Kış Kapısından Bakış

Tarih: Oca 12 2017

Kim Bu Amerikalı?

Tarih: Oca 12 2017

Son günlerde, Kenneth O’Keefe’nin videosunu herkes birbirine gönderiyor. Bana en az 20’yi aşkın farklı kişiden geldi. Amerikalı eski bir deniz piyade askeri olan Kenneth O’Keefe, katıldığı bir televizyon programında Amerika ve özellikle İsrail için neler söylemiyor neler! O’Keefe, diğer konuşmacıların anlattıklarına katılmadığını söyleyerek başlıyor ve özetle; Amerika’nın teröre karşı verdiği mücadelenin hikaye olduğunu, İsrail’in Büyük İsrail hedefine yönelik genişlediğini ve büyüdüğünü, Ortadoğuyu bölüp parçalamak için mezhepsel nefretin tohumlarını ektiklerini, Irak’ı üçe böldüklerini, Suriye’de de aynı şeyi yapmaya çalıştıklarını, IŞİD’in arkasında İsrail’in olduğunu ifade ediyor. O’Keefe’nin söylediklerinin neredeyse yüzde yüzü doğru; ama bunları bir Amerikalı söyleyince mi daha doğru oluyor ve ilgi çekiyor? Demek ki; ne söylendiği değil, kimin söylediği daha önemli oluyor. Peki o zaman, bu adam kim? Esasında O’Keefe’nin kim olduğunu ilk defa 6 Ocak 2011’de, yani 6 yıl önce, Mavi Marmara’nın ne olup ne olmadığını gözler önüne serdiğimiz “Mavi Marmara Operasyonu Nedir?” başlıklı yazımızda anlatmıştık. O günden bugüne kadar geçen zaman içinde “Mavi Marmara Operasyonu” konusunu iki defa daha ele almış ve bu Amerikalı’nın ne olduğunu anlatmıştım. Görünen o ki hem unutulmuş, hem de konu tarafımdan yeterince iyi anlatılamamış.

Amerikalı deniz piyade Kenneth O’Keefe, biraz karışık bir adam.1969 doğumlu, Irak Savaşı’na katılmış, savaştan sonra ordudan ayrılmış, İkinci Körfez Savaşı’nda “Canlı Kalkan” olarak Irak’a gitmiş, 2001’de ABD vatandaşlığından ayrılmış, aynı zamanda İrlanda ve Filistin vatandaşı, İngiltere ve Güney Kıbrıs’ta yaşadığını söylüyor. Bu arada; canlı kalkan olarak Irak’a gidenlerin birçoğunun CIA ajanı olduğunu biliyoruz. Anımsarsınız; Bağdat direnmeden teslim olmuştu! Canlı kalkan kılığındaki ajanlar, Irak Ordusu’nun generalleri ile pazarlıkları kotarmışlardı. Kenneth O’Keefe’yi, daha sonra 31 Mayıs’ta, Gazze’ye intikalde iken İsrailli komandoların operasyonuna uğrayan Mavi Marmara’da görüyoruz. “Rotamız Filistin, Yükümüz İnsani Yardım” sloganı ile Antalya’dan yola çıkan 6 gemilik konvoyun, Mavi Marmara dahil 3’ü Türk gemisiydi. Gemilerdeki insan sayısı yaklaşık olarak 700 civarındaydı ve bunun 600’ü Mavi Marmara’daydı. Eylemcilerin çoğunluğu Türk, kalanı ise 32 ülkenin yurttaşlarından oluşmaktaydı. Bu eylemi; lideri Amerikalı Greta Berlin olan, Özgür Gazze Hareketi (Free Gaza Movement) planlamıştı. Eylemin sevk ve idaresini ise; Türkiye orijinli, İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı (İHH) yapmıştı.

Konvoy Gazze’ye intikaldeyken, İsrail’in hızlı botları gemilere yaklaşarak çeşitli muhabere vasıtaları ile “Deniz ablukası olduğunu, Gazze’ye intikal edemeyeceklerini, ısrar ederlerse operasyon yapılacağını” belirtmelerine rağmen; eylemcilerin kararlılığı üzerine, 31 Mayıs 2010’da İsrail açısından asla mazereti olmayan o müessif olay meydana gelir ve 9 yurttaşımız öldürülür. Mavi Marmara’da gelişen olayların bire bir tanığı olan ve Londra’da yaşayan gazeteci dostum Mahir Tan’dan öğrendiklerimi size iletiyorum: Bir İsrail helikopteri havadan yaklaşır, sallandırılan halat (Fast Rope) vasıtası ile silahlı komandolar geminin güvertesine indirilir. Komandolar silahlıdır fakat, ateş etmemişlerdir. Güvertede bulunan eylemcilerden, Amerikalı eski deniz piyadesi Kenneth O’Keefe’nin aktif liderliğinde; gemiye inen komandolar etkisiz hale getirilir, silahları alınır, tartaklanarak kapalı mekana sokulur ve orada hırpalanır. Bu gelişme üzerine; ikinci helikopter ateş açarak yaklaşır, komandolar iner ve hatırlamak bile istemediğimiz gelişmeler olur.

