Parayı Veren Suyu Çalar

Tarih: Eki 01 2014

Barajlardaki doluluk oranı yüzde 16’lara inince, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, halkı su tasarrufu konusunda uyarmak için afişler asmıştı. Su tasarrufu, kaynaklar alarm verdikten sonra değil kaynaklar henüz yeterli bir seviyedeyken yapılmalı ki, bir anlamı olsun. Bu afişlerde vatandaşlar arabalarını, balkonlarını, halılarını suyla yıkamamaları, sifonu gereksiz yere çekmemeleri, yüzlerini yıkarken ya da dişlerini fırçalarken suyu kapatmaları, kısa duş almaları konusunda uyarılıyordu: Daha kısa duş al, 18 ton suyu kurtar.

Siz sifonu daha az çekip, daha kısa duş alırken, aynı günlerde Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, 1926’da çıkarılan Su Kanunu’nda bazı değişikliklerle ilgili çalışmaların bittiğini, yakında Meclis gündemine geleceğini söyledi. Bakanlığın sitesinde de, “Su kaynaklarının sürdürülebilir şekilde korunması, kullanılması, iyileştirilmesi, geliştirilmesi maksadıyla havza bazında yönetimi ve planlı bir tahsis yönetimini esas alan ve suyun miktar ve kalite açısından etkin yönetimine temel teşkil edecek kapsamlı Su Kanunu Taslağı hazırlanmış ve kurum görüşlerine açılmıştır” dendi. Bu cümleyi okuyunca, Türkiye yeni ve kapsamlı bir su politikasına kavuşuyor diye düşünebilirsiniz ancak durum tam öyle değil.

Daha neyi satacaklar derken, karşımıza yeni bir yasa taslağı ile çıkıyorlar. Kanunun içeriği incelendiğinde doğadan ve kamudan çalınarak el konan suyun, ticari değeri yüksek bir meta hâline getirilerek şirketlere peşkeş çekileceğini rahatlıkla görmek mümkün. Bu taslak, ilk olarak Kasım 2012’de gündeme geldi. DSİ, büyükşehir belediyeleri, il özel idareleri ile özel ve tüzel kişilere yapılan su tahsisleri artık tek bir kurum bünyesinde toplanacak. Su tahsislerinin daha önce 49 yıl olan üst sınırı 29 yıla indirilecek. Bu, bugüne kadarki tepkileri savuşturmak için yapılmış bir göz boyama. Kiralanan sulardan yıllık ücret alınacak, ücretlendirmeyi Bakanlar Kurulu yapacak. Bu hâliyle su kanunu değil, suyun tahsisi kanunu.

Türkiye’deki su kullanımının yüzden 85’inden sorumlu olan endüstriyel tarım ve sanayinin su tüketiminin kontrol altına alınarak azaltılması, baraj, HES ve su transferi projelerinden hızla vazgeçilmesi gerekiyor. Terkos Gölü’nü, 70 gölü ve sekiz dereyi kurutacak havaalanı projesine hiç başlamamak gerekiyor. İstanbul’un suyunu şişelere doldurup, beş kıtada 45 ülkeye satıyoruz diye övünmek yerine utanmak gerekiyor. Türkiye’de belgeli olarak 206 binden fazla kuyudan su çekilirken, 180 bin kuyudan kaçak su çekilmesinin önüne geçmek için denetim gerekiyor. Türkiye’de kuruyan göl sayısı 40, pek çoğu can çekişiyor, yüzlerce nehir HES’lerle kelepçelendiği için denize ulaşamıyor, akarsuların debileri azalıyor, havzalar kirleniyor, barajlar dolmuyor. Hâl böyleyken, su kullanımının sadece yüzde 15’inden sorumlu olan evsel kullanımı azaltmaya dönük çözümlerle, koruma kullanma dengesini tüketmekten ibaret sayan yasalarla ancak tasarruf yapıyormuş gibi görünürsünüz, ötesi mümkün değil.

(Pelin Cengiz)

Şükürler Olsun Ekonomisi

Tarih: Eki 01 2014

Son dönemin siyasi modası söylemi şükürler olsun oluyor. Niye böyle bir tespit yağıyoruz? Yapıyoruz, çünkü benzeri ülkeler yüzde 6 oranında büyürken biz 2,1 oranında büyüyoruz. İktidar sahipleri “şükürler olsun yüzde 2,1 oranında büyüdük” diyorlar. Ya büyümeseydik ne olurdu ya getiriyorlar işi. Ardından dünyada enerji fiyatları hızla gerilerken doğalgaza, elektriğe zam yapıyorlar “şükürler olsun yüzde 9 zam yaptık” diyorlar. Ya yüzde 20 zam yapsaydık ne olacaktıya getiriyorlar bu tutarsız zamları. Gelelim şükürler olsunun ne anlama geldiğine.

Şükürler olsun ruhani bir kavram olmakla birlikte günlük yaşamda bulduğunla yetin anlamına geliyor. Örneğin bir babanın çocuklarına “bugün akşam yemeğinde ekmek ve bulgur pilavı var. Allaha şükürler olsun bize bu nimetleri verdiğine” diyerek, şükretmesi hemen bütün tek ilahlı dinlerde imanın da gereğidir. Ve bu, insanda güzel duygular uyandırır. Bu arada çocukların, babaya “niye herkes bonfile yerken bize bulgur pilavı” diyerek sormasını da engeller. Peki, vatandaşa sürekli şükür edin diyen iktidar sahipleri kendisi şükür etmeyi biliyor mu? İşte sorun burada. İktidardakiler hiç şükür etmiyorlar. Ankara’da pek çok kamu binası dururken, şükürler olsun bu binayı bulduk diyeceklerine kendilerine saray yaptırıyorlar. Pek çok makam uçağı varken şükürler olsun bu mevcut uçağa binelim diyeceklerine yeni uçak ithal ediyorlar. Devletin tam 1 milyar dolarını, fabrika yaptıracaklarına saraya, ithal uçağa yatırıyorlar. Yine Amerikan başkanları 150 dolarlık Timex marka kol saati takarken bizim bakanlar mevcut saatlerine şükretmeyip, 350 bin dolarlık Patek Philippe kol saati takıyorlar. Yani vatandaşa sen şükret, bulduğunla idare et deniyor. Ama iktidar sahipleri bulduklarıyla yetinmeyip, kendilerine sağlanan büyük olanaklara şükretmeyip sürekli lüks tüketim yapıyorlar. Anlayacağınız ele verir talkını kendi yutar salkımı durumu yaşanıyor. İşte bu nedenle yeni Türkiye’nin ekonomisine bundan böyle şükürler olsun ekonomisi diyoruz. Yeni ekonomi modeli işte bu.

(Süleyman Yaşar)


   Bir şeyi öğrenmek için, her şeyden önce onu sevmek gerekir.

Site Hakkında