Atatürk'ün hafızı Yaşar Okur

Hafız Yaşar Okur, Atatürk döneminde 15 yıl boyunca Riyaset-i Cumhur İncesaz Heyeti’nin, yani Cumhurbaşkanlığı Fasıl Topluluğu’nun şefiydi. Topluluğun verdiği özel konserleri yıllarca o düzenledi. Atatürk’ün Dolmabahçe Sarayında kılınan cenaze namazına katılanlar arasında o da vardı ve namazla ilgili hatıralarını yıllar sonra şöyle yazacaktı:

‘‘Dolmabahçe Sarayı’nda cümle kapısının önüne geldiğimde top arabasının durmakta olduğunu gördüm. İçeriye girerek yâver beylerin odasına gittim. Saat dokuza çeyrek kala sarayın büyük kapısı açıldı. Kumandan paşalar, vekiller, mebuslar kafile kafile gelmekte iken bu sırada Diyanet Reisi Şerefeddin Yaltkaya, otomobilin içinden, başında sarığı olduğu halde çıktı. Hemen karşıladım. Muhafız bölüğü kumandanı beyin odasına aldım.

TANRI ULUDUR

Alt salonda bir faaliyet başladı. Ata’mın cenaze namazının nasıl kılınacağını bir kâğıdın üzerine yazmış, bana verdi. Biraz sonra Diyanet Reisi Şerefeddin Yaltkaya ile harem salonunun kapısına gittiğimiz zaman, orta yerde, mermer masanın üzerinde ipekli şanlı sancağımıza sarılmış aziz Ata’mızın sandukasını gördüm. Baş ve ayak ucunda kumandan paşalar büyük resmi üniformalarıyla ihtiram mevkiinde kemâl-i tazimle görülmedeydi.

Biraz sonra namaza başlamak üzere kalabalık bir cemaatle Saray’ın salonunda Diyanet Reisi Şerefeddin Yaltkaya, Ata’nın sandukasının başına geçti ve ben de arkasında durmakta idim. Şerefeddin Yaltkaya’nın işareti üzerine, yükses sesle namaza başlamak üzere iken ‘‘Allah için namaza / Meyyit için duaya / Uyun imama ey hâzirun’’ diye seslendim.

Diyanet Reisi yüksek sesle ‘‘Tanrı uludur’’ diye namaza başladı ve ben de tekbirleri alarak yaşlı gözlerimle sevgili Ata’ma son vazifemi yerine getirdim. Namazdan sonra kumandan paşalar büyük bir saygıyla Ata’nın sandukasını elleri ve başları üzerine alıp top arabasının üzerine koydular.’’

(Riyaset-i Cumhur İncesaz Heyeti Şefi Binbaşı Hafız Yaşar Okur’un Anıları, sah:124)

***

Bir Türk musıkisi sanatçısı olarak büyük Atatürk’ün huzurlarında bulunmuş Rıyaseti Cumhur Fasıl Heyetinde yıllarca görev yapmış bazı değerli müzisyenleri tanımak şerefine nail olmuştum. Bu nedenle konuyla ilgili bazı hatıraları ve derlemeleri takdim etmek istiyorum. 1950’ li yıllarda tanıdığım musiki hocam rahmetli Hafız Yaşar Okur, binbaşı rütbesiyle Riyasetı Cumhur Fasıl Heyetindeki görevinden emekli olmuştu. Kendisi yıllar önce Atatürk’ün emriyle bizim şu an dahi kulaklarımızda olan “Türkçe ezanı” Beyazıt Camii ’nde ilk defa okuyan değerlı bir müzisyen ve hafızdı. Atatürk’ le müzik toplantılarında görevi nedeniyle uzun yıllar beraber bulunmuştu. Zaman zaman Atatürk’ ten hatıralar anlatırdı. Atatürk’ ün müziksiz bir günü geçmezdi. Her türlü müziği batı müziğini de sever mesela Taska operasını sık sık dinlerdi, bazı bölümlerini. En büyük arzusu Türk musikisinin dünyaca tanınmış, sevilmiş ve takdir edilmiş olmasıydı. Hocam Merhum Hafız Yaşar Okur’ un anlattığı bir hatıra şöyle; İran Şahı Rıza Pehlevi Atatürk’ ü ziyarete gelir. Atatürk’ ün verdiği bir ziyafette rahmetli Yaşar Okur hocaya tanıtılır.

Şimdi benim Hafızım size bir şeyler okuyacak” der,

Hoca şöyle devam eder,

“Önce Kuran-ı Kerimden bir sure okudum, sonra da Süleyman Çelebi’ nin Mevlid’ inden bir Bahir, en son da Beyatı Ayının bir kısmını.

