Monkey Business

Tarih: Şub 15 2017

Iraq, 2016

Tarih: Şub 14 2017

Rus Jeti

Tarih: Şub 10 2017

Döviz ve Vatandaşlık

Tarih: Şub 06 2017

Bir süreden beri hükümetin gündeminde olan yabancılara döviz getirmeleri karşılığında vatandaşlık verilmesiyle ilgili düzenleme 12 Ocak’ta Resmî Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe girdi. Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun uygulanmasına ilişkin yönetmelikte yapılan değişiklerle 1 milyon dolar ila 3 milyon dolar arasında değişen tutarlarda döviz karşılığında yabancılara vatandaşlık verilecek. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da onayladığı düzenlemeye göre: En az 2 milyon dolarlık sabit sermaye yatırımı gerçekleştirdiği Ekonomi Bakanlığı’nca tespit edilen. En az 1 milyon dolarlık taşınmazı (gayrimenkul, konut, bina) satın alıp, en az üç yıl satılmamak üzere tapuya şerh koyduran. En az 100 kişilik istihdam ve iş alanı yarattığı Çalışma Bakanlığı’nca tespit edilen. En az 3 milyon dolarlık mevduatı üç yıl hesapta tutma şartıyla Türkiye’deki bir bankaya yatıran. En az 3 milyon dolarlık devlet tahvili ya da hazine bonosunu üç yıl elinde tutmak şartıyla satın alan yabancılara, Bakanlar Kurulu kararıyla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı verilecek.

Son birkaç yıldan bu yana tartışılan yabancılara döviz karşılığı vatandaşlık uygulamasının şimdi yürürlüğe konulması Türkiye’nin içinde bulunduğu döviz krizine ve artan nakit döviz ihtiyacına bağlanıyor. Ancak zamanlama açısından yapılan düzenlemenin bu amaca ne kadar katkı sağlayacağı tartışmalı. İçeride ve dışarıda artan gerginlikler ve terör olayları ile yaygınlaşan can güvenliği endişesi en önemli engel. Anayasa değişikliği ve başkanlık tartışmalarıyla başlayan kaygılar da Türkiye’nin dünyadaki imajını ciddi anlamda zedelemiş durumda. AB’den uzaklaşma ve Batı dünyasıyla mesafenin açılmasının yanı sıra Irak ve Suriye’deki savaş ortamı, Güneydoğu’daki askeri operasyonlar ve PKK ile süren çatışmalar Türkiye algısını erozyona uğrattı. 2016’da imaj sorunu ve terör yüzünden turizmde ağır kayıplar yaşayan Türkiye 2017’de de turistlerin tercihleri arasında gerilere düşmüş durumda. Dolayısıyla 3 milyon dolarlık yatırım yaparak ya da gayrimenkul satın alarak Türk vatandaşlığı almanın fazla bir cazibesinin olmadığı savunuluyor.

15 Temmuz darbe girişiminden sonra kamudaki görevine son verilen binlerce akademisyen yurt dışına çıkabilmenin, daha demokratik ülkelerde yaşayabilmenin yollarını arıyor. Almanya İçişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre, Türkiye’den Almanya’ya yönelik iltica başvurularında büyük artış söz konusu. Sadece ocak-kasım döneminde Almanya’ya iltica etmek için başvuran Türk vatandaşlarının sayısı 5 bin 166’ya yükseldi. Son olarak 89 Türk diplomat ve rütbeli askeri personelin, Oslo’da Norveç hükümet yetkililerine iltica için başvuruda bulunduğu haberleri medyaya yansıdı. Bu gelişmeler ışığında kendi vatandaşları ülkelerinde mutsuz olan, başka ülkelere sığınma ve iltica yolları arayan Türkiye’ye vatandaşlık için kimlerin milyonlarca dolar ödemek isteyeceği sorusu ortaya çıkıyor. Daha önce Suriyeli mültecilere vatandaşlık verilmesi çalışmaları tepkiler ve sert eleştiriler sonrasında gündemden düşmüştü. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 6 Ocak’ta Şanlıurfa’da katıldığı bir törende bu konuyu tekrar gündeme getirdi. Erdoğan Suriyeli ve Iraklı sığınmacıların bir bölümüne vatandaşlık verileceğini, İçişleri Bakanlığı’nın bu konuda çalışma yaptığını ifade etti. Doktor, mühendis gibi eğitimli sığınmacılardan istifade edilmesi gerektiğini, bu insanların kaçak olarak çalışmaktan kurtarılacağını kaydetti.

