BES

Tarih: Ara 23 2016

İç ve dış politikadaki yoğun gündemin gözlerden gizlediği, çalışma hayatını yakından ilgilendiren Zorunlu Bireysel Emeklilik Sistemi 1 Ocak itibari ile yürürlüğe girecek. 45 yaş altı ücretli çalışan herkesi kapsayacak olan bu sistem, birçok tartışmayı da beraberinde getirdi. 90’lı yıllardan itibaren başlayan, kamusal emeklilik sisteminin ve sosyal güvenliğin özelleştirilmesi ve piyasaya terkedilmesine yönelik atılan adımlardan biri olan bu düzenlemenin bir emeklilik programı değil, uzun vadeli bir bireysel tasarruf sistemi olduğunun en başta altını çizmeliyiz. Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Enstitüsü’nün (DİSK-AR) hazırladığı ‘Zorunlu Bireysel Emeklilik Sistemi Raporu’nda, düzenleme ile ilgili gözlerden gizlenen birçok gerçek, geçmiş yıllardaki verilerle ve uygulamalarla kıyaslanarak ortaya çıkarılıyor. DİSK-AR’ın hazırladığı rapordan çıkan sonuçlar bu şekilde. Sosyal güvenlik sisteminin altının oyulduğu, emeklilikteki kamusal güvencenin ortadan kaldırılmaya çalışıldığı bir dönemde, Zorunlu BES, sermayenin BESlenmesinden başka bir amaç gütmemektedir.

Söylenildiği şekliyle, BES bir emeklilik ve sosyal sigorta programı değil uzun vadeli bir bireysel tasarruf sistemidir. Zorunlu BES, sisteme dahil olanlara, elle tutulur bir getirisi olmayan, işverenlere büyük avantajlar sağlayan, finansal sermayeye ve özel sigorta şirketlerine kaynak sağlamak üzerine kurulmuş bir sistemdir. Uygulama, kamusal sosyal güvenlik sisteminin özelleştirilerek, piyasaya teslim edilmesine dönük, 90’lı yıllardan beri atılan adımlardan bir tanesidir. Bu noktada, siyasi partilerin ve sendikaların etkin bir şekilde mücadele vermesi gerekmektedir. Kıdem tazminatının fona devri, taşerona kadro aldatmacası, kiralık işçi büroları gibi uygulamalarla, modern kölelik sistemini kurumsal hale getirmeye çalışan siyasi iktidara karşı, emek cephesinin daha örgütlü ve bilinçli hareket etmesi, gündemin ve akabinde yaratılan suni algının girdabında boğulmaması gerekmektedir. İşsizliğin her geçen gün arttığı, iş güvencesinin ortadan kalktığı, sosyal hakların gasp edildiği, kamusal olan her şeyin piyasanın kaderine terk edildiği bir momentte, toplumsal muhalefet, pusulasını sınıf eksenine kaydırmak zorundadır. (İbrahim Utku Nar)

Konut Fiyatlarındaki Artış

Tarih: Ara 10 2016

Sosyalist Enternasyonal Genel Başkan Yardımcısı CHP’li Umut Oran, yaptığı açıklamada Türkiye’de yılda ortalama 800 bin konut yapılıp kullanım izninin alındığını belirterek “Bunların yaklaşık 450 bini ilk satış şeklinde satılabiliyor. Başka deyişle her yıl ortalama 350 bin adet yeni konut ait olduğu yıl içerisinde satılamıyor ve konut stoku büyüyor. Bu durumda sadece son 6 yılda Türkiye genelinde 2 milyon adedi aşkın satılamamış konut bulunduğu tahmin ediliyor. Yani stoka eklenmiş 2 milyondan fazla konut. Bu da ülkemizde ciddi bir konut arz fazlasına ve israfa işaret ediyor. Öte yandan konut fiyatları; kira, inşaat maliyeti ve TÜFE’den çok daha fazla artıyor. Konut fiyatlarındaki artış ile kira artış oranı veya TÜFE arasında yukarı yönlü ayrışma fiyat balonuna işaret ediyor” dedi. Konutta bu kadar büyük bir stok varken, konut fiyatlarının artmaya devam etmesinin 3 temel nedeni olduğunu söyleyen CHP’li Oran 3 nedeni şöyle açıkladı:

  • Konut satışlarının kabaca yüzde 40 civarında bir kısmı yatırım amaçlı. Bu amaçla alınan konutları yatırımcılar daha düşük bir fiyattan satmaya razı olmuyor.
  • Yeni binalar ve ilk satış fiyatları bu binaların hinterlandını doğrudan etkiliyor; mevcut konut sahipleri kendi konutlarını bu yeni konut fiyatlarına göre yeniden ayarlıyor.
  • Talep ve ileriye yönelik artış beklentisi nedeniyle, arsa fiyatları veya malik tarafından arsa karşılığı istenen daire adedi veya hasılat payı oranı yüklenici açısından ticari karlılığı azalıyor; konut maliyetini doğrudan ve önemli ölçüde yukarıya çeken bu unsur, konut satış fiyatlarına tüketici aleyhine yansıyor.”