O gece sehinşah Hazretlerinin iltifatına nail olmuştum.” Hoca devam edıyor: “Atatürk zaman zaman bana Kuran-ı Kerım ve Mevlid-i Şerif’ in Veladet Bahri’ ni bilhassa rast makamında okuturdu. Yasin suresini dinlemeyi sever, bazen de sesi güzel olan manevi kızı Nebile Hanım’a aynı sureyi okutur, dinlerken çok mütehassıs olduğu görülürdü. Atatürk Muzıka veya Fasıl heyetinde resmi görevli olan hafızlara Ramazan’ da eğer camilerde mukabele okuyorlarsa izin verir, musiki gecelerindeki fasıllarda bulanmaları hususunda asla ısrarlı olmazdı.

Rahmetli Hocamın başka bir hatırası da şu;

“Atatürk zaman zaman İstanbul’ daki cami hocalarını, hafızları davet eder; onlarla dini sohbetlerde bulunur bazen de Kuran-ı Kerim’ den bır sureyi yazdırıp söz ve sesle okumalarını isterdi. Sonunda surenin, ayetlerinin Türkçe açıklamalarını ister, eğer açıklamalarda bir eksiklik, yanlışlık olursa çok üzülürdü. Hocalardan vaazlarında dini telkinlerınde bilinçli olmalarını, cemaati öylece iyi bir şekilde aydınlatmalarını bilhassa isterdi, öyle beklerdi. Aynı musiki heyetinde 12 yıl kadar müzisyen olarak görevli başka bir büyüğümüz Hocamız rahmetli Ferit Tan Atatürk’ ün masasında Kuran-ı Kerim-i gördüğünü dikkatle okuduğunu anlatmıştı. Büyük Bestekar merhum Yesarı Asım Arsoy milliyetçi iman dolu bir insandı, öğrencisi Dr. Bülent Gündem Bestekarın Atatürk ile ilgili duygularını şöyle anlatıyor, sık sık Mustafa Kemal’i anlatır. Bilhassa Kocatepe’ de çekilen resmi üzerinde durur ve şöyle söylerdi.

“O resme dikkat et, dizlerı kıvrık, eli çenesinde düşünür hali ıle “İlhamat-ı Rabbaniye’ yi topluyor, onu cenabı Hak memleketi kurtarması için seçti, vazifelendirdi” diye eklerdi.

Kendisini hayatının son yıllarında tanıdığım büyük bestekar merhum Sadettin Kaynak’ tan bır hatıra:

“Bir Türk Musikisi gecesinin sonunda Atatürk benden Mevlid-i Şerif’ i her mısrasını ayrı bir makamda olmak üzere okumamı istedi. Sazlar da seni takip edecekler dedi. Emirleri üzerine ilk bahri okudum, dikkatle dinledi. Takdir etti. Sonra da Kuran-ı Kerim’ in muhtelif surelerinden bölümler ayetler okuttu. Hatta arkadaşı Nuri Conker’den de Kuran okumasını istedi. O da bildiği Tebbet Suresi’ ni okudu. Atatürk bütün bunlardan çok memnun olmuştu.”

Yukarıdaki açıklamalardan anlaşıldıgı üzere; Atatürk Türk musikisini, dini müziği, Kuran-ı Kerim’i dinlemeyi çok sever ve fakat bilhassa bilinçli olarak Türkçe tefsir edilmesini isterdi. Dini müziğimiz; Mevlid, İlahi, Ezan, Sala, Tekbir, Ayin gibi formlarla büyük bir zenginlik arzeder. Vatan kurtaran, kuran, büyük Önder Atatürk’ ü bu duygularla rahmetle anıyorum.

(Dr. İrfan DOGRUSÖZ, 1996, AMERİKA)

***

İlk Türkçe Kuran’ı Ata okutmuş

Prof. Dr. Yurdakul Yurdakul ‘Atatürk’ten Hiç Yayınlanmamış Anılar’ isimli kitabında yıllar sonra gün yüzüne çıkan bir gerçeği gözler önüne serdi. Kitapta Cumhuriyet tarihinde Kuran’ın ilk kez 71 yıl önce Atatürk’ün isteğiyle Türkçe olarak okutulduğu bildirildi. Geçmişte Türkçe Kuran okunmasına nasıl karar verildiğini anlatan ünlü yazar, Hafız Yaşar’ın ağzından şu bilgileri verdi: ‘Atatürk, Cemil Sait Bey’in Kuran tercümesini getirttiler. Sabaha kadar tartıştık. Daha sonra, kendileri ayağa kalkarak ceketinin önünü iliklediler. Kuran-ı Kerim’i ellerine alıp Fatiha suresinin Türkçe tercümesini açıp halka okuyormuş gibi ağır ağır okudular.’

