Güneşin Ateşi

Tarih: Haz 27 2014

Chili Fire 1

Şili’nin başkenti Santiago’nun batısındaki Valparaiso’da yüzden fazla evi kül eden orman yangını, kentin tepelerinden batan güneşin ışık oyunları arasında kayboluyor. Ortalığı kaplayan duman tabakası ise, güneşin sarı renklerini, bir fotoğraftan çok resim tuvalini andıran bu karenin her yerine dağıtıyor. (Nisan 2014)

Chili Fire 2

Kum Örtüsü

Tarih: Haz 27 2014

Kum Örtüsü

Sucuk İkramiyeli Sinema, 1971

Tarih: Haz 26 2014

Asılı Sucukları

Suçuk İkramiyeli Sinema

İki Günlük Eziyet, 1971

Tarih: Haz 26 2014

2 Günlük Zahmet

Londra’da Bir Otobüs Şoförü, 1970

Tarih: Haz 26 2014

Londra'da Bir Otobüs Şoförü, 1970

Vecihi Hürkuş Kimdir?

Tarih: Haz 26 2014

İstanbul’da doğdu. Yeşilköy’deki Tayyare Mektebi’nden Pilot Astsubay olarak mezun oldu. 1917 senesinde Kafkas Cephesi’nde 7. Tayyare Bölüğü’nde görev yapmaktayken bir Rus uçağını düşürdü. Kafkas Cephesi’nde Rus tayyaresi düşüren ilk pilot olarak tarihe geçti. Aynı cephede bir başka çatışmada isabet aldı ve uçağı indirmeyi başardı. Esir düşmeden önce düşman eline geçmesin diye de uçağını yaktı. Ruslar esir aldıkları Vecihi Bey’i Hazar Denizi’ndeki Nargin Adası’na hapsetti. (Sarıkamış Savaşı’nda da Ruslara esir düşüp, binlercesi öldürülen Türklerin tutulduğu suyu az, yılanı bol ada) Ancak Vecihi Bey, Azerbaycan Türkleri’nin de yardımıyla, adadan Bakü’ye yüzmeyi başararak kaçtı ve yürüyerek Erzurum’a ulaşmayı başardı. 1918’de 9’uncu Harp Tayyare Bölüğü’nde görev aldı. Burada görevliyken bir av uçağı tasarladı fakat projesi Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasıyla yarım kaldı.

Kurtuluş Savaşı’na katılan Hürkuş, 1 Yunan uçağını indirdi. Kurtuluş Savaşı’nın ilk ve son uçuşunu yaptı. İzmir (Gaziemir- Seydiköy) hava meydanına ilk giren ve işgal eden kişi oldu. Hürkuş’a kırmızı şeritli İstiklal Madalyası ve TBMM tarafından 3 takdirname verildi. 3 takdirname verilen tek kişi oldu. Savaştan sonra İzmir’de yeni tayyarecileri eğitmeye başladı. İzmir Seydiköy Hava Mektebi’nde (Bugünkü Gaziemir Hava Teknik Okullar Komutanlığı) uçak yapımı projesine devam etti. 1924’te ganimet olarak Yunanlılardan alınan tayyerenin motorlardan yararlanıp, ilk Türk uçağını imal etti. 28 Ocak 1925’te “VECİHİ K-VI” adını verdiği uçağını uçurdu. İzin verecek merci olmadığı için izinsiz havalanan Hürkuş, bu yüzden cezalandırıldı. Daha sonra askeri havacılıktan ayrılarak uçak tasarımı ve yapımı çalışmalarına devam etti. 1930’da ilk Türk sivil uçağını inşa etti. 1931’de Çekoslovakya’da, başköşesinde “Yaşasın Türk Tayyareciliği” yazılı bir pankartla onurlandırıldı ve Türkiye’den de uçuş müsaadesi aldı. 1930’larda ilk Türk Sivil Havacılık Okulu’nu (Vecihi Sivil Tayyare Mektebi 1932) açtı. 1954’te Türkiye’nin ilk sivil havayolu şirketi olan Hürkuş Havayollarını kurdu. 16 Temmuz 1969’da yaşamını yitirdi.