Kenneth O’Keefe

Mavi Marmara’da İsrail komandolarını etkisiz hale getirerek ve hırpalayarak tırmanmaya ve karşı tarafın silah kullanmasına neden olan başrol oyuncusu; Amerikalı deniz piyade Kenneth O’Keefe’dir. İHH daha sonra yaptığı açıklamalarda, bu olayda kullanıldığını itiraf etmişti. Mavi Marmara olayı aynen “One Minute” gibi, Türkiye’yi Sünni İslam Dünyasında parlatmak ve Büyük Ortadoğu Projesinde (BOP) kullanabilmek için planlanmış ve manipüle edilmiştir. Kenneth O’Keefe’nin geçmişi ve sicili ortadadır. Televizyon programında Amerika ve İsrail için söyledikleri; müteakip operasyonlar için Ortadoğu’da ve İslam Dünyasında güven telkin edebilmek maksatlıdır. Söylenenlere ve söyleyene değil, söylettirenlere bakmak lazım. Örneğin; bizi o ekranlara çıkarırlar mı? Hayır! Belki de aynı şeyleri söyleyecektik! Ama bizi kullanamazlar! Kenneth’i çıkar, güven telkin et, savunma mekanizmalarını felç et ve operasyonda kullan! Mavi Marmara operasyonunun arkasında bulunan isimlerden birisi de, bazı konuşmalarına Bismillahirahmanirrahim ve Selamünaleyküm diye başlayan, Birleşik Krallık (İngiltere) İşçi Partisi eski Milletvekili George Galloway’di. Bu da Kenneth gibi, biraz karanlık bir adam. Arap Dünyası ile bayağı sıkı fıkı ve akçeli işleri var. Galloway Türkiye’nin pozisyonunu; “Osmanlı’nın dirilişi” olarak yorumluyor ve “İslam Ülkelerine Erdoğan gibi liderler lazım’’ diyordu. Şimdi ne diyor, merak ediyorum doğrusu! Pek sesi çıkmıyor da!

George Galloway

Emperyalizmin İslam Ülkelerini ve Müslümanları sömürebilmesinin ve yönetebilmesinin araçlarından biridir sanki; Müslüman’mış gibi davranmak veya gizli Müslüman görüntüsü vermek. Örnek mi istiyorsunuz? Alman İmparatoru ve Müslümanların koruyucusu Hacı II.Wilhelm, Haydar Ebu Ali adlı gizli Müslüman Hitler, Musa Nili adlı gizli Müslüman Mussolini, Prens Charles da gizli Müslüman fakat veliaht olması nedeniyle açıklayamıyor, Başkan Barack Hussein Obama, zaten babası Müslüman fakat konumu nedeniyle Hristiyan gibi gözüküyor, aslında Müslüman. Bu örnekler uzar gider. Hepsinin tek bir amacı var: Aklın ve bilimin egemen olamadığı İslam Dünyasında, dince kutsal duyguları istismar ederek sömürmek ve emperyalist hedefler doğrultusunda yönlendirmek. (Türker Ertürk)

Tahliye

Tarih: Oca 11 2017

Hangi Savaş?

Tarih: Oca 11 2017

Savaş kötüdür ama savaşsız bir dünya da asla düşünülemez! Yaradılışın fıtratında vardır savaş! Ama hangi savaş? Toprakları yağmalamak için mi? Birilerinin koltuğunu sağlamlaştırmak için mi? Obez kapitalist düzenin şişmanlaması için mi? Yoksa ilahi adalet için mi? Hayatımız görünen ve görünmeyen savaşlarla geçerken ne için savaştığınızın farkında mısınız?