İngiliz’in İncil’i İngilizce

Prof. Dr. Yurdakul’un Ocak 1999′da yayınlanan kitabına göre, Atatürk toplantının sonunda konuklarına şunları söyledi: ‘Sayın hafızlar, içinde bulunduğumuz bu kutsal ay içinde camilerde okuyacağınız mukabelelerin tamamını okuduktan sonra, Türkçe olarak da cemaate açıklayacaksınız. Bir İngiliz, İncil’ini İngilizce, bir Alman, İncil’ini Almanca okur.’ Atatürk, daha sonra yanındakilere, Kuran’ın Türkçe tercümesinin okunacağı emrini verdi. 23 Ocak 1932′de Yerebatan Camii’nde, Hafız Yaşar (Okur) tarafından Türkçe okundu. Özellikle kadınlardan oluşan cemaat büyük ilgi gösterdi.

(Akşam, 2003)

***

Ramazan gelir gelmez ince saz heyeti Çankaya Köşkü’ne giremezdi. Kandil geceleri de saz çaldırmazlardı. Sadece beni huzurlarına çağırır, Kur’an–ı Kerim’den bazı sureler okuturlardı. Ben okurken gözleri bir noktaya takılır, derin bir huşu ile dinlerlerdi.” Bu sözler Çankaya Köşkü’nde uzun yıllar Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün saz heyetinin başkanlığını yürüten Binbaşı Hafız Yaşar Okur’a ait.

Ramazan’da Kur’an–ı Kerîm dinleyen Atatürk, kendi makamına ait saz heyetini bir ay boyunca huzura kabul etmiyor ve ülke genelinde şehitler için mevlit okutuyordu. “Atatürk’ün İslam anlayışı Türk Müslümanlığına daha yakındır.” diyen Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Beyoğlu, şu yorumu yaptı: “Toplumumuzda Ramazan’ın gereklerini yerine getirenlere saygı duyulurdu. Atatürk öyle yapardı.” Cumhuriyetin ilk yıllarında Çankaya Köşkü İnce Saz Heyeti Şefliği görevini yürüten Binbaşı Hafız Yaşar Okur, hatıralarında, Atatürk için Ramazan’ın ifade ettiği değeri ayrıntılarıyla anlatıyor.

Hafız Yaşar Okur, Atatürk’le On Beş Yıl Dini Hatıralar adlı eserinde Ramazanların Atatürk için önemini şöyle ifade ediyor: “Ben Kur’an–ı Kerim okurken ruhen çok mütelezziz olduğu her halinden anlaşılırdı. Bayramın birinci günü akşamı Çankaya Köşkü’ne davet ediliriz, geç vakitlere kadar huzurlarından ayrılmazdık ve namütenahi iltifatlarına mazhar olurduk.”

Hafız Yaşar, Atatürk’ün Ramazan ayında Hacı Bayram Veli ve Zincirlikuyu camilerinde şehitlerimizin ruhuna hatm–i şerif okunmasını emrettiğini hatırlatarak, şunları kaydediyor: “O günlerde civar kasaba ve köylerden gelenlerle de cami hıncahınç dolardı. Atamın emirleriyle şehitlerimizin ruhuna hediye edilen bu hatm–i şerif kıraatlerinde ilahi nağmeler cami duvarlarında ihtizazlar yaparak dalga dalga yayılırdı. Bu sırada cemaat huşu içinde dinler, şehit kardeşlerinin, babalarının ve dedelerinin ruhlarının istirahatı için dua ederler, sıcak gözyaşları dökerlerdi.”

Müzik Ansiklopedisi Yayınları arasında çıkan ve Halil Erdoğan Cengiz tarafından hazırlanan Riyaset–i Cumhur İnce Saz Hey’eti Şefi Binbaşı Hafız Yaşar Okur’un Anıları–(1924–1938) isimli kitapta da Atatürk’ün Ramazan ayına ait yaşantısından ilginç örnekler yer alıyor.

Yaşar Okur’un, burada anlattığı bir hatırası Atatürk’ün Mevlid–i Şerif’i bölümlerine kadar bilecek kadar bilgiye sahip olduğunun göstergesi: “Bir gün beni huzuruna davet etti. Sure–i Yusuf’tan bir sahife okumaklığımı söyledi ve okudum. Atatürk derin bir müşahedeye vardı. Sessiz sedasız dalgın ve kendinden geçiyordu. Kıraatı (okumayı) müteakip pek sevdiği Süleyman Çelebi’nin Mevlit’inin Viladet bahrini (bölümünü) okumamı söyledi. Okudum. Çok mütehassis oldular. Ve Mevlid’i ne zamandan beri okuduğumu ve hafızlığımın tarihini sordu.”

