Archive for Eylül, 2010

Çiçeğini de Ateşini de Kendi Eliyle Götüren İnsan

Arif Nihat, iyi bir müslümandı. Bir gün bana:

“Yavuz sağ elini aç bakayım. Arapça rakamlarla kaç yazıyor, oku!”

Açtım baktım Arap rakamlarıyla 81 yazıyordu.

Sol avucunu aç; onda ne yazıyor?” dedi.

Açtım, onda da 18 yazıyordu.

81’le 18’i topla” dedi.

Topladım 99.

Bu rakam sana neyi hatırlatıyor?” diye sordu.

Tabiki Allah’ın 99 sıfatı!” diye cevapladım.

Peki 81’den 18’i çıkarınca kaç kalıyor?

Elbette 63.

Peki bu sana neyi çağrıştırıyor?” diye sordu.

Düşündüm! Aklıma hemen Resulullah Efendimizin ölüm yaşı geldi. Peygamberimiz 63 yaşında ölmüştü. Bana dönerek:

Bak Yavuz! Allah milyarlarca insanın avucuna bu ilâhî mührü vurmuştur. Bu asla tesadüf olamaz. Tesadüf olsaydı birkaç insanın avucunda olurdu.” dedi.

(Yavuz Bülent Bakiler)


Toplamak

İlk İletişim

İstanbul'un İlkleri

Kadir Has Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi Süleyman Faruk Göncüoğlu tarafından hazırlanan kitapta, İstanbul’daki ilk depremden ilk bedesten soygununa, ilk Türkçe ezandan ilk padişah suikastına, ilk gece kulübünden ilk genelevin açılmasına kadar birçok “ilk”e yer veriliyor.

Süleyman Faruk Göncüoğlu

BİLİNEN İLK YER SARSINTISI

“İstanbul’da bilinen ilk yer sarsıntısı, miladi 358 yılında oldu. Kentte büyük hasara yol açan depremde, büyük taş binaların çoğu zarar gördü.

İLK SÜTUN: ÇEMBERLİTAŞ

İstanbul’daki ilk tarihi sütun, bugün bulunduğu semte de adını veren Çemberlitaş. Roma’nın dünyaya yayıldığı yıllarda Frigya’dan alınarak Roma’daki Apollon tapınağı önüne dikilen sütun, I. Konstantinus tarafından Roma’dan getirtilerek, 11 Mayıs 330 tarihinde şimdiki yerine dikilip üzerine de kendi heykeli kondu.

İLK NÜFUS SAYIMI

‘Fetih’ten 2 yıl sonra 1455’te, Fatih’in emriyle İstanbul’da ilk nüfus sayımı yapıldı. Bu sayıma ait defterde, Galata mahallelerinde oturanlar, devlete vergi ödeyen ve ödemeyenler, zengin ve fakirler, fetihten sonra gidenler, kalanlar veya tekrar dönenler, medeni ve ailevi durumları, dinleri ve sosyal nitelikleri belirtildi. 1477 yılında yapılan nüfus sayımı uyarınca da, İstanbul (Avrupa) yakasında 14 bin 803 hanelik nüfusun 8 bin 951’i Müslüman Türk, Galata’da ise 1521 hanelik nüfusun 535’i Müslüman Türk’tü. Bu rakama askerler, medrese öğrencileri ve tutsaklar eklenince kentin nüfusu yüz bine yaklaşıyordu.

YURTDIŞINA KAÇIRILAN İLK ESER

İstanbul, 13 Nisan 1204 tarihinde 4. Haçlı Seferi ile ilk olarak Latinler tarafından işgal edildi ve kent 3 gün boyunca yağmalanıp tahrip edildi. 57 yıl süren işgal, 1261 yılında sona erdi. İstanbul’u yağmalayan Venediklilerin götürdükleri Bizans ganimetleri arasında en değerli parça, bugün hala Venedik’te San Marco Kilisesi’nin kapısının üzerinde duran dört at heykeli. Bu heykeller, İstanbul’da Hipodrom’da bulunuyordu.

İLK HOKKABAZLIK – İLK GÖZBAĞCI

İstanbul’da hokkabazlık, 1492 yılında Portekiz ve İspanya’dan kaçıp kente gelen Yahudiler tarafından getirildi. İstanbul’a gelen ilk gözbağcı olan Amerikalı Jakop Philadelphia ise (1735-1795) Sultan 3. Mustafa’ya oyunlar gösterdi.

