Boğuşma Gösterisi

Tarih: Şub 21 2014

Boğuşma Gösterisi

Engelli Açılış

Tarih: Şub 20 2014

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Giresun merkeze bağlı Duroğlu Beldesi’ne hibe edilen çöp kamyonunun dün hizmete sokulmasının ardından ilginç bir tören daha düzenlendi. Belediye ve yardımseverlerin katkısıyla ihtiyaç sahibi bir kadına alınan akülü engelli aracı, teslimi öncesi kurdelili açılış töreni düzenlendi. Ak Parti Giresun İl Başkanı Hasan Aydın, AK Parti Merkez İlçe Başkanı Aytekin Şenlikoğlu, Duroğlu Belde Belediye Başkanı AK Parti’li Murat Kılıçaslan üstünde engelli kadının oturduğu engelli aracına gerilen kurdeleyi hepbirlikte ellerindeki makaslarla kesti.  Engelli aracındaki kurdelilinin ilgililer tarafından kesilmesi ilginç ve benzeri pek görülmeyen bir görüntü oluşturdu, çevredekiler olayı şaşkın bakışlarla izledi.

Engelli Açılış

Açılış Anahtarı

Engelliler

Bu Ne Rahatlık?

Tarih: Şub 20 2014

Şişli’de yolun karşısına geçmek isteyen yayaya çarpan kadın sürücünün umursamaz tavrı tepki çekti. Çarptığı yaşlı adam refüjde can çekişirken elindeki telefonla oynayan kadın, gazetecileri de rüşvet almakla suçladı. Polisi bile çileden çıkaran kadına, ellerindeki haber notlarından dolayı rüşvet iftirası ile karşı karşıya kalan gazeteciler de, olay yerindeki vatandaşlar da tepki gösterdiler. Kaza, öğle saatlerinde Şişli Elmadağ Mahallesi Cumhuriyet Caddesi üzerinde meydana geldi. Alınan bilgiye göre Ali Dayar isimli yaşlı adam cadde üzerinde yolun karşısına geçmek istedi. Bu arada 34 DE 9507 plakalı otomobili ile yolda seyreden avukat Ayşegül Ç., otobüsün arasından çıkan Dayar’a çarptı. Çarpma sonucu Dayar yol kenarındaki demir korkuluklara fırlarken, otomobilin de ön kısmı hasar gördü. Sürücü kadın, hemen otomobilinden inerek polise ve ambulansa haber verdi.

Nasip Değilmiş İnsanlık 4

Nasip Değilmiş İnsanlık 3

Olay yerine gelen polis ve sağlık ekipleri, yaralı adama ilk müdahaleyi yerde yaptı. Kafasından, kalçasından ve belinden yaralanan yaşlı adam acı içinde yerde kıvranırken, kadın sürücü yanında bulunan cep telefonu ile meşgul oldu. Bu arada yerde uzun süre ambulans bekleyen Ali Dayar, gelen sağlık ekiplerince sedyeye konularak ambulansa taşındı. Yaralı adam daha sonra ambulans ile Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürüldü. Otomobilin çarptığı adamın belinde, kalçasında ve kafasında kırıklar oluştuğu, ancak hayati tehlikesinin bulunmadığı öğrenildi. Kaza sonrasında olay yerine giden gazetecinin kaza ile ilgili elde ettiği bilgi notlarını “rüşvet” olarak algılayan kadın sürücü, muhabire, “Şu an o polisten rüşvet aldın. Ne aldın? Ali Dayar’ı aldın. Tamam” diyerek suçlamalarda bulundu. Kadın sürücü, kaza ile ilgili soruları ise yanıtsız bıraktı. İfade için Harbiye Polis Merkezi’ne götürülen kadın sürücü, daha sonra emniyetten ayrıldı. Kaza ile ilgili inceleme başlatıldı.

