Atatürk Selanik'te ki bu evde doğmadı


Selanik’te ki Atatürk’ün doğduğu ev olarak iddia edilen ev

Mustafa Kemal’in babası  Ali Rıza Efendi 1888 yılı içinde öldü. Annesi dul kaldı ve ertesi 1889 yılında Ragıp Bey ile ikinci evliliğini yaptı. Mustafa Kemal’in Süreyya, Hakkı, Ruhiye (kız) adında üvey kardeşleri vardı. Atatürk’ün doğduğu ev olarak gösterilen bina üvey babası Ragıp Bey’e aitti. Milli Eğitim Bakanlığı, 1934 yılında yayınladığı Tarih IV kitabında Selanik’teki evi “hatalı bir şekilde” Mustafa Kemal’in doğduğu ev olarak gösterince o tarihten beri yanlış yapılmaya devam ediliyor. Atatürk’ün üvey kız kardeşi Ruhiye hanımın ailesi (soyundan gelenler) Atatürk’ün doğduğu ev bilgisinin tarihi yanlışlığına dikkat çekerek düzeltilmesini istiyorlar. Gazeteci Figen Yanık, “Atatürk’ün doğduğu ev” ile ilgili tarihi aydınlatan bilgileri ortaya çıkardı ve yayınladı.

Türk ve dünya tarihinin saygın insanı Gazi Mustafa kemal Paşa veya bilinen adıyla “Atatürk” ün hayatı ile ilgili belgesel araştırmalardan şaşırtıcı sonuçlar ortaya çıkmaya devam ediyor. Öncelikle Atatürk’ün  Osmanlı Harbiye Mektebindeki kayıt defterinde kendisi ile ilgili sayfada veriler bilgiler şöyle:  “Selanik’te Koca kasım paşa mahalleli gümrük memurlarından müteveffa Ali Rıza Efendi’nin mahdumu uzun boylu beyaz benizli Mustafa Kemal Efendi, Selanik 96”. Bu bilgiler ışığında ikamet yeri(ev adresi) Selanik şehrinin Koca Kasımpaşa mahallesinden, Ali Rıza Efendi’nin oğlu, beyaz benizli. Uzun boylu, Selanikli Mustafa Kemal Efendi. Doğum tarihi  Rumi(12)96” yazıyordu. Bu bilgiler ışığında Mustafa Kemal’in doğum tarihi Rumi 1296’ya 584 rakamını eklersen 1880 yılı çıkar ki doğrusu da budur. Mustafa Kemal, 7 yaşının içinde iken babasını kaybetti. Annesi, Makbule ve oğlu Mustafa ile dul olarak yaşamaya başladı. Ve bu durum fazla uzun sürmedi. Ertesi 1889 yılında hali vakti yerinde olan Ragıp Bey ile evlilik yaptı. Ragıp Bey’in ilk evliliğinden iki oğlu ve bir kızı vardı. İsimleri de Süreyya bey , Ruhiye hanım”. Mustafa kemal, Askeri Rüştiye’de okuduğu sırada annesinin ikinci evlilik yapmasına duygusal tepki gösterir. Evden kaçar, çoğu kez dayısının çiftliğinde zamanını geçirir. Buna rağmen üvey babası ile aynı çatı altında yaşamak zorundadır.  Sonra Selanik’teki ikamet ettiği evi Harbokulu künye defterine de geçirir. Ve aradan yıllar geçer. Genç bir teğmen olarak ordudaki görevine başlar, Trablusgarp, Çanakkale, Filistin, Milli mücadele savaşlarından sonra Osmanlı’nın enkazından Türkiye Devleti’nin dimdik ayakta durmasını kurucu önder olarak başarır. Türk Tarnih Kurumu kurulur. Ve aynı kurumun Milli Eğitim bakanlığı tarafından bastırılan 1934 tarihli liseler için Tarih-IV kitabına ek olarak 1 nolu fotoğrafın altına:Selanik’te Mustafa Kemal’in doğduğu ev” yazılır. Aslında bu fotoğraf gerçeği yansıtmıyordu. Fotoğraftaki ev, babalığı Ragıp Bey’in evi idi. Yani Mustafa Kemal, Askeri İdadi (Lise) ve Harbokulu yıllarında memleketi Selanik’e gittiğinde üvey kardeşleri, annesi ve babalığı ile bu evde vaktini geçirmek durumundaydı.  Milli eğitim Bakanlığı’nın 1934 yılında hatalı bir şekilde Selanik’teki evi “Mustafa Kemal’in doğduğu ev” olarak göstermesi ile o tarihten sonra günümüze kadar bütün tarih kitaplarında aynı hata tekrarlandı. Fotoğrafta görülen ev, Mustafa Kemal’in doğduğu ev deği, babalığı Ragıp bey’e ait ikametgah hanesi idi.      Bu konudaki gerçekleri  Sabah Gazetesinden Figen Yanık, Ragıp Bey’in kızı, Atatürk’ün de üvey kızkardeşi Ruhiye hanım’ın çocuk ve torunları ile görüşerek ortaya çıkardı. Aşağıda Figen Yanık’ın Sabah gazetesinde  19 Ekim 2004 tarihinde yayınlanan araştırması:   “Anneannemin anlattığına göre Atatürk küçükken çok sessiz, kendi halinde bir çocukmuş. Böylesine sakin bir çocuğun ilerde Kurtuluş Savaşı’nı gerçekleştirerek bu kadar büyük başarı sağlamasına anneannem çok şaşırırdı. “Yaptıklarını izlerken onunla daima iftihar ediyorduk, ama çocukken böyle olacağı hiç kimsenin aklına gelmezdi” derdi.