Vecihi Hürkuş

Babası öldüğünde 3, savaşa katıldığında 16, pilotluk diploması aldığında 20, savaşta Ruslara esir düştüğünde 21 yaşındaydı. Gökyüzüne aşık, kalbi vatan sevgisiyle dolu, çalışkan bir gençti. Kurtuluş Savaşı’nın ilk ve son uçuşunu yapan Vecihi Hürkuş, savaşta kazandığı başarılarla İstiklal Madalyası kazandı. 29 yaşındayken kendi yaptığı Vecihi K-6 isimli ilk uçağını bitirdiğinde umut ve heyecan doluydu. Uçağı için sertifika almak istedi fakat bu belgeyi verebilecek yetkinlikte kimse yoktu, bu yüzden uçması yasaklandı. Vazgeçmedi… İzinsiz uçtuğu için ceza aldı ve uçağına el konuldu. 1930′da ilk Türk sivil uçağı olan Vecihi 14′ü yaptı. Yine sertifika verilmedi. Tüm uçağı parçalarına ayırdı, Ankara’dan trenle Prag’a kadar götürdü, tekrar birleştirdi. Uçak, Çekoslavakya’da uçuş müsadesi aldı. Yurda döndüğünde onu yine engeller bekliyordu. İkinci uçağı da uçuştan men edildi. Vazgeçti mi? Tabiki hayır. 1932′de ilk Türk sivil havacılık okulunu kurdu. Yetiştirdiği başarılı öğrencileriyle iki uçak daha yaptı. Maddi imkansızlıklar yüzünden okul kapandı. Ömrünün sonuna kadar ülkesine, insanlara hizmet etmek için çalıştı, çabaladı. Çok sıkıntı çekti, borca battı. Birinci Dünya Savaşı’nda gösterdiği kahramanlıklar için bağlanan maaşına bile el konuldu, yine de vazgeçmedi. 16 Temmuz 1969 yılında, tam da Apollo 11 uzay aracı ay yüzeyine doğru yol alırken, tüm ömrünü Türk havacılığını ilerletmek ve gençlere havacılığı sevdirmek için harcayan Vecihi Hürkuş, sefalet içinde hayata gözlerini yumdu.

Kürdistan’a Hoş Geldiniz

Tarih: Haz 26 2014

Irak çoktan bölündü. Suriye bölünme yolunda. Üç yıldır yaşanmakta olan iç savaş, Suriye’yi kan ve ateşle her geçen gün paramparça ediyor. Etnik, dinsel, mezhepsel açılardan rengârenk toplumları demokrasi ve hukuktan uzak diktalar eliyle yönetmeye kalkışmanın hazin sonu budur. Tıpkı Irak gibi Suriye’yi de bu saatten sonra tek parça haline getirmek çok güçtür. Suriye bölünme yolundayken bir parçası da, anlaşılan, en çok Kürtlerin yaşadığı Rojava (Batı Kürdistan) olacak. Suriye’deki bu parçalanma sürecini, Saddam Hüseyin’in Baasçı diktası altında maceradan maceraya, beladan belaya koşan Irak 1990’ların başında Körfez Savaşı’yla yaşamaya başlamıştı. Bu açıdan Saddam’ın Kuveyt işgali sonun başlangıcı olmuştu. İşgal 1991’de savaş yoluyla sona erdirilirken, Kuzey Irak da Saddam’a yasak edilmişti. Böylece, İncirlik Üssü’ndeki Çekiç Güç’e ait Amerikan ve İngiliz savaş uçaklarının korumasındaki Irak’ın kuzeyinde bir ‘Kürt devleti’nin tohumu atılmaya başlamıştı. 1992’deki Habur sınır kapısından Irak’a girerken, Zaho tarafında Kürdistan’a Hoş Geldiniz! tabelasının altında bir fotoğraf çektirip Sabah’taki yazımın göbeğine koymuştum. Nereye gitsem, gökyüzünde büyük gürültüyle sık sık boy gösteren Çekiç Güç uçakları için Irak Kürtlerinin, “Allah başımızdan eksik etmesin!” dediklerine tanık olmuştum.

