İntegral ve Çember Çevresi

Tarih: Mar 08 2015

Eğri Uzunluğundan Dairenin Çevresi

Ahtapot ve Yahudileşmek

Tarih: Mar 07 2015

Hiç kuşku yok ki, insanlığın en çok tartışılan ve hakkında en çok eser kaleme alınan kavmi, Yahudilik. Şahsi kütüphanemde de onlar hakkında kaleme alınmış yüzlerce eser var. Bir kavmin bu denli ilgiye mazhar olması, ya iyiliklerinin çokluğu, ya da zulmünün fazlalığındandır. Sadece insanlar değil, Allah (cc) da bu kavimle ilgili çok şey söylüyor. Kuran-ı Kerimde en çok bu kültürden söz ediyor. Üstelik onlar hakkında methüsenada da bulunmaz. Aksine ağır eleştiriler yöneltir ve onlara benzememeyi öğütler. Yahudi tarihini, kültür ve öğretisini bilmeyen kimseler, onlara haksızlık edildiğini düşünebilir. Elbette hiç kimse Hıristiyanların günahkâr olarak doğma palavrası gibi, doğuştan kötü değil. Fakat atalarının tahrif edilmiş, yalanlarla bezenmiş din ve kültürüne körü körüne bağlı kalırsa, kötüleşmek kaçınılmazlaşır.

Ahtapotu bilirsiniz. O hem korkak, hem de omurgasız. Omurgasızlığı yüzünden her deliğe girebilir, kolayca gizlenebilme yeteneği sayesinde avını çok kolay yakalar. Ortama çok iyi adapte olur. Ağzı son derece keskin olup, vantuz özellikli güçlü kol ve bacakları bulunur. Acayip meraklıdır ve olay yerinde çaktırmadan sıvışır. Yahudi kültürü de tıpkı böyle. Kuran-ı Kerimde, biyolojik Yahudilik değil, aksine kültürel Yahudiliği eleştirir. Yani eleştirilen Yahudi olmak değil, Yahudileşmek. Filhakika Yahudi doğmakla, Yahudileşmek birbirinden çok farklı iki kavram. Beni İsrail soyundan olmak yani Yahudi nesebinden doğmakla, başka bir kavimden doğmak arasında, İslam inancı açısından zerre miktar bir fark olamaz. Burada eleştirilen mevzu, birkaç bin asırdır süre gelen ve insanları Yahudiler ve Goyimler yani Yahudi doğanlar ve diğerleri şeklinde tasnif eden, aşağılayan inanç, düşünce, gelenek ve kültürdür. Zira Yahudi kültür ve geleneğine göre, diğer insanlar, Yahudilere hizmet etmek için yaratılmış, Yahudilerden aşağı mertebe varlıklar.

Bir Yahudinin, diğer bir Yahudiye canı, malı, ırzı haram iken, diğer bütün insanlığın ki helâl. Bir Yahudi, diğer insanlara faizle para verebilir. Diğer insanların Yahudilere muhtaç ve bağımlı kalmalarını sağlayıcı yüksek faiz uygulamak, bu inancın bir vecibesi. Bir Yahudiyi öldürmek asla kabul edilemez, ancak bir Yahudi, Yahudi olmayan Goyimleri öldürebilir. Üstelik bu kendi uydurdukları muharref Tevrata göre ise faziletli bir davranış. Bir Yahudi dilediği Filistinliyi yahut başka birini öldürürken hiç kimse kınamaz ama bir Filistinli üstelik kendine zulmeden bir Yahudiyi hasbelkader kendini savunurken dahi öldürse terörist olarak nitelenir, en ağır müeyyideye maruz kalır. Yahudi kültür hegemonyasına girmiş olan günümüz dünyasında, bunların insanları Yahudiler ve Goyimler diye tasnif etmesi suç sayılmazken, aksi Yahudi düşmanlığı sayılır ve suç sayılır. Aslında meselemiz Yahudiler değil. Gilad Atzmon gibi Yahudi anne-babadan doğduğu halde, Yahudi kültürünü reddeden, en ağır eleştiriler yönelten Beni İsrail kavmi mensupları da var. İslam, bir Yahudinin İslama girmesini reddetmez. Bu halden tüm Müslümanlar da memnun olurlar. Oysa Yahudi sulbünden doğmayan, özellikle de annesi Yahudi olmayan hiç kimse Musevi olarak dahi kabul edilmez. Hazar Türklerinin yöneticileri ve halkının bir bölümü Musevileşmişlerdi. Ama Yahudiler onları hâlâ Musevi olarak bile görmezler. 13üncü Kabile olarak tasniflendikleri için, 13 rakamı uğursuz sayılır. Bizim uçaklarda bile 13üncü koltuk yoktur.