12 Ocak’tan itibaren uygulamaya konulan yabancılara vatandaşlık tarifesi, en çok inşaat sektörünü ve yabancılara konut satışı yapmayı hedefleyen müteahhitleri sevindirdi. Geçen yıl yabancılara konut satışlarının gerilediğini söyleyen İstanbul İnşaatçılar Derneği (İNDER) Başkanı Nazmi Durbakayım 2017’de yabancılara konut satışlarının yüzde 20 artmasını, en az 20 bin yeni konut satılmasını beklediklerini kaydetti. Konut Geliştiricileri ve Yatırımcıları Derneği (KONUTDER) Başkanı Ömer Faruk Çelik ise yabancıların genelde 100-300 bin dolar arasında konutlar satın aldığını, 1 milyon dolar ve üzerindeki konutların piyasanın yüzde 2-3’ü düzeyinde olduğunu ifade ediyor. Çelik 100-300 bin dolarlık konut alan yabancılara oturma izni verilmesinin hem elde edilecek geliri hem de konut satışlarını artıracağı görüşünde. Türkiye’nin en büyük lüks konut üreticilerinden Ağaoğlu Şirketler Grubu Başkanı Ali Ağaoğlu gayrimenkul alana vatandaşlık kararını büyük bir kampanya ile yurt dışında duyuracaklarını belirterek, “Türkiye bugüne kadar milyonlarca kişiye kucak açtı, kapılarını açtı. Artık parası olanlar da gelsin” diyor.

Türkiye’de yabancılara yapılan konut satışlarında Irak, Afganistan, Suudi Arabistan vatandaşları ilk sıralarda yer alıyor. Rus vatandaşları 24 Kasım 2015’teki uçak krizinden sonra sıralamada geriledi. Kendi ülkelerinde daha ağır iç savaş ve terör koşullarının yaşandığı Irak ve Afganistan vatandaşlarının Türkiye’yi tercih etmesi ise bir ölçüde anlaşılabilir bir tutum. Konut almak dışında, 3 milyon dolar para getirmek ya da devlet tahvili almak, 2 milyon dolarlık sabit sermaye yatırımı yapmak veya en az 100 kişiye istihdam sağlamak gibi koşullar, vatandaşlık için oldukça ağır şartlar. Türk iş adamlarının bile yatırımdan kaçındığı bir ekonomik ortamda milyonlarca dolarını Türk vatandaşı olmak için getirecek yabancı bulmanın zor olduğu açık. Türkiye’nin en köklü ve eski ekonomi gazetesi Dünya’nın hazırladığı dosyaya göre hükümetin ilan ettiği vatandaşlık tarifesi, ABD, Kanada, Almanya, İspanya, İrlanda, Portekiz, Malta gibi ülkelerin oturma izni ve vatandaşlık için öngördüğü koşullar ve parasal tutarlarla kıyaslandığında oldukça yüksek ve pahalı kalıyor.

O nedenle gecikmeli olarak yürürlüğe konulan düzenlemeye çok sayıda başvuru olması ve büyük tutarlarda döviz gelmesi olasılığı düşük. Buna karşılık Türk vatandaşları, Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerine göç ve iltica başvurularına hız verirken, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne (KKTC) vatandaşlık başvuruları da artıyor. Kıbrıs’ın duayen gazetecilerinden Metin Münir KKTC İçişleri Bakanlığı Muhaceret (Göç ve Vatandaşlık) Dairesi koridorlarının T.C. vatandaşlarının başvuru dosyalarıyla dolup taştığını ifade ediyor. Münir, yakında 30 bin kişiye KKTC vatandaşlığı verileceğini kaydediyor. Olağanüstü hâl kapsamında yürürlüğe konulan son kanun hükmünde kararnamelerle hakkında gözaltı ya da yakalama kararı olanların Resmî Gazete ile çağrı yapılmasının ardından üç ay içinde yurda dönmedikleri takdirde vatandaşlıktan çıkarılmasına karar verildi. Bu kararla yurt dışında bulunan çok sayıda gazeteci, yazar, akademisyen, diplomat, subay ve iş adamının vatandaşlıktan çıkarılmasının önü açılabilir. Öte yandan 1-3 milyon dolar getiren yabancılara ise vatandaşlık yolu açılmış durumda. Başta AB, ABD ve son olarak Rusya da dahil olmak üzere pek çok ülkeye vizesiz giriş olanağı bulunmayan Türkiye pasaportu ve kimliğini milyon dolar vererek almak isteyeceklerin sayısı şimdiden merak konusu! (Zülfikar Doğan)