“Sağ partiler vahşi kapitalizmi, neo liberal politikaları ve ekonomi anlayışını benimserler ve kar-rant üzerine siyaset geliştirirler” diyen Umut Oran yaptığı açıklamada şu değerlendirmede bulundu: “Ekonomiyi sıcak para ile çevirenler piyasaları konut-emlak yatırımları ile canlı tutmaya çalıştı. Sanayi, tarım ve hayvancılığın ihmali nedeniyle nüfusu kentlere yığanlar, bu kitleye konut satmayı, her tarafı AVM ve rezidanslarla, kamu arsalarını TOKİ inşaatları ve rant tesisleri ile donatmayı kalkınma modeli olarak benimsedi. Sektör sürekli üretmeye teşvik edilirken, bankacılık sektörü de yurt dışından borçlanma yoluyla temin ettiği dış kaynakları hem büyük projeler için firmalara hem de konut kredisi olarak tüketiciye pompalayarak bu sürece katkı verdi. Sektör sürekli üretmeye, vatandaş borçla satın almaya teşvik edildi. Konut üretimi talebin çok üzerinde artış gösterdi, satılamayan konut stoku arttı, konut sektörü adeta bir balon gibi şişti. Aşırı dış kaynağa bağımlı ekonomide sıcak para girişleri durunca kurlarda hızlı yükseliş durdurulamıyor. Bu süreçte en büyük tehlike; finansman-arz-talep zincirinin zaten çoktan kopma noktasına geldiği inşaat sektöründe ortaya çıktı. Teşvik ile yüz binlerce konutluk dev projelere girişen onlarca sektör firması gelecek beklentilerine göre yaptıkları yatırımları nakde dönüştürmekte zorlanacak. Artan maliyetler, halkın borçlanma kapasitesinin daralması, konut stoklarının eritilmesini daha da güçleştirecek. Bu durum, izleyen günlerde sektördeki firmaların finansal darboğaza girmesine yol açacak”

Eğlence Vergisi

Tarih: Kas 23 2016

İstanbul’da bazı eğlence merkezlerinin yüksek gelir elde etmelerine rağmen, devlete tek kuruş vergi vermedikleri ortaya çıktı. Sayıştay’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkında hazırladığı rapora göre, Eyüp Yunus Gösteri Merkezi, Florya Akvaryum Kompleksi ve Eyüp Tema Park vergi ödemiyor. Raporda “Belediye sınırları ile mücavir alanlardaki eğlence işletmelerinin faaliyetleri eğlence vergisine tabidir” denildi. İBB, Sayıştay’a verdiği yanıtta, bu yerlerden eğlence vergisi istendiğini ancak firmaların bu karara itiraz ettiklerini açıkladı.

Trump Ekonomisi

Tarih: Eki 11 2016
  • Türkiye’de 2015 yılında; 1 milyon 289 bin 320 konut satış sonucu el değiştirdi.
  • Konut kredisi kullanan kişi sayısı; 2009’da 800 bin iken, 2015 sonunda 2 milyon 100 bine ulaştı.
  • Dünyada kişi başı milli gelir artıkça, konut talebi azalıyor! Örneğin  Hindistan’da; kişi başı yıllık gelir 3 bin 340  dolar iken, ev sahipliği  yüzde 87.  Almanya’da; kişi başı yıllık gelir 44 bin 550  dolar iken, ev sahipliği  yüzde 52.
  • Türkiye, konut sahipliği oranında Avrupa’da birinci sırada. Konut sahipliği oranı yüzde 68 seviyesinde hesaplanan Türkiye; İngiltere, Fransa, Hollanda, Avusturya, İsviçre gibi ülkeleri geride bıraktı. Ev sahipliğinde Türkiye, ABD ve Japonya’yı bile geçti!  Peki  Türkiye zar zor elde ettiği sınırlı yatırım kaynağını neden betona/konuta gömüyor?  Girişimciler kendilerini neden bir tek inşaat sektöründe güvende hissediyor?  AKP/Erdoğan iktisat politikalarının bu yatırım seçiminde katkısı nedir?  Mülkiyet belgesi tapu, nasıl kutsallık mertebesine ulaştırıldı?  Soruları çoğaltabiliriz.  Ancak tek yanıtla meseleyi aydınlatabiliriz:  Yeni bir tüketici ahlakı oluşturan AKP, mülkiyet edinmeyi saygınlıkla eşdeğer kıldı!  Evin var saygınsın!  Araban var saygınsın!  Kredi kartın kadar saygınsın!  Cep telefonunun markası kadar saygınsın!
  • Elde etme hayaliyle yaşayan 19 milyon 554 bin kişi, kazanmadan elde etmenin sembolü olan tüketici kredisi kullandı.
  • Türkiye genelinde konut satışları 2016 Temmuz ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 16 oranında azaldı. Yabancılara yapılan konut satış oranı bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 49 azaldı. İşte  sürekli bankalara konut kredisi faizlerini düşürün denmesi bundan.  Hükümetin kredi kartı taksitlerinde sürekli yeni düzenleme yapması bundan.