Zübeyde Hanım vefat ettikten sonra Atatürk annemi buldurup evlenip evlenmediğini, çocuğu olup olmadığını sormuş. Valiyi çağırmış ve “Ruhiye Hanım’a Yunanlılar’dan kalan bir evi verin” demiş. İzmir’de anneanneme ait bir ev vardı. Biz İstanbul’a gelirken bu ev satılmıştı.

Anneannem Ahmet Fevzi Bey ile evliydi. Dedem Anadolu Ajansı’nda memur olan Arnavut asıllı bir beydi. Tek çocuğu benim annemdi, ona da kendi annesinin ismini vermiş: Afet. Biz iki kardeşiz, ağabeyimin ismi de Mehmet Süreyya.

Atatürk’ün üvey ağabeyi yüzbaşı Süreyya Bey’in ölümü hakkında çeşitli söylentiler var. (Ferhat Babür’ün anlattıklarına göre öldürülmüş. Bazı kaynaklara göre de intihar etmiş.)

Bu eksik bilgilerin artık tarih kitaplarında da yerini alması lazım. Üvey babası olması Atatürk’ü küçülten bir olay değil. Babası ölmüş buna rağmen üveybabasının himayesinde okumuş. Onun için bir onur meselesi.
Atatürk’ün üvey kız kardeşi Ruhiye Hanım’ın torunu Ferhat Babür, ailesiyle ilgili bilinmeyen gerçekleri ilk kez anlattı. Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın eşi Ali Rıza Bey vefat ettikten sonra evlendiği Ragıp Bey’i bilenlerin sayısı çok az. Oysa bu bilgi bazı ansiklopedi ve tarih kitaplarında kısa da olsa yer alıyor. Ragıp Bey’in ilk evliliğinden olan iki oğlu, bir kızı ve Zübeyde Hanım’ın oğlu Mustafa Kemal ve kızı Makbule Hanım, Selanik’teki evde uzun yıllar bir arada yaşamış. İşte bu ailenin gün ışığına çıkan anıları… Atatürk, Ragıp Bey’in subay olan en büyük oğlu Süreyya Bey’e özenmiş. İddiaya göre onu askeri okula yazdıran da üvey ağabeyi olmuş. Torun Ferhat Babür’e göre Zübeyde Hanım’a ölene kadar anneannesi Ruhiye Hanım bakmış.  *** Anneannem Atatürk’ün üvey kız kardeşi Ruhiye Hanım’dı  Atatürk’ün üvey kız kardeşi Ruhiye Hanım’ın anneannesi olduğunu söyleyen 75 yaşındaki Ferhat Babür “Tarih kitaplarında yazılan bilgilerin artık değiştirilmesinin zamanı geldi” diyor. Atatürk’ün üvey babası olduğunu biliyor muydunuz? Ben yeni öğrendim. İlk duyduğum andan itibaren de şaşkınlık içinde çevremdeki herkese soruyorum, bilen yok. Annesi Zübeyde Hanım’ın, eşi öldükten sonra Atatürk 8 yaşındayken üç çocuklu Ragıp Bey ile evlendiğini, doğduğu iddia edilen Selanik’teki evin aslında büyüdüğü ev olduğunu ve onu askeri okula üvey ağabeyi Süreyya Bey’in kaydettirdiğini… Ayrıntılar uzayıp gidiyor. Tarih de sanki benim için baştan yazılıyor. Anneannesi Ruhiye Hanım, Atatürk’ün üvey kız kardeşi olan Ferhat Babür, anılarını anlattıkça şaşkınlığım artıyor. Ansiklopedilerde tek satır, bazı tarih kitaplarında kısaca yer verilen bu tarihsel bilgileri ilk kez duymanın şaşkınlığını yaşıyorum. Anneannesinin ağzından dinlediği anıları bize aktaran 75 yaşındaki Ferhat Babür, Türkiye’nin ilk atom mühendislerinden. İzmir’de doğmuş, daha sonra ailesiyle birlikte İstanbul’a yerleşmiş. Onlarla birlikte yaşayan anneannesi Ruhiye Hanım 1943′te 63 yaşında vefat etmiş. Ferhat Bey, yıllarca tarih kitaplarında Atatürk’ün üvey babasından bahsedilmemesine o sanki alışmış. Yine de artık herkesin gerçekleri bilmesi gerektiğini ve tarihteki yerini almasını istiyor. Şimdi söz Ferhat Babür’ün…

