Coup

Tarih: Oca 21 2017

Elimde bölgeye özgü porselen bardakla Mustafa Kemal’in yürüdüğü yollardan geçerek çeşme çeşme dolaşıp şifalı su içiyorum. Kralın banyosu anlamına gelen Karlovy Vary’deyim. Eski adı; Karlsbad idi. Burası kaplıcalarıyla bilinen Çek Cumhuriyeti’nin kartpostal şehri. Mustafa Kemal, 30 Haziran-28 Temmuz 1918 tarihleri arasında tedavi görmek amacıyla bu kentte kaldı. 6 defter günlük yazdı. Defteri Prof. Afet İnan, 1931’de Çankaya Köşkü’nün kütüphanesinde buldu. Götürüp Atatürk’e gösterdi. Atatürk, “Bunu sakla, ileride yayımlarsın” dedi. İnan, bu anıları Türk Tarih Kurumu’ndan 1983’de yayımladı. Ne yazık ki, anılar kesilip biçilerek yayınlandı. Kesilen bölümlere hala ulaşılmış değildir. Neyse. İşte. Yıllar sonra. Mustafa Kemal’in yazdıklarını anımsayarak adımlıyorum Karlovy Vary cadde ve sokaklarını.

30 Haziran 1918 Pazar günü 19.30 gibi tren istasyonuna ulaştı Mustafa Kemal. Yanında emir eri Şevki vardı. Böbreklerinden rahatsızdı. Bu sebeple 25 Mayıs 1918’de İstanbul’dan hareket etmiş ve üç hafta Viyana’da Cottage Sanatoryumu’nda tedavi görmüştü. Buradaki doktoru Markotein’in, Karlsbad’da bulunan dostu Doktor Vermer’i tavsiyesi üzerine kaplıcasıyla meşhur bu kente gelmişti. Doktor Vermer, Rudolfs Hof isimli banyolu pansiyonda yer ayırmıştı. İki oda bir salon olan bu yeri Mustafa Kemal pek beğenmedi. Otel Pupp ve buna benzeyen görkemli otellerde kalmak istedi. Osmanlı paşasını oralara layık görüyordu. Doktor Vermer, “Siz buraya ciddi bir kür yapmak için mi geldiniz; yoksa eğlenmek, yorulmak için mi geldiniz” deyince, Mustafa Kemal sözü uzatmadı. Ama. Mustafa Kemal ilk dışarı çıktığında ne yapıyor biliyor musunuz; pansiyon evi güzelleştirmek için; kırmızı – beyaz karanfiller; adını bilmediği demet demet çiçekler; ve bunları koymak için küçüklü büyüklü dört vazo aldı!

Karlovy Vary sokaklarında porselen bardaktaki suyu yudumlayarak içip bir sonraki çeşmeye yürüyorum. Aklımda Mustafa Kemal’in yaklaşık 100 yıl önce yazdığı günlükleri var. Kentte tanıdıklarıyla karşılaştı; Cemal Paşa’nın eşi ile kardeşi, Hüseyin Cahit Yalçın, Albay Emin Bey, İzmir eski polis müdürü Celal Bey gibi. Çoğunluğu Pupp Otel’de kalıyordu. Kimi zaman aynı masayı paylaşıp sohbet ettiler. Konuştukları genellikle kadın hakları ve modernizm üzerineydi. Örneğin. Mustafa Kemal, Pupp Otel salonunda dans edenleri seyrederken, dansı ne çok sevdiğini söyledi. “Bu hayatın bizde yerleşmesi zor” diyenlere şu yanıtı verdi: “Benim elime büyük yetki ve kudret geçerse, ben sosyal hayatımızda arzu edilen devrimi bir coup (darbe) ile tatbik edeceğimi zannederim.” Masada; okuyan kızların artık annelerini hiç beğenmediğinden yakınıp, kızların okula gitmesine karşı çıkan Mebruke Hanım’ı eleştirdi. “İnsanlığın ilerlemesi ancak birbirinden kademe kademe yüksek seviyeye çıkmasıyla mümkündür” yanıtını verdi. Kadın hürriyeti konusundaki sözleri üzerine Cemal Paşa’nın eşi, “Paşa ben seni evlendirmeyeceğim” diye espri yaptı! Sohbetlerini hep kitap alıntılarıyla süslüyordu. Boş zamanlarında hep okuyordu. O günlerde Andre Beaumier’in “Ayaklanma” kitabının satırlarını altını çizerek okudu. Bolşevik Devrimi yeni olmuştu; sosyalizmi sorgulayıp günlüğüne notlar aldı. Bu kitap bitince Fransızca’dan Balzac okumaya başladı. Sürekli kendini geliştirmek için çaba sarf ediyordu. Almancasını ilerletmek için öğretmen tuttu. Fransızcasını geliştirmek için öğretmen tuttu.

