Archive for Mart, 2011

Çek Bir Senet

Paranın Saltanatı

Globalleşen dünyada en büyük güç paradır. Para kimdedir? Dev holdinglerde, uluslararası dev şirketlerde, dev bankalarda. Başka? Birtakım diktatörlerde. Tunuslu Bin Ali‘nin, Mısır diktatörü Mübarek‘in, Kaddafi‘nin servetlerini duymadınız mı? Daha başka? Birtakım zengin şahıslarda. Sonra? Bazı siyaset ve belediye adamlarında. Bazı dini cemaat ve tarikatlarda. İslam dünyasındaki bazı kral ve sultanlarda. Bazı devlet ve hükümet başkanlarında.

Peki demokrasi, insan hakları, hukuk falan ne oluyor? Bazı ülkelerde ve devletlerde onlar da var ama para ile barışık iseler ne ala. Barışık ve uzlaşmış değilseler para onları tahakkümü altına alıyor veya deviriyor.

Bizde durum nasıldır? Ben üç yüz milyar diyeyim, siz beş yüz milyar deyin kara para var. Hiçbir güç bu kara paranın üzerine gidemiyor. Kara para babalarının büyük nüfuzu ve gücü var.

Türkiye’de çok zengin, doların on milyarıyla zengin kimler var?

Birtakım holding, şirket, banka sahipleri var. Sonra birtakım politikacılar var. Birtakım eski ve yeni belediyecilerin kara para babası olduğuna dair yaygın ve yoğun rivayetler var.

Kara paralar nasıl saklanıyor? Bendeniz bu işlerin uzmanı değilim. Bildiğim kadarıyla gizli hesaplar var, emanetçiler var. Bu emanetçiler bazen babaya ihanet ediyorlar mı? Eden oluyor.

Türkiye’deki en büyük sektörler nelerdir?

Bildiklerimi sayayım:

Uyuşturucu ticareti. Kadın ve fuhuş ticareti. Yurdu baştan başa sarmış mafyalar. Din ticareti ve sömürüsü. Silah kaçakçılığı. Bazı belediyelerdeki yapılaşma dalavereleri vs.

Türkiye’nin devlet, ülke ve halk olarak soyulduğunu söyleyebilir miyiz?

Söyleyebiliriz. Ecevit iktidarı zamanında müzmin ve yüksek enflasyonla yüz milyarlarca dolarlık vurgun yapılmıştı.

Bir devalüasyonda bir gecede bir şirketin 4,5 milyar dolar kazandığı söyleniyor.

Peki bu işin/işlerin sonu ne olacak?

Nasıl, ne şekilde olacak bilmem ama sonunda büyük bir yıkım olacak.

Niçin kalkınma olmayacak da yıkım olacak?

Bendeniz Müslümanım, haram ve kara para ile abad olunmayacağını kesin şekilde bilirim.

(M. Şevket Eygi, Milli Gazete, 2011-03-31)

Sadece İdam Değil, Dayak da Geri Gelmeli

Herif üç küçük çocuğu kirletmiş, sonra öldürüp gömmüş, üstelik canlarını aldığı yerde piknik bile yapmış; kadın üvey torununun kafasını çekiçle parçalamış, hırsını alamayınca bıçağı kapıp kurbanlık koyun gibi doğramış ve cesed parçalarını çöpe atarken yakalanmış.

2009 yılında Kayseri’de Bayram Şekeri toplarken kaybolan üç çocuk,

uzun bir süre sonra tecavüz edilerik öldürülmüş şekilde bulunmuştu.

Fırat Sezer üvey annesi ve anneannesi tarafından,

kafası çekiçle parçalanarak öldürülmüştü, Şanlıurfa, 2011.

Bütün bu vahşetler gözümüzün önünde yaşanırken biz hâlâ idamın geri getirilmesinin gerekli olup olmadığını tartışıyoruz. Birçok parti cezanın kanunda yeniden yeralması hususunda görüş birliği içerisinde, CHP ise karşı çıkıyor ve gerekçesi de artık hemen her konuda söylenen mâlûm kavramlar: Çağdaşlık, çağdışılık, insan hakları, vesaire. Üstelik idamı tartışmak demokrasi ayıbıymış ve kanunlarımızda “ağırlaştırılmış müebbed” diye bir ceza varmış.

Bir zamanlar ezanı aslına çeviren Adnan Menderes‘i idama götüren CHP,

şimdilerde çocuk tecavüzcülerin idamını istemiyor.

HÜCREDE ÖLEN VAR MI?

