RSS

Medya Yeni Dinler Üretiyor

Tarih: Mar 06 2012

Bir film insanın hayatını nasıl etkiler, bu soruyu kendinize hiç sordunuz mu? Sormadıysanız lütfen sorun. Sizi en çok etkileyen filmi bir düşünün ve o filmin hayatınızda ne gibi değişiklikler meydan getirdiğini, bir kağıda yazın. Neden mi?

Star Wars (Yıldız Savaşları) sinema tarihine damgasına vuran kült yapıtlardandır. George Lucas‘ın, senaryosunu yazdığı ve yönettiği Yıldız Savaşları bir sinema filmi olmanın ötesinde sanatsal bir baş yapıttır. Müzikleri, görsel effectleri, kostümleri, konusu, aktörleri kısacası her şeyiyle izleyiciden geçer not alabilmiş ender, bilim kurgu filmlerindendir. Adı üzerinde fantastik bilim kurgu gerçekle uzaktan yakından bir ilgisi yok. Tamamen kurgu ve senaryo.

Aklı başında olan herkesin, Star Wars filminde var olan her şeyin hayal ürünü olduğunu bilmesi gerekir. Ama durum bunun tam tersi yönünde cereyan ediyor. Tamamen kurgu olan filmde geçen bir “din” (aslında buna inanış demek daha doğru) tüm dünya da hızla yayılıyor. Filmde barışın koruyucu şövalyeleri olarak bilinen Luke Skywalker, Obi-Wan Kenobi ve Yoda gibi Jedi (Ceday) şövalyeleri, yeteneklerini “Güç” olarak adlandırılan metafizik bir kuvvetten almaktadır. Jedi’ler eğitim aldıkları yer ise Jedi tapınağı adı verilen bir yerdir. Bütün bunların hiç birinin gerçekliği yok. Tamamen uydurma.

ABD’li Star Wars Yönetmeni George Lucas

Ne yazık ki bu filme kendisini kaptıran insanlar arasında, özellikle batı ülkelerinde Jedi dinine inandıklarını ifade edenler var. Bu insanların sayısı giderek de artıyor. Filmdeki Jedi şövalyeleri gibi giyinip, onlar gibi yaşamayı seçiyorlar. Nasıl olur demeyin. Oluyor işte. Bu bize sinemanın gücünü göstermek adına küçük bir örnek. Elbetteki herkes istediği gibi inanmaya özgürdür ama, göz göre göre hayal ürünü olan bir kurguyu gerçek olarak kabul edip, üstüne üstlük bir de bunu din olarak kabul etmek, şaşırtıcı.

Bu durum “Sinema En Güçlü Silahtır” diyen Mussolini‘yi haklı çıkartıyor. Sinemanın, çerçeveyi daha da genişletirsek sanatın, böyle bir gücü var. Özellikle hem görsel hem de işitsel vurgu açısından sinemanın yeri apayrı. Bunun farkındamıyız. Değiliz. Sanatın gücünü toplumlar üzerindeki etkisini dilimiz döndüğünce sizlerle paylaşamaya çalışıyorum. 21.y.y da en büyük ihracat ürünü sanat. Çünkü değiştiriyor, dönüştürüyor. İçinden çıktığı toplumun kültürünü, felsefeni, sosyolojini, her şeyini içinde barındırıyor. Bir nevi hap misali.

Filmler artık seyredildikten sonra arşivlenmek üzere saklanmıyor, filimin içindeki ögeler meta haline getirilip pazarlanıyor. Onlarca ülkede, binlerce insan arasında siber bir ağ kuruluyor. Bardaklar, posterler, t-shirtler, aklınıza ne gelirse, hayatın içinde bizlerle birlikte yaşamaya başlıyor. Bu kültür ihracatıyla birlikte, ekonomik pazar oluşuyor.