Bu Ne Keyf

Rüstem Paşa ve Peşkeş

Tarih: Şub 19 2014

Memleketin gündemini rafa kaldırdık, birkaç günden buyana dört buçuk asır öncesinin gündemini tartışıyoruz. Şehzade Mustafa hadisesini, o hadisede ismi geçen herkesi, yani Kanunî’yi, Hürrem Sultanı, Rüstem Paşa’yı, İkinci Selim’i, vesair zevâtı. Geçmişlerinden, tarihlerinden ve eski kültürlerinden tamamen kopmuş yahut kopartılmış ve uzak şekilde yetiştirilmiş nesillerin yüzyıllar önce meydana gelmiş hadiselere bugünün anlayışı, değer yargısı ve düşünce sistemi çerçevesinden baktıklarında tuhaf, hattâ ürkütücü bulmaları normaldir. Aradaki birkaç asırlık kopukluğu telâfi edecek bilgi ve anlayıştan eser kalmadığı için meydanı boş bulup Kanunî yargılansın diye savcılığa dilekçe veren reklâm düşkünleri de çıkar, eski bir imparatoriçeye dünyanın hiçbir memleketinde görülmeyecek şekilde hakaretler yağdırıp Hürrem fahişe idi gibisinden ucuz satırlar karalayanına da rastlanır, o devrin malî ve siyasî sistemini bilmeden Rüstem Paşa için rüşvetçi diye yazanına da.

Kanunî hakkında suç duyurusu yapanlardan sözetmek, peşinde oldukları şöhret-i kâzibe, yani yalancı şöhrete kavuşmalarına hizmet edeceği için gereksizdir. Bugün hâlâ devam eden yüz küsur kişilik bir ailenin, yani Kanunî’nin soyundan gelen Osmanoğulları’nın nesiller önceki büyükanneleri olan Hürrem Sultan hakkında fahişe diyebilenlere cevap verdiğinizde ise kaleminiz de, kâğıdınız da, hattâ bilgisayarınızın tuşları ve ekranı da kirleneceği için onlardan bahsetmeye de lüzum yoktur! Okuyucu gereken cevabı zaten vermiş, zaman hükmünü icraya çoktaaan başlamıştır. Geriye kalıyor, Rüstem Paşa. Birkaç günden buyana hakkında bilenin de, bilmeyenin de kalem oynattığı ama genellikle bilmeyenlerin konuşup yazdığı Paşa’dan bahsetmem gerekiyor; zira Rüstem Paşa’yı değerlendirmek için o zamanın vergi tekniğine ve arazi sistemine âşina olmak gerekir ama Paşa’yı değerlendirmeye kalkanların bu bahislerden pek haberdar olmadıkları görülmektedir.

Rüstem Paşa iyi bir devlet adamı mı idi? Evet! Büyük bir devlet adamı ve daha da büyük bir hayırseverdi! Peki, rüşvetçi mi idi? Hayır! O devrin tayin sisteminde, pîşkeş diye bir kural vardır. Dilimizde sonradan peşkeş çekmek hâlini alan pîşkeş, yüksek memuriyetlere getirilenlerin zamanın padişahına ve sadrazamına tayin karşılığında ödedikleri paranın ismidir ve Rüstem Paşa’nın sahip olduğu büyük servetin bu pîşkeşlerden kaynaklandığı söylenegelmiştir. Tayin edilen makamın önemine ve yüksekliğine göre pîşkeşin meblâğı da büyür ama bu para rüşvet değil, hükümdarın ve sadrazamın masraflarını ve kapı halkı denen personelinin aylıklarını karşılamak için konmuş bir çeşit vergidir ve kayıt altındadır! Ödemeler pîşkeş defterlerine kaydedilmiştir ve bu defterler bugün devlet arşivlerindedir. O devrin muhalifleri her zaman kayıt altında olan pîşkeşi rakiplerini karalamak maksadıyla rüşvet olarak göstermişlerdir ve Rüstem Paşa’ya atfedilen rüşvetçi iddiasının kaynağı da bu karalama çabasıdır.

Şimdi kısaca ifade edeyim: Kanunî Sultan Süleyman zamanında 14,5 sene veziriâzamlık yapan Rüstem Paşa çok önemli ve büyük bir devlet adamıdır ve memleket meseleleri ile ilgili taviz vermeyen tavrı o devirde İstanbul’a gelmiş olan yabancı elçilerin raporlarında ayrıntıları ile yazılıdır. Dolayısı ile kayınvalidesi Hürrem Sultan ile kurduğu ittifak yahut Şehzade Mustafa hadisesindeki rolü, hizmetlerine gölge düşürmez. Erhan Afyoncu, İslâm Ansiklopedisi’ne yazdığı Rüstem Paşa maddesinde Paşa’nın 12 cami, yedi okul, 32 hamam, 22 çeşme, 273 oda, 54 mahzen, 563 dükkân, 28 han ve kervansaray ve beş medrese yaptırdığını anlatıyor. Yolunuz birgün Eminönü taraflarına düşerse ve şayet görmedi iseniz, Paşa’nın kendi ismini taşıyan oradaki camiine bir uğrayıverin. Türk sanatının, özellikle de çini ustalığının bu en zarif örneğini yakından gördüğünüzde, Rüstem Paşa’yı daha iyi anlayabilirsiniz.

