Yapışık İkizler

Siçuan – Çin – 2011

Sokak Mumya Satıcısı, Mısır, 1872

Alan da Yok Eyvah!

Elimizde Çürüyecek Bu Mumyalar.

Yuvarlanan Hintliler

Kendilerini affettirmeye ya da inançlarının olgunluk mertebesinde ilerlemeye çalışan Hintliler, yerde yuvarlanarak amaçlarına ulaşmaya çalışıyor. Bu ilginç geleneğin günümüzde de devam ettiğini belirttikten sonra, Aralık 1922 tarihli Resimli Gazete‘de nasıl yankı bulduğuna geçelim:

Hindularda garip fakat müthiş bir âdet vardır. Her ne suretle olursa olsun âdete veya taassuba karşı yapılmış bir hatayı affettirmek için 10 saatlik bir yolda mabutların ve mabetlerin bulundukları yere kadar çırçıplak vücudlarıyla yerlerde yuvarlana yuvarlana geliyorlar. Fazla sevap yapmak isteyen zahidler, kendi sınıfında bulunmayan bir erkekle nasılsa cinsi münasebette bulunmuş kadınlar, yahud bir ahdine riayet etmemiş erkekler bu surette yuvarlana yuvarlana gelirken geçtikleri yollarda herkes ve her türlü vesait-i nakliye onların mervini beklemek mecburiyetindedir. Yara bere içinde kalan siyah vücutlarıyla paralanmış bir yılan sürüsü halinde sürüklenen bu insan kitlesinin manzarası garip olduğu kadar müthiştir. Bu seyahatin akabinde günahtan sıyrılmış olan Hinduların eğer hayatta kalmışlar ise aylarca tedaviye muhtaç bulunduklarını ilaveye hacet yoktur.”

Bir Hindistan Hatırası:

İlk defa Hindistan’a geldiğim 2003 yılıydı. Bir grup arkadaşımla Jasvinder’in Toyota Qualisiyle, yaklaşık 250 km uzaklıkta, Delhi’nin kuzeyine düşen Serhind’e gidiyorduk. Elimizde fotoğraf makinaları, arabanın pencesinden dikkat ve hayretle etrafı seyrediyoruz. Yolu yarılamıştık ki sol tarafta yuvarlanıp giden bir adam gördük. Hepimizin dikkatini çekince şoförü durdurduk.

Arabadan indik. Yuvarlanan adamın fotoğrafını çekmeye başladık. Adam da bizim fotoğraf çektiğimizi görünce yuvarlanmayı bıraktı, bize poz vermeye başladı. Anlaşılan ilgiden memnundu. Bir kaç poz çektikten sonra yanımızdaki tercüman vasıtasıyla sordum:

-Nereden geliyorsun?

Şu an hatırlayamadığım bir şehir ismi söyledi. Bulunduğumuz noktadan 60 km mesafedeymiş.

-Ne kadar zamanda gelebildin?, diye sordum.

2 aydır yoldaymış.

-Peki nereye gidiyorsun?, diye sordum.

Bana bir yer ismi söyledi.

-Kaç km uzaklıkta?, dedim.

Yaklaşık 650 km imiş.

-Neden böyle yapıyorsun?, dedim.

-Tanrı bana gel dedi, demiş.

-Peki neden yuvarlanarak gidiyorsun?, diye sordum.

Çünkü adamın dirsek ve dizleri kanamış, yara olmuş, bezle sarmıştı. 55 yaşlarındaymış. Yalnız değildi gerçi. Yanında iki yeğeni ona yardımcı olmak için onunla beraber bu yolculuğa çıkmışlardı. Üç tekerlekli bir işportacı bisikletiyle adamın yiyecek ve içecek ihtiyaçlarını taşıyorlardı. Adama Tanrı rüyasında görünmüş ve kendisine yuvarlana yuvarlana gelmesini söylemiş.

-Tanrı böyle gelmemi istedi, dedi.

Bir kaç poz daha çekip biz yola koyulduk. Adam yine yuvarlanmaya devam etti.

Toplu İbadet

Gizemli Patlama Tunguska

30 Haziran 1908 sabahı, Baykal Gölü‘nün kuzeybatısında, Sibirya’nın iç kısımlarında, Tungus göçebeleri için sıradan bir gün başlıyordu. Gökyüzü bulutsuzdu. Derken, kuzeydoğu tarafından, dev bir ateş topu, gökyüzünde beliriverdi. Rengârenk alevler saçıyordu. Bu ateş topu, Güneş’in 2-3 katı büyüklüğünde görünüyordu.


