MEB Fıtratı

Tarih: Eki 01 2015

Yeni okul dönemi açıldı, Allah sonumuzu hayreylesin. Özellikle okul dönemi dedim, Eğitim ve öğretim dönemi demedim çünkü okullarda doğru düzgün bir eğitim ve öğretim yapıldığına inanmıyorum. Ak Parti, milli eğitimde ve aile bakanlığında çok hatalar yaptı ve yapmaya da devam ediyor. Seçim hükümetinde bile hatalara devam ediliyor. Mis gibi bir ETCEP projemiz olmuş, tek eksiğimiz buydu zaten! Projenin tam adı “Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi Projesi” Milli Eğitim Bakanlığı, kız ve erkek çocuklar arasında cinsiyet eşitliğinin sağlanması için hemen harekete geçmiş ve bir kamu spotu hazırlatmış. RTÜK de filmin televizyonlarda yayınlanması yönündeki talebe onay vermiş. Gazeteler haberi “Ayşe Sofra Kurmasın” diye verdiler. Yakında televizyonlarda da gösterimi başlar herhalde. Kamu spotu otuz sene öncesinin fişlerine atıfta bulunarak Cin Ali çizimleri ile hazırlanmış. Filmde “Ali topu at, Ayşe topu tut. Ali ata bin, Ayşe ata bak. Ali ekmek al, Ayşe sofra kur. Ali babana yardım et, Ayşe annene yardım et. Ali adam ol. Ayşe, Ayşe. Bunları yeniden yazmaya var mısın? “ diyorlar.

RTÜK üyesi Esat Çıplak, konu ile ilgili şöyle bir açıklama yapmış “Ekmek almak sadece erkek işi ya da sofra kurmak sadece kadın işi değil. Cinsiyet ayrımı çocukluktan başlıyor. Maalesef okullarda da yapılıyor. Bunu engellemek için güzel bir kamu spotu hazırlanmış. Biz de onay verdik.” Ak Partili Milli Eğitim Bakanı, dindar kimlikle çıkıp nasıl oluyor da cinsiyet eşitliği gibi fıtrata ve tabii ki dinimize de ters bir şey için çalışma yaptırıyor, RTÜK de bunu onaylayabiliyor. Cinsiyet eşitliği dedikleri şey yaradılışı bozmaktır. Kadınları erkekleştirmek, erkekleri de kadınlaştırmaktan başka bir şey değildir. Allah iki cinsi birbirinden farklı yaratmıştır, eşit değil. Bununla ilgili âyet-i kerimeler de var, karşı cinse benzemeye çalışanlara lanet eden hadis-i şerifler de var. Zaten feminizm gibi dış destekli projelerden dolayı kadınlarda erkekleşme var; erkeklerde de kadınlaşmaya doğru bir gidişat var. Milli Eğitim Bakanlığı bunu durdurmak için çalışma yapacağına, tam aksi küçücük çocukların zihnine fıtratlarını bozmak için zehir ekilmesine ön ayak oluyor. Yazıklar olsun!

Kadın ve erkek farklı yaratılmıştır ve bu farklılığı korumak iki cins için de gereklidir. Farklılığı yok etmeye çalışmak insanlığa ihanettir. Zaten ihtiyaç olduğunda iki taraf da birbirine yardımcı olur. Erkeğin kazancı yetmiyorsa kadın da çalışır ya da kadın yorgun ya da hasta ise erkek eşine yardımcı olmak için yemek yapar, sofra kurar, bunda bir problem yok, merhamet sahibi pek çok erkek de bunu yapıyor zaten. Fakat burada yapılmak istenen bambaşka bir şey. Kadınlara, sofra kurmak sizin göreviniz değil, deyip kadınları iyice evden uzaklaştırmak. Kızlar annelerine yardım etmesinler, sofra kurmasınlar, ev işlerinden uzak dursunlar. Ki sınav sistemi yüzünden zaten kızların çoğu ev işinden uzak büyüyor. Evlilikler de en büyük problem kadın ve erkeğin rol karmaşası zaten. Bu, bir nesli bozma projesinden başka bir şey olamaz ve bunu Milli Eğitim Bakanlığı yapıyor. Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı’mızın icraatları bununla da bitmiyor. MEB yetkilileri, 24 ay sürecek bir proje çerçevesinde 10 ders programının ve 80 ders kitabının da elden geçirileceğini belirtmişler. Ders kitaplarından cinsiyet eşitliğine aykırı bölümler çıkartılacakmış. Toplumsal cinsiyet eşitliği, ders konusu olarak okutulmayacak fakat müfredatın içinde eritilerek verilecekmiş. Ders kitabı yazarları bu kriterler doğrultusunda eğitimden geçirilecekmiş. Yani konu o kadar acil ve elzem ki kızları erkekleri birbirine benzetmek için ders kitapları gözden geçirilecek hatta ders kitabı yazanlara eğitimler verilecekmiş. Meğerse eğitimle ilgili tek eksiğimiz buymuş!