Arap Sermayesi

Tarih: Şub 06 2017

Türkiye’de 1980’lerden, eski başbakan ve cumhurbaşkanlarından Turgut Özal döneminde başlayan ve bugünlere kadar süren bir “Arap sermayesi efsanesi” hiç gündemden düşmedi, düşmüyor. Yine Özal ile başlayan ve Recep Tayyip Erdoğan ile devam eden muhafazakârlaşma-İslamlaşma gayretlerinin adeta tamamlayıcısıdır Arap sermayesi. Arap sermayesi derken kastedilen Körfez ülkeleri, özellikle de Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’dir. Bu ülke grubu kaynaklı yatırımlar, bu ülke yurttaşlarının gayrimenkul alımları vb. bire bin katılarak aktarıldığı gibi bu ülke grubu, Batı kapitalizmine alternatif bir tür koz yatırımcı gibi gösterilir. Bunun son örneği, doların hızla yükseldiği ve ağırlıkla Batı kökenli olduğu bilinen sıcak paranın Türkiye’den çıkışı ve uzak durmasının söz konusu olduğu son aylarda yaşanıyor. Yabancı yatırımcı çıktıkça ya da eski iştahla gelmedikçe ve içeride, özellikle 213 milyar dolar döviz açığı olan borçlu firmaların dolara atağı arttıkça, yükselen doların ateşini düşürecek ilaç olarak “Arap sermayesi” söylemi kullanılıyor.

Örneğin, hükümetin yarı-resmi yayın organı olarak bilinen Sabah, 14 Ocak’ta şu manşeti atıyordu: “Türkiye’ye 120 milyar dolar geliyor!” Türkiye’ye 50 küsur yılın sonunda birikmiş olarak ancak 140 milyar dolar yabancı sermaye geldiği hatırlandığında, tamamen asparagas olduğu her halinden anlaşılan bu haber şöyleydi: “ Türkiye, yabancı yatırımcının radarına girdi. Abu Dhabi Investment Group’un 100 milyar dolarlık yatırım açıklamasının ardından, National Standard Finance da 20 milyar dolarlık yatırım için düğmeye bastı. Abu Dhabi Investment Grup Başkanı Zayed Bin Aweidha, ‘Yatırımlar ile kurdaki yükselişin önüne geçilebilir. Buradan kaynaklı olumsuz etkiler de bu yatırımlarla tamir edilebilir’ dedi.”

Sadece dolardaki hızlı yükselişin panzehri olarak değil, Nisan ayında halkoyuna sunulacak başkanlık rejimi ile birlikte Batı dünyası, özellikle de AB ile ekonomik ilişkilerin, sermaye girişinin zayıflaması halinde bunu ikame edecek aktörün Arap sermayesi olacağı savı havalarda uçuşmakta. Oysa Türkiye’nin bugüne kadar yabancı sermaye ile olan deneyimi ve bizzat Körfez ülkelerinin mevcut durumları, bu savların birer efsane olduğunu ve büyük abartı içerdiğini göstermekte. Öncelikle hatırlatmak gerekir ki gelirleri ağırlıkla petrole dayanan Körfez ülkeleri, son yıllarda dibe vuran petrol fiyatları ile birlikte döviz fazlası olan ülke niteliklerinden çok şey yitirdiler ve cari açık vermeye başladılar. Örneğin Suudi Arabistan’ın 2015’te 53 milyar doları bulan cari açığı, yani döviz açığı, 2016’da da 42 milyar dolara ulaştı. Katar bile 2016’da 2 milyar dolar cari açık verdi. Birleşik Arap Emirlikleri’nin 2015’te 12 milyar dolar olan cari fazlası 4 milyar dolara indi. Keza, Kuveyt de 2016’da ancak 4 milyar dolar cari fazla verdi. Bu durum, Körfez ülkelerinin dışarıya yatırıma yöneltilecek kaynaklarında bir daralma anlamına geliyor.