İLK KAHVE VE KAHVEHANE

Türkiye’de, 16. yüzyılın ortalarına kadar kahvenin adı dahi bilinmiyordu. Kahvenin ilk defa İstanbul’da kullanılmaya başlanması hakkında 3 tarih var; 1551, 1552 ve 1561. İlk kahvehaneleri 1552 veya 1554 yılında Tahtakale’de Halepli Hakem ile Suriyeli Şems açtı. Kente ilk kahve de 1551 yılında getirildi, ancak Tophane gümrüğünden içeri sokulmadı. İstanbul’da açılan ilk kahvehaneler, okur-yazarların, dönemin kibar ve münevver insanlarının devam ettiği birer kültür merkeziydi.

İLK TÜTÜN KULLANIMI
Tütünün İstanbul’da kullanılmaya başlanması ise 17. yüzyılın ilk yıllarına rastlıyor. İstanbul’a, bir İngiliz donanma gemisiyle getirilen ilk tütünün ardından (1605-1606), tütün kullanımı Sultan 1. Ahmet döneminde iyice arttı. Tütünün kahve ile birlikte içilmesi, halkın kahvehanelere gitmesine yol açtı. Bu dönemde henüz sigara yapımı bilinmediği için tütün, ucuna tütün konulan lülesi bulunan çubuklarla içilirdi.

İLK BEDESTEN SOYGUNU

Kapalıçarşı’nın kapanış saatinden önce üç kapı kapanır, İnciciler Kapısı çarşı boşalıncaya kadar açık tutulurdu. Bir bölükbaşı elinde kalın bir sopayla dükkanları dolaşır, içeride gündüzden saklanmış kimsenin bulunup bulunmadığını kontrol ederdi. Bu sayede çarşıda yüzyıllar boyunca tek hırsızlık olayı olmadı. Ta ki ‘bedesten soygunu’ olarak geçen 1591 yılındakine kadar. Bir sabah dükkanlarını açan tacirler, dolaplarının açık olduğunu görerek paniğe kapıldı. Yapılan sayımda çalınanın 30 bin altını geçtiği görüldü. Bedesten kapatılıp içindeki dükkanlar tek tek arandı. Şüpheli görülenler sorgulandı, ancak suçlular bulunamadı. Yeniçeri Ağası’nın suçluyu bedesten dışından aramaya başlamasıyla bir Acem’in dükkanında çalıntı eşya ve altın bulundu. Soyguncu da, suçunu itiraf edince idam edildi.

LATİN ALFABESİNİN İLK KULLANILIŞI

Türkçe’nin Latin harfleriyle yazılması ilk kez 3. Selim döneminde İstanbul’da gerçekleşti. Padişahın kız kardeşi ve 3. Mustafa’nın kızı Hatice Sultan’ın Sahil Sarayı’nın batı üslubuna göre restore edilmesi sırasında Latin alfabesi kullanıldı. Sarayın restorasyonunu gerçekleştiren Fransız mimar Melling’in şahsen görüşmesi imkansız olduğu için Hatice Sultan ile yazışarak yaptığı görüşmelerde Latin alfabesi tercih edildi. Türkçe konuşabilen Melling Arap harfleri ve alfabesini bilmediğinden, Hatice Sultan Melling’e isteklerini bildirmek için Latin harfleri ile Türkçe pusulalar gönderdi. Böylece Türkçe’de Latin harfleri ilk kez kullanılmış oldu.

İLK VE SON ‘RECM’ OLAYI

17. yüzyılda, Sultan 4. Mehmet döneminde, Aksaray’da oturan Abdullah Çelebi adlı bir adamın genç ve güzel eşinin bir Yahudi çırağıyla ilişkisi olduğu söylentisi çıktı. Dedikoduların artması ve zina yapıldığının da söylenmesi üzerine, durum mahkemeye intikal etti. Olay büyük yankı yaratırken, davaya Ahmet Efendi baktı. Ahmet Efendi, önce suçluları, sonra da şahitleri dinledi ve ‘recm’ kararı verdi. İnfaz, Atmeydanı’nda gerçekleşti. Hükmü veren Beyazıtzade Ahmet Efendi de, suçlunun başında bizzat bulundu. Olayın yankıları uzun süre devam ederken, devrin uleması kararı veren Ahmet Efendi’ye selamı sabahı kesip onu boykot etti.

İLK TRAFİK KAZASI

İstanbul’da ilk trafik kazası, 1912 yılında, bugünkü Şişli Camii önünde oldu. İtalyan elçiliğinin şoförü, bir Arnavut’a çarparak yaraladı. Kazayı yaptıktan sonra kaçmaya çalışan şoför, Pangaltı’da arabasıyla giderken yakalandı.

İLK KUMARHANE

İstanbul’da ilk kumarhane, ‘Encümen-i Ülfet’ adıyla, 1870 yılında zamanın Maliye Nazırı Mısırlı Prens Mustafa Paşa tarafından Çemberlitaş’taki Asım Paşa Konağı’nda açıldı.