ŞİDDETLİ PATLAMA ARKASINDAN: “KAVURUCU RÜZGÂR”

Sağır edici gürültüsüyle ve adeta gökyüzünü ikiye yararak ilerledi. Taşlı Tunguska ırmağı yakınlarında, yerden 10 km kadar yukarıda, korkunç bir gürültüyle patladı. Bu büyük patlamayı, bir dizi patlama daha izledi. Oluşan şok dalgası, 2000 km²’lik bir alanda, milyonlarca ağacı yaktı ve yerle bir etti. Ve adeta kömürleşmiş ve kökünden sökülmüş bir orman bıraktı geride. Olay yerinden 60 km uzaktaki insanları, 5-6 m öteye fırlattı ve evler-kulübeler yıkıldı. Patlamaların hemen ardından, kavurucu bir rüzgâr esti. Büyük ve kara bir duman ve kül bulutu yükseldi.

Tunguska Patlamasında Ormanlar Tamamen Yandı

ŞİDDETLİ DEPREM ETKİSİ YAPAN OLAYIN ADI: “TUNGUSKA OLAYI”

Şiddetli patlamayı birçok gözlemevi algılamıştı. Ancak bu korkunç ve inanılmaz olayın görgü tanıkları, yalnızca Tunguslar ve Rus kürk tüccarlarıydı. Bu nedenle, bütün Dünya onu, bir deprem olarak algıladı. Bu olay esnasında Rusya, çok çalkantılı bir dönemdeydi. Kimse Sibirya’nın ıssız bir köşesindeki, bu patlamayla ilgilenmedi.

Ne var ki, bölgeden gelenlerin anlattıkları, zamanla bilim adamlarının dikkatini çekti. İlk araştırma ekibi, bölgeye, ancak 1927‘de gidebildi. Bu garip olaya, Tunguska Olayı adı verildi. Araştırmalar hala sürdürülüyor. Patlamalar, yerden 10 km yüksekte olduğundan, herhangi bir kratere rastlanmadı. Ancak olayın bölgedeki izleri, 90 yıl sonra bile gözlenebiliyor .

Tunguska Patlama İzleri Hala Görülebiliyor

DÜŞEN “KUYRUKLU YILDIZ” PARÇASIYDI

Tunguska olayının nedenleri üzerine, çok değişik düşünceler ortaya atıldı. Kimileri, Dünya’ya bir karadelik düştüğünü ileri sürdü. Kimileri de, bölgede, madde, anti-madde birleşmesi olduğunu savundu. Hatta arızalı bir UFO ‘nun düştüğünü bile söyleyenler çıktı. Ancak zamanla bilim adamları, bir tek nedende görüş birliğine vardılar. 1908‘de Dünya’ya bir kuyruklu yıldız parçası çarpmıştı. Çünkü 30 Haziran 1908, Beta Taurid meteor yağmurunun olduğu tarihti. Bu meteor yağmuru, Encke kuyruklu yıldızının döküntülerinden oluşuyordu. Tunguska olayına yol açan da, büyük bir ihtimalle kuyruklu yıldızın büyükçe bir parçasıydı.

Bu kuyruklu yıldız parçasının çapı, yaklaşık olarak 100 m, ağırlığı ise, 100 bin ile 1 milyon ton arasında olmalıydı. Saniyede 30 km; yani saatte 108.000 km bir hızla gelmiş ve yere çarpmadan havada patlamıştı. Böyle bir patlama, tıpkı 10-20 megaton TNT gücündeki bir nükleer bombanın patlamasındaki mekanik etkilerle aynıdır. Bu ise Hiroşima’ya atılan bombanın, yaklaşık 500-1000 katıdır. Bu etkilere, mantar biçimindeki bulut da dâhildir.

BÖLGEYE GİDEN İLK ARAŞTIRMACI

Tunguska’ya giden ilk bilim adamı olan Leonid Kulik, bir Rus jeoloğu idi, uzun yıllar boyunca Sibirya’nın birçok bölgesinde meteor parçacıklarını araştırmıştı. 1927′de Tunguska panoramasını yani parçalanmış, yanık ve devrilmiş sayısız ağacı ilk kez gördü. Aklına hemen çok büyük bir yangının tüm bölgeyi etkilediği geldi. Sonraki 14 yıl içinde Kulik, Tunguska’ya dört kez daha gitti. Kulik’in ekibi, ezilmiş, dağılmış ve bataklıklara gömülmüş ağaçların sayısız fotoğrafını çekti, bıkmadan, usanmadan meteor parçacıkları aradılar ama tek bir parçaya dahi raslayamadılar.