Dahası, bu ülkelerin yurt dışına bugüne kadar yaptıkları yatırımlar içinde Türkiye’nin payı, “efsane söylem”i hemen ortaya seriyor. Körfez ülkeleri içinde yurt dışı yatırımı en yüksek olanı, 94 milyar dolar ile BAE ve 73 milyar dolar ile Kuveyt. Bu ülkelerden ilkinin Türkiye’deki doğrudan yatırım tutarı 4 milyar dolar, Kuveyt’inki ise 1,5 milyar dolar. Suudi Arabistan yurt dışına yaptığı 43 milyar dolarlık yatırımdan sadece 2 milyar dolarını Türkiye’ye yaparken Katar’ın 52 milyar dolarlık yatırımının da 1,2 milyar doları Türkiye’de. Özetle, bu 4 ülkenin 262 milyar dolarlık doğrudan dış yatırımlarının ancak yüzde 3,8’ i Türkiye’de. Bir de Türkiye optiğinden görüntü verelim. Merkez Bankası verilerine göre, Türkiye’de 2015 sonunda 140 milyar dolarlık birikime ulaşan yabancı doğrudan yatırımların yüzde 80’i Avrupa ülkelerine, yüzde 9’u ABD’ye, yüzde 5’i Rusya’ya ait iken Körfez ülkelerinin payı yüzde 7’den ibaret. Körfez ülkelerinin doğrudan yatırımlarında sanayi yerine ağırlıkla finans sektörüne yatırımları öne çıkmakta. Bu kesimin “faizsiz bankacılık” diye de adlandırılan katılım bankacılığı sektörüne yatırıma öncelik verdikleri gözleniyor. Al Baraka Türk, Kuveyt Türk, Türkiye Finans, Körfez ülkelerinin doğrudan yatırımlarında başı çeken finans yatırımları.

Doğrudan yatırım kapsamına gayrimenkul alımları da girmektedir. Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü verileri, yabancılara satılan konutların yüzde 20 ile yüzde 25 arasındaki kısmının Körfez ülke vatandaşlarına, özellikle de Suudi Arabistan ve Kuveyt kökenlilere ait olduğunu bildirmektedir. Örneğin 2015’te gerçekleşen 23 bin dolayındaki konut satışının 5 bin dolayında bir kısmı Körfez ülke vatandaşlarına yapılmıştır. Yabancılara satış 2016’da 18 bin dolayına düştü ve Körfez ülkeleri yurttaşları satışlardan yine 4 bin dolayında pay aldılar. Efsanenin “doğrudan yatırım” cephesi böyle iken, kredi ve devlet kâğıtlarına yabancı yatırımı cephesinde de durum pek farklı değil. Yine Merkez Bankası verilerine göre, yabancıların devlet kâğıtlarına yaptıkları yatırımlar 2016’da 30 milyar dolar dolayında ve bunun yüzde 70’den fazlası Avrupa kökenli yatırımcılara, yüzde 20’si ABD kökenlilere, ancak yüzde 10’u Asya kökenlilere ait. Körfez ülkelerinin ise bu toplamdaki paylarının yüzde 5 dolayında olduğu tahmin ediliyor.

Türkiye’ye doğrudan yatırım ve portföy türü yatırımda Körfez ülkelerinin payı yüzde 5-7 arası değişirken uzun vadeli kredi temini cephesinde durum ne? Yine Merkez Bankası verilerine göre Türkiye’nin 2016 sonuna doğru özel sektörce dışarıdan sağlanan uzun vadeli kredilerin tutarı 206 milyar doları bulurken, bu kaynağın yüzde 56’sının Avrupa kökenli finans kuruluşlarından, yüzde 12’sinin ise ABD kökenli bankalardan sağlandığı görülüyor. Uzun vadeli kredi temininde Körfez ülkeleri kaynaklı finans kuruluşlarından 16 milyar dolar sağlanmış. Bu, toplamda yüzde 8’lik bir pay anlamına geliyor. Bunlar arasında da ana finansör olarak Bahreyn finans kuruluşları ön planda.

Özetlemek gerekirse, çoğu petrol üreticisi olan Körfez ülkeleri ya da popüler dille Arap sermayesinin Türkiye’nin kullandığı dış kaynaklar içindeki payı, hem doğrudan yabancı yatırım, hem portföy ve kredi yatırım kulvarlarında toplamda yüzde 5 ile 7 arasındadır. Türkiye, özellikle 2003 sonrası yılda ortalama 40 milyar dolara ulaşan dış kaynak kullanımını Avrupa ağırlıklı kuruluşlardan sağladı. ABD ikinci sırada gelirken Körfez ülkeleri yüzde 5-7 payları ile çok tali yatırımcı durumunda. Kimi kamufle, kayıt dışı vb. yatırım senaryolarını ciddiye alsak bile, tutarın yüzde 10’u geçmeyeceği söylenebilir. Türkiye’nin dış kaynak ihtiyacının ulaştığı boyutlar dikkate alındığında ve Körfez ülkelerinin dış yatırım düzeyleri ile bugüne kadar Türkiye’de deneyimledikleri düzey dikkate alındığında ise Batı sermayesini ikame edecek özellik ve nicelikte olmadıkları rahatlıkla söylenebilir. (Mustafa Sönmez)