(Murat Bardakçı)

Eski Eğitim Yeni Öğretim

Tarih: Şub 19 2014

Osmanlı’da ilkokula başlama yaşı dört ilâ altıdır. Bu zamana kadar çocuk ruhen eğitime hazırlanır, okula başlama günü geldiğinde de merasimle evinden alınır, bütün öğrencilerle, velilerle birlikte şarkılar, marşlar eşliğinde okula gidilirdi. Buna Âmin Alayı denirdi.   İlkokul süresi genel olarak dört yıldı. Ancak yıllar değil öğrenme esas alınır, çocuk temel bilgileri alana kadar ilkokulda okurdu. İlköğretim fakir çocuklara ücretsiz (artı iki öğün yemek, elbise ve cep harçlığı), varlıklı ailelerin çocuklarına ücretliydi.  Okulları daha ziyade vakıflar kurardı. Genel bir eğitim programı elbette ki vardı, ama her okul istediği konulara ağırlık vermekte özgürdü.   Kimi musikiye, kimi lisana, kimi sanata, kimi din bilgilerine ağırlık verir, okullar vakıflar tarafından açıldığı için müfredat, vakıf sahipleri tarafından belirlenirdi.  Meselâ, bizim Feridun Bey olarak tanıdığımız edebiyatçımız Ahmed Feridun Paşa, vakfettiği Muallim-hâne-i Sübyanda (ilkokul) Türkçe, Arapça ve Farsça öğretilmesini şart koşmuştu.

Kabiliyetler ilkokullarda belirlenir, çocuklar buna göre eğitilirdi. Musikiye kabiliyeti olanlar musiki konusunda, hat sanatına yatkın olanlar hattatlığa yönlendirilir, ağırlıklı olarak bu derslerle ilgilenmesi sağlanırdı.  Meşhur bestekârlarımız Hammamizade İsmail Dede Efendi ile Hacı Arif Bey böyle bir okulda keşfedilmiştir.  Çocuklar, bize telkin edildiği gibi cahil adamlar tarafından eğitilmez, iyi yetişmiş bilge hocalar tarafından yetiştirilirdi.  Bunu ben söylemiyorum, Alman eğitimci Hellert söylüyor: İlkokul öğretmenleri umumiyetle iyi yetişmiştir. İstanbul, dünyanın bütün başkentlerinden daha fazla eğitim ve öğretim kurumlarına sahiptir.  Kanuni Sultan Süleyman zamanında Osmanlı Devleti’ni gezen Fransız gezginlerden Belon ise şöyle diyor: Her köyde mutlaka bir mektep vardır ve yalnız erkek çocuklar değil, kızlar da okumaktadır.

Osmanlı insanı cahildi, okuma-yazma oranı düşüktü diyenlerin belki yüzü kızaracak, ama 17. Yüzyıl ortalarında İstanbul’da 2.000 civarında, Amasya’da 200, Erzurum’da 110 sıbyan mektebi (ilkokul) vardı.  Bu sayıları şehirlerin o zamanki nüfusuna orantılarsanız, Osmanlı Devleti’ndeki okullaşmanın ne kadar yaygın olduğunu görürsünüz.  Hele de üst düzey bürokrat yetiştirmek amacına yönelik olarak düşünülen eğitim kurumu Enderun: Amerikalı ünlü eğitimci Andreas Kazamias Platon’un İdealimdeki okul dediği okul Enderun’dur derken, Lewis Terman (Stanford-Binet adlı zekâ testini bulan kişi), Öğrencilerin zekâ seviyesini ölçmek için ilk defa test sistemi Enderun’da uygulanmıştır diyor.  Malum: Yabancılar söyleyince bilim, biz söyleyince övgü oluyor. Osmanlı insanı eğitimsizdi, cahildi, okul yoktu, okur-yazar sayısı azdı gibi yaklaşımların, Cumhuriyet sonrasında başlatılan kara propagandanın parçası olmaktan öte bir anlam ifade etmediği ortada.   Her Müslüman Osmanlı en azından Kur’an okuyabiliyordu. Kur’an alfabesi ile okul alfabesi, şimdiki gibi ayrı olmadığından, her Müslüman Osmanlı, okuma bilirdi.  Zaten halkının ekseriyeti cahil olan bir milletin o kadar uzun süre zirvede kalması şöyle dursun, hatta yaşaması bile imkânsızdır.