Karlovy Vary/Karlsbad’tan ayrılmadan bir gün önce defterine şöyle yazdı: “Karlsbad’ta geçen günlerimin hatıralarını tamamen ve olduğu gibi bu deftere geçiremedim. Bunun iki sebebi var. Birincisi, lüzumu kadar yazı yazmak için vaktim olmadı; ikincisi, her düşündüğümü her yaptığımı yani bütün fikirlerimi ve hayatımla ilgili sırları bu defterlere nasıl emanet edebilirdim? Hatta bu yazdıklarımı bile bir gün, ihtimal pek yakın bir günde yok etmeyecek miyim? Şimdiye kadar hep böyle olduğu içindir ki, hatıralarımı toplayan bir derlemem yoktur. Gelecekte sessiz ve tamamen tarafsız bir vaziyette ve bir köşede kendi alemimde yaşamayı başarırsam, ihtimal o zaman hayat hatıralarımı yazmak benim için meşgale olacaktır.” Mustafa Kemal’in günlüğünden öğreniyoruz ki, sağlığına tam kavuşamadan Karlsbad’tan ayrılıp İstanbul’a döndü. Çünkü: Padişah ölmüş Vahdettin tahta oturmuştu. Çünkü: Dünya savaşının sonuna gelinmekteydi. Şifa bulmak için Karlovy Vary’a; Goethe’den Tolstoy’a, Beethoven’dan Mozart’a, Marks’tan Hitler’e yüzlerce tanınmış isim geldi. Şehrin kimi yerlerinde gelenlerin isimleri yazılı. Fakat. Sadece iki kişinin kaldığı yer müze haline getirildi; ünlü psikiyatrist Sigmund Freud ve Mustafa Kemal Atatürk! Atatürk’ün kaldığı apartman bugün Carlsbad Plaza adında otel. Ve bu otelin odası müze yapıldı. Binanın girişindeki mermer plaka üzerinde ATATÜRK yazılı. (Soner Yalçın)

Daha o zamanlar Kemal Paşa ve 37 yaşında genç bir general. 30 Haziran 1918 . Karlsbad istasyonuna gelen trenden iner Kemal Paşa, çok yorgundur, hastadır. Trablus-Bingazi’deki böbrek krizleri, Balkan savaşlarının sıkıntısı, Anadolu’daki harekatlardan biraz ara bulunca kendini buraya atar. Muayene edilir, kendisine banyolar, çamur tedavisi ve günlük içme kürleri tavsiye edilir. Bu bir aylık kalış içinde, tam ana banyo binasının karşısında ve ünlü “Grand Hotel Pupp“un çaprazında iki odalı bir daire tutulur. Yanında emir eride vardır. Burada Türk dostları ile de buluşur, kadınlı-erkekli 10-11 kişilik sofralar donatılır ama tedavi de tam bir disiplinle sürmektedir. Her sabah saat 7.00’de şehirdeki çeşmeler dolaşılır ve emzikli ağzı olan kupalardan, dolaşarak, yürüyerek çeşitli sıcaklıklardaki maden suları içilir, aynı bizim de yaptığımız gibi. Geceleri evinde geçiren Paşa, gündüz sivil kıyafetle dolaşmakta, tedaviye gitmekte, akşamları, resmi üniformasını giyip, nişanlarını takmakta ve Grand Hotel PUPP’da dostları ile buluşup memleket meselelerini konuşmaktadır. Bu arada, Almanca ve Fransızca dersleri de almayı ihmal etmez ve günlüğüne 2 gün Fransızca yazar. İstirahat saatlarında Fransızca Balzac okuduğunu, tahta yeni çıkan Sultan Vahdettin ile politikasının ne olacağını günlüklerine yazar.