Spekülasyon Terörü

Tarih: Şub 06 2017

Beştepe’de muhtarlara seslenen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, yükselen döviz kuruyla ilgili açıklamalar yaptı. Silahlı ve ekonomik terör saldırılarına karşı her ülkenin kendi tedbirlerini almaya çalıştığını vurgulayan Erdoğan, halktan elindeki dövizleri bozdurmaya devam etmesini istedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye’nin maruz kaldığı saldırıların bir de ekonomik boyutu olduğunu artık herkes görüyor, biliyor. Elinde silahı, bombası olan teröristle elinde doları, avrosu, faizi olan terörist arasında amaç bakımından hiçbir fark yoktur. Amaç, Türkiye’ye diz çöktürmek, Türkiye’yi teslim almak, Türkiye’yi hedeflerinden uzaklaştırmaktır. Bunun için döviz kurunu bir silah gibi kullanıyorlar” dedi.

“Döviz üzerinden yapılan spekülasyonların derinliğinin olmadığı, çok küçük rakamlarla ve daha ziyade kağıt üzerinde işlemlerle kurların yükseltildiği ortadadır. Milletimiz, döviz almak yerine satarak, 15 Temmuz’un ertesi günü başlatılan ilk dalga saldırının önünü kesmişti. Bunun devamını ben milletimden rica ediyorum. Bugün aynı tutumu sürdürmeliyiz. Merkez Bankamız ve tüm bankalarımız da bu oyunu bozmaya yönelik bir pozisyon almalıdır. Merkez Bankamız gerekli tedbirleri alacak imkân ve kabiliyete sahiptir. Fedakârlık yapılacaksa bugünler tam zamanıdır. Ülkenin, milletin bekâsının söz konusu olduğu bir durumda bankalar farklı hesaplara giremez. Terör örgütlerinin silahlı ve bombalı eylemlerine karşı, ekonomiyi çökertme gayretleri konusunda da milli seferberlik ruhu içinde hareket etmeliyiz.” Cumhurbaşkanı, “İş dünyamıza yaptığım çağrıyı tekrarlamak istiyorum; gün yatırım yapma, üretim yapma, istihdamı artırma, duran çarkları çalıştırma, çalışanları hızlandırma günüdür. Eğer bugün bu riski almazsanız yarın riske atacak hiçbir şeyiniz kalmayabilir” diye de ekledi. (12 Ocak, 2017)

Pablo Escobar

Tarih: Şub 05 2017

Dünyanın en büyük uyuşturucu satıcılarından olan Pablo Escobar, bir köy öğretmeninin çocuğu olarak 1949’da dünyaya geldi. Maddi durumları iyi değildi. 44 senelik ömründe sıfırdan dünyanın en zenginleri listesine çıkacak, binlerce düşman bir o kadar da seveni olacak bir isim olmayı başardı. Mezar taşlarını turistlere satarak suç hayatına adım atışı Medellin’de araba hırsızlığına başlayan Escobar suç dünyasına adım atmış oldu. Escobar hakkındaki rivayetlerin gerçekten de haddi hesabı yoktur. 1970’lerin başında Medellin bölgesindeki uyuşturucu trafiğinde pay sahibi olmaya başlayan Escobar, gelecekte dünyayı kontrol edeceği alanda isim yapmaya başladı. 1975’te Medellin’deki en büyük uyuşturucu kartelini kendi emriyle öldürterek, bölgenin en büyüğü oldu. 80’lerde ABD uyuşturucu trafiğinin % 80’ini o kontrol ediyordu. Dünyada en büyük uyuşturucu talebi ABD’ye aitti. Escobar ABD dışında aynı zamanda Meksika, Porto Riko gibi ülkelere de uyuşturucu satışı yapmaya başlamıştı. Gitgide satış ağı genişliyordu, dünyaya açılıyordu! Öyle ki ileride, uyuşturucu nakliye organizasyonu için bir okyanus adasına havaalanı yapacaktı. Öyle ki uyuşturucu konusunda yalnızca Amerika kıtasının değil, tüm dünyanın tekeli olmaya doğru ilerliyordu. Asya’ya kadar uzanan bir bağlantı hattına sahipti. 80’ler Escobar’ın en güçlü dönemiydi, 1989’da Escobar, Forbes dergisinin en zenginler listesinde 7. sırada kendine yer bulmuştur. Yakalandığı zaman kendi isteğine göre özel bir hapishane yaptırabilecek güce, ‘beni bırakırsanız devletin dış borcunu kapatabilirim’ diyebilecek bir zenginliğe sahipti.

