Archive for Şubat, 2009

Üzeyir Garih'i Ergenekon Örgütü mü öldürdü?

‘Üzeyir Garih’i Ergenekon öldürdü’ diyen Doğan Kasadolu ilk kez konuştu.

Uzun zamandır devam eden Üzeyir Garih cinayeti ve Ergenekon bağlantısı haberlerine bir yenisi eklendi ve iş adamı Doğan Kasadolu bir açıklama yaptı: “Üzeyir Garih’in eski damadı bana, Üzeyir Garih’in öldürüldüğü gün büyük oğlunun evlerinden kelepçelenerek polisler tarafından götürüldüğünü ve susmaları için tehdit edildiklerini anlattı” dedi. Bu iddia ortalığı hayli karıştırdı. Yedi senedir katil diye bilinen Yener Yermez Fehmi Koru’ya bir mektup yazarak, aslında katil olmadığını söyledi. Gazetelerde, “Cinayette kullanılan bıçağa ilişkin üç Adli Tıp belgesi ve Üzeyir Garih’in kanlı gömleğinin şeması Ergenekon tutuklularından Doç. Dr. Ümit Sayın’ın evinde çıktı” haberleri yer aldı. Köşe yazarları yazılar yazdı. Kimisi bu iddialara inandı, kimisi komik buldu. Fakat iş gerçekten insanı çok merak ettirecek bir noktaya geldi. Ben de merak ediyor, bu konuyla ilgili birileriyle konuşmak istiyordum. Garih ailesini aradım, röportaj yapmak istediğimi söyledim. İzzet Garih şu aşamada kesinlikle konuşmak istemediğini söyledi.

Bir zaman sonra televizyonda Doğan Kasadolu’yu seyrettim, iddialarını anlatırken. Sonra, Adalet Bakanlığı tarafından ruh sağlığının tespiti istendiğini okudum gazetede. Ve hemen Doğan Kasadolu’yu arayıp röportaj yapmak istediğimi söyledim. Kabul etti. Konuşmaya gittim. Çok ilginç biri çıktı karşıma. Röportajdan dönerken, elimde taşınması çok zor koca bir torba tutuyordum içi evrak dolu. Son dört yıl içinde neredeyse 50 tane şikayet dilekçesi vermiş, sayısız dava açmış biri Doğan Kasadolu. Üzeyir Garih dilekçesi bunlardan sadece bir tanesi. İddiaları gerçekten ilginç, ciddi, hatta korkutucu. Dolayısıyla, araştırma işinde başarılı muhabir arkadaşlarımla sohbet ederken bu iddiaları onlara anlattım. Onlar da bana birkaç telefon numarası buldu. Alarko’nun o dönemki Dış İlişkiler Koordinatörü Falih Tümay’la konuştum. “İthalat bölümü bana bağlıydı. Kesinlikle orada müdür olmadı bu zat. Üzeyir Bey getirmişti, işe yararsa diye. Ama birkaç iş yaptı ve memnun kalmadık. Maaş kesinlikle almamıştır. Üzeyir Bey’in dostu değildir, o da Yahudi olduğu için tanışıklığı olmuştur herhalde. Sonradan kendisine Müslüman’ım dedi, adını değiştirdi nasıl yaptıysa. Üzeyir Bey’in torunu ile ilgili anlattıklarının teki bile doğru değil. Yok öyle polis arabası, kelepçe falan. Amacı ne anlamadım” dedi. Evet, bir de siz okuyup karar verin. Kasadolu bir cinayetin ipuçlarından mı bahsediyor, yoksa tamamıyla yalan mı söylüyor?

Üzeyir Garih’i kim öldürdü?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na bir dilekçe verdiniz. Ve Üzeyir Garih cinayetiyle ilgili, 7 senedir hiç söylenmemiş yeni açıklamalar yaparak akılları karıştırdınız. Nedir sizin Üzeyir Garih cinayetiyle ilgili bildikleriniz?

Bir bilgim yok. Ama bana anlatılan bir şey var. Dilekçemde de söylediğim gibi, Üzeyir Garih benim kadim dostumdur. Alarko’da çalıştım. İshak Bey’le formel mesafeli bir ilişkim vardır ama Üzeyir Bey’le yakındım. 2001 yılında ölümünün ardından zaman zaman aileyi taziyeye gittiğimde, kızı Daila, oğlu İzzet, damadı Doron’la sohbetlerim oldu tabii.

