Bakanın Pinti Oğlu

Tarih: Ara 25 2013

Bakanın Pinti Oğlu

İçişleri Bakanı Muammer Güler, 17 Aralık’taki yolsuzluk ve rüşvet operasyonu kapsamında tutuklanan oğlu Barış Güler’in evinde çıkan 6 çelik kasa için ‘oğlum biraz pintidir, işyerini kapatınca eve taşımıştır‘ şeklinde açıklarken Candaş Işık’ın 1.2 milyon doları neden evde saklıyordu şeklindeki sorusunu ”villa satmıştı, ipotek sorunu varmış, kaynağının gösterilmesi mümkün olmadığı için  bankaya yatıramamıştır” şeklinde cevapladı.

Güler, oğlunun vasıtasıyla tanıdığını söyleyen Reza Zarrab’la da görüştüğünü kaydederek, “Bana ziyarete geldi. Hatta görüşeceğim zaman. Emniyet teşkilatından bu adamla ilgili bilgi istedim. Bana yanlış bilgi verildi.

Güler Oğlu Barış Güler

Güler Oğlu

Dayanın Yetiştik

Tarih: Ara 25 2013

Dayanın Yetiştik

Birbiri İçinde Daireler

Tarih: Ara 25 2013

Daireler

Söylesem Tesiri Yok

Tarih: Ara 25 2013

16. yüzyılın büyük Divan şairi Fuzuli, yalnız bir insandır. Onun şu beyitini çoğunuz bilirsiniz. “Ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge. Ne açar kimse kapım bad-ı sabâdan gayrı” demiştir. Yani şair o kadar yalnız birisidir ki evinin kapısından içeri sadece sabah rüzgarı girmektedir. Çileli geçen bir ömür. Yalnızlık, yoksuzluk, kimsesizlik onun için kader olmuştur. Halbuki Fuzuli, ana dili Türkçe dışında Arapçaya ve Farsçaya o derece hakimdi ki üç dilde de divan sahibi olacak kadar. Her üç dilde de oldukça güzel şiirler yazıyordu ama bunlar, o devirde onun geçim sıkıntısını aşmasına yetmedi.

Bir zaman geldi ki cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman, şairin yaşadığı şehir olan Bağdat’ı alınca (1434), şair de yine bir umut belirdi. Bu şöhretli padişaha ve onun maiyetindekilere kasideler sundu ve onların iltifatına mazhar oldu. Rüstem Paşa, Mehmed Paşa, İbrahim Bey, Cafer Bey gibi devlet büyükleri de bu övgüden nasiplerini aldılar. Padişaha şairin kimsesizliği, yoksulluğu anlatıldı. O da Bağdat’taki Osmanlı Vakıflarının ziyadesinden, yani vakfın zorunlu harcamalarından arta kalan paradan günlüğü 9 akçeye gelen bir maaş bağlattı. Fuzuli için bir umut ışığı doğmuştu ama sevinci kursağında kaldı. Devrin rüşvetçi memurları, Fuzuli’ye bu parayı ödemek için ondan rüşvet istediler. Şair, zaten fakir bir insan, üç kuruş maaşla geçinecek, rüşvet verecek parası var mı dersiniz, hiç sanmam. Olsa verir miydi? Açıkçası hiç böyle bir şeyi düşünemiyorum. Fuzuli, günden güne daha da fakirleşti ve Hille’ye, Kerbela bölgesine göçtü, Hz. Hüseyin Türbesi’nin bekçiliğini yaparak geçinmeye çalıştı. Lakin, yine de cihan padişahının bu olaydan haberdar olmasını istedi. Kanunî`nin fermanlarına tuğra yapan Nişancıbaşı Celâlzâde Mustafa Çelebi’ye bir mektup yazdı. Bu mektup Türk Edebiyatındaki en önemli mektuplar arasındaki yerini aldı. Çünkü, sanatlı ifadelerle dolu bir eserdi. Özellikle mektubun başındaki “Selam verdim rüşvet değildir diye almadılar” ibaresi devlet dairelerindeki bozulmayı en veciz bir şekilde anlatması bakımından yıllar yılı söylendiği gibi maalesef günümüzde de geçerliliğini korumaktadır. Şairin Kanuni’den ilgi beklediği açıktır. Hatta şair, maaşının bağlanmasını arzu ettiği gibi İstanbul’a gelmeyi de istemektedir. Lakin bu beklentilerinin hiçbiri gerekli ilgiyi görmemiştir. O devirde salgın hastalıklar çoktur ve Kerbela’da bir salgın hastalık çıkmıştır. Veba ya da koleradan şairin öldüğü bilinmektedir. İşte ünlü Şikayetname’nin metni:

Selam verdim, rüşvet değildir diye almadılar. Hüküm gösterdim, faydasızdır diye iltifat etmediler. Eğerçi görünürde itaat eder gibi davrandılar ama bütün sorduklarıma hal diliyle karşılık verdiler.
Dedim:  Ey arkadaşlar, bu ne yanlış iştir, bu ne yüz asıklığıdır?
Dediler:  Bizim adetimiz böyledir.
Dedim:  Benim riayetimi gerekli görmüşler ve bana tekaüt beratı vermişler ki ondan her zaman pay alam ve padişaha gönül rahatlığı ile dua kılam.
Dediler:  Ey zavallı! Sana zulüm etmişler ve gidip gelme sermayesi vermişler ki, daima faydasız mücadele edesin ve uğursuz yüzler görüp sert sözler işitesin.
Dedim:  Beratımın gereği niçin yerine gelmez?
Dediler:  Zevaittir, husulü mümkün olmaz.
Dedim:  Böyle evkaf zevaidsiz olur mu?
Dediler:  Asitanenin masraflarından artarsa bizden kalır mı?
Dedim:  Vakıf malın dilediği gibi kullanmak vebaldir.
Dediler:  Akçamız ile satın almışız, bize helaldir.
Dedim:  Hesaba alsalar bu tuttuğunuz yolun fesadı bulunur.
Dediler:  Bu hesap, kıyamette sorulur.
Dedim:  Dünyada dahi hesap olur, haberin işitmişiz.
Dediler:  Ondan dahi korkumuz yoktur, katipleri razı etmişiz. Gördüm ki sualime cevaptan başka nesne vermezler ve bu berat ile hacetim kılmağın reva görmezler, çaresiz mücadeleyi terk ettim ve mey’us ü mahrum guşe-i uzletime çekildim.

Sözlerimi Fuzuli’nin şu beyiti ile bitireyim:
Dehr bir bâzârdır her kim metâın arz eder
Ehl-i dünya sîm ü zer ehl-i hüner fazl u kemal
Dünya bir Pazar yeridir ki insanlar ellerindeki malları sunarlar.
Dünya ehli altını ve gümüşü pazarlar,
hünerli insanlar ise erdemlerini, olgunluklarını sergilerler.

Tesiri Yok

İyi Adalet

Tarih: Ara 25 2013

Bu ülkede İyi Adalet Bakanı yok. Bugünkünden söz etmiyorum. Benim bildiğim, yaşadığım dönemde hiç olmadı. Neden bu kadar kesin söylüyorum. Çünkü bu ülkenin on yıllardan beri bir Adalet Reformu’na ihtiyacı var. Artık gözle görülecek, elle tutulacak kadar somutlaşan hataları düzeltecek, insanların güven içinde yaşamalarını sağlayacak, vicdanlarının sızlamasını önleyecek, hepsinden önemlisi, hiç yüzünden ölmelerine, sakat kalmalarına engel olacak hükümler getiren bir Adalet Reforumu’na. Ama buna inanan, kolları sıvayan, bu reform için çalışma başlatan Adalet Bakanımız oldu mu hiç? Bilen, gören, duyan var mı? İtirazı olan var mı?

Hafta sonu tatili dolayısıyla kayak yapmaya gitmiş öğrenciler, Erciyes Dağı’na. Böyle geziler üniversite hayatının ayrılmaz parçalarıdır. Genelde öğrencilerden biri veya bir gurup organize eder. Kendisi de okul masraflarının bir bölümünü çıkarır böylece. Gene öyle olmuş. Sonuç, gazete manşetlerinde. Bu bir katliam! Posta abartmamış, aynen öyle. 11 kişinin öldüğü, bir o kadarının da yaralandığı kazanın sebebi, dökülen otobüs. Hem de karlı buzlu dağ yollarına vurulan otobüse bakar mısınız? 1- Muayenesi yapılmamış. 2- Yolcu taşıma belgesi yok. 3- Kar lastiği yok. Kabak lastikleri ucuz kaplama. 4- Bu otobüsle şoförün seçtiği yol, kısa ama, dik, virajlı ve buzlu. Daha ne olsun. Olacağı göreceksiniz. 11 kişiyi öldüren bu kaza, kayıtlara kaza diye geçecek. Sonunda hiç kimse can yakacak bir ceza almayacak. Ne hapis, ne tazminat.

