Birecik Fırat Duvarı

Tarih: Nis 02 2014

Birecik Fırat Duvarı

Tahta Bavullarla

Tarih: Nis 01 2014

Tahta Bavullarla Eğitmenler

21-10-1939 tarihinde Eğitmen Kursu’nu bitirip görev yerlerine gitmek üzere

kurstan ayrılan öğretmenler kendi yaptıkları tahta bavullarla.

Eğitim Mayası

Tarih: Nis 01 2014

Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan her on erkekten ve her yüz kadından ancak birinin okuryazar olduğu Tanzimat döneminde kullanılan deyişlerden biriymiş bir söz: Erkeğin okumuşu kadı, kadının okumuşu cadı! O zamanlar, okuryazar kadınların büyük çoğunluğu İstanbul, İzmir, Beyrut ve Selanik gibi  kıyı kentlerinde yaşıyordu.

1924 yılında Eğitimin Birleştirilmesi Kanunu, bir eğitim seferberliği oldu. Medreseleri kapattı. Müslüman hayırseverlerce kurulan okulları denetleyen Vakıflar Bakanlığı’nı kaldırdı. Yabancı örgütlerce kurulmuş olanlar dâhil, bütün özel-yabancı okulları tek yönetim, denetim altında topladı. Ama Türk toplumunda eğitim-öğretim işleri hep sorunlu oldu. Fransa’dan alınıp Cumhuriyet okullarında uygulamaya konulan pozitif bilime dayalı ders programları, toplumla okul arasında ikilikler yarattı. Millet Mektepleri, yetişkin ana babalara okuma yazma öğretmek amacıyla açıldı. Okuryazarların sayısı arttırıldı, ama okuyacak/okunacak basılı malzeme yetersiz kaldı. Türk toplumunun eğitim düzeyini incelemek üzere çağırılan Amerikalı eğitimci John Dewey (1952) ünlü 1924 raporunda doğru bir tanıyla: Her okulda bir işyeri, her işyerinde bir okul açılmasını öneriyordu. Ne var ki, okul açabilecek işyerlerinin sayısı yüksek değildi. Bu fikir ve öneri, ancak 1940’lı yıllara doğru (İsmail Hakkı) Tonguç ile (Hasan Ali) Yücel’in kurduğu Köy Enstitüleri ve Rüştü Uzel’in “Teknik ve Mesleki Öğretim” reformu ile yani yine okullarda uygulamaya konuldu.  Yapısal sorunlar büyük olduğunca çetindi; toplumun işyerleri ise okullardan daha gelişmiş düzeyde değildi. Milli Eğitim sorunu, bir iki şeker, dokuma, çimento fabrikası ya da demiryolu atölyesi ile çözümlenecek gibi değildi.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında, Türkiye Cumhuriyeti, çağdaş bir ülke olma hedefine hemen hemen ulaşmıştı. Ülkenin tek eksiği, eğitimden yoksun köylülerdi. Ancak her yıl yenileri açılan modern Köy Enstitüleri ile sorun, en kısa zamanda çözümlenmiş olacaktı. Belki pek fazla bilim yapılmıyordu ama bilime, devrime ve Türkiye’nin geleceğine yürekten inandırılmış kuşaklar yetiştiriliyordu.  Türk devriminin eğitim, bilim, felsefe sorunları, 1957’de Erişirgil’in “Filozof neden yok?” adlı küçük kitabında tartışılmıştı. Erişirgil, “Bilimsel araştırma ile araştırmacı yok ki, filozof olsun; bilimin olmadığı yerde filozof da yetişmez” yargısına varıyordu. Geçmişten ders almamızı öneriyor, “Göreceksiniz, ilimde, ahlakta ve sanatta istediğimiz düzeye vardığımızda, bizde de filozoflar yetişecektir” diyordu. Toplumbilimci Ziya Gökalp de, filozof yokluğu ile ilgili, akli bir eksiklikten çok müsbet bilimlerde akıl yürütmeyi veya tartışmayı mümkün kılacak seviyeye gelememiş olmamızla açıklamak doğru olur, diyordu.

Köy Eğitimi 2

Köy Eğitimi 6

Köy Eğitimi 3

Köy Eğitimi 1

Köy Eğitimi 4

Köy Eğitimi 5

Köy Eğitimi 7

Köy Eğitimi 8

Ankaradan Bir Görüntü

Köy Eğitimi 9

Okul kuşkusuz toplumu etkiliyor, ama toplum da okullardaki eğitim sürecinin mayasını belirliyor.

Toplum ve Eğitim

Başından Sarılan

Tarih: Nis 01 2014

Başına Sarılan

Kuzu Başlığı

Tarih: Nis 01 2014

Mong Boy

Deosai Field, Pakistan

Tarih: Nis 01 2014

Deosai Field

Kırmızı Balon

Tarih: Nis 01 2014

Hakka Götürür

Kırmızı Balon

Umutlan

Tarih: Nis 01 2014

Umutlan 2

Umutlan 1


   Kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik, ancak bu arada çok basit bir sanatı unuttuk: Kardeşçe Yaşamayı.

Site Hakkında