Dünyanın konuştuğu Donalp Trump nasıl ortaya çıktı?  İnşaatçı babasının gölgesinde çalışmak istemiyordu.  Fakat New York’ta işler iyi gitmiyordu. Vietnam Savaşı ve ardından petrol krizi ABD ekonomisini derinden etkilemişti. Kapitalizm çöküyor tartışmaları yapılıyordu.  Yine de Babasından 350 bin dolar alarak iş hayatına atıldı.  Manhattan’daki Commodore Otel harap halindeydi. Alıp yenilemek isteyince babası dahil herkes karşı çıktı. Ama dediğini yaptı; bin 400 odalı Grand Hyatt Oteli 1980’de açıldı. Yılda, 30 milyon dolar kar getiriyordu  Donald Trump bu otelin inşaatı sürerken Manhattan’ın ünlü alışveriş bulvarı üzerindeki binayı 25 milyon dolar’a -hep yapacağı gibi- banka kredisiyle aldı; 68 katlı gökdelen yaptı. Daireleri satamayacağı söyleniyordu.  Şanslıydı Başkan R. Reagan ABD ekonomisinin durgunluğunu aşmak için dümeni neoliberalizme kırdı. Dönem artık lüks tüketim dönemiydi  Trump’un daireleri 1983’de kapışıldı; Steven Spielberg, Paul Anka, Sophia Loren gibi müşterileri vardı!  Amerikalılar; parlak pembe mermerli, altın görünüm musluklu, 25 metre yüksekliğinde şelalesi olan, bu cam giydirilmiş ucube gökdelene bayıldı!  Yani, Donald Trump, neoliberalizmin yarattığı tüketim çılgınlığından yararlandı.  Türkiye’de de, aynı dönemde yerli Trumplar ortaya çıktı. Ve  Tüketim arzusu kışkırtılanlar, sınıf atlama hayaliyle çakma marka sitelerden ev almak için kredi arayışlarına girişti.  Bankacı, müteahhit cebini doldururken, arzulama stratejisiyle avuç içine alınan tüketicinin yaşam hedefi, salt kredi borcu ödemek oldu!  Hayatını ise hep erteledi.

Tüketim-marka çılgınlığı Müslümanları da derinden etkiledi.  Mücahit, müteahhit olurken; tek lokma tek hırka anlayışı lüks yaşama dönüştü.  Bir dönem hep karşı çıktıkları modern hayat, artık pazarladıklarıydı!  Tek istekleri vardı, para kazanmak. Bu nedenle dillerinden düşürmedikleri inşaat ya Resulullah oldu! Havuzlu sitelerden daire almak için kültürel değerlerini askıya aldılar.  Bu nedenle neye evet demediler ki.  Örneğin Sadece yeşile düşmanlık etmediler.  Dillerinden düşürmedikleri Osmanlı’ya en büyük kötülüğü yaptılar; Osmanlı mimari geleneğini yok ettiler. Geleneksel Osmanlı-Türk evlerini yıkıp talan ettiler.  Ucube binalar dikerek tüm şehirleri, semtleri birbirine benzettiler.  Neymiş, öğrencinin Osmanlı mezar taşını okuması gerekiyormuş, okullara Osmanlıca dersi koydular! Güzel. Peki, öğrenci Osmanlı’nın ahşap mimarisini nerede görecek? Avrupa’dan farklı ahşap karkası olan hımış türünü nasıl öğrenecek? Dolma direği nedir gidip görebilecek mi? Hepsini biçtiler. Onlar için ahşap ev, köhne yapılardı!  Kentsel dönüşüm rantçılığıyla tarihi mimariyi yok ettiler.  Mahalle kültürünü betonlara gömerek toplumsal değerleri çürüttüler.  İnsan kimliğini salt tüketime göre biçimlendirdiler.  Ancak. Bugün yolun sonuna geliyorlar. Sistem çöküyor çünkü. (Soner Yalçın)