Mussolini bunu gören ender devlet adamlarındandı. İktidara geldikten sonra Luce Enstitüsü’nü kurduran Mussolini bu enstitüde propaganda filmleri belgeseller hazırlattırmış, kendi kurduğu düzenin devamı için sinemayı çok etkin bir biçimde kullanmıştır. 1937 yılında sinemayı ulusal bir endüstri haline getirmek isteyen Mussolini, Cinecittá stüdyolarını bizzat kendisi açmıştır. II. Dünya Savaşı sırasında müttefiklerin, bombaladıkları yerler arasında Mussolini’nin bu propaganda mabedi de vardır. Cinecittá stüdyoları yerle bir edilmiştir. Buna rağmen o dönemde çekilen film, belgesel, fotoğraf ve diğer materyaller bugüne kadar ulaşmıştır. Mussolini dönemimde İtalya’da sinema ve diğer görsel sanatlar altın çağını yaşamıştır.

Sinemanın ve diğer sanat dallarının gücünü birey olarak keşfetmek yetmiyor, bunun birde devlet politikası haline getirilmesi gerekiyor. Amerikan sinemasının Amerikan politikalarından bağımsız olduğunu düşünebilirmiyiz. Elbetteki hayır.

Ne demiş eskiler ‘İş Bilenin, Kılıç Kuşananın‘. Tabi anlayana.

(Gökçen Göksal, 2010)

15.000 Çek Jedi Dini’ne İnanıyor: Çek Cumhuriyeti’nde yapılan bir araştırmada, 15 bin kişi Yıldız Savaşları filmindeki Jedi öğretisine inandığını açıkladı. İstatistik enstitüsünün ülke genelinde yaptığı demografik araştırmada ilginç sonuçlar ortaya çıktı. Anket çalışması için hazırlanan formda halka hangi dine inandıkları da soruldu. İçinde üç büyük dinin yanı sıra Yıldız Savaşları filmindeki Jedi şövalyeleri ile birlikte ateist seçenekleri de kondu. Devlet tarafından yapılan çalışmaya, 15 binden fazla kişi Yıldız Savaşları’ndan ilham alan Jedi öğretisine inandıklarını yazdı.

Jedi Dini‘nin bir şaka olduğunu söyleyenler olsa da görünenler hiç öyle göstermiyor.

Sabah’ın haberine göre; çalışmaya katılanların yarısı din hanesini boş bırakırken, yaklaşık 2 milyon kişi de Katolik olduğunu belirtti. İstatistik enstitüsü sözcüsü, forma bu seçeneği bilerek koyduklarını, din olarak değerlendirmenin kendilerine düşmediğini açıkladı. Kanada’da yapılan bir araştırmada da 21 kişi Jedi öğretisine inandığını söylemiş bu oran yeni Zelanda’da 53 bin kişi olmuştu.

Jediizm’in 20 İlkesi:

  • Adalet
  • Sadakat
  • Savunma
  • Cesaret
  • İnanç
  • Yiğitlik
  • Alçakgönüllülük
  • Korkusuzluk
  • Soyluluk
  • İmtiyaz
  • İçgüdü
  • Disiplin
  • Odaklanma
  • Sağduyu
  • Meditasyon
  • Öğreti
  • Dürüstlük
  • Erdem
  • Kararlılık
  • Uyumluluk

Doğru inançla bağlarını çözerek boşluğa düşen bir nesil,

neye inanacağını şaşırıyor ve akıl-mantık dışı birçok din üretiyor.