Atatürk’ün Sol Gözü

Tarih: Oca 11 2017

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk hakkındaki bir sorunun cevabı halen bilinmiyor. ‘Atatürk’ün gözü kör müydü’ ya da ‘Atatürk’ün gözü takma mıydı’ gibi soruların günümüzde de sorulması üzerine bir araştırma yaptık. Atatürk’ün gözü hakkında konuşulan röportajlara baktığımızda Mustafa Kemal Atatürk‘ün bir gözünün takma olma ihtimali yüksek görünüyor. 1977 yılında bir yapılan bir röportajda Atatürk ile olan konuşmasını anlatan Yunan vatandaşının anlattıkları önemli bir delil niteliğinde. Cumhuriyetin kurulmasından sonra Atatürk’ün evinde marangoz olarak çalıştığını söyleyen Yunan vatandaşı, sunucunun Atatürk’ün bir gözü cansız, biraz ölü gibi görünüyor demesi üzerine; “Camdan bir gözü vardı onun. Sahte bir göz.” diyor. Bir başka röportaj ise Türkiye’den. Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatının anlatıldığı bir belgeselde Atatürk’ün okullarına geldiğini söyleyen kadın, “O dönemde gözünün biri takma olduğunu söylüyorlardı. Sınıfa geldiğinde bir kez yüzüne bakabildim ve cansızdı” açıklamasında bulunmuştu. Öte yandan geçmiş dönemin protez malzemeleri incelendiğinde, camdan gözün oldukça yaygın olarak kullanıldığı anlaşılacaktır.

Trablusgarp savaşı sırasında yaşananları Mustafa Kemal’in yakın silah arkadaşı Fuat Bulca’nın ağzından dinleyelim:

“Yanındaki az sayıda arkadaşlarıyla süvari hücumuna kalkıştı. Kendisini zaptedemedim. Nitekim kısa bir zaman sonra, ben artçı kuvvetlerle kalmıştım; o, Kasr-ı Harun’un ilk basamakları önüne erişmişti. Burada boğaz boğaza bir boğuşmadır başladı. Harabenin duvarlarının arkasında geçen bu mücadelenin safhalarını göremiyordum.Biz harabeler içinde mücadeleye devam ederken Mustafa Kemal’in yanındaki az sayıda arkadaşı ile Kasr-ı Harun’un merkez binasına kadar ilerlediği ve buraya daldığı görüldü. İşte bu sırada gökyüzünde bir gürültü duydum. İki İtalyan hücum uçağı çok alçaktan uçuyor ve bizim arkamıza saldırarak bombalarını koyuveriyordu. Mustafa Kemal’in yanına vardığımda onun yüzünü tanınmaz bir halde buldum. Bir elinde kılıcı vardı, diğer elinde mendili gözünü kapatıyordu. Yaralandığını zannettim. Hayır, yaralı değildi. Fakat harabeler arasında yıkılan bir sütundan fırlayan kireçli bir taş parçası şiddetle gözüne çarpmıştı. Sönmüş kireç olmasına rağmen, bir kısmı göze nüfuz etmişti.”

Ve Atatürk’ün kaleminden sonrasında yaşananlar (Kerim Bey’e yazdığı mektup);