Selanik Gümrükler Başmüdürü Ragıp Bey, eşi Afet Hanım’ın genç yaşta ölümüyle 3 çocuğuyla dul kalıyor. Çocukları Süreyya, Hakkı ve Ruhiye. Anneannem Ruhiye en küçük kardeş. (Bazı kayıtlarda Rukiye diye geçse de anneannemin adı Ruhiye’dir.) Anneannemin babası, eşi öldükten sonra bir yıl bekar kalıyor. Atatürk’ün babası Ali Rıza Bey ölüp Zübeyde Hanım dul kalınca 1889 yılında kendisi gibi dul olan Ragıp Bey’le evleniyor.

Zübeyde Hanım, ikinci kez evlenince Selanik’te, Atatürk’ün ‘doğduğu ev’ denilen, halbuki doğduğu değil 8 yaşından itibaren büyüdüğü ve subay çıkıncaya kadar gelip kaldığı Ragıp Bey’in evine geliyor. Zübeyde Hanım, kendi çocuklarına biraz daha fazla özen gösterirmiş. Anneannemin ağabeyi Hakkı, Zübeyde Hanım’ı hiç sevememiş.

Ragıp Bey’in en büyük oğlu Süreyya Bey, babası Zübeyde Hanım’la evlendiğinde subaymış. Atatürk ona özenmiş. Süreyya Bey de onu alıp askeri okula yazdırmış. Süreyya Bey, iddiaya göre Atatürk’e bir de bıçak hediye etmiş, “Gerektiği zaman bunu kullanabilirsin” demiş.

Atatürk’ün üvey babası ve kardeşleriyle arası çok iyiymiş. Zaten böyle olmasa Süreyya Bey de onu askeri okula yerleştirir mi? Anneannem de Atatürk’ü çok sevdiğini söylerdi.

Atatürk subay çıktıktan sonra Zübeyde Hanım ile Ragıp Bey, kendi aralarında çocuklarını evlendirmeye karar vermişler. Atatürk ile benim anneannemi, Makbule Hanım ile de Süreyya Bey’i evlendirmek istemişler. Atatürk subay çıktıktan sonra bir gün evde büyük bir yemek sofrası hazırlanmış. Süreyya Bey, genelde kışlada kalırmış. O gün özel olarak çağrılmış. Herkes bir araya geldikten sonra evlilik fikri ortaya atılmış. Hiçbiri bunu kabul etmemiş. Bu aralarında soğukluk yaratmış.