Bir askeri römorkör, tersane havuzunda batar mı? Hadi battı diyelim. 10 kişi ölür, 17 kişi yaralanır mı? Bu nasıl bir ihmal, bu nasıl bir gaflet, bu nasıl bir ihanettir. Bu nasıl cana değer vermemektir. Ne olacak peki? Afyon’da cephanelik patladı, 25 kişi öldü ne oldu? Hızlı trende 31 kişi öldü, ne oldu? Rögar kapağı açık unutuldu, minnacık kız öldü, ne oldu? Okulun kapısı öğrencinin üzerine devrildi, çocuk öldü, ne oldu? Kale direği antrenman yapan gencin üzerine yıkıldı, genç öldü, ne oldu? Hiç bir şey olmadı. Bu yasalarla olmaz da. Çünkü Ceza Yasalarımız, önleyici güçte değil. Savcı ne yapsın, yargıç ne yapsın. Yasa ötesinde ceza veremezler ki? Hukuk yasalarımız ise adeta teşvik edici. Hükmedilen tazminat alanı zengin etmez. Yahu, kadın iki genç kızını kaybetmiş dağa yollanan hurdada. Ona milyarla dolar tazminat ödesen, iki kızının acısını karşılar mı, onların yerini tutar mı? O acılı anaya sorun bakalım. Kızlarını mı geri ister, milyarları mı? Gazetelerde okuduklarımız, ekranda gördüklerimiz ve duyduklarımız, bizim için sadece sayılardan ibaret. Tazminatın alanı zengin etmesi değil sorun. Vereni korkutması. Korkutacak, canını yakacak ki, önlem alsın. 3 ölü. 14 ölü. 25 ölü. Buz gibi soğuk rakamlar. Vah vah diyoruz. Rakam büyüdükçe Vahlarımız da azıcık büyüyor, hepsi o kadar. Ama ateş içimize düştüğünde, canımız gittiğinde öyle mi? Kendinizi o fidan gibi yetiştirdiği iki kızını kaybeden annenin yerine koyun. Kızlarının mürüvvetlerini görmeğe, torunlarını kucağına basmaya hazırlanan annenin acısını ölçebilecek alet var mı dünyada. Ne demek, Hükmedilen tazminat alanı zengin etmez! Üç otuz para tazminat hükmet ki, bu rezilliklere göz yumanlar, röpar kapağını açık, kireç kuyusunu meydanda, okul kapısını kırık, kale direğini çürük bırakanların, o otobüsü dağa sürenlerin, o acemi askere gece yarısı bombaları tasnif etme emri verenlerin kılları kıpırdamasın. O zaman söyler misiniz, nasıl güvende olacağız biz bu ülkede? Bizim acil Anayasa’ya değil, hayatta kalmaya ve güven içinde yaşamaya ihtiyacımız var, öncelikle. Sağ kalırsak, kalabilirsek, Anayasa’yı nasılsa yaparız!

(Hıncal Uluç)

Suriye’de Foto Muhabirlik

Tarih: Ara 25 2013

Reuters adına çalışan foto muhabiri Molhem Barakat, önceki gün Halep’te Esad ordusu ile muhalifler arasında El Kindi Hastanesi civarında yoğunlaşan çatışmaları karelerine almaya çalışırken yaşamını yitirdi. Molhem ile birlikte çatışmaları bir halı fabrikasından izleyen adı açıklanmayan ağabeyi de yaşamını yitirdi. Molhem, Mayıs ayından beri iç savaşı fotoğraflıyordu. Molhem, 17 yaşında olmasına rağmen yetenek sahibi olduğu dünya basınında çıkan çok sayıda fotoğrafı ile kanıtlamıştı.

Suriye Genç Fotoğrafçı 1

Suriye Genç Fotoğrafçı 2

Suriye Genç Fotoğrafçı 3

Suriye Genç Fotoğrafçı 4

Suriye Genç Fotoğrafçı 5

Suriye Genç Fotoğrafçı 6

Suriye Genç Fotoğrafçı 7

Suriye Genç Fotoğrafçı 8

Suriye Genç Fotoğrafçı 9

Suriye Genç Fotoğrafçı 10

Suriye Genç Fotoğrafçı 11

Suriye Genç Fotoğrafçı 12

Suriye Genç Fotoğrafçı 13

Suriye Genç Fotoğrafçı 14

Suriye Genç Fotoğrafçı 15

Suriye Genç Fotoğrafçı 16

Molhem Barakat

Molhem Barakat

Profesör ve Futbolcu

Tarih: Ara 25 2013

Futbolcu ve Profösör

Mavi Gözlü Kız

Tarih: Ara 25 2013

Mavi Gözlü Kız Bebek


   Mutluluğu tatmanın tek çaresi, onu paylaşmaktır.

Site Hakkında