“Aziz Kardeşim Kerim Bey, Tobruk’ta birkaç gün kalarak başarılı bir netice veren 22 Aralık 1911 Muharebesi’ni yaptıktan sonra Derne’ye geldik. Yollarda oldukça yorulmuş, ıslanmış, üşümüş, sefalet çekmiştik. Derne’de de henüz başlangıç halinde bulunulduğu için sefaleti gidermek mümkün olamamıştı. 16/17 Ocak 1912 Baskını’yla başlayan 17 Ocak Muharebesi gecesi ve günü zaten hastalıklı görünen sol gözüm kanlandı ve görmez oldu. Istırabın derecesi vazife yapmama mani oldu. Hilâliahmer (Kızılay) Hastanesi’ne yattım. Bir ay tedaviden sonra tam olarak göremediğim halde hastaneden çıktım. Vaziyet biraz büyüdüğü için Enver Umum Kumandan, ben de Derne Kuvvetleri Kumandanı oldum. Bu sırada idi ki, 3 Mart 1912 günü umumi bir muharebe oldu. Bugün de olağanüstü yorgunluk ve açlık ve muharebe geceye kaldığından soğuğa maruz kaldık. Bunun sonucu olarak gözümün rahatsızlığı ertesi gün nüksetti. On beş gün kadar yataktan kalkamadım, gözlerimi açamadım. Nihayet ıstırap geçti, tekrar işe başladık. Fakat sol gözüm daha az görür oldu. Doktorlar Mısır’a gitmemi tavsiye ettiler. Ben razı olamadım. Nihayet bugüne kadar görme derecesinde bir fark görülemeyecek o derecenin yerleştiğine hükmedilmiştir. Gerçi uzman doktor zamanla açılacaktır diyor, fakat ben inanmıyorum. Bu harbin bitmesinden sonra askeri hayata veda ederek istirahat köşesine çekilebilmek ihtiyacı bilmem nasıl sağlanacak? Bu mektubun salimen size ulaşacağından emin olduğum için bu kadarla yetiniyor ve mektubunuzu, hatta telgrafınızı bekliyorum. Hürmetle gözlerinizden öperim kardeşim.”

Yeni Ata Tartışması

Tarih: Ara 28 2016

Rize Belediyesi tarafından yapılacak yenileme bahane gösterilerek Mustafa Kemal Atatürk’ün heykeli Rize’deki meydandan sökülerek valilik önündeki tören alanına taşındı. Atatürk heykelinin yerinden sökülmesine kamuoyu büyük tepki gösterdi. Heykeli söken işçilerin, heykeli sökerken çektirdiği fotoğraflar ortaya çıktı. CHP İzmir Milletvekili Tuncay Özkan kendi sosyal medya hesabından paylaştığı fotoğraflarda bir işçinin heykel söküldükten sonra zafer pozu verdiği görülüyor. Rize’de Atatürk heykelinin yerinden söküldüğü platform üzerine çıkarak poz veren ve fotoğrafı sosyal medyada paylaşan M.K. ile bu fotoğrafı,’Aha yeni Atanız’ yazısıyla sosyal medya üzerinde yayınlayan A.B. gözaltına alındı. İki kişi hakkında, Atatürk’ün manevi hatırasına hakaret suçlamasıyla soruşturma başlatıldı.

Anıtkabir Çocuk Parkı

Tarih: Eyl 24 2016

anitkabir-parki

Atatürk’ün mezarının bulunduğu Anıtkabir’e bir çocuk parkı yapılması büyük tepki çekti. Sosyal medyada bir çok kullanıcı yapılanı ‘Atatürk’e saygısızlık’ olarak değerlendirdi. Ankara Mimarlar Odası’ndan parkın kaldırılması için gerekli başvuruları yaptıkları ve suç duyurusunda bulundukları açıklaması geldi.

Hurdalık Anıt

Tarih: May 03 2016

Hurdalık Anıtı

Konya Seydişehir Eti Alüminyum Tesisleri içerisinde yer alan endüstriyel kalkınmayı simgeleyen Atatürk anıtının etrafı depo alanı ve hurdalık olarak kullanılıyor. Özelleştirme kapsamında 2005 yılında tesisi 17-25 Aralık ile ortaya çıkan ses kayıtlarında milleti gözlerinden öpen iş adamı Mehmet Cengiz’in sahibi olduğu Cengiz Holding devraldı. 1973 yılında Heykeltıraş Şadi Çalık tarafından yapılan ve endüstriyel kalkınmayı simgeleyen anıtın önü halka kapalı. Daha evvel törenlerin yapıldığı anıtın önü şimdilerde hurdalık ve depo alanı olarak kullanılıyor.