Pablo Escobar ile devlet arasında ilginç bir ilişki vardı. İllegal işlerini sürdürürken ona engel olan birçok Kolombiyalı savcı, polis ve devlet adamı, bizzat emri ile öldürülmüştür. Bir dönem meclis üyeliğine seçilmiştir. Escobar, her ne kadar dünyanın en zenginleri arasında olsa da, halkla, köylüyle iyi bir bağ kurmayı başarmıştır. Okullar, hastaneler yaptıran Kolombiya’ya bazı noktalarda destek olmuştur. Günümüzde hala Pablo Escobar stickerları, duvar yazıları, tişörtlerine rastlayabilirsiniz. Adamları aracılığı ile onlara milyonlarca dolar para vermiş, gözlerinde devletten daha güçlü ve samimi bir konum yakalamıştır. Ancak hayatının son dönemlerine doğru bu desteği kaybedecektir. Escobar, evinin bahçesine kişisel bir hayvanat bahçesi de yaptırmıştır. Bu hayvanat bahçesi, ev polis tarafından basıldığında şaşkınlıkla karşılanmıştır. Nitekim bölgede olmayan su aygırları’nı ne yapacaklarına karar veremeyen güvenlik görevlileri onları serbest bırakmıştır. Bugün hala o su aygırları bölgedeki sulak bölgelerde yaşamını sürdürüyor. Pablo Escobar, ilk uyuşturucu sevkiyatını gerçekleştirdiği uçağı evinin önüne bir hatıra olarak koymuştur. Kolombiya hükümetine, eğer kendisine af çıkartılırsa ülkenin dış borcunu kapatmayı teklif etmiştir. Başta ABD olmak üzere birçok ülkenin uyuşturucu trafiğini kontrol eden, tekel olmuş Escobar interpol tarafından her yerde aranırken Beyaz Saray önünde hatıra fotoğrafı çektirmiştir.

CIA’ye göre etkin olduğu dönemde dünya uyuşturucu trafiğinin % 90’ını kontrol eden Escobar, hayatında bir sigara bile içmemiştir. Pablo Escobar’ın suç hayatı, uyuşturucu tekeli olana dek farklı alanlarda (araba hırsızlığı, kaçakçılık) gibi sürmüşse de, uyuşturucu işine girdikten sonra ağırlıklı olarak işlerini engellemeye çalışan devlet görevlilerine karşı sürmüştür. Pablo Escobar’ın polisler, savcılar ve devlet adamları ağırlıklı 1000’in üzerinde kişinin ölüm emrini verdiği bilinmektedir. Arandığı dönemde ABD ve Kolombiya’ya adeta savaş açan Pablo Escobar, öldürülen her polis için bin dolar ve ABD’li için 30 bin dolar ödeyeceğini söyledikten sonra Kolombiya’da 147 polis öldürülmüştür. Başka hapishaneye nakil edileceğini öğrendiğinde, hapiste olduğu dönemde kendisine her konuda yardım eden bir politikacının seyahat edeceği uçağa bomba koydurmuştur. Cesar Gaviria uçakta bile değildir. Boeing 727 uçakta yer alan bomba patlamış ve 110 kişi ölmüştür. Uçak faciası başta olmak üzere, devlete karşı harekete geçtiği dönemde halkın ciddi zarar gördüğü olaylar sonucunda Escobar’a karşı halk desteği zayıflamıştır. O dönemde, ABD ve Kolombiya hükümeti tarafından organize edilen ‘Escobar’ın öldürdüğü kişilerin yakınları’ isimli bir intikam örgütü de kurulmuştur. Pablo Escobar ailesine çok düşkün biriydi. Escobar, Medellin’de saklanırken ABD ve Kolombiya hükümetinin desteği ile hareket eden birimler tüm yakınlarını, ailesini adeta avlıyordu. Çocuklarının yakalanmasından endişe eden Escobar, yerinin tespit edilmeye çalışıldığını bilmesine rağmen oğluyla yaptığı telefon görüşmesi sonrası tespit edildi ve operasyon başladı. Kolombiya hükümeti Pablo Escobar’ı yakalayamayınca ABD’den destek istemiştir. ABD’den gelen özel güvenlik birimleri ile Kolombiyalı güçler Escobar’ın yerinin tespit edilmesinin ardından operasyon düzenlemiştir. Escobar çatıda kaçarken kurşunlanarak öldürülmüştür. Bu poz, Kolombiya’da uzun bir süre hafızalardan silinmemiştir. Polis Müzesi’nde hala o gün öldürüldüğünde üzerinde bulunan kıyafetler sergilenmektedir.