İbadethanelerin cahil görevlilerin elinden alınıp ehline verilmesini sık sık dile getiren Atatürk’ün camiler hakkındaki düşünceleri de camileri sadece ibadet için görenlerden farklı olduğunu gösteriyor. Hafız Yaşar bu konuda hatıralarında şöyle diyor: “O (Atatürk) camileri ibadet için olduğu kadar, düşünmek, meşveret etmek için de birer mukaddes yer olarak telakki ederdi. Peygamber Efendimiz’den de büyük bir takdirle bahsederdi. O devirler için hep `Hazret–i Peygamber’in zaman–ı saadetlerinde’ diye iyi devlet adamı, iyi bir başkumandan olduğunu da sık sık tekrarlardı.” Hafız Yaşar, Atatürk’ün Beylerbeyi Dergahı Şeyhi Seyyid Efendi’nin torunu ve Nesip Efendi’nin kızı Nebile’ye Kur’an okuttuğuna dikkat çekiyor: “Bayan Nebile’nin sesi gayet güzel ve muhrik idi. Küçüklüğünden beri tekkelerinde dinî musiki ile ülfet etmiş olduğundan o muhrik sesiyle bazı geceler Atatürk’ün huzurunda Yâsin Sûresi’ni okur, Atatürk’ün gözleri yaşarırdı ve çok mütehassis olurdu. Ve Bayan Nebile’yi çok severdi.”

Atatürk’ün Türkiye’yi ziyaret eden İran Şehinşahı Pehlevi için kendisine Kerbela şehadetine ait mersiye okuttuğunu anımsatan Hafız Yazar, bu olayı şöyle anlatıyor: “Beylerbeyi Sarayı’nda Şehinşah Hazretleri’nin şerefine verilen ziyafette iki yüz kişi vardı. Atamın emirleriyle ben de bu ziyafette bulunmuştum. Riyaset–i Cumhur Orkestrası Heyeti marşlar terennüm ediyordu. Şehinşah Pehlevi Hazretleri, salonun ayrı yüksek bir locasında Atatürk’le beraber oturuyordu. Bir aralık Atatürk, seryaver bey vasıtasıyla beni huzurlarına çağırttı. Kemal–i tanzimle giderek Şehinşah Pehlevi Hazretleri’nin ellerini öptüğüm zaman Atatürk, `Bu benim hafızımdır.‘ diyerek müsaadeleriyle yanına oturttu. Biraz istirahat ettikten sonra Atatürk, Kerbela şehadetine ait bir mersiye okumamı söyledi. Emirleri üzerine şu mersiyeyi okudum: Kurretü’l–ayn–ı Habib–i Kibriyasın ya Hüseyn/Nur–ı çeşm–i Şah–ı Merdan Murtazasın ya Hüseyn.”

Atatürk’ün her yıl Çanakkale şehitleri için mevlit okutturduğuna dikkat çeken Hafız Yaşar, bunun için kendilerine Gülcemal vapurunun tahsis edildiğini yazıyor.

Atatürk, dinî konularda İnönü’ye göre daha hassastı Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Beyoğlu, Atatürk’ün İnönü’ye göre dini konularda daha hassas olduğuna dikkat çekerek, bu hassasiyetin annesi Zübeyde Hanım’dan kaynaklandığına dikkat çekiyor. Atatürk’ün dinî yaşayanlara saygı gösterdiğini dile getiren Beyoğlu şu örneği veriyor: “Dinî konularda çok hassastı. Örneğin Mareşal Fevzi Çakmak geldiğinde Atatürk’ün sofrasında içki bulunuyorsa kaldırtırdı. Karşısındaki kişiye saygı gösterirdi.” Atatürk’ün dini yaşama noktasında daha rahat olduğu görüşüne katılan Prof. Dr. Beyoğlu, “Ramazan ayında Kur’an ve mevlit okuturdu. Bunu yaverinin yazmış olduğu günlükten veya başka eserlerden anlayabilirsiniz. Atatürk bu tür konularda İnönü’ye göre daha rahat davranırdı. Yaşadıklarını dışa yansıtırdı. İnönü ise hayatına din işlerini karıştırmamak isterdi. Bu tür konuların, yanında dahi konuşulmasına müsaade etmezdi. Bu tür ibadetler kapalı kapılar ardında yapılmalı, duyulmamalı şeklinde düşünürdü.” değerlendirmesini yapıyor. Bu farklılığın Atatürk ve İnönü’nün İslam’a bakış açılarının farklılığından kaynaklandığının altını çizen Beyoğlu, sözlerine şöyle devam ediyor: “Annesinin etkisiyle Atatürk Kur’an veya mevlit okutmaktan hoşlanırdı. Adeta zevk alırdı. İnönü’de ise bu tür bir olay söz konusu değil. İnönü’nün sadece hanımı dindar. Bunu torunlarının yazmış olduğu kitaplarda görebilirsiniz. Atatürk’ün İslam anlayışı Türk Müslümanlığına daha yakındır. Ramazan’ın gereklerini yerine getiremesen de yerine getirenlere saygı göster anlayışı söz konusu.”