Bağımsız Kürdistan Tabelası

Rengârenk toplumları diktayla yönetmeye kalkışmanın hazin sonu parçalanmaktır. 1992’de, 1993’te Kürt liderler Celal Talabani’yle Mesut Barzani’yle sohbetlerimi anımsıyorum. Her ikisi de, bağımsız Kürdistan’ın bir ideal olarak kafalarının arkasında durduğunu saklamamışlardı. Türkiye ise 1990’lardan itibaren değil bağımsız Kürt devleti’ne, Irak’ta bir federasyon’a bile karşı olduğunu, hatta daha ileri gidip, petrol zengini Kerkük şehrinin de Kürtlerin eline geçmesine karşıydı. Ve o zaman bunları Türk devletinin kırmızı çizgileri olarak ilan etmişti Ankara. Şimdi bugün gelinen noktaya bakın. Kırmızı çizgiler silinip gitti. Irak Anayasası’nda yazılı olan federasyon da yok oldu. Irak’ın kuzeyinde, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi adı altında, resmen olmasa da, fiilen bir Kürt devleti kurulmuş durumda. Türkiye’nin de bu ‘Kürdistan devleti’nin başkenti sayılan Erbil’de kaç yıldır bir başkonsolosluğu bulunuyor. Kerkük de artık Kürtlerin elinde. 1990’larda, 2000’li yılların başlarında Türk devlet büyüklerinin ağzından Irak’ın toprak bütünlüğü hiç düşmezdi. Ankara’nın 1990’lardan itibaren çizdiği kırmızı çizgiler bugün gelinen noktada silinip gitti.

Ankara’nın 1990’lardan itibaren çizdiği kırmızı çizgiler bugün gelinen noktada silinip gitti Irak’ın bütünlüğü özellikle 1991 Körfez Savaşı’yla birlikte Washington başta olmak üzere bazı Batı başkentlerinde de tartışılmaya, sorgulanmaya başlamıştı. Bu konu, 2003’teki Irak Savaşı’ndan itibaren belki en çok Washington’da masaya yatırıldı. Irak’ın kaçınılmaz olarak Kürtler, Sünniler ve Şiiler arasında üç devlete bölüneceğini söyleyenler, bunun kanlı değil kansız hal yoluna sokulması gerektiğini savunuyorlardı. 1991’de Kuveyt’teki Saddam işgali sona erdirildiği zaman, Bağdat’a da girilip Saddam’ın devrilmesi de Washington’da ele alınmıştı. O tarihlerde bu senaryoya iki bölge ülkesinin karşı çıktığı bilinir: Türkiye’yle Suudi Arabistan. Türkiye, Irak’ın kuzeyinde bir Kürt devleti, Suudiler ise güneyde kendilerine komşu bir Şii devleti istemiyorlardı. Türkiye, bir Kürt devletinin kendi Kürtleri açısından kötü emsal olacağını düşünüyor, Suudiler de bir Şii devletiyle İran’ın kendilerine komşu olmasını istemiyordu. Deli gömleği artık dikiş tutmuyor! Çeyrek yüzyıllık bir süreç içinde, bir zamanlar kâbus olarak görülen senaryolar bugün hayatın birer gerçeği olarak Türkiye’yle Suudi Arabistan karşısında duruyor. Irak da, Suriye gibi kanlı bir ‘iç savaş’la Kürtler, Sünniler ve Şiiler arasında bölünme yolunda hızla yürüyor. Şiiler ile Sünniler birbirleriyle kan ve ateşle hesaplaşırken, Irak Kürtleri bağımsızlığı resmileştirecek son adımların hazırlığı içinde gözüküyor. Birinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa emperyalizmi’nin bölgeye giydirdiği deli gömleği artık dikiş tutmaz hale gelmiş durumda. Yapay sınırlar yeniden çiziliyor! Soru: Türkiye’nin bir nihai oyunu var mı? İngilizce deyişle, bir ‘end game’i var mı? Türkiye, 1300 kilometrelik güney sınırlarının yeniden çizilmesine ne kadar hazırlıklı? Irak’la Suriye’nin kuzeyinde, Irak Kürdistanı’yla Rojava’da, Türkiye Kürtlerinin yaşamakta olduğu bölgelere bitişik olarak Kürt devletleri sahneye çıkıyor. Ankara ne yapacak?. Irak Kürdistanı’yla iyi ilişkiler içindeyken, Rojava’ya dönük olarak, bir zamanların Kuzey Irak’ına yapılan hasmane muamele mi yapılacak?. Ankara, Rojava’ya eskiden Kuzey Irak’ına yapılan hasmane muameleyi mi yapacak?

