Zile basıyor. Zübeyir Ağabey çıkıyor, cüzdanını  getiriyor. O anda Üstadımız Tahirî Ağabeyi görünce, ‘Niye geldin?’ diye soruyor, Tahirî Ağabey ed, ‘Resimli para olduğu için cüzdanımı çıkartmıştım. Unutmuşum, onu almaya geldim’ diyor. Üstadımız, Tahirî Ağabeye darılıyor, ‘Bir daha böyle yapma, zararı yok, yarım insan yaşamaz’ diyor.”

Sağlıklı insan çıplak mı olur?

Kanal D’nin akşam haberlerini izliyordum. Yabancı bilim adamlarının bizim yıllardır kullandığımız bitkisel şifa kaynaklarını yeni keşfettiğinden bahsediyordu. Buraya kadar bir şey yok. Fakat haberin altında sürekli geçen çıplak manken görüntülerine bir anlam veremedim. Sağlıklı insan tanımlanırken neden baştan sona kadar bu görüntüler veriliyor? Bence kanal yöneticilerinin sağlık haberleri yapmadan ve yayınlamadan önce sağlıklı bir şekilde düşünmeleri gerekiyor. Sağlığı, güzel bir manken olarak gören-gösteren anlayış, isteyerek veya istemeyerek binlerce genci olumsuz etkileyebiliyor.

(Bekir Aygöze, 2007)

Annem beni yetiştirdi

Annem beni yetiştirdi, bu hizmete yolladı.
Teslim etti Risaleyi, Allah’a ısmarladı.
Boş oturma çalış dedi, hizmet eyle imana,
Sütüm sana helâl etmem çalışmazsan Kur’ân’a.
Yazdığımız Risaledir, okuyoruz Nurları,
Biz Nurların yardımiyle hıfzederiz imanı.
Medrese-i Nuriyedir Sav ve Barla, Eflâni,
Şakirdlere müzahirdir Abdülkadir Geylânî.
Mübarekler hey’etiyle Nur ve gül fabrikası,
Kalemleri kılınç gibi zamanın harikası.
Hapishane dedikleri oldu birer medrese,
Genç-ihtiyar, kadın-erkek koşuyorlar bu derse.
Tamam otuz beş senedir küfürle etti cihad,
Tarih-i İslâmda pek ender görünür bu sebat.
Ey Nurcular! Ey Nurcular! Ey mübarek kardeşler!
Her an sizden razı olsun Allah ve Peygamber…

(Hanımlar Rehberi)