Escobar’ın yılda 1 milyon dolarını depoda kokaini rahat bırakmayan fareler yiyordu. Pek kadınlara düşkün değildi. Parasını da vaktini de işine ayırırdı. Pablo Escobar’ın en büyük hayali Kolombiya Başkanı olmaktı. Pablo Escobar, üniversite okuyamadığı için pişman olduğunu ve “Okuyamadım ama onları zehirleyebilecek güce sahibim.” sözleriyle bu duruma tepkili olduğunu belirtmiştir. Evinin bahçesine hayvanat bahçesi de yaptıran Escobar’ın su aygırları bile vardı. Escobar doğduğu yer olan Medellin’e metrolar hastahaneler, fakirler için konutlar yaptırarak Kolombiya’nın ikinci büyük şehri yapmıştır. Ona orada Robin Hood da derler. Escobar’ın bir adası, denizaltıları, havalimanı ve uçakları vardı. Pablo, ilk ticaret yaptığı uçağı evinin kapısına yerleştirmiştir. Öldürülen her polise 3000 $ ödül koyan Escobar 400’den fazla polisi sivillere öldürtmüştür. Pablo Escobar, saklandığı şehirde yerini söylememeleri için her gördüğüne para vermiştir. Pablo Escobar sırf elindeki parayı paketlemek için her yıl 2500$ değerinde paket lastiği alırdı. Escobar tüm mahkumların serbest bırakılması karşılığında ülkenin tüm dış borcunu ödeyeceğini Kolombiya hükümetine iletmiştir. Ama bu teklif kabul görmemiştir. Forbes Dergisi’ne de çıkan Escobar dünyanın en zengin yedinci adamı olarak uyuşturucudan kazandığı parayla listedeki yerini almıştır. Tüm mal varlığını kokaine borçlu olan Escobar’ın hiç kokain kullanmadığı ve ağzına aldığı en tehlikeli madde esrar olduğu söyleniyor. Pablo Escobar’ın ufak bir hapis dönemi olmuştur. Tüm işini gören Escobar hapishaneyi sadece uyumak için kullanıyordu.

Tarihin gördüğü en zengin suçlu Escobar’ın en yakınındaki isim, 1977’de doğan oğlu Juan Pablo Escobar, sonradan kendi seçtiği ismiyle Sebastian Marroquin, babasını anlattı:

Kocaman bir havaalanımız, futbol sahamız, tenis kortumuz, 10’dan fazla villamız vardı. Çiftlikteki devasa hayvanat bahçemizde dünyanın dört bir yanından 10 binden fazla hayvan türü vardı. Babamın garajında onlarca motosiklet, otomobil bulunuyordu. Hepsi eğlenmek içindi.Hacienda’da her şeyi isteyebilirdiniz. Eğer yoksa almak için helikopter gönderirlerdi. Mesela bir keresinde helikopterle hamburger getirmişlerdi. Ama tüm bu zamanı hayatımın kalanına oranlayacak olursam bana 5 dakika gibi geliyor. Hepsi babamın peşindeydi. Sadece babamın kartelinin değil ailemizin de sonunun geleceğini düşünmüştük. Dünyanın en çok aranan adamıydı. Medellin’de bir evde saklanmıştık. Gerçekten neresi olduğunu bilmiyorum, çünkü babam bizi oraya götürürken gözlerimizi bağlamıştı. Polis bölgeyi arıyordu. 1 hafta boyunca orada kaldılar ama bizim kaldığımız eve gelmediler. Yanımızda fazla erzak yoktu. 3. günde yiyeceğimiz bitti. Açlıktan ölüyorduk ama yanımızda 4 milyon dolar nakit para vardı! İşte o zaman öğrendim, özgürlük olmadan para bir hiç. Düşünsenize, yatağımın yanında milyonlarca dolar vardı ama ölüyordum neredeyse. Köşedeki markete gidip yiyecek alacak özgürlüğümüz yoktu. Bu deneyim sayesinde “Babam gibi, uyuşturucu kaçakçısı olmak istemiyorum” dedim. Öyle kazanılmış bir parayı istemedim. Şimdi daha zenginim, çünkü köşedeki markete gidip ekmek alabiliyorum.