Teşekkür ederiz Nabi Bey! Filmde ne diyordu: “Bunları yeniden yazmaya var mısın?” Bu şekilde izleyici eski cümlelerin tam tersini söylemeye yönlendiriliyor. “Ayşe ekmek al, Ali sofra kur.” gibi . Fakat öyle kadının işini erkeğe, erkeğin işini kadına vererek cinsiyet eşitliği sağlanamaz. Bu proje sahipleri iddialarında samimi iseler daha yapacak çok işleri var. Mesela; kadınları askere alarak işe başlayabilirler. Kadınlar da erkekler kadar şehit olmadıkça eşitlik olmaz. Ayrıca inşaatlarda, ağır işlerde kadınlar da çalışmadıkça eşitlikten bahsedilemez. Kamyon şoförlerinin en az yarısı da kadın olmalı. Mümkün değil ama hadi diyelim bunları yaptılar fakat erkekler de çocuk doğurmadıkça gerçek bir eşitlikten bahsedemezler! Ayrıca bir de küçük gibi görünen önemli mevzular var. Onlarla ilgili yetkililere örnek olsun diye birkaç cümle kurdum ben. Bunları da gözardı etmesinler bunlar da önemli. Yeni kamu spotunda bunları da kullansınlar: Şeyda düğün masraflarını öde. Mehmet çeyizini al. Belgin faturaları ve kirayı öde, Veysel ütü yap. Fatma kocana gül al, Ferhat gül gelmezse trip at. Emine eski kocana nafaka, tazminat öde. Kaya çocuklarına bak. Hadi bakalım bunları da yapın. Bu proje güya kadınlar düşünülerek yapılmış gibi duruyor fakat aslında kadınların zararına bir çalışma. Nasıl olsa erkeklerin beden güçleri de kadınlardan fazla, ev işleri onları çok da yormaz, çabucak yapar bitirirler. Kadınlar da ekmek parası peşinde koşup, fatura, düğün masrafı, nafaka, tazminat gibi ödemelerle uğraşıp dursunlar. Cinsiyet eşitliği zırvası erkeklerden çok kadınları yorar. Çalışma hayatı kadınlar için çok yorucu. Bütün kadınları evin dışına ittiğinizde toplumun tüm düzeni bozulur. Ayrıca fıtrat bozulduğunda kişilerin duygu durumları da bozulur. İlgi duydukları cins de değişir. Ondan sonra huzurdan, evlilikten, aileden bahsedemeyiz. Hepsi bir varmış bir yokmuş olur. Bu kamu spotu yayınlandığında bütün okuyucularıma protesto yapmaları için çağrıda bulunacağım. İnşallah yetkililer akıllarını başlarına toplarlar da hiç yayınlanmaz. (Sema Maraşlı)