İslam, kişinin Müslüman olduğu halde kimliğini gizleyip, gayri Müslim gibi davranmasını yani münafıklık yapmasını asla kabul etmez. Oysa biliriz ki Ermeni gibi, Kürt gibi, Türk gibi, Arap gibi, İspanyol gibi davranan ve bu yüzden Sebatayist, Parkadöni, Marranolar gibi adlarla anılan pek çok Yahudi mevcut. Geçenlerde önemli bir zat, Türkiyenin önemli zenginlerinden ve hayli dindar olarak bilinen bir grubun patronu ile ilgili şunları aktardı: Henüz 12 Eylül olmamıştı. Kâğıda büyük bir zam geldiği için çıkarmakta olduğumuz derginin zamlanmaması için kendilerinden reklam vermelerini rica ettim. Matbuata reklam vermiyoruz, sadece televizyonlara veriyoruz dediler. Nedenini öğrenmeye çalıştı isem de, ikna edici bir cevap alamadım. En son içlerinden biri size reklam verirsek zarar görürüz. Biz sizin yanınızda Müslüman, piyasada ise Yahudi gibiyiz. Aksi halde ayakta kalamayız dedi.

Bu hadisenin tarafları halen sağ. O günden bu yana çok yol kat ettiler ve etmeye de devam ediyorlar. Keşke bu sadece onlarla sınırlı kalabilseydi. Fakat bu markayı ve sahiplerini merak edenlerin pek çoğu da, bilinçsel olarak Yahudileşti. Kimseyi suçluyor değilim, sadece Müslümanların pek çoğunu değil, insanlığın kahir ekseriyetini de Yahudileştirdiler. Üstelik Yahudiliğin lanetlenen boyutuyla. Artık biriktirme, faiz-tefecilik, ifsad-tahrif, öldürme, gizlenmiş ikincil kimlikler, fuhşiyyat, aldatma gibi Yahudi kültürünün ne kadar kötü hasleti varsa, her yeri kaplamış durumda. Teoman Duralı hocanın ifade ettiği gibi, bu kötülük sadece İngilizleri değil, hepimizi kuşattı. Belli ki, insanlığı içten fethetmişler. Çoğumuzu zihinsel olarak Yahudileştirmişler. Galiba Yahudilerin nüfusu 20 milyon değil, neredeyse 5-6 milyar. Artık bir Yahudiden emin olamadığımız gibi, bir Hıristiyandan da emin değiliz. Bir İngilizden emin olamadığımız gibi, pek çok Müslümandan da emin değiliz.

Önce, 1800lü yıllarda aramızdan seçtikleri zekileri devşirip içimize saldılar. Onlar sadece devletimize değil, zamanla ruhumuza ve bilincimize de çöreklendiler. Sonrası pek zor olmadı. Artık bu lanetlik kültürün esiriyiz. Pek çoğumuz bir Yahudiden farklı düşünmüyor, farklı yaşamıyor, farklı davranmıyor. Pek çoğumuzu omurgasızlaştırıp, dünyevileştirdiler. Aradaki fark öylesine kapandı ki, muhataplarımızın hangisi Yahudi, hangisi değil ayırt etmek neredeyse imkânsızlaşacak. Kültürel ahtapot sadece Kudüs’ümüzü değil; bilincimizi, ruhumuzu, bedenimizi, ekmeğimizi işgal etti. Tabiatı kapladı, kanımızda dolaşıyor. Hatta bazı hallerde inancımızı bile. İşte bu yüzden, İslama sokulan hurafelere, ister onlar yapsın, isterse de aramızdaki beyinsizlerden kaynaklansın İsrailiyat diyoruz. Bu tiksindirici kültürün şeytanî işgali öylesine derinimize sindi ki, silkinip vahye dönmedikçe, Kuran-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyyeyi mihenk taşı yapmadıkça, ahtapotun kollarından kendimizi kurtaramayız. Kurtaramazsak hem şu anda olduğu gibi dünyamız, hem de maazallah ahretimiz berbat olur. (Kemal Özer)