2. kitabımda babamın nasıl CIA için çalıştığını anlattım. Tabii ki asla kabul etmediler. Bunları yazdım çünkü şunu anlatmak istedim: Babam işlediği suçlardan yüzde yüz sorumluydu. Ama onu destekleyen, arkasında duran başka kişiler vardı. Kimse onun günahlarını silemez ama babam dünyanın en güçlü ülkesinin (ABD’yi kastediyor) desteğiyle mafyanın tepesine geldi. Babam sadece çok zeki bir adam değildi, onlar için çok kullanışlıydı. 80’lerde bir skandal patlak verdi, hatırlarsınız. ABD’nin yasak olmasına rağmen İran’a silah sattığı ortaya çıktı. Amaç Latin Amerika’da özellikle de Nikaragua’da komünistlerle savaş için gelir elde etmekti. Skandal patlayınca İran’la işi sonlandırıp babamla çalışmaya başladılar. Babamın uyuşturucu trafiğinden komünistlerle mücadele için para akışı sağladılar. Bununla gurur duymuyorum ama şunu bilmeliyiz ki kimse yardım almadan bu kadar güçlü olamaz. Tam tarihi hatırlamıyorum. Ama sadece 3 hafta içerisinde 800 kilogram uyuşturucuyu ABD’ye göndermişti. Bu ABD’li yetkililerin desteği sayesinde olmuştu. Babam uyuşturucu kaçırmak için hiç öyle anlatıldığı gibi özel yöntemler kullanmak zorunda kalmadı. Kilolarca uyuşturucuyu Medellin Uluslararası Havalimanı’ndan Miami Havalimanı’na gönderiyordu. Bunu 3 yıl boyunca yaptı ve çok para kazandı. Muhbirler de çok para kazandı. Herkes babamı konuşuyor, kimse ABD’nin içindeki kartellerden bahsetmiyor. Mesela Miami, Los Angeles, Washington kartellerinin liderleri kimdi? Hiç bu isimleri vermiyorlar. Hep Meksika, Kolombiya gibi ülkelerdeki kartellerden bahsetmemizi istiyorlar. Burada büyük bir gizem var. Babam eninde sonunda uyuşturucunun yasal olacağına inanıyordu. Bize hep Kennedy Ailesi’ni örnek gösteriyordu. Biliyorsunuz Başkan John F. Kennedy’nin ailesi ABD’deki alkol yasağı sırasında kaçak alkol satarak zengin olmuştu. Bize “Sizin geleceğiniz de böyle olacak” diyordu.

Son 72 saatini 2. kitabımda anlattım biraz. Son günlerinin hikâyesini, yanında kalan hizmetçinin ağzından dinledim. Onun anlattığına göre umudunu yitirmişti. Ben, annem, kız kardeşim ve babaannem o sırada Kolombiya hükümetinin elinde rehindik. Babam dünyada hiçbir ülkenin bizi kabul etmeyeceğini, yani Kolombiya’dan güvenli bir şekilde çıkamayacağımızı; bizi kurtarmak için ölmesi gerektiğini anlamıştı. Bu nedenle yıllar sonra telefon kullandı. Babam 10 yıl boyunca bir kere bile telefon kullanmamıştı. Öldüğü 2 Aralık 1993 günü tam 7 kez telefon açtı. Bunun kayıtları var. Ben babamın yakalanmak için bunu yaptığını anladım. Böylece biz serbest kalacaktık. Bu nedenle babam düşmanları tarafından çevrelendiğinde kendini öldürdü. Babamdan çok korktukları için önce haydutları (Los Pepes Karteli’ni) saklandığı eve gönderdiler. Daha sonra ölüsüyle fotoğraf çektirdiler, “Bakın biz bulduk, öldürdük” diye. Bize hep şunu söylerdi “Telefon ölümdür”. Eğer bir gün içerisinde 7 kez telefon açıyorsanız ölmek istiyorsunuzdur. Babam “Silahımda 15 kurşun var. Kuşatılırsam 14’ünü düşmanlarıma karşı kullanırım, son kalanı da kendime sıkarım” diyordu. Bana nasıl intihar edeceğini de anlatırdı, hatta öğretirdi. Polis hepimizin peşindeydi. Yakaladıklarında bize işkence edebilirlerdi, her türlü kötülüğü yapabilirlerdi. Çünkü Kolombiya’da polis de haydut; diğerlerinden tek farkı üniforma giymeleri. Bana yakalanmamak için nasıl intihar etmem gerektiğini anlatırdı. “Ağzına, şakağına, çenene sıkmayacaksın. Ölmek istiyorsan kendini sağ kulağından vurmalısın” demişti. Ve bilin bakalım otopsi raporlarında ne çıktı? Babamı öldüren kurşun sağ kulağından girmişti!

Bulut Eğimi

Tarih: Şub 05 2017


   Allah’tan korkmayandan korkulur.

Site Hakkında