Sözü daha fazla uzatmak yersiz. Türkiye dâhil bölgedeki Kürtler artık dört parçaya bölünmüş yaşamaktan yana değiller. Bu demek değil ki, bugünden yarına Türkiye, İran, Irak ve Suriye Kürtleri tek bir devlet çatısı altında toplanacaklar. Elbette kolay değil. Ama bu ideal kafalarının arkasında her zaman durmaya devam edecek. Ve Kürtler, Türkiye dâhil, kendi yaşadıkları ülkelerde kendi kendilerini yönetmek isteyeceklerdir, istiyorlar. Bunun adı güçlü yerel yönetim olabilir, özerklik olabilir, federasyon olabilir ve nihai olarak Irak’taki yöneliş gibi bağımsız devlet olabilir. Türkiye Kürtleri dâhil bu ‘kendi kendini yönetme’ isteğini söndürmek bugün artık olanaksız. Eğer zamanın ruhu diyorsak, budur. Türkiye eğer kendi Kürtleriyle kalıcı ve gerçek barış kurmak istiyorsa, buna göre bir end game yapacaksa,‘zamanın ruhu’nu yakalamak zorundadır. Bu da sadece kendi Kürtlerini değil, bütün bölge Kürtlerini içine alacak olan demokrasi ve eşitlik üstüne kurulu bir barış planından geçer. Kendi evinin içinde birinci sınıf demokrasiyi hakim kılan, kendi Kürtleriyle ilişkilerini eşitlik ve kendi kendini yönetim ilkesine oturtan, Irak ve Suriye Kürtlerine barış ve işbirliği elini uzatan bir Türkiye güçlü Türkiye olur, büyük Türkiye olur ve gerçekten bölgesel güç haline gelir. (Hasan Cemal)

Irak’da durum ne derseniz!