İLK SİNEMA

Sinematograf, Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk defa Yıldız Sarayı’nda Sultan 2. Abdülhamit’in huzurunda sihirbaz Bernard tarafından gösterildi. İstanbul’da halka açık sinema gösterisi ise Weinberg tarafından 1897 yılında Galatasaray’daki Sponeck Birahanesi’nde yapıldı. Kentteki ilk sinema da, Şehzadebaşı’ndaki Fevziye Kıraathanesi’nde açıldı.

KARNE İLE İLK EKMEK

İstanbul’da, 14 Ocak 1942 tarihinden itibaren ilk kez karne ile ekmek satılmasına başlandı. Bu tarihten sonra “Francala” ekmek üretimi durduruldu. Ekmek alabilmek için nahiye müdürlüklerinden karne temin etmek gerekiyordu.

İLK GREV

İstanbul’da ilk grev, Beyoğlu telgraf işçileri tarafından 1872 yılında yapıldı. Tramvay ve tünel işçilerinin 1920 yılının Mayıs ayında yaptıkları grev ise İstanbul tarihindeki ilk büyük grevdi. Yevmiyelerinin artırılmasını ve bazı sosyal haklar isteyen işçiler, olumlu yanıt alamayınca 10 Mayıs’ta greve başladı.

İLK TÜRKÇE EZAN VE KURANIKERİM

İlk Türkçe ezan, 30 Ocak 1932 tarihinde Hafız Rifat Bey tarafından Fatih Camii’nde ikindi vakti okundu. Türkçe Kuranı Kerim çalışmaları da, 1932 yılında başlatıldı. Beyoğlu İstiklal Caddesi üzerinde bulunan Ağa Camii’nde ise bu tarihten itibaren imam, smokin ile cuma vaazı ve hutbeyi okudu.

İLK PADİŞAH SUİKASTI

Saltanat arabasıyla Hamidiye Camii’ne cuma namazına gelen Sultan 2. Abdülhamit namaz çıkışında Şeyhülislam Cemaleddin Efendi’yle konuşurken, bombalı araba patladı. Olayda Sultan yara almadan kurtulurken, 26 kişi öldü, 58 kişi yaralandı, 20 at da telef oldu. Ermeni terör örgütünün gerçekleştirdiği bu suikastta, suikastçıların arasında Belçikalı anarşist Edward Joris de bulunuyordu.

İSTANBUL’UN İLK GECE KULÜBÜ

Osmanlı İstanbulunda, ‘Pera’ (karşı yaka) dışında meyhane ya da benzeri eğlence yerlerinin açılmasına izin verilmezdi. Batılı anlamdaki ilk kulüp, Sadrazam Mehmed Emin Ali Paşa’nın himayesinde 24 Kasım 1870’te ‘Encümen-i Ülfet’ (Dostluk Cemiyeti) ismiyle açıldı. Alkollü içki ve kumarın serbest olduğu kulüp, Ramazan ayının ilk günü hizmete girdi. Böylelikle ‘ilim ve irfan erbabının, şairlerin ve sanatkarların hoşça vakit geçirmelerini amaçlıyoruz’ mesajı verilmek istendi, ancak kulüp tepkiler üzerine açıldıktan bir yıl sonra kapatıldı.

İLK GENELEV

İstanbul’da ilk genelev düşüncesi, Kırım Savaşı sırasında (1853-1856) kente çok fazla Avrupalının gelmesi ve yaşantı şekillerini burada da sürdürmeleri sonucunda ortaya çıktı. Kente yerleşen Avrupalılar, Galata ve Beyoğlu’nda çeşitli ahlaki sorunların yaşanmasına neden oldu. Bölge sakinlerinlerinden bazılarının da aynı yaşantıya eğilim göstermesi sonucu, mahalle aralarında bu amaçla kullanılacak evler kurulmaya başlandı. Beyoğlu’nda ‘Altıncı Daire’ adı altında fuhuş yapan kadınlar, bir çeşit denetim altında tutuluyordu. Fuhuş yapılan evlerin mahalle içlerine doğru yayılması üzerine, 1884 yılı Şubat ayında Şura-yı Devlet kararıyla bir talimatname yayınlanarak ilk genelev Beyoğlu’nda kuruldu. ‘Abanoz Sokağı’ adı verilen bu genelev dışında genelev açılması ise yasaklandı.

(AA, 2004)

Ankara'nın Buhranlaşan Havası

Ankara Bentderesi, 1920

Ankara Bentderesi, 1930

Ankara Bentderesi, 2006