Kemer Takvimi

Tarih: Eki 04 2016

Suudi Arabistan, yeni kemer sıkma politikaları kapsamında memur maaşlarını Hicri takvim yerine Batı’da kullanılan Gregoryen takvime göre ödemeye başladı. Petrol fiyatlarının düşmesi nedeniyle kemer sıkma politikalarını uygulamaya koyan Suudi Arabistan, kamu çalışanlarının maaşlarını artık Hicri takvime göre değil, Gregoryen takvime göre ödeyecek. Suudi Krallığı 1932 yılında kurulduğundan bu yana, Ay’ın dönüşünden hesaplanan Hicri takvimi kullanıyor. Batı’da kullanılan Gregoryen takvim ise güneş merkezli. Ay’ın hareketi nedeniyle bir Hicri yıl, 354 günden oluşuyor. Böylece ülkedeki memurlar da özel sektör çalışanları gibi Gregoryen takvime göre ücret alacak. Bu durum Suudi yönetiminin çalışanlarına 11 günlük maaş kesintisi yapması anlamına gelecek.

Mennan Usta

Tarih: Ağu 09 2016

İlkokulu 9 yılda bitiren 54 yaşındaki Mennan Aksoy usta, makine dehası olarak biliniyor. Sanayi fuarlarında gördüğü makineleri en fazla 10 dakika inceledikten sonra aynısını yapabiliyor. Bu olağan üstü yeteniği yüzünden Avrupa ve Amerika’da yapılan sanayi fuarlarına girişi yasaklanıyor ve o bir yolunu bulup yine girmeyi başarıyor. Özçelik Tekstil Mennan Usta, 1955 yılında doğdu, 1975 yılında 20 yaşındayken şirketini kurdu. Tek bir hayali vardı, başarılı olmak. Öyle ki yatağına yattığında bile yarın yapacağı işleri düşünüyordu. O yıllardan günümüze hayalleriyle büyüyen Mennan Usta, bir firmanın sahibi oldu ve üstün başarı gösterdi. Mennan Usta, 11 Haziran 2015 tarihinde vefat etmiştir. Mennen Aksoy, 1965´te bir demir atelyesinde, 10 yaşındayken çırak olarak başlamış çalışma hayatına. Çıraklıktan arkadaşı Cahit Özçelik´le açtıkları atelyede Antep´in meşhur para kasaları için yedek parça imal etmişler. O yıllarda yeni gelişen akrilik iplik sanayii, iplik makinelerinin çok pahalı olmasından şikayetçiymiş. Türk sanayiciler makine başına Almanya´ya 1 milyon 40 bin dolar ödüyormuş. Mennan Usta ‘‘Yahu ben şu makineyi bir görim’’ demiş ve soluğu fabrikada almış. Aletin başında iki tur dönmüş ve sanayiciye dönüp, ‘‘Ben bunu ederim’’ deyivermiş. Sanayici gülerek, ‘‘Bu dışardan görüldüğü kadar basit bir araç değil’ diye ustayı terslemiş. Mennan Usta hafta sonlarında makinayı incelemeye, ölçüp biçmeye başlamış. Aklının ermediği noktalarda, fabrikaya gelip giden teknoloji aşığı Antepli bilimadamı Doç. Dr. Yusuf A. Uskaner´den yardım almış. Üniversite rektörlüğü Mennan Usta´yla birlikte bir mucize peşinde koşan bu bilimadamının, ustanın atelyesinden ayağını kesmesini ve kendisini akademik çalışmaya hasretmesini istemiş. Uskaner gizli gizli atelyeye gidip gelmeye devam edince rektörlük bu sefer para cezaları kesmiş. Uskaner, bunun üzerine üniversiteye veda edip Mennen Usta´yla çalışmaya koyulmuş. Bu küçük işletmenin bir köşesinde sessiz sedasız imal edilen makine ortaya çıkınca yer yerinden oynamış. TÜBİTAK ve Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı, Mennan Usta ve ekibine 1998´in Teknoloji Başarı Ödülü´nü vermiş ve bundan sonraki çalışmaları desteklemeye başlamış. Almanların, 1 milyon 40 bin dolara Türkiye´ye sattığı makineyi Mennan Usta sanayiciye 400 bin dolara veriyor. Bunun üzerine Almanlar aynı makinenin fiyatını şimdi 650 bin dolara kadar indirmiş. Mennan Usta´nın küçük atelyesi, Antep´in bir köşesinden dünya devlerine kafa tutuyor.