Akit Otoparkı

Tarih: Nis 28 2016

Akit TV otoparkındaki bir araçta Mustafa Kemal Atatürk’ün imzasının yer aldığını gösteren fotoğraflara ulaşıldı. Aracı Akit TV’nin genel yayın yönetmeni Bülent Sarıdiken’in kullandığı öğrenildi. Akit TV Genel Yayın Yönetmeni Bülent Sarıdiken, Atatürk’ün imzasının yer aldığı aracı kendisinin kullandığını belirterek “Bu araç kardeşimin, kendi aracımı hanıma verdim, bu nedenle kardeşimin aracını kullanıyorum, yeni bir araç alana kadar” dedi. “Kardeşimin satın aldığı kişi onu o şekilde yaptırmış biz de Atatürk’ün imzasını sildirme gereği duymadık” diyen Sarıdiken, “Sonuçta Atatürk bizim düşmanımız değil” diye konuştu. Atatürk’ün imzasının yer aldığı araçlardan çokça bulunduğu ifade eden Sarıdiken, “Atatürk, bu ülkenin Kurtuluş Savaşında başkomutan olarak yer almış bir insan. Böyle bir insanın imzası atılmış, ben şahsım adına bu imzayı sildirmem” açıklamasında bulundu. Yayın hayatına bir süre önce başlayan Akit TV; Atatürk’ün 77. ölüm yıldönümüne ilişkin haberinde “Zulüm 1938’de sona erdi” başlığını kullanmış ve tepki görmüştü. Akit TV’deki hakaret dolu yayının ardından sosyal medyada “RTÜK’e şikayet kampanyası” başlatılmıştı.

Bülent Sarıdiken

Bülent Sarıdiken

Zulüm Savunma

Tarih: Kas 24 2015

Zulüm Olayı

10 Kasım’da yayınladığı “Zulüm 1938’de son buldu” altyazısı ile büyük tepki toplayan Akit TV yetkililerinin savcılığa ifade verdiği ortaya çıktı. Bir Akit TV yetkilisinin olayla ilgili savcılıkta verdiği ifadede, Mustafa Kemal Atatürk’ün son yıllarında hastalığından dolayı çok acı çektiğini, bu hastalıkların 1938’e kadar sürdüğünü, söz konusu altyazıyı da bu nedenle yazdıklarını söylediği öğrenildi.İşte o ifade: “Mustafa Kemal Atatürk 1935 yılında elim bir hastalığa yakalanmıştı. Kendisinin Türk doktorlara emanet edilmesini istedi fakat Atatürk’ü tedavi eden 5 doktordan 3’ü Fransızdı. Atatürk’ün hastalığı önce ‘sarılık’ olarak teşhis edildi ve bu hastalık zamanla kendini ‘siroz’ hastalığına çevirdi. Atatürk, 1935’ten 1938’e kadar bu hastalıklarla boğuştu. Özellikle son zamanlarında hastalığı iyice arttı ve yataktan kalkamaz hale geldi. Biz bu altyazıyı verirken, bu zulmün bittiğini kastetmiştik

Atatürk ve İnönü Kavgalı mıydı?

Tarih: Nis 21 2015

Hakkında binlerce kitap, on binlerce risale ve makale yazılmış, adına yüzlerce araştırma enstitüsü kurulmuş olan, her yerde caddeleri, meydanları bulunan, on binlerce kuruma adı verilen M. Kemal Paşa Türkiyenin en büyük ve derin bilinmeyenidir.  Birileri, gerçek M. Kemal’i silmişler, yerine hayalî bir Paşa heyulası getirmişlerdir.  Onun doğumu, babası, çocukluğu hakkındaki bilgilerin büyük kısmı fabrikedir ve gerçek dışıdır.  1881’de doğmamıştır, daha önce doğmuştur. Doğum yeri Selânik değildir. Ali Rıza bey hakikî babası değildir, üvey babasıdır.  Onun hakkındaki en enteresan bilgiler, Itamar Ben-Avi’nin Kudüs’te basılmış, İbranîce iki ciltlik kitabında yazılıdır.  Kendisi Sultan Vahidüddin’in yaveri idi. Padişahın kızı Sabiha Sultan ile evlenmek, Enver paşa gibi Damad-ı Şehriyarî olmak istemiş, kız bunu kabul etmemiştir. Paşa saraya damat olabilseydi.  Samsuna Padişahın izni, emri ve verdiği para ile gitmiştir. Ankarada toplanan ilk Büyük Millet Meclisinin, Mustafa Kemal’in de kürsüden beyan ettiği üzere iki gayesi vardı: Birincisi Halifeyi kurtarmak, ikincisi vatanı kurtarmak. Halifeyi kurtarmak önce geliyordu. Bana inanmayan Meclis zabıtlarını okusun.