Atatürk’ün Sol Gözü

Tarih: Oca 11 2017

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk hakkındaki bir sorunun cevabı halen bilinmiyor. ‘Atatürk’ün gözü kör müydü’ ya da ‘Atatürk’ün gözü takma mıydı’ gibi soruların günümüzde de sorulması üzerine bir araştırma yaptık. Atatürk’ün gözü hakkında konuşulan röportajlara baktığımızda Mustafa Kemal Atatürk‘ün bir gözünün takma olma ihtimali yüksek görünüyor. 1977 yılında bir yapılan bir röportajda Atatürk ile olan konuşmasını anlatan Yunan vatandaşının anlattıkları önemli bir delil niteliğinde. Cumhuriyetin kurulmasından sonra Atatürk’ün evinde marangoz olarak çalıştığını söyleyen Yunan vatandaşı, sunucunun Atatürk’ün bir gözü cansız, biraz ölü gibi görünüyor demesi üzerine; “Camdan bir gözü vardı onun. Sahte bir göz.” diyor. Bir başka röportaj ise Türkiye’den. Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatının anlatıldığı bir belgeselde Atatürk’ün okullarına geldiğini söyleyen kadın, “O dönemde gözünün biri takma olduğunu söylüyorlardı. Sınıfa geldiğinde bir kez yüzüne bakabildim ve cansızdı” açıklamasında bulunmuştu. Öte yandan geçmiş dönemin protez malzemeleri incelendiğinde, camdan gözün oldukça yaygın olarak kullanıldığı anlaşılacaktır.

Trablusgarp savaşı sırasında yaşananları Mustafa Kemal’in yakın silah arkadaşı Fuat Bulca’nın ağzından dinleyelim:

“Yanındaki az sayıda arkadaşlarıyla süvari hücumuna kalkıştı. Kendisini zaptedemedim. Nitekim kısa bir zaman sonra, ben artçı kuvvetlerle kalmıştım; o, Kasr-ı Harun’un ilk basamakları önüne erişmişti. Burada boğaz boğaza bir boğuşmadır başladı. Harabenin duvarlarının arkasında geçen bu mücadelenin safhalarını göremiyordum.Biz harabeler içinde mücadeleye devam ederken Mustafa Kemal’in yanındaki az sayıda arkadaşı ile Kasr-ı Harun’un merkez binasına kadar ilerlediği ve buraya daldığı görüldü. İşte bu sırada gökyüzünde bir gürültü duydum. İki İtalyan hücum uçağı çok alçaktan uçuyor ve bizim arkamıza saldırarak bombalarını koyuveriyordu. Mustafa Kemal’in yanına vardığımda onun yüzünü tanınmaz bir halde buldum. Bir elinde kılıcı vardı, diğer elinde mendili gözünü kapatıyordu. Yaralandığını zannettim. Hayır, yaralı değildi. Fakat harabeler arasında yıkılan bir sütundan fırlayan kireçli bir taş parçası şiddetle gözüne çarpmıştı. Sönmüş kireç olmasına rağmen, bir kısmı göze nüfuz etmişti.”

Ve Atatürk’ün kaleminden sonrasında yaşananlar (Kerim Bey’e yazdığı mektup);

“Aziz Kardeşim Kerim Bey, Tobruk’ta birkaç gün kalarak başarılı bir netice veren 22 Aralık 1911 Muharebesi’ni yaptıktan sonra Derne’ye geldik. Yollarda oldukça yorulmuş, ıslanmış, üşümüş, sefalet çekmiştik. Derne’de de henüz başlangıç halinde bulunulduğu için sefaleti gidermek mümkün olamamıştı. 16/17 Ocak 1912 Baskını’yla başlayan 17 Ocak Muharebesi gecesi ve günü zaten hastalıklı görünen sol gözüm kanlandı ve görmez oldu. Istırabın derecesi vazife yapmama mani oldu. Hilâliahmer (Kızılay) Hastanesi’ne yattım. Bir ay tedaviden sonra tam olarak göremediğim halde hastaneden çıktım. Vaziyet biraz büyüdüğü için Enver Umum Kumandan, ben de Derne Kuvvetleri Kumandanı oldum. Bu sırada idi ki, 3 Mart 1912 günü umumi bir muharebe oldu. Bugün de olağanüstü yorgunluk ve açlık ve muharebe geceye kaldığından soğuğa maruz kaldık. Bunun sonucu olarak gözümün rahatsızlığı ertesi gün nüksetti. On beş gün kadar yataktan kalkamadım, gözlerimi açamadım. Nihayet ıstırap geçti, tekrar işe başladık. Fakat sol gözüm daha az görür oldu. Doktorlar Mısır’a gitmemi tavsiye ettiler. Ben razı olamadım. Nihayet bugüne kadar görme derecesinde bir fark görülemeyecek o derecenin yerleştiğine hükmedilmiştir. Gerçi uzman doktor zamanla açılacaktır diyor, fakat ben inanmıyorum. Bu harbin bitmesinden sonra askeri hayata veda ederek istirahat köşesine çekilebilmek ihtiyacı bilmem nasıl sağlanacak? Bu mektubun salimen size ulaşacağından emin olduğum için bu kadarla yetiniyor ve mektubunuzu, hatta telgrafınızı bekliyorum. Hürmetle gözlerinizden öperim kardeşim.”