İşte bu görüşmelerimizden birinde Üzeyir Garih’in damadı Doron bana, Üzeyir Garih’in öldürüldüğü cumartesi günü, öldürülüşünden çok kısa bir vakit sonra bir polis otosunun evlerine gelerek iki oğlundan büyüğünü kelepçe takarak götürdüklerini, daha sonra yaptıkları görüşmelerde eğer bu işin üzerine giderlerse cinayeti bu çocuğun işlediğini açıklayacakları şeklinde tehdit aldıklarını, bacakları titreye titreye anlattı. “Onları da öldürecekler mi” diye tüm aile üzüntüden çok korku içindeydi o günlerde ben gördüğümde.

Siz hangi görevdeydiniz Alarko’da?
İthalat Koordinatörü’ydüm. Maaş bordrom da burada.

Şu an ne iş yapıyorsunuz? Her yerde avukat olduğunuz yazıyor ama siz avukat değilsiniz aslında?
İş adamıydım ama şu an aktif bir ticaret hayatım yok. Geçinecek kadar param var. Gayrimenkullerim var. Kira gelirlerim var. Çok sıkışırsam satıyorum bir tanesini. Kabuğuma çekildim. Uğraştığım işler sonuçlanırsa on ikiden vuracağım ama. Avukat değilim ama beni rahatsız eden ne konu olursa yargıya götürmekten çekinmem. Hakkımı aramak için dava açmakta hiç tereddüt etmem. Öyle yetiştirildim. Bu yüzden avukat zanneden çok olur. 89 yılına kadar adliyeye girmemiş adamdım ben, şimdi çıkmıyorum o ayrı.

Alarko’nun eski Dış İlişkiler Müdürü Falih Tümay’la konuştum. Sizin Alarko’da İthalat Müdürü olmadığınızı, belki birkaç iş için yardım ettiğinizi, buna karşılık olarak da size bir bordro verilmediğini söyledi.
Direkt Üzeyir Bey’le çalıştım. Başka birine bağlı değildim. Maaş aldım. Ayhan Yavrucuk’la beraber girdim Alarko’ya 1977 yılında.

Bir de, aslında Yahudi olduğunuzu, asıl isminizin de David Kasado olduğunu söyledi. Ne zaman Müslüman oldunuz?
Bu konuda bir beyanda bulunmam. Herkes ne olduğumu bilir. Ben ciddi bir para harcıyorum, yargı çalışsın istiyorum. Benim amacım bu. Bu konu dışı. Dilin kemiği yok.

Benim asıl merak ettiğim 7,5 sene önce anlattı size bunu damat Doron, sizin iddianıza göre. Siz bunu şimdi açıkladınız, neden?
Şimdi cesaret buldum. Çünkü daha önce böyle zemin oluşmamıştı. Ama köşe yazılarında falan bir iki şey çıkıyordu, çünkü dost ortamlarında anlatıyordum ben bunları gazeteci arkadaşlarıma. Yani hep işin içindeydim. Ama bu Eylül’de Ergenekon ve Üzeyir Garih cinayeti ile ilgili haberler gündeme gelmeye başlayınca, ilk haber Yenişafak gazetesinde sonra Vakit gazetesinde çıktı, benim için de zamanı gelmiş oldu. Çünkü daha önce bana düşen bir şey yoktu. Aileyi ilgilendiren bir durumdu. Ama Garih ailesinin avukatının hazırladığı dosyaya baktım, avukatın şikayet dilekçesi yok. Yüksek yargıtayda aileden kimsenin ifadesi yok bu konuda. Korkuyorlar. Haklılar. Yeni deliller ortaya çıkmaya başlayınca, Üzeyir Garih’in öldürülmesine üzülmüş olmam, Yener Yermez’in insanı tatmin etmeyen bir yargılamayla mahkum edilmesi, ayrıca benim de bir Ergenekon mağduru olmam bu dilekçeyi vermeme yetti. Bu dilekçeyi 3 ay önce 7 Ekim’de, Yargıtay Savcısı’na danışarak verdim.

Nasıl yani?
Bunu bir vatandaşlık hizmeti olarak gördüm, “İsterseniz bildiğimi yazıp dilekçemi vereyim, faydalı görürseniz kullanırsınız, bulmazsanız yırtıp atarsınız” dedim. “Ver, bakalım” dedi. Verdim, baktılar herhalde işe yarar buldular. Mevzu büyüdü birden.

