Archive for Ağustos, 2010

Topraklı Deri

Aynı Cins Farklı Renk

Sepet Yuva

Hayır Cazibesi

Nimetlere Şükretmek ve Azmamak

Yediğimiz yemekler Allah’ın bize rızık kıldığı şeylerdir. Kaliteli olmayan yiyecekleri tenkit etmek doğru değildir. Pilav lapa olmuş, yiyeceksin ve şükr edeceksin. Ekmek biraz kurumuş yiyeceksin ve şükr edeceksin. Tavuk kızartması yerken “Bu ne biçim tavuk, eski tavuklar çok lezzetli olurdu” demek, küfran-ı nimettir. Bari, “Rabbimizin nimetlerine şükürler olsun, eskiden köy tavukları vardı, onların lezzeti başkaydı.” de. Sağlığa zarar verecek bozuk yiyecekler dışında, kalitesiz de olsalar her helâl gıda maddesi yenir.

Gurur ve kibrinden dolayı mütevazı yemekleri hor görenler, tenkit edenler, bir gün gelir onlara muhtaç olur. Allah gururlananları, kibirlenenleri sevmez.

Tarhana çorbası, yeşil mercimek yemeği, bulgur pilavı ve kuru erik hoşafı ne büyük bir ziyafettir. Pakistan’da 15 milyon kardeşimiz su baskınları dolayısıyla perişan vaziyette. Onlara böyle bir ziyafet verilse ne kadar sevinirler.

Yeme içme konusunda kendimizden yüksekte olanlara değil, alçakta olanlara bakmalıyız.

İnsanlığa en güzel örnek ve model olarak gönderilmiş Resûl-i Kibriya aleyhi ekmelüttahaya Efendimiz hazretleri ne kadar mütevazı yaşarlardı, “Paça yemeği daveti bile olsa icabet ediniz” buyurmuşlardır.

Eline para geçince azan, kuduran, lüks ve sefahate yönelen kişiler ne kadar hayırsız, uğursuz, dengesiz kimselerdir.

Zengin mi oldun, paylaşma ahlâkı ile ahlâklanıp imkânsızlara, muhtaçlara ikram edeceksin.

Lokantaya gittin, güzel bir yemek yedin. Bu yüzden sana sevap yazılmaz. Giderken yanına imkansız birini alıp ona yemek yedirdin.İşte bundan sevap ve ecir kazanırsın.

Pisboğazlık günahtır.

Devamlı olarak doyduktan sonra yemek günahtır. İstisnâî olarak misafirlikte veya iftarda biraz fazla yenilebilir.

Lüks lokantalara giderek gururlanmak ve kibirlenmek büyük günahtır.

İsraf günahtır.

Allah’tan korkan Müslümanlar yemek içmek konusunda şer’î ve ahlâkî sınırları aşmazlar, azmazlar, kudurmazlar.

Müslüman yemek için yaşamaz, yaşamak için yer.

Bu devirde birtakım türediler nazarında yeme içme mecazî mânâda din haline gelmiştir.

Devamlı pahalı, lüks yemekler yiyen, doyduktan sonra yiyen, beslenme konusunda sınırları aşan kimseler dünya hayatında hastalıklarla ceza görür, terbiye edilir.

Sakın mütevazı ve basit yemekleri hor görme. Gün gelir, bu küstahlığından dolayı burnun yere sürtülür ve bir kaşık bulgur pilavına muhtaç kalırsın.

Sakın “Ben ucuz halk lokantalarında yiyemem”deme, öyle bir gün gelir ki, bir sille yersin, dördüncü sınıf lokantaya gidecek para bulamazsın.

Ey sersem! Ne oldum deme, ne olacağım de.

Topraktan yaratılmışsın, toprağa yakın ol.

Yükseklere çıkmaya heves etme, yüksekten düşen kurtulmaz.

Âdemoğullarının Seyidi nasıl yaşamış, nasıl yemiş içmiş onu örnek al. Rızkına razı ol, şükr et.

Sakın azanlardan, kuduranlardan, gururlananlardan, kibirlenenlerden, beyinsizlerden olma.

Ehlullaha bak. Onlar bulunca dağıtıp infak ediyorlardı. Bulmayınca şükr ediyorlardı.

(M. Şevket Eygi, Milli Gazete, 2010-08-31)