Sayın Seyirciler!

Tarih: Oca 08 2017

Kişisel internet sayfasında, Meclis’te oylanan Anayasa değişikliği paketine değinen yazar Fehmi Koru, CHP’ye eleştirilerde bulunarak “CHP’liler kızıyor, ama onların da anayasayı bir sistem değişikliğini sağlayacak biçimde değiştirme girişiminde bulunan AK Partililer’den fazla bir farkları yok.” dedi. AKP’lilerin Meclis’teki heyecanına değinen Koru, “Son zamanlarda görmeye hasret kaldığımız kadar büyük bir heyecanla anayasa değişikliğini gerçekleştirmeye çalışıyorlar.” ifadelerini kullandı. AKP içinde farklı bir ses çıkmasının zor olduğunu belirten Koru, CHP ile AKP’nin aynı olduğu vurgusunu yaparak Anayasa paketini beğenmeyenlerin Meclis’ten medet ummak yerine halkı ikna etme çalışmalarına başlaması gerektiğini söyledi. Fehmi Koru’nun yazısıyla ilgili asıl dikkat çekici detay başkaydı. Fehmi Koru’nun yazısının altına eleştirilerin sıralandığı bir yorum yazıldı. Yorumu yazan isim ise “Süleyman Karagülle”ydi. Kim mi Süleyman Karagülle. İslami camia içinde oldukça önemli bir isim olarak bilinen Karagülle, Fehmi Koru’nun kayınpederi. Evet. Koru’nun yazısına en sert eleştiri kayınpederinden geldi:

Türkiye Hukuk devleti değildir. Yasalar yapılır. Sermaye iki cepheye ayırdığı ulusu birbirine çatıştırır. Halkı inada getirir. Sermaye fırsat kollar, kendi istediğini kabul eden cephe güçlü olunca yasalar yaptırır. Yasalar kenarda durur güçlü olan bildiğini okur. Yasa yönetimi yerine başkan yönetimi vardır. Bununla fazla meşgul olunmamalıdır. Türkiye hala devlet aşamasından önceki kabile yönetimi ile yönetiliyor. Daha devlet aşamasına şeriat aşamasına gelmiş değiliz. Nuh devrine varamadık yani beş bin sene öncesini yaşatılıyoruz. Yasalar uygulamak için yapılmıyor. Oynayan iki takımın topu durumunda, birbirine atıyorlar. Seyirciler heyecanlanıyor, takımları finans edenler halkı bu yolla sömürüyor. Bu cumhuriyetin kuruluşunda başlamıştır. Mustafa kemal Milli İradeye dayanarak İstiklal Savaşı kazandı. Ama cumhuriyeti başları kesme tehdidi ile ilan etti. İnönü mareşalin askerleri sayesinde cumhurbaşkanı oldu. Demokrasi Süngülerle geldi Bugün hala Evrenin sopası ile yaşıyoruz. Şimdi de AK parti benzerini yapıyor. Bu gidiş ikinci İstiklal savaşına ve ikinci cumhuriyete doğru atılan adımlardır. Sonunda Kur’an’ın dediği olacak, kanlı veya kansız adil düzen gelecektir. Bu kanı adil düzenciler akıtmayacak. Adil düzene karşı olanlar, birbirini yiyecekler. Mustafa Kemal kendi iradesini milletin iradesi diye ilan ediyordu. Bunlar da %51’i milletin iradesi olarak kabul ediyorlar. Millete gidelim diyorlar. Asıl hastalık ekseriyet sistemindedir. Bizim yapacağımız bir şey yoktur.

Eskimiş Ankara

Tarih: Oca 08 2017

İzmir Saldırısı

Tarih: Oca 06 2017


   Hiç kimse duymak istemeyen biri kadar sağır olamaz.

Site Hakkında