Mennan Usta

Bugüne kadar 5 tekstil makinesini üretmeyi başardığını söyleyen Mennan Aksoy, şöyle özetliyor makine üretme mücadelesine girişinin öyküsünü: ‘‘Birgün Gaziantep’e tekstil makinesi satmak için bir Fransız avrat (kadın) geldi. Satış yaparken de bize diyor ki; ‘Tekstilin beşiği sizsiniz ama Çin ve Hindistan geliyor. Teknolojinizi yenilemezseniz sizi geçerler’. Bunu söylüyor ama derdi bizim geçilmemiz değil tabii ki. Arkasından da ekliyor; ‘En iyi makineleri biz Fransızlar üretiyoruz. Bizim makineleri alın rekabeti kazanın’ diyor. Beni bu durum çok etkilemişti. Çünkü eminim bu Fransız avrat, Hintli’ye Çinli’ye de ‘Türkleri geçmek istiyorsanız bizim makineleri almanız şart’ diyordu. O zamanlar çok düşündüm ve şu gerçeği gördüm; ‘Aslında Avrupa’nın tekstilde ve diğer sektörlerde metalden başka geliri yok. Bu yüzden de ‘çeliğe hükmetmeyen namusuna mukayyed olamaz’ dedim kendi kendime ve makine yapmaya koyuldum.’’

Neden Yabancılara?

Tarih: Tem 06 2016

Başbakan Binali Yıldırım dün Eskişehir’i ziyaret ederken toplu açılış ve iftar programına katıldı. Başbakan Binali Yıldırım, konuşmasının bir bölümünde “TÜLOMSAŞ, 2018’de yerli ve milli hızlı treni de yapan ve bir ilki başaran bir kuruluşumuz olacak. TÜLOMSAŞ, Eskişehir’in yüz akı olmaya devam ediyor. Eskişehir’de TÜLOMSAŞ bunları yaparken Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı da yabancılardan tren setlerini, parçalarını almaya devam ediyor. Paraları da tıkır tıkır yabancılara vermeye devam ediyor. Bunu da Eskişehirliler bilsin istiyorum” dedi. Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen bugün yaptığı yazılı açıklama ile Başbakan Yıldırım’a yanıt verdi. Büyükerşen yaptığı açıklamada, şu ifadelere yer verdi: “Eskişehir Büyükşehir Belediyesi tramvay alım ihalesi açmıştır. Bu ihale yerli yabancı bütün tedarikçilere açıktır. Yani TÜLOMSAŞ da bu ihaleye teklif verebilir. Ayrıca Sayın Başbakan’dan ilk Konya ziyaretinde Konya Büyükşehir Belediyesi’ne, Konya’ya en son alınan tramvayların TÜLOMSAŞ dururken neden Çek Cumhuriyeti’nden alındığını, 120 milyon Euro’yu Çek Cumhuriyeti’ne neden tıkır tıkır ödediğini sormasını rica ediyoruz. Sayın Başbakanın kulaktan dolma bilgilere dayalı olduğu açık olan bu sözlerine karşı söyleyecek çok sözümüz var. Ancak yerli sermaye konusunda çok hassas olduğunu söyleyen Sayın Başbakanın da okuduğunu tahmin ettiğimiz bir köşe yazısına, hatırlaması için burada tekrar yer veriyoruz. Hatırlatırken de soruyoruz. Yüz akımız dururken neden yabancılara?

Büyüyen Delik

Tarih: Haz 16 2016

Büyüyen Delik

Merak atmeyin! Şu anki delik paranın düşeceği kadar olmadı! Yarın paramızı kaybedince olayın farkına varacağız ama iş işten geçmiş olacak! Görmüyor musunun önce dünyayı sömüren sonra dünyaya fen ve teknoloji satarak ekonomik dev haline gelen Batılı ülkelerin halini! Çoğu sorunlarla boğuşmaya ve kıvranmaya başladı bile! Adaletsizlikle kazanılan, Allahın şükür için verdiği nimetleri ahlaksızca sömürerek kazanılan paraların sonu hep perişanlıktır!


   Sevmen aşırı, sevmemen yıpratıcı olmasın.

Site Hakkında