Siz son 20-30 sene içerisinde hiç böyle hunharca cinayetleri işleyip de ağırlaştırılmış müebbede mahkûm olup hücresinde gebermiş bir sapıktan bahsedildiğini işittiniz mi? Ben işitmedim; işitmemem bir yana iyi hal, şartlı tahliye yahut af vesaire ile birkaç senede serbest kalmış dünya kadar katilin aramızda elini-kolunu sallayarak dolaştığını hep beraber gördük!

Ölüm cezasına karşı çıkan siyasîler kurbanların yakınlarının acılarını çağdaşlık, demokrasi ve insan hakları gibisinden kavramlar sayesinde hafifleyeceğini, çağdaşlığı yakalamış olmakla övünüp üzüntülerini unutacaklarını düşünüyorlar zâhir. İdamı “Avrupa Uyum Yasaları” gereği kaldırmış olmamıza rağmen Avrupa’nın hâlâ dışında kalmamız ve illânihaye kalacak gibi görünmemiz meselesine ise hiç girmeyeyim! Ben sadece idamın değil, bir başka cezanın daha tekrar geri gelmesini istiyorum: Eski kanunnâmelerimizin değişmez maddesi olan resmî dayağın dönüşünü!

Dayak, Türkiye‘de ve İngiltere‘de hâkim takdiri ile asırlar boyunca hep resmî ceza olarak vârolmuştu. Biz, bu uygulamayı Tanzimat sonrasında askerî okullar dışında resmen kaldırdık ama İngiltere’de 1970‘lere kadar devam etti. Mahkemeler suçun çeşidine göre hem hapis hem de kırbaç cezasına hükmettiler. Disiplin, donanmada ve hapishanelerde yüzyıllarca şimdi uçuk cinsel fantazilerin vasıtası olan “cat o’nine tail” yani “dokuz kuyruklu kedi” denen kırbaçla sağlandı.

SERSERİ BUNU ANLIYOR

Kaba ete genellikle değnekle vurulan ve “spanking” dedikleri dayak ise, İngiliz okullarının 1980‘lere kadar resmî ceza şekliydi; hattâ Kraliçe Elizabeth‘in öğrencilik senelerinde azgınlık yapan oğlu Prens Charles‘a bile bu şekilde güzel bir sopa çekilmişti. Okullarda dayağı 1980‘lerde yasaklayan İngiltere’de, disiplinsizliğin önünün bir türlü alınamaması yüzünden, uygulamanın tekrar başlatılması konusunda şimdi yoğun bir tartışma var. Dayak, İngiltere’nin eski sömürgelerinde, meselâ Singapur’da ve Malezya’da ise sadece okulda değil, kanunlarda bile hâlâ duruyor.

Herhalde hatırlarsınız: Michael Fay adındaki Amerikalı genç bir serseri 1994‘te Singapur‘da parketmiş otomobillerin kaportalarına boya sıkarken yakalanmış ve dayağa mahkûm olmuştu. Amerika’da yer yerinden oynamış ama Singapurlular dayağın kendilerine “eski Anglosakson hukukundan gelmiş olduğunu” söyleyip cezayı tatbikten çekinmemiş ve genç serserinin bir tarafını değneklerle güzelce dağıtmışlardı!

Michael Fay

Hâkimin elindeki sopa, bugün birçok memlekette en iyi asayiş sağlama vasıtasıdır. Çok sık söylendiği için artık gına getiren bir benzetme var ama maalesef doğru ve hatırlatmam gerekiyor: Özgürlükler ülkesi Birleşik Amerika‘da 2010 senesinde idam edilenlerin sayısı 46‘dır ve sadece Teksas’ta yüz küsur katil “death row” denen ölüm sırasını beklemektedir. (Murat Bardakçı, 30 Mart 2011)

ABD’de yıllardır idam, resmi ve gizli olarak devam etmektedir.

Toplu Online Toplum İntiharı

(Chip Dergisi, Cem Şancı)

Oyun Cinayeti

Bilinçsiz kullanılan internet ölümlere sebep olmaya devam ediyor. ABD’de 22 yaşındaki Alexandra Tobias, FarmVille’de oynadığı sırada ağlayan üç aylık bebeği yüzünden sinir krizine girdi. bebeği sallayarak susturmaya çalışan genç anne yavrusunu öldürdü.

Alexandra “Oyun oynarken ağlamaya başlayınca kendimi kaybettim. Sarsarak susturmaya çalıştım. Amacım öldürmek değildi” dedi. Alexandra, müebbet hapisle yargılanıyor. Ancak uzmanlar genç kadının aralık ayında karara bağlanacak davasında 25 yıl hapse mahkum edileceğini belirtiyor. (Hürriyet, Ekim 2010)

Farmville Oyununda Çocuklar Ne de Güzel Oyun Oynuyorlar!