M. Kemal hakkında, ABD’de yayınlanan The Forward gazetesinin 28 ocak 1994 tarihli nüshasında Hillel Halkin imzasıyla çıkan yazıdaki vahim iddialara Ankaradaki Türk Tarih Kurumunun mutlaka cevap vermesi gerekir. Kurum www.atajew.com sitesindeki ağır iddialara da mutlaka cevap vermelidir.  Kemalist inkılapların ikinci babası İsmet Paşa, dıştan Atatürkçü görünürdü ama M. Kemal Paşayı sevmezdi. Zaten günümüzde de bütün Atatürkçüler samimî değildir. Yakın tarihimizde en samimî Atatürkçü Celal Bayar idi. Tepelerinde kocaman Atatürk portreleri asılı bulunan İslamcıların samimî Atatürkçü olduğunu iddia edebilir miyiz?  Atatürk ile İnönünün araları açık mıydı? Bu konuda çok rivayât bulunmaktadır. M. Kemal’in hastalığı ağırlaşıp yakında öleceği anlaşılınca, Başbakan İnönü’nün bir gün sertleştiği, ben rakı sofrasından emir almam mealinde bir laf ederek çekip gittiği söylenir. Başbakanlıktan ayrılınca Ankarada bir futbol maçına gitmiş, kendisine tezahürat yaptırtmış, bu meydan okuma Atatürkü çok kızdırmıştır denilir. Cumhurbaşkanı olunca İnönü, Atatürk’ün ev hapsinde tuttuğu Kazım Karabekir Paşayı milletvekili yaptırmış ve Meclisin başına geçirmiştir.  M. Kemal Paşa’nın doktorlarının çoğu Farmasondu. Paşa, Mason localarını kapattırmıştı. Masonların onu samimî bir sevgi ile sevmeleri mümkün değildi.  Meşhur doktor Mim Kemal, Paşayı tedavi edenlerin başında gelir. Bu zat yüksek rütbeli bir Masondur.

Türkiye’nin son doksan yıllık tarihi yazılamaz. M. Kemal’in gizli vasiyeti bile açığa çıkartılamıyor. Nice belgeler imha, nice arşivler tamamen veya kısmen yok edilmiştir.  Zamanımızda biraz gevşedi ama Atatürkü Koruma Kanunu yürürlükte olduğu müddetçe bazı netameli konular dile getirilemez.  Nesiller boyunca halkın büyük kısmının beyinleri yıkanmıştır.  M. Kemal hakkında bazı enteresan bilgiler edinmek isteyenler, onun yıllarca özel garsonluğunu ve uşaklığını yapmış olan Cemal Granda’nın hatıralarını okumalıdır. Bu hatıraların bazı baskıları sansüre uğramıştır, ayıklanmamış bir baskısını bulmanızı, hem satırlarını, hem de satır aralarını okumanızı tavsiye ederim.  1930’lu yıllarda Ankaradaki İngiltere Büyükelçiliğinde askerî ataşelik yapmış olan Amstrong’un The Grey Wolf adlı kitabını da tavsiye ederim. Ama Türkçe tercümelerine güvenilmez.  Atatürkü putlaştıranlar, onu taparcasına sevenler, tabu haline getirenler, Türkiye ile özdeşleştirenlerle objektif ilmî tartışma yapma imkanı yoktur. Adamı boğarlar, linç ederler.  Atatürk’ü koruma kanunu kaldırılmalı, küfür ve hakaret etmemek şartıyla seviyeli ve ilmî tartışmalara, araştırmalara, müzakerelere yol açılmalıdır. Bunun için de resmen gizlenen bütün belgeler açığa çıkartılmalı, araştırıcıların tedkikine sunulmalıdır.

(Mehmed Şevket Eygi)


   Haksızlığa sapıp bütün insanlık seni takip edeceğine, adaletle hareket edip tek başına kalsan daha iyi.

Site Hakkında