Fişler

Şefkat kahramanı kadınlar. Rahman ve Rahim isimlerinin insan üzerinde ki azami tecellisine mazhar olmuş mübarek varlıklar. Potansiyel olarak cennetin ayaklarına altına konulduğu bu mübarek varlıklar ahirzaman da İslamiyetin  onlar için hazırladığı bu yüksek  manevi makamlardan nefs-i emmarenin planı ile şeytan kumandasına verilen en dehşetli  fırkalardan biri haline geldi. Kadınlar adeta ahirzamanın başrol oyuncuları haline gelmiş ve o yüksek makamlardan düşüp mebzul meta haline gelmiştir. Mesnevi-i Şerifte Hz. Mevlana(ks)  bir kıssasında şeytan Allah’tan insanları yoldan çıkarmak için kullanacağı etkili bir silah istediği anlatılır. Allah şeytana insanları yoldan çıkarması için  para silahını verir ama şeytan pek mutlu olmaz. Allah şeytana makam ve mal silahını verir şeytan yine pek mutlu olmaz. Son olarak da Allah şeytana kadın silahını verince şeytan çok sevinip zil takıp oynamaya başlar. Bu teşbih makamında ki hikaye ile şeytan o dehşetli film ahirzamanda başrol oyuncusu kadın olacağının ilanatını yapmış. Risale-i Nur Külliyatın’da Üstad bu noktaya birçok yerde ifade eder.

Jewish Bride

Tarih: Oca 16 2015

Jewish Bride 2

Jewish Bride 6

Jewish Bride 4

Jewish Bride 3

Jewish Bride 1

Jewish Bride 5

Eski Bir Aile

Tarih: Kas 29 2014

Eski Bir Aile

Batı’da Pişti Bize de Düştü

Tarih: Oca 13 2014

Batı’nın 20. Yüzyılın ortalarında sürüklendiği büyük tuzağa düşmek üzereyiz. 20. Yüzyıl ortaları, Batı âlemi için zevkperestlik dünyasıdır! Çok üretecekler, kazanacaklar ve hayatın tadını çıkaracaklardı. Tabii böyle bir hayat projesinde aileye yer yoktu: Çünkü aile demek, çocuk demekti; çocuk sorumluluk demekti. Çocuklu aileler istedikleri gibi gezemez, dilediklere yere gidemez, gecenin bir vakti eğlenmeye çıkamazdı. Yani çocuk, bir nevi ayak bağıydı! Önce ondan kurtulmak gerekiyordu. Zaten çok para kazanmak için kadınların da çalışması lâzımdı. Bu durumda çocuğun bakımı büyük sorun teşkil ediyordu. Envai çeşit doğum kontrol yöntemleri keşfedilip uygulanmaya başlandı. Zevk odaklı beraberlikler yaygınlaştı. Evlilik müessesesi çöktü. Ne var ki, çocuklardan kurtulamadılar. Onlar bir şekilde dünyaya geliyor, sorumluluk daha ziyade kadınlarda kalıyor, aile eğitiminden ve kontrolünden mahrum yetişen nesiller, uyuşturucu başta olmak üzere her türlü uygunsuzluğun içinde yer alıp adeta toplumdan intikam alıyordu. Evlilik oranı git gide düştü, doğum oranı daha da düştü.

Derken bir gazetenin 7 Ocak Salı günü attığı manşete tıkandı: Batı’da aile SOS veriyordu! Aslında Batı dünyası SOS (imdat çağrısı) noktasını çoktan geçmiştir. Artık bizim aile yapımız SOS veriyor. Başbakan yıllardır ısrarla en az üç çocuk istiyor, devlet çapında teşvik tedbirleri alınıyor, yasalarda düzenlemeler yapılıyor, ama doğum oranları git gide azalıyor. Dünyaya gelen çocukların kaçta kaçının doğru düzgün yetiştirilebildiği de ayrı bir mevzu; zira hayatımızda en çok yer tutması gerekirken, en az yer tutan onlardır. Sekreterimize, çırağımıza, patronumuza, yardımcımıza, işçimize, otomobilimize, bilgisayarımıza, ev temizliğine, çamaşıra bulaşığa ve televizyon seyretmeye ayırdığımız zamanın üçte biri kadarını bile çocuklarımıza ayırmıyoruz. İşe-aşa, temizliğe-bulaşığa, televizyona-internete ve cep telefonuyla oynamaya yeten zamanımız, ne hikmetse, çocuklarımıza yetmiyor! Her akşam televizyon dizilerinde tükettiğimiz saatler sanki yaşadığımız zamanın parçaları değil. Zamansızlık gerekçesiyle evlâtlarımıza ayırmadığımız zamanı, dizilere kurban etmekte hiçbir beis görmüyoruz. Sonra da toplumu saran yolsuzluklardan, olumsuzluktan, rüşvetten filan yakınıyoruz.