Şeytana Tapanların Tarihi

Tarih: Mar 04 2012

Satanistler Ortaçağ ve sonrasında Kabalistler, Gül-Haçlar gibi gizemli örgütler ve büyü tarikatları ile birlikte anıldılar. Modern satanizm olarak adlandırılan ve günümüzde etkin olan satanizm ise 1960′larda Amerika’nın California eyaletinde ortaya çıktı. Anton Szandor LaVey adlı kişi 1966 yılında ‘Church of Satan‘ (Şeytan Kilisesi)’ni kurduğunu açıkladı. Ancak LaVey’den çok daha önce, 1900′lerin başında yaşayan Aleister Crowley günümüzdeki satanizmin ilk temellerini atmıştı. ‘Büyük Canavar’ (The Beast 666) lakabı ile anılan Crowley, yaptığı büyüler ve hayvanların katledildiği, uyuşturucunun yoğun olarak kullanıldığı kanlı ayinleriyle ünlü idi. Crowley’nin felsefesinin temel noktasını, ‘ne istiyorsan onu yap‘ düsturu oluşturuyordu. Bu felsefe, Crowley’e göre şeytan tarafından kendisine yazdırılmış olan, The Book of Law (Kanun Kitabı) adlı kitapta ayrıntıları ile anlatılmaktaydı. Bu sapkın inanca göre insan, içinden geçen her ne ise, bunun neden olacağı felaketleri ve kötülükleri düşünmeden, onu hemen yapmalıydı. Örneğin canı taşkınlık istiyorsa her türlüsünü yapmalı, birine kızgınlık duyduysa öfkesini hemen dışa vurmalı, hatta içinden karşısındakini öldürmek geçiyorsa bunu hemen yerine getirmeliydi.

Toplumda dirlik ve düzen bırakmayacağı açıkça belli olan bu anormal fikirleri Crowley şu sözler ile savunuyordu: Ben kutsal şeylere küfretmeyi, cinayeti, tecavüzü, devrimi istiyorum. İyi ya da kötü herhangi bir şeyi, yeter ki güçlü olsun.

Satanizmin tarihi Ortaçağ’ın sapkın büyü ve masonik tarikatlarına kadar uzanmaktadır. Bu tarikatlardan biri de ünlü Gül-Haç tarikatıdır. Pek çok sapkın tören ve ritüelin yapıldığı Gül-Haç tarikatının en belirgin özelliklerinden birisi de şeytana tapanlarla olan yakın ilişkisidir.

Kuşkusuz, güçlü olmanın kötü olmakla ve kötülükleri savunmakla sağlanacağını düşünen Crowley büyük bir yanılgı içindeydi. Çünkü kötülük herşeyden önce insanın kendisine zarar veren bir özelliktir. Bununla birlikte kötülüğe dayalı bir güç elde edilse bile bu güç her zaman için kısa süreli olmaya mahkumdur. Zulüm, haksızlık, vicdansızlık üzerine kurulu olan her sistem mutlaka yıkılmış, yenilgiye uğramıştır. Aleister Crowley’nin ‘insan canı ne istiyorsa onu yapmalıdır‘ felsefesiyle anlatılmak istenen ise, insanın içinden geçen her türlü kötü düşünce, duygu ve kararları hiçbir sınırlama olmadan yerine getirmesidir. Diğer bir deyişle, nefsi insana ne emrediyorsa insanın ona uyması, nefsine hakim olmayı bırakması anlamını taşır. Bu da son derece tehlikeli bir durumdur. Allah Kuran’da insanın nefsinin sürekli olarak kötülüğü emrettiğini (Yusuf Suresi, 53), ancak aynı zamanda insana bu kötülükten nasıl korunup sakınacağının da ilham edilmiş olduğunu bildirir. (Şems Suresi, 8) Ayrıca Kuran’da, “Kim şeytanın adımlarına uyarsa, (bilsin ki) gerçekten o (şeytan) çirkin utanmazlıkları ve kötülüğü emreder.” (Nur Suresi, 21) ayetiyle buyurulduğu üzere, şeytanın da asıl amacı insanları kötülüğe sürükleyebilmektir. Şeytanın kullandığı en önemli silahlardan birisi insanın kendi nefsidir. Nefis sürekli kötülüğü emrettiği için, nefsine ve şeytana uyan kişi büyük bir yıkım içindedir. İnsanın kurtuluşu ve mutluluğu ancak nefsinin emrettiklerinden sakınması ve kayıtsız şartsız vicdanına uyması ile mümkündür. Kötülüğe uyarak kurtuluşa ereceklerini sananların sonu ise korkunç bir hüsrandır:

O gün, insan, neye çaba harcadığını düşünüp-anlar. Görebilenler için cehennem de sergilenmiştir. Artık kim taşkınlık edip-azarsa ve dünya hayatını seçerse, şüphesiz cehennem, (onun için) bir barınma yeridir. (Naziat Suresi, 35-39)