Leonid Kulik ve Ekibi Olayın Esrarını Çözememişlerdi

Çeşitli tanıklarla görüştüler, karşılaştırmalar yaptılar, abartmaları, yalanları belirlediler. Hemen hemen tanıkların yarısı, kuzey göğünden gelen bir ateş topunu görmüşlerdi ama diğerleri kuzeybatı veya batı yönünden söz ediyorlardı. Bütün araştırmaların sonucunda ortaya çıkan tek şey, karışık ve önemsiz bilgilerden başka birşey değildi. Kulik, hala patlamaya neden olan şeyin doğal olarak bir meteor olduğunu düşünüyordu. Kulik, 1942‘de bir savaş mahkumu olarak öldü ve ondan sonra ellili yılların sonuna kadar hiçbir bilim ekibi bir daha Tunguska’ya gitmedi.

MOSKOVA’YI YERLE BİR EDECEKTİ

Patlamanın yol açtığı şok dalgası, merkez çemberdeki ağaçları kavurup, yapraklarını dökerken; bu merkezin dışında kalan 20 km’lik ikinci çemberdeki tüm ağaçları devirmiştir. Ancak patlamadan sonra, ne gama ışıması olmuştu ne de bir nükleer serpinti. Tunguska’ya düşen kuyruklu yıldız, şayet atmosfere 3 saat daha geç girseydi, Tunguska ormanlarını değil, Moskova‘yı yerle bir edecekti.

Danimarkalı araştırmacı Kaare Lund Rasmussen: “Patlayan cismin %99,5′unun, donmuş su ve metandan oluşan, bir buz parçası olduğunu düşünüyorum” diyor. Rasmussen, ayrıca düşen buz parçasının, milyarlarca yıl önce oluştuğunu belirtiyor. Kanıtı ise, yarılanma ömrü 5730 yıl olan karbon-14′ün hemen tümüyle yok olmasıdır.

Kaare Lund Rasmussen

Rasmussen, şaşırtıcı bir başka bulgunun da inceledikleri turbanın(torf) 1908 yılına ait katmanlarında pek az iridyuma ve karbon 14 izotopuna rastlanması olduğunu söylüyor. İridyum, meteoritlerde bulunmasına karşın Dünya’da çok az rastlanan bir element. Buna karşılık Dünya atmosferine giren buz parçasında büyük ölçüde normal karbon-12 ve özellikle karbon-13 izotopu bulunuyormuş. Araştırmacıya göre turba örneklerindeki iridyumun çeşitli karbon izotoplarına oranı ve bir takım başka özellikler, düşen cismin bir kuyrukluyıldızdan geldiğini kanıtlıyor. Rasmussen ayrıca, düşen buz parçasının milyarlarca yıl önce oluştuğunu belirtiyor. Kanıt, yarılanma ömrü 5730 yıl olan karbon-14’ün hemen tümüyle yok olması.

TUNGUSKA OLAYININ ÇAĞRIŞIMI: “ESKİ KAVİMLERİN HELAKI”

Sonuç olarak, Sibirya’nın Tunguska bölgesine düşen bir kuyruklu yıldız parçasının, 60 km yarıçaplı bir alanda, meydana getirdiği tahribat ve bıraktığı izler, oldukça ürpertici ve ders vericidir. Bölge insanın ifadeleri ve bilim adamlarının araştırmalarından anlaşılmıştır ki; yere düşmeden patlayan donmuş su ve metan bombasının sesi, korkunç şiddettedir . Öyleki bu ses ve sarsıntı, neredeyse tüm Dünya’da bir deprem olarak algılanmıştır. Ağaçları ve insanları yere vuran, şiddetli bir ses ve arkasından gelen kavurucu bir rüzgâr. Ya da, kuyruklu yıldızı izleyen ve patlamadan sonra Tunguska ‘yı yalayan, hidrojen kuyruğunun kavurucu rüzgarı.

Tunguska olayı anlaşılmadan önce, özellikle sesinin şiddeti sebebiyle; “karadelik düşmesi” ve “madde-antimadde birleşmesi” gibi, garip yorumlara sebep olan bu olay, insanlık tarihindeki “eski kavimlerin helakı“na, ışık tutacak bir önem ve özellik arz etmektedir.

Bir kuyruklu yıldız parçasının etkileri, elbette bölgesel olacakken, çeşitli büyüklükteki kuyruklu yıldızlardan birisinin, Dünya’ya düşmesi halinde, doğacak sonuçlar ürperticidir. Ne yazık ki, bugün insanlık, yaklaşan tehdit ve uyarıları algılayacak; gerekli dersleri çıkaracak, kendi kurtuluşunu sağlayacak bir kavrayış ve düşünce olgunluğundan mahrum görünüyor. Ders almayan ve alamayanlar için, elbette tarih, bir tekerrürden ibarettir.

(Dr. Halil Bayraktar, Bilim ve Teknik)

Dağcılık Ustası