Atatürk, Selanik’ten ayrıldıktan sonra Lozan Mübadelesi ortaya çıkmış. Bu arada Ragıp Bey, Zübeyde Hanım’dan ayrılmış. Ayrıldıktan sonra zor durumda kalmaması için “Sen Türkiye’ye git, Makbule ve Ruhiye’yi de yanına al” demiş. Hakkı, onlarla gitmeyi kabul etmemiş. Yalnız gitmek istemiş. Ragıp Bey de Selanik’te kalmayı tercih etmiş. Lozan Mübadelesi’ne göre herhangi birinin orada kalma hakkı yoktu artık.

Zübeyde Hanım, anneannem ve Makbule Hanım, Selanik’ten ayrıldıktan sonra önce İstanbul’a gelip buradan İzmir’e geçiyorlar. Yanlarında tapu da getirmedikleri için mübadelede hiçbir şey alamıyorlar. Zübeyde Hanım Karşıyaka’ya yerleşiyor. Makbule Hanım daha sonra İzmir’den tekrar İstanbul’a gelmiş. Ben çocukken Konak’ta oturuyorduk. Hemen her hafta bize Zübeyde Hanım’ın kardeşi Emine Hanım ziyarete gelirdi.

Bir gün kızkardeşi Emine Hanım, anneanneme “Zübeyde Hanım çok hasta, ona senin bakmanı istiyor” demiş. Makbule Hanım, İstanbul’da bir polisle evli olduğu için İzmir’e gelememişti sanırım. Zübeyde Hanım ölene kadar ona anneannem bakmış. Hatta anneannem “Zübeyde Hanım’ın ağzına zemzem suyunu bile ben vermiştim” demişti.

Anneannemin her zaman üzüntüyle bahsettiği bir olay vardı, tabii onu belgelere geçirmek çok zor. Zübeyde Hanım, hasta yatağındayken Atatürk’ü son bir kez daha görmek istemiş. Anneanneme “Aman kızım bir telgraf çeksene” demiş. Anneannem de bir telgraf çekmiş. Atatürk’ten “Çok yoğunum, vatan her şeyden mukaddestir. Sağ kalırsan görüşürüz, kalmazsan allah rahmet eylesin” yazan bir telgraf gelmiş. Anneannem bu telgrafı Zübeyde Hanım’a söyleyememiş, yırtıp atmış. Bazı tarihçilere göre ise Zübeyde Hanım’a Latife Hanım bakmış. Hatta “Zübeyde Hanım’a Latife Hanım baktığı için Atatürk onunla evlenmiş” şeklinde yazdılar. Bunların hiçbiri doğru değil.

Anneannemin diğer ağabeyi Hakkı Bey, Selanik’ten tek başına İstanbul’a gelmiş. Anneannemle bir kez buluşmuştu. O yıllarda Demiryollarında kondüktördü. Daha sonra kendisinden haber alamadık.

Dolmabahçe’de ziyaret edemedi  Bulca’nın tanıklığı. 1935′te sünnet olduğumuzda, Atatürk’le kan bağı olan ve en yakın arkadaşı Fuat Bulca’ya anneannem haber vermek için telgraf çekmiş. O zamanın parasıyla 100′er bin lira göndermişler. Biz anneannemle sık sık İstanbul’a gelirdik ve Fuat Bulca’yı da her gelişimizde görürdük. Son gelişimizde 1938 eylülüydü. Fuat Bulca o dönemde hem Rize milletvekili, hem de Türk Hava Kurumu’nun Genel Başkanı, İş Bankası ve Şeker Fabrikaları Genel Müdürü’ydü. Biz İstanbul’a geldiğimizde Fuat Bulca, anneannemi Dolmabahçe’ye hasta olan Atatürk’ün yanına götürmek istedi. Anneannem de “Sağlığında göremedim şimdi hastayken gidemem” dedi. Fuat Bulca “Niye gitmiyorsun, bak torunların ilkokulda, babalarının durumu iyi değil. Bunlar ilerde nasıl okuyacak? Gidersen Atatürk hatırlayıp bir şey bırakabilir” dedi. Anneannem “Ben sağlığında hiç aramamışım, şimdi hiç gitmem” dedi. Anneannem gayet sakin, ılımlı bir insandı, ama çok gururluydu. Fuat Bulca’nın dediğini yapıp Atatürk’ü ziyaret etseydi belki ona vasiyetinde bir şeyler bırakabilirdi.

(Cezmi Yurtsever)