Üzeyir Garih’i başka yerde öldürüp mezarlığa attılar, ölüm saati belli değil

Yener Yermez için “İnsanı tatmin etmeyen bir yargılamayla mahkum edildi” dediniz. Siz o dönem davayı takip ettiniz mi?
Dosya delilleri o çocuğu mahkum etmeye yetersiz. Davanın tekrar açılıp o çocuğun tahliye olması lazım. Gerçek katillerin de bulunması lazım. Bu kadar açık. Hak yerini bulmadı. Örgüt ya da Ergenekon karar verdi, suçu bu çocuğa attılar. Ayrıca iki bıçak kullanıldığı ortaya çıkıyor. Üç kişi tarafından öldürüldüğü, vücuttaki bıçak darbelerinden çok açık ortada. Hem sağda hem solda bıçak yarası var. Ölüm saati hâlâ belli değil. Dosyada yok. Üzeyir Garih’e tırnaktan bakılan test yapılmadı, ölüm saati ortaya çıkmasın diye tespit edilmedi. Başka yerde öldürüp oraya attılar. Bıçakta adamın parmak izi yok, Üzeyir’in kanı var. Pantolonda kan var ama pantolon kimin. 11 bıçak darbesi var, 9’u öldürücü. Öldürmüşler adamı. Küçük paralar için değil. Zaten Üzeyir yolda gördüğüne para veren, yardım eden biriydi. Vermezlik yapmaz ki. Fakirlikten gelmiş bir adam. Geçmişini unutmamış adam.

Niye öldürdüler peki sizce Üzeyir Garih’i?
Bilmiyorum ama mutlaka daha önce vermiş olduğu büyük paraları artık vermediği içindir. Zaten aile de bu yüzden sessiz. Ses çıkarırlarsa örgüte para verdikleri de çıkacak ortaya. Bunu istemiyorlar, olanları sineye çekiyorlar.

Garih ailesine yardım peşinde değilim, sadece bildiğimi anlattım

İshak Alaton’la, Üzeyir Garih’in oğlu İzzet Garih’le ya da kızı Daila Garih’le hiç konuştunuz mu?
Hayır konuşmadım. Niye konuşayım. Çözülmesini istemiyorlar ki onlar.

Ama kadim dostumdur diyorsunuz Üzeyir Garih için, anlattıklarınız çok ciddi iddialar. Bu açıklamaları onlarla konuşarak yapsanız, daha dostça bir tavır olmaz mı sizce?
Ben aileye yardım peşinde değilim. Ben Üzeyir’le ilgili bildiklerimi ortaya koydum. Mahkemenin işine yarar ya da yaramaz, o da beni ilgilendirmiyor. Ben tanık olduğum bir olayı ortaya koydum.

Üzeyir Garih’in damadı Doron Herzowitz’e güvenir misiniz? Çünkü “tanık olduğum” diyorsunuz ama aslında sadece dinlediğiniz bir olayı aksettiriyorsunuz. Doron Herzowitz’le konuştunuz mu tekrar mesela?
Konuşmadım, istiyorsa hadi yalanlasın.

Korkmaz Yiğit Ergenekon’un Allah’ı ama dokunulmazlığı var, kimse ona dokunamıyor

Ergenekon mağduruyum dediniz. Bu ne demek?
Korkmaz Yiğit Ergenekon’un Allah’ı, ama dokunulmazlığı var.

Korkmaz Yiğit’le davalıksınız değil mi?
Siz Ergenekon dersiniz, ben örgüt diyorum, TMSF’nin başındaki Ahmet Ertürk derin mekanizma diyor. Ne dersek diyelim ortada bir örgüt var, Korkmaz Yiğit çok ciddi bir ayağı. Beni öldürmek istiyor, yok etmek istiyor yani. Bunu belgelerimle kanıtlarım size. Sayısız konuyla ilgili şikayet dilekçem var. Açılmış davam var. TMSF’de tahsilat bölümüne istihbarat taşıyordum 2004 yılında. Korkmaz Yiğit de Bank Ekspres’in sahibiydi. İzzet Saban Korkmaz Yiğit’in kasası, bütün paralar orada. Yönetim kurulunda ayrıca. 700 milyon dolar borçları var devlete. TMSF’nin bu paraları almasına yardımcı oldum. Bana tazminat davası açtı Korkmaz Yiğit, hakime söylüyor “Bunu Adli Tıp’a sevk edeceksin, bu adam deli.” Manevi tazminat davasıyla Adli Tıp’ın ne alakası var. Amaçları beni öldürmek. Bunu şikayet ettim hemen. Çünkü işi bilenler söylüyor, bunlar adliyenin en azgın şebekesi ve herkese tehditle iş yaptırıyorlar. Bana da deli raporu aldıracak. Verdiğim hiçbir dilekçenin hükmü olmayacak tabii. Bunun bir avukatı var, adını veremem, dava açılır. Bu işin profesyoneli. Bas parayı al kararı Adli Tıp’tan. Allah’a şükür ruh sağlığım iyi çıktı, yanında da zekam çok yüksekmiş, o da çıktı.