Yastık Altı Kara Para

Tarih: Mar 07 2015

Eskiden kıt kanat geçinen insanlar zor günlerde başkalarına muhtaç olmamak için küçük tasarruflarını çoğunlukla altına çevirip, tamda ifade edildiği gibi yastık altında biriktirirlerdi. Başkasının malına el uzatmayı haram sayan bir toplumda, kimsenin gözü bu birikimde olmazdı. Bu yüzden de evinin kapısına kilit vurmayı aklından bile geçirmezdi. Önce kanunlar değiştirilip, hırsızlık basit ve âdî bir suça dönüştürüldü. Verilen ceza elde edilen haram kazanç yanında basitleştirildi. Hatta sık sık aflara maruz bırakılarak ceza iyice yoksunlaştırıldı. Dolayısıyla tasarruf suç haline getirilirken, hırsızlık da özendirildi. Olup biten tüm birikimin bankalara gelmesi, kayıt altına alınması ve kontrol edilmesi için bir oyundu. Kayıt altındaki nereden ve nasıl elde edilirse edilsin meşru, kayıt dışı olan cennetten gelse gayri meşru sayıldı. Dahası, ister uyuşturucu sat, ister tefecilik yap, ister genelev işlet, ister kumar oynat, hiç fark etmez. Yeter ki kayıtlı yap ve vergini ver. Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır denmiyor mu vergi dairelerinde? Para için maskaralığa kutsallık bile atfeder bu materyalizm. Yani küresel baronların kontrol edemediği her kazanç kara paradır! Onlar neyi meşru kabul ediyorsa, o herkese göre meşru olmalıymış. Bu oyunu tezgâhlayanlar, İzitsu‘nun doymak bilmez haram yiyiciler olarak tarif ettiği Yahudilerden başkası değildi. Bu sayede tüm paranız kayıt altına alınmış olacaktı. Devletlerin bu gerekçelerle ikna edilmesi zor değildi. Bu hal tabiri caizse, kaymaklı kadayıftı. Hem herkesin servetini kontrol edebilecek, hem de kendinde toplayarak yönetebilecekti. Ama dindarlar diye bir sorun vardı.

İslam haksız kazancı ve faizi haram kıldığı için, Müslümanlar bankalardan uzak duruyordu. Hatta bankanın gölgesinden bile geçmiyorlardı. Bunu aşmanın bir yolu olmalıydı. Önce midelerini ifsad ettiler. Midesi ifsad edilen bir Müslümanın imanını ve vicdanını ifsad etmek zor olmayacaktı. Çok geçmeden onunda yolunu buldular. Önce petrol zengini körfez ülkelerinde faizsiz finans kurumları diye küresel sisteme entegre bir yapı inşa ettiler. Ardından bunu bütün İslam coğrafyasında, en sonunda da bütün dünyada yaydılar. Servetler bu yolla kayıt altına alındı, kontrol edilebilir hâle getirildi. Artık yastık altı, hanımların altın günü her ne adla olursa olsun bütün birikimler hatta Filistine yapılan yardımlar, bir kuruma veya şahsa verilen zekât-sadakada, faizli-faizsiz bankalarda toplandı. Bu da yetmedi, bu paralar buralarda tutulduğu için kira, muhafaza veya hesap işletim ücretleri adıyla soyguna maruz bırakıldı.