Bilmeliyiz ki, her çocuk ya İbrahim ya Havva olarak doğar. Kötü örneklerle beslenir, ilgisizlikle bilgisizlik kıskacında tüketilirse, erkekler Nemrud’a, kızlar Minnie Dean’a dönüşür. Çocuğun ilk örneği anne, ikincisi babadır. Ardından dedeler ve nineler gelir. Yani aile: Aileyi sağlam tutmak lâzım. Uyuşturucu okul çevrelerinde pusu kurmuş, çocuklarımız kitaplarının arasında bir birlerine esrar ikram ediyor. Bilgisayar başında meçhul ufuklara yelken açıp kötülerle iletişim kuruyorlar. Gazetelerde, dergilerde müstehcen hayatlar okuyup, televizyonlarda seyrederek kendilerini kirletiyorlar. Kısacası hayatı keşfettikleri zannıyla, kendilerini Nemrut ateşlerine atıyorlar! Babalar vurdumduymaz, anneler çaresiz, çocuklar sahipsiz! Evlâdını doğru düzgün yetiştirmesi gereken anne dizi seyrediyor, baba yorgunum bahanesine sığınıyor, dedelerle nineler çoktan aile dışına çıkarılmış. Çocuğa rota çizen yok, hedef gösteren yok, anlatan-öğreten yok! Yokluktan varlık çıkmaz, sevgili dostlarım. Üç-beş çocuk yapmakla da iyi aile olunmaz. (Yavuz Bahadıroğlu)

Minnie Dean

Williamina Minnie Dean (1844 – 1895)

Minnie Dean, Yeni Zenlanda‘da bugüne kadar idam cezasına çarptırılmış ilk ve tek kadındır. Dean asılarak idam edilmiştir. Fakir kadınlara yardım etme kisvesi altında onların çocuklarını öldürmüştür ve bu kişilerin sahip olduğu ne kadar para varsa lüks içinde yaşamak için kullanmıştır. 1800lü yıllarda, evlilik dışı hamile kalan genç kadınlar, halk tarafından dışlanıyor ve kötü muamele görüyorlardı. Bu tutum bebek tarımı adında bir fenomenin oluşmasına sebep olmuştur. Bu yapılanmada, insanlar para karşılığında evlilik dışı doğan bebekleri sahiplenerek büyütüyorlardı. Minnie Dean de bu paralı bakıcılardan biriydi. Fakat, çocukları büyütmek yerine eline geçen ilk fırsatta bebekleri öldürürdü ve bunun yanında yetiştirme parasınıda alırdı. Evlatlık edinen kişiler yasal olarak kayıt altına alınmadıkları için, Dean’in yaptıkları uzun süre farkedilemedi. Acımasız kadın, bu teknik ile en az 3 çocuğu öldürmüştür ancak bedenleri bulunamayan bir çok çocuğunda ölümünden sorumlu olduğu öne sürülmüştür.

Pahalı Görüş

Tarih: Ara 14 2013

Paralı Görüş

Yeni Çiftler, Bişkek Camii, 2013

Tarih: Ara 07 2013

Yeni Çiftler, Bişkek Camii, 2013

Yeni Dünya

Tarih: Kas 13 2013

Her günümüz koşturmaca, her gecemiz televizyon: Gecelerimizi televizyon başında yitire yitire, ailemizi yitirmeye başladık. Ailemizi yitirmesek bile, her gece, geleneklerimizden, göreneklerimizden bir şeyler yitiriyoruz. Hepimiz bir şekilde sanallaştık: Televizyon dizilerinde yaşananları, hayatımıza yansıtmaya çalışmaktan, kendi gerçeğimizi yaşamaya sıra gelmiyor. Evlerimiz televizyon stüdyosu değil, hayatımızın her yerinde kamera yok, ancak beynimiz kamera dolu; kendimizi zumluyor, pek de farkında olmadan, rol kesiyoruz: Yaşamak yerine rol yapmak, ne vahim bir tecelli!