Siz Korkmaz Yiğit’in açtığı dava üzerine mi ruh sağlığı tespitine gittiniz?
Üzeyir Garih gündeme gelince bu sefer bunlar celallendi. Bunlarla işbirliği yapıyorlar çünkü. Tam bu olay çıktı, benim de deli olduğumu saptamaya çalışıyorlar. Tesadüf mü bu? Garih ailesi de böyle pasifize edildi işti. Tehditle. Dava dosyasında 15 tane eksik var belki. Ben tekinin üzerinde durdum, Doron’un beyanını söyledim. Bana güvenlik sağlasınlar, gerisini de anlatayım. Güvenlik de istemem aslında, anlatırım yani.

7 Ekim 2008’de Üzeyir Garih cinayetiyle ilgili verdiğiniz dilekçede, dördüncü sayfada iş Korkmaz Yiğit’e geliyor ve sonunda da tanık koruma programının güvencesine alınmak istiyorsunuz. İki farklı konuyu niye birleştirmeye çalışıyorsunuz?
Ergenekon bir yerde bitecek, bitmeli. Katkım olursa diye o dilekçeyi verdim. Bu adamlar duracak mı? Hayır! Teftiş Kurulu Başkanı’nın utanç verici suçları bunlar. Yargılanmalı.

(Sanem Altan, Vatan)

İki renk karışımı

Köpeğin gıybeti yapılır mı?

Aziz ve mualla Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri’nin nihayetsiz şefkatinin bir örneğini Molla Hamid Ağabey anlatıyor:

”Bir gün camiin hücre kapısını açık unutmuştuk. Talebe arkadaşların küpte kavurmaları vardı. İçeri giren bir köpek, küpe kafasını sokup kavurmaları yemiş, sonra da kafasını çıkaramayınca küpü kırıp kaçmış.

“Talebe arkadaşların canı çok sıkılmıştı. Bir tertiple köpeği tekrar celbedip, sopa ile döveceklerdi. Üstad vaziyeti öğrenince, onları vazgeçirmek istedi. Molla Resûl:

“Seyda biraz kıymamız vardı. Biz kıyamıyorduk ki, yiyelim. Halbuki bir köpek gelerek hem kıymayı yemiş, hem de küpü kırmış. Bize zarar verdi. Nasıl biz onu dövmeyelim?’ dedi, Üstad:

“Molla Resûl, senden soruyorum, vicdanen söyle, sen aç kalsan, paran da olmasa, bir şey almaya gücün de olmasa, nihayet açık bir yerde bir et bulsan, yer misin, yemez misin? Halbuki aklın var, idrak ediyorsun ki, bu etin sahibi var’ diye konuştu.

“Molla Resûl, Üstad’ın bu konuşması üzerine bir müddet konuşmayarak sustu: Sonra cevaben:

“Evet, yerim Seyda!’ dedi.

“Üstad tekrar buyurdu ki:

“Bu hayvandır, aklı yoktur. Haramı helâli bilmiyor. Hayır ve şerri tanımıyor. Sahibinin kendisini döveceğini de bilmiyor. Elbette açık kapıdan girip, kıymalarınızı yemiş. Bundan dolayı cezaya müstehak mıdır?Sizden soruyorum, elinizi vicdanınıza koyarak cevap verin.’

“Sonra Molla Resûl ve arkadaşları, köpekte kabahat yoktur diye kabul ettiler. Üstad:

“Madem öyledir. Bu hayvanın gıybetini yapmayın ve helâl edin!’

“Molla Resûl, Üstad Hazretleriyle biraz samimî konuşurdu, hem yaş itibariyle de Üstad’dan birkaç yaş büyüktü. Gülerek, Üstad’a hitaben:

“Seyda içimizden gelmiyor ki, helâl edeyim. Fakat siz helâlleşmeye bizi ikna ettiniz’ dedi.

(Necmeddin Şahiner, Son Şahitler)

Telc, Czech

Karlovy Vary, Czech