İtiraz edenler çıkmadı mı? Çıktı elbette! Öncelikle yastık altı denilen tasarruflar bile kara para olarak tanımlandı, sonra nereden buldunla hesapları soruldu. İster gerçekten kirli kara paralar, isterse de alın teri tasarrufları olsun, zaman zaman bütün ülkelerde çıkarılan sözde af kanunları ile aklanarak yasal tefecilik sisteminin içine alındılar. Maksadımızı idrakten yoksun veya kötü niyetliler, bu düşüncelere itiraz edebilirler. Ne yani kazançtan vergi alınmamalı mı yahut kara para serbestçe dolaşmalı mı gibi gayemizin ötesinde sorular yöneltebilirler. Ne yazık ki, İslamın kazanç, para, vergi, zekât dolayısıyla iktisat sisteminin bu ülkede uygulanması şöyle dursun, bileni bile azdır. Hatta ecnebilerin yozlaştırıcı fikri iktisat düşüncesi adı altında okutulurken, İslamın bu husustaki sisteminden asla söz bile edilmez. Mesela siz hiç ekranlarda İslamın iktisat sisteminin konuşulduğunu gördünüz yahut duydunuz mu? Konuşulsa bile bizi tatmin edecek münevver birine rastladınız mı? Şayet yok ise, bu ayıp hepimizin ayıbı değil mi? Çocuğuna işletme iktisat eğitimi aldıran bir ebeveyn, onun İslam iktisatçısı olmasını hiç arzu etmiş midir? Yazık ki pek çok Müslüman bile İslamın iktisat sisteminin yabancısıdır. Müslümanlar bile konudan bihaberse, materyalistlere kızmaya hakkımız var mı?

Ünlü tefeci baron Mayer RothschildBana bir ülkenin para kontrolünü verin, kanunları kimin koyduğu umurumda bile değil” demiş. Aslında bildiğimiz bu fiili durum, Anadolu Ajansınca bugün haber olarak servis edildi. Relbanks.com adlı siteyi kaynak göstererek yaptığı habere göre, dünyanın en büyük 50 bankasının toplam varlıklarının büyüklüğü, 187 ülkenin bir yılda ürettiği gayri safi yurt içi hâsılaya denkmiş. 50 büyük bankanın toplam varlıkları birkaç ülke hariç dünyanın tümüyle yarışırken, bir dev bankanın varlıklarını yakalamak için, 129 ülkenin toplam nüfusunun bir yıl boyunca çalışması gerekiyormuş. Bu 50 bankanın toplam varlığı 70 trilyon 499 milyar 236 milyon doları bulurken, 187 ülkenin GSYH toplamı 76,8 trilyon dolar seviyesinde imiş. Listede Çin’in 10, ABD’nin 6, İngiltere, Fransa ve Japonya’nın 5’er, Avustralya’nın 4, Almanya ve Kanada’nın 3’er, İspanya, İtalya, İsviçre ve Hollanda’nın 2’şer, İsveç’in ise 1 bankası yer alırken, hiç Türk bankası yokmuş. Bu bankaların patronları kimdir diye kontrol ettiğimizde, karşımıza sadece 10 aile çıkıyor. Yani 7 milyar eşek gibi çalışıp, 10 aileyi besliyormuş. Batsın bu düzen batmasına da, böyle diyerek batmaz elbet. Kredi kartını atmaz, bankalardan el etek çekmezsek, bize daha çok semer vurur bunlar. Bize düşen hayıflanmak değil, bir adım atmaktır! (Kemal Özer)

İsviçre ve BIS

Tarih: Mar 07 2015

Küresel Sistem BIS

Ayakta Duran Ağaçlar

Tarih: Mar 07 2015

Ayakta Duran Ağaçlar

Bekleşmeler

Tarih: Mar 07 2015

Bekleşmeler

At Isırması

Tarih: Mar 07 2015

At Isırması

Sağlıklı Mineral Banyosu

Tarih: Mar 06 2015

Sağlıklı Mineral Banyosu


   Övgü yağdıranlar, övülmeyi bekleyenlerdir.

Site Hakkında