Bir de gelin şu halimize bakın: Milli Eğitim sistemimiz tam anlamıyla yaz-boz tahtası. Teknoloji geliştikçe saçmalama alanı da genişliyor. Kara tahta yerine akıllı tahta, yazıp-çizme yerine tablet, düşünmeyi öğretme yerine a-b-c-d şıkları arasında tercihe zorlama. Bu eğitim sisteminden düşünen insan zor yetişir!  Batı sisteminden Anglosakson sistemine kadar denemedik sistem kalmadı, ama kendi özgün sistemimize bir kez olsun dönüp bakılmadı.  Selçuklu/Osmanlı eğitimi bunca insan yetiştirmiş. Bunun alt yapısında Medrese var, Tekke var, Zaviye var, dergâh var ve o sistem içinde yetişen değerli isimler var. İnsan Bunlar nasıl yetişti? diye hiç merak etmez mi? Bizim eğitimciler bu konulara pek meraklı değil! Zaten eğitim sistemimiz, merak aşılama üzerine değil, taklit ve ezber üzerine temellenmiş.

(Yavuz Bahadıroğlu)

Kuraklık Fena Geliyor

Tarih: Şub 19 2014

Şubat’ın yarısını geçtik ama İstanbul’da hâlâ damla yağış yok! Kuraklık fena geliyor, önümüzdeki aylarda öyle bir susuzluk yaşayacağız, öylesine kupkuru bir yaz geçireceğiz ki, yandık! 1940’lı senelerde Türkiye nüfusunun yüzde beşinin yaşadığı İstanbul, bugün memleketin nüfusunun yüzde yirmisini barındırıyor. Dolayısı ile mevcut su kaynaklarının kâfi gelmemesi normal, hele yağış olmadığı takdirde feci bir kuraklığın yaşanması da Allah’ın emri! Seçim dönemlerinde âdettendir; dertler ve felâketler Geliyorum deseler bile tedbir alınmaz, uyarı yapılmaz ve herşey seçim sonrasına bırakılır. İstanbul, şimdi bu vaziyette. Kuraklık geliyor ama yetkililerin hiçbiri tedbirden sözetmiyor, damla suya hasret çekeceğimiz günlerin çok yakında olduğunu söylemiyorlar. Seçimler hele bir yapılsın, Arabalarınızı fazla yıkamayın, hiç durmadan sifon çekmeyin, duşunuzu da mümkünse birkaç günde bir yapın gibisinden uyarılar peşpeşe gelecek.

Susuzluk, İstanbul’un asırlar öncesinden kalma derdidir. Tarih boyunca ardarda depremler yaşayan şehir sık sık su baskınlarına da uğramıştır ama hem su kaynaklarının kifayetsiz olması, hem de depremlerin ve sellerin su kemerlerini tahrip etmesi yüzünden âfetlerin ardından hiç bitmeyecek bir susuzluk derdi çıkmıştır. Aynı dert, dört buçuk asır sonra Muhteşem Yüzyıl dizisi sayesinde Türkiye’nin gündemine gelen Kanunî Sultan Süleyman‘ın zamanında bile mevcuttur. Ama, tarihlerin yazdığına göre o devirde bugünkü popülist politikaların tam tersi uygulanmış ve elde her türlü imkân olmasına rağmen şehre fazla su getirilmesinden kaçınılmıştır. İşte, Kanunî zamanında yaşanan böyle bir hadisenin ayrıntısı:

İstanbul 1563’te de büyük bir sel felâketi yaşamış, su kemerlerinin neredeyse tamamı tahrip olmuş, şehirde büyük sıkıntı başgöstermişti. Kanunî Sultan Süleyman, 21 Eylül günü devlet adamlarını da yanına alarak yıkılan su kemerlerini gezmiş, Mimar Sinan’dan istediği kadar para harcayarak bütün kemerleri tamir etmesini istemiş ve donanma askeri ile yeniçeri birliklerini işçi olarak kullanma yetkisi vermişti. Hükümdar, mevcut kemerlere ilâve olarak Kâğıthane’de Bizans zamanından kalma su yollarının elden geçirilerek şehre daha çok su getirilmesini de emretmişti. Ama, Sadrazam Semiz Ali Paşa hükümdarın talimatına karşı çıkacak ve kelleyi koltuğa alarak bu emirlerin iyi sonuçlar getirmeyeceğini izah edecekti:

“Hünkârım” diyecekti. “Şehre su getirmekten daha faziletli bir sevap ve büyük bir güzellik belki de mevcut değildir. Ama şehre kâfi miktardan fazla su getirilecek olursa İstanbul’un her mahallesinde yeni birer çeşme inşa edilecek, sular sebil gibi akacak, bu bolluğu işitenler de Arap ve Acem memleketlerinden bile gelip şehrin nüfusunu arttıracak! İstanbul’a et, ekmek ve diğer yiyecekleri yetiştirmek zorlaşacak, askerin geçimini sağlaması müşkil hale gelecek, yiyecek fiyatları yükselecek ve çiftçiler tarlalarını bırakıp İstanbul’a dolacaklar. Şimdi belki pek fazla zorluk çekmeyiz ama asıl zorluğu sizden sonra gelen padişahlar çekerler”.

O devir tarihçileri, Kanunî’nin Bizans’tan kalma su yollarını yine de tamir ettirdiğini ama sadrazamının uyarısını dikkate alarak kemerleri yedekte tuttuğunu ve hemen kullanıma açmadığını yazarlar. Geçmişin en kudretli, en güçlü ve en zengin hükümdarı bile böyle yapıyor ama biz önümüzdeki ay yapılacak seçimlerin endişesi ile “Kuraklık fena geliyor” demeye bile çekiniyoruz!

(Murat Bardakçı)

Hayat İçinden

Tarih: Şub 19 2014

Fotolar 1

Fotolar 2

Fotolar 3

Fotolar 4

Fotolar 5

Fotolar 6

Fotolar 7

Fotolar 8

Fotolar 9

Fotolar 10

Fotolar 11

Fotolar 12

Fotolar 13

Fotolar 14

Fotolar 15

Fotolar 16

Fotolar 17

Fotolar 18

Fotolar 19

Fotolar 20

Fotolar 21

Fotolar 22

Fotolar 23

Fotolar 24

Fotolar 25

Fotolar 26

Fotolar 27

Fotolar 28

Fotolar 29

Fotolar 30

Fotolar 31

Fotolar 32

Fotolar 33

Fotolar 34

Fotolar 35

Fotolar 36

Fotolar 37

Fotolar 38

Fotolar 39

Fotolar 40

Fotolar 41

Fotolar 42

Fotolar 43

Fotolar 44

Fotolar 45

Fotolar 46

Fotolar 47

Fotolar 48

Fotolar 49

Fotolar 50

Fotolar 51

Fotolar 52

Fotolar 53

Fotolar 54

Fotolar 55

Fotolar 56

Fotolar 57

Fotolar 58

Fotolar 59

Fotolar 60

Fotolar 61

Fotolar 62

Fotolar 63

Fotolar 64

Fotolar 65

Fotolar 66

Fotolar 67

İşte Onlar

Tarih: Şub 18 2014

Canlı haklarından ne kadar anlar?
Vicdan kesesine, doldurur zanlar

Reklam almış tabutuna, hırsından
Bu dünyada geçilmezdi forsundan
İkmale kalmıştır, hayâ kursundan

Söz verir de dönüverir sözünden
Uzaklaşmış, kabuğundan özünden
Fark kalmamış, damızlık öküzünden

Kendi inancına, kırk yoldan varır
Kırk farklı görüşe karşı kabarır
Sevgi-saygı deyiversen köpürür

Barkotludur, gizlenemez hatası
Çeşmesi aksa da, kirlenmiş tası
Şeytan ölüverse, tutacak yası

Saray zannedilir, düştüğü çukur
Başına faydasız, zihinde fikir
İmarı biedep, imalâtı kir

Toptan ağır söze karşı nedir ki?
Toplu iğne ayarında bizimki
Kahrımdan göçersem, sebep bilin ki:
İnsan kamuflajlı çiğ yaratıklar!

Tarif ettik, enine ve boyuna
İşte onlar dedik, dikkat soyuna
Fark etmezsin, çekiverir oyuna
İnsan kamuflajlı çiğ yaratıklar!

(Ali Rıza Malkoç)


   Kendisinden kocası razı olduğu halde ölen her Müslüman kadın cennete girer.

Site Hakkında