Aslında ne siz sorun, ne ben söyleyeyim. Son haber, Irak bölünmeye doğru gidiyor. Hangi taşı kaldırsan altından CIA, MOSSAD çıkıyor. Bakmayın IŞİD, Sünni kabile reislerine, perde gerisinde çuvalcı general var sanki! Savaşan taraflara sorarsanız, onların eline rakiplerini yok etmek, ders vermek, intikam almak için iyi bir fırsat çıktı. Görünen o ki, bu kafa ile giderlerse kan gövdeyi götürecek. Saddam’ın Cumhuriyet Ordusu ile Maliki’nin adamları Arap Şiası savaşıyor. Sadece Araplar Şii, Selefi, Sünni-Sufi diye bölünmüş değil. Türkmenler de, Kürtler de aynı şekilde hem etnik hem de mezhebi açıdan bölünmüş durumda. Bu işlerin bu noktaya gelmesinden İran ve Maliki yönetimi sorumlu. Rüzgar ektiler fırtına biçecekler. Sünnileri ve Arap olmayan unsurları kendi karşılarında tek cephe yaptılar. Sufisi de Selefisi de Maliki yönetimine karşı. Şiiler, Mehdi’nin zuhur ettiğini, ilanının ise bu büyük fitne süreci içinde gerçekleşeceğine inanıyorlar. Aslında ne Şiiler tek cephe, ne de Sünniler. Kürtler de Türkmenler de tek cephe değil. Türkmenlerin de Şiisi Sünnisi var, Kürtlerin de. Aynı şekilde hepsinin Sufisi de var, Selefisi de. Selefiler de tek grub değil, Şiiler de. Irak çoklu bir çatışmanın eşiğinde. Eğer en kötü senaryo gerçekleşecek olursa, Irak’ta birkaç ay içinde 1 milyondan fazla insan hayatını kaybedebilir ve milyonlarca Iraklı da Kuveyt, Suriye, İran ve Türkiye’ye sığınabilir. ABD, İngiltere ve İsrail’in de istediği bu herhalde. Bugün kim ölürse ölsün, kim öldürürse öldürsün, kimin tankı havaya uçurulursa uçurulsun, kim silah sıkarsa sıksın bu güçler kazanıyorlar. Yakında muhalefet cephesi kendi içinde birbirine düşerse bu sürpriz olmayacak. Maliki yönetimine karşı ayaklanan Arap aşiretleri Bağdat’a girdikten sonra Hıvar el Aşair adı altında dini liderler ve kabile reislerinden oluşacak bir konsey oluşturmak istiyorlar. Bunun altında da askeri konsey olacak ve bu yapı, Irak’ın geleceğine ve sürece yön verecek. Yani hükümeti devralacak kadrolar bunlar olacak. Konseyde Sünni hareket içindeki Sufilerin ve Selefilerin de yer alması bekleniyor ama bunun nasıl olacağı, kimin kimi temsil edeceği pek belli değil. Bu yapı kurulduktan sonra da IŞİD ya siyasi bir harekete dönüşerek bu konseyde temsil edilecek ya da askeri konseye bağlı bir yapı olacak. Bu nasıl olacak o belli değil. IŞİD böyle bir durumda Suriye’ye çekilebileceği gibi, konseyle karşı karşıya da gelebilir.

Irak’da kimse katılımcı, çoğulcu, insan haklarına saygılı bir hukuk devletinden söz etmiyor. Demir yumrukla yönetilecek bir Irak hayali var. Örfi hukuk ve olağanüstü hal hukuku uygulanacak uzun bir süre. Bir yandan içeride bir savaş yürütürken, öte yandan dış tehdide karşı da direnmek zorunda kalacaklar. ABD, İngiltere ve İran yakın ve sıcak bir tehlike olarak önlerinde duruyor. Bu üç ülkenin de içeride askeri gücü bulunuyor. Bir yandan da ülkenin bölünmesinin önüne geçmeye çalışacaklar. Ve tabii Musul petrollerinin merkezi hükümetin denetiminde olması için mücadele edecekler. Bu anlamda bugün patlak veren Şii-Sünni çatışması yarın Arap-Kürt çatışmasına dönüşebilir. Durum pek de iç açıcı değil. Hani bizim bir kavme olan düşmanlığımız bile bizi onlar hakkında haksızlığa sevk etmeyecekti?. Daha ilk günden el kesmek, kelle kesmekten söz ederek, nasıl bir İslami düzen kuracaksınız ki! Öyle görülüyor ki, savaşan taraflar İslamifobia için bol bol malzeme üretecekler bu arada. Taraflar birbirini yok etmeye yemin etmiş gözüküyorlar. Şiiler Mehdi’nin gelişi ile zaten tek sahih İslam olarak Şia’nın doğruluğunu tescil edilmiş olacağını, dolayısı ile tevbe edenler müstesna diğerlerinin Deccaliyeti temsil edeceklerinden yok edileceklerini söylüyorlar. Selefiler ise Rafizi dedikleri Şiileri zaten müşrik kabul ettikleri için bu mürted topluluğu yok etmek onlar için sanki bir varlık sebebi. İşe bakar mısınız, radikal Selefileri Suudiler destekliyor. Aynı Suudiler İngilizlerle yakın ve sıcak işbirliği içinde. Aynı Suudiler, bir başka yoldan İran yönetimi ile yakın ve sıcak ilişkiler kurmaya çalışırken, Selefilerin Şiilerle birlikte en büyük rakibi olan Sufileri yanlarına çekmek için Irak’ta kesenin ağzını açmış bulunuyorlar. İktidarı Şiilere bırakan ve İran’ın bölgeyi kontrol etmesine izin veren ABD ve İngiltere şimdi bir yandan Suudiler üzerinden Selefilere ve Sufilere destek verirken, öte yandan İran’la perde gerisinde işbirliği yapmanın yollarını arıyor. Aklımız başımıza gelecek ama, galiba bade harabül Basra. Ülke bir felakete doğru yokuş aşağı koşar gibi gidiyor. Savaşan taraflar sanki mayınlı bir tarlada top oynar gibiler. Yıllardır benim korktuğum buydu ve korkulan oluyor. Ama savaşan taraflar birbirilerini yok etmek için bu sürecin bir fırsat olduğunu düşünüyorlar. Herkes duruma hakim olduğunu düşünüyor. Gelinen noktada geri adım atan imha edilecek. Onun için direnecekler ve sonuç, her iki tarafın da ağır bir kan ve can bedeli ödemesi ve tabii Irak’ın bir kez daha yerle bir edilmesi. Kimse adaletten, barıştan, hürriyetten söz etmiyor. Tarafların akıllarından büyük öfkeleri var. Affetmeyi düşünmüyorlar. Hepsinin de görülmesi gereken hesapları var. Gel de bunu anlat. Akacak kan damarda durmaz derler. Görelim Mevlam neyler. Neyler de, bilinen bir şey var, Allah cahil ve zalim bir topluluğa hidayet nasib etmez! Cahil kalabalıklar gırtlaklarına kadar zulüm batağına batmış yeni bir Kerbela için geliyorlar. Selâm ve dua ile.