Bunun faturası ağır: Suç oranlarında, boşanmalarda, intiharlarda ve uyuşturucuda büyük artış var! Şehirlerimiz gaspçıdan, çeteciden, soyguncudan geçilmiyor. Yani “Rüzgâr eken fırtına biçer” atasözü boşuna söylenmemiş. Rüzgâr ektik, soygun, vurgun, rüşvet, kapkaç, gasp, boşanma, uyuşturucu, fuhuş, intihar fırtınaları biçiyoruz! Tam bu aşamada da en sorumlu makamdan bir çığlık kopuyor: “Kızlı-erkekli öğrenciler aynı evde kalamaz.” Bu endişeye hak vermemek mümkün değil.

Peki ama kişisel hak ve özgürlükler ne olacak? Bu problem ancak ailede çözülebilir. Öyle bugünden yarına olacak bir iş de değildir: Önce niyet lâzım, gayret lâzım, bilgi ve bilinç lâzım. Eski dünyamızı yıktık! Yeni dünyaya adapte olamadık. Bir yanda din, bir yanda demokrasi. Bunlar bazı alanlarda uyum içinde olabilirken, bazı alanlarda olamıyor işte. Dini kurallara uysanız demokrasi, demokrasiye uysanız din elden gidiyor. Din “Yetişkin kızlarla erkek öğrenciler aynı daireyi paylaşamaz, fitne olur” “Zinaya yaklaşmayınız” hükmü derken, demokrasi ayrı telden çalıyor: “Kız-erkek birlikte aynı evi paylaşabilir, bu tamamıyla kişisel özgürlükler alanına girer” diyor.

Pirincin taşını ayıklayamıyoruz! Çünkü nesilleri din kurallarına göre değil, dünya kriterlerine göre yetiştiriyoruz. Arıza çıkınca da feryadı basıyoruz: “Böyle olmaz!” Oysa tam da böyle olur: “Rüzgâr eken fırtına biçer!” Bu dünya eski dünya değil, yeni dünya! Yeni dünyada söz aileden çıktı, televizyona, internete geçti. Hatırlayalım ki, eskiden çocuklar anlayamadıklarını anne babalarına, dedelerine-ninelerine, dayılarına-amcalarına, ablalarına-abilerine, öğretmenlerine sorarlardı. Nesiller arasında, soru ve cevaplardan sıcacık köprüler kurulur, sohbet muhabbete dönüşür, sağlam iletişimin temelleri atılırdı. Şimdi her şey Google’a soruluyor; Uzun zamandan beri Google, çocuklarımızın annesi-babası, ninesi-dedesi, amcası-dayısı, abisi-ablası ve öğretmeni oldu. “Eskimez eski” (Necip Fazıl’ın tabiridir) ile aramızdaki bağ koptu. Fıkralar bile artık internetten okunuyor. Mesajlar da oradan aktarıldığından yürekten çıkmıyor, tabiatıyla da yüreğe girmiyor. Gülümseme sünnetini unuttuk, bir birimizin yüzüne gülümsemek yerine, gülümseyen şekil gönderiyoruz. Gülme yerine de neredeyse kahkaha efekti kullanacağız! Eskiden evliliklere aile karar verir, aile büyükleri tüm tecrübeleriyle evlatlarına iyi bir eş seçmeye çalışırlardı. Aşklar platonik yaşanır, iffet sınırları zorlanmaz, edeb dışına çıkılmazdı. Şimdiki aşklar bile sanal: Aşklar internette başlıyor, cafe köşelerinde bitiyor. Zaten evlilikler de artık televizyon ekranlarında yapılıyor! Anlayacağınız kendi gerçeğimizden kopuğuz! Bu durumda kanun çıkarsanız ne olacak? Yeniden aileye dönmekten başka çare yok.

(Yavuz Bahadıroğlu)


   Güneş ülkeleri aydınlatır, sözler milletleri.

Site Hakkında