(Abdurrahman Dilipak)

Su Üstü Komando Harekatı

Tarih: Haz 26 2014

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komando ihtiyacını karşılamak amacıyla Isparta Eğirdir Dağ Komando Okulu’ndaki Komando İhtisas Kursu’nun üçüncü aşaması, Su Üstü Komando Harekatı, Ege Denizi’nde icra ediliyor. Toplam 28 hafta süren kursa gönüllü olarak katılan subay ve astsubaylar, birbirinden zorlu 4 aşamayı geçtikleri takdirde komando olmaya hak kazanıyor. Korkusuzca helikopterden atlayıp, el, ayak ve gözleri bağlı halde denize atılan, tüm kısıtlamalar rağmen hayatta kalmayı başaran gözü kara komando adaylarının yanı sıra bu ve benzeri kurslara, 16 ülkeden de subay ve astsubaylar katılıyor.

Komando Deniz Harekat 1

Su Üstü Komando Harekatı kapsamında, techizatlı olarak, kuleden atlama, askeri kurbağalama yüzme, su altı yüzme, dalış, su altından tüplü intikal, denizden intikal, bot devirme, sal yapma, helikopterden atlama, son hızla giden bottan atlama ve bota binme gibi birbirinden zorlu eğitimlere tabi tutuluyor. Gece de devam eden eğitimlerde, komando adaylarının fiziki ve psikolojik dayanıklılıkları da test ediliyor. Eğitimlerin ardından, komando adayları gruplar halinde, komutanları tarafından planlanan tatbikatları icra ediyor. Eğitimin bir diğer bölümünde ise botta el, ayak ve gözleri komutanları tarafından bağlanan komando adayları, ardından denize atılıyor. El ve ayaklarını kullanmadan yüzebilen kursiyerler, en yakın unsura ulaşarak eğitimi tamamlamaya çalışıyor.

Komando Deniz Harekat 2

Komando Deniz Harekat 3

Komando Deniz Harekat 4

Komando Deniz Harekat 5


   Onlar, hazineleri yağmalandıkça zenginleşirler.

Site Hakkında