Gerçekte satanizm kişinin kendi benliğini neredeyse ilahlaştırdığı, kendi istek ve arzularını hayatın tek amacı haline getirdiği bir felsefedir. Bu anlamda satanizm hümanist felsefeye de yakınlık gösterir. Bu noktada, hümanizmin çoğu kişinin düşündüğü gibi, ‘sevgi, barış, kardeşlik’ gibi mesajlar içeren bir felsefe değil, ‘insanlık’ kavramını insanlar için tek amaç ve odak noktası haline getiren din dışı bir akım olduğunu hatırlatmak gerekir. Hümanizm, kendi savunucuları tarafından da açıkça ifade edildiği gibi, ateist bir akımdır. Hümanizme göre ‘evren ve insan yaratılmamıştır’, ‘insan kendi başına var olmuştur’ ve ‘kimseye karşı sorumlu değildir’. ‘Asıl olan insanın kendisidir ve insandan daha önemli hiçbir varlık yoktur’. Dahası hümanizme asıl egemen olan ‘faydacılık’ düşüncesidir. Buna göre insan dünyaya bir kere gelmiştir ve burada ne kadar fayda sağlayabilirse o kadar karda olacaktır. O zaman insanın tavır ve tutumlarını belirleyen ana öğe de kendi istek ve tutkuları olmalıdır. Ancak tüm bu düşünceler insanlığı büyük bir felakete sürükleyecek görüşlerdir. Öncelikle evren hümanistlerin iddia ettiği gibi, kör tesadüflerin eseri değildir. Evreni üstün güç ve kudret sahibi olan Allah yaratmıştır. Ve insan da, “Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat Suresi, 56) ayetiyle buyurulduğu gibi kendisini yoktan var eden Rabbimiz’e karşı kul olmakla, O’nun emrettiği ahlakı göstermekle yükümlüdür. Şu gerçek unutulmamalıdır ki, insanlara gerçek huzuru ve mutluluğu getirecek tek ahlak Rabbimiz’in Kuran’da emrettiği ahlaktır. Din ahlakından uzak durup, hümanizm gibi ideolojilerin etkisi altında kalanların savunduğu fikirler neticesinde ortaya yalnızca kendi çıkarlarını düşünen, acımasız, vefasız, sevgisiz, merhametsiz bireyler çıkacaktır. Görüldüğü gibi, hümanizm insanlık için son derece tehlikeli görüşlere sahiptir. Hümanizmi fikri dayanaklarından biri olarak kullanan satanizm ise, çok daha sapkın ve tehlikeli bir bakış açısı geliştirmiş, şiddeti, öfkeyi, kanı ve vahşeti temel değeri haline getirmiştir.

Şeytan Kilisesi

Aleister Crowley’nin ardından Anton Szandor LaVey, günümüzdeki satanizmin kurucusu olarak ortaya çıktı. Büyü ve esrarengiz ritüellere duyduğu yoğun ilgi ile tanınan LaVey önceleri, Hristiyanlığa karşı çıkan ‘Magic Circle’ (Büyü Dairesi) isimli bir grup oluşturdu. Daha sonra içinde ünlü ‘dokuz şeytani ilke’nin de bulunduğu Satanic Bible (Şeytan İncili)’ni yazdı ve oluşturduğu grubu ‘Şeytan Kilisesi’ olarak adlandırdı. Bu kilisenin görüşleri, yine Anton Szandor LaVey tarafından yazılan The Satanic Rituals, The Satanic Witch, The Devil’s Notebook ve Satan Speaks (Şeytan Ritüelleri, Şeytani Cadı, İblis’in Defteri ve Şeytan Konuşuyor) isimli kitaplara dayanmaktadır. Yalnız Kuzey Amerika’da yaklaşık 10 bin takipçisinin olduğu tahmin edilen Şeytan Kilisesi, son derece sapkın görüşlere sahiptir. Amerika Dinler Ansiklopedisi’nde LaVey’in sapkın dini şöyle anlatılır:

LaVey’in satanizm uyarlamasındaki temel temalar, belirli bir kiliseye ait olmama ve insanın fiziksel ya da zihinsel yapısından zevk almadır. Şeytan, insanın bir tür hayvan olduğu fikrini ve fiziksel ve zihinsel zevk almanın başını çeken günahı temsil eder. LaVey’e göre şeytan bu değerlerin kaynağını temsil etmektedir. Ritueller, geleneksel büyü ayinlerinde olduğu gibi psikokinetik güç üzerinde odaklanan eylemler olarak düşünülür. Satanik felsefe Aleister Crowley’nin ‘The Book of the Law’ (Kanun Kitabı) kitabındaki öğretilerine oldukça yakındır. Her insan kendi kurallarına göre yaşıyor olarak kabul edilir.

Howard Stanton Levey, Satanizm’i yeniden yorumlayarak

Şeytan Kilisesi ve LaVeyan Satanizm’i kuran kişidir.

Kuşkusuz satanizmin temel ögelerinden biri din ahlakına ve bu ahlaka dair herşeye karşı olmasıdır. Üstelik bu karşıtlık yalnız fikri alanda kalmaz. Satanistler hem ateisttirler hem de her türlü dini değerle mücadele ederler. LaVey’in satanizmi de Hristiyanlıkla mücadeleyi asıl hedef olarak görmektedir. LaVey din düşmanlığını şu şekilde ifade eder:

Satanizm yalnızca ateist bir oluşum değil, aynı zamanda, anti-teistik (Allah’a karşı) bir oluşumdur. İnsanoğlu hızla bu evreni kirletmektedir; varlık sebebi olarak dini görmek artık kabul edilebilir bir durum değildir. Hayatta kalabilmek için 2000 yıldır süregelen bu pasifliği ve ölüm tutkusunu yıkmalıyız. Hemen uygulanabilecek realistik çözümler var önümüzde. Hristiyanlık her zaman olduğu gibi, ilerlemenin önündeki en büyük engel olarak duruyor.

Dikkat edilirse LaVey’in bu sözleri 19. yüzyılda gelişen materyalizm kaynaklı dünya görüşü ile büyük paralellik göstermektedir. Ve bu durum, dinin toplum hayatından çıkarılmaya çalışılmasının ne kadar büyük bir tehlike olduğunu ve böyle bir girişimin toplumları ne büyük felaketlerin içine ittiğini bir kere daha bizlere göstermesi açısından ibret vericidir. Dinin olmadığı yerde her türlü sapkınlığın ve vahşetin yaşanacağı, Allah korkusunu bilmeyen insanların kan dökmekten zevk alan birer canavara dahi dönüşebileceği satanizm örneğinde en çarpıcı şekilde görülmektedir. Bugün başta gençler olmak üzere pek çok insan satanizm belasının içine sürükleniyorsa, bunda din dışı bir yaşamı öngören ideolojilerin doğrudan payı vardır. Bu nedenle, ‘kötülüklerin özgürce ve sınırsızca yaşanmasını’ savunan, ‘kural tanımazlığı ve kanunsuzluğu’ temel ilke haline getiren, ahlaki her türlü değere savaş açmış olan satanizmin öngördüğü yaşamı ele almadan önce, satanizmin ideolojik bağlantılarını incelemekte fayda vardır.

Satanizm her ülkede farklı isimler altında faaliyet göstermektedir. Bunlardan biri de Yezidiliktir. Mezopotamya’nın en eski batıl dinlerinden biri olan Yezidilikte, Meleke Tavus’a -yani şeytana- tapılmaktadır. Yaklaşık 200 bin kişi oldukları tahmin edilen Yezidiler, Irak ve Suriye’nin kuzeyinde, Türkiye’nin doğu bölgesinde, Almanya, Gürcistan ve Ermenistan’da yaşamaktadırlar. “Ş” ve “t” harfleri ile başlayan kelimeleri kullanmayan Yezidiler, taptıkları şeytanın adını hiç anmazlar. Onlar için şeytanın adı, Meleke Tavus’tur. Bu sapkın dine göre Ay, Güneş ve yıldızlar da kutsaldır. Yezidilerin Kitabu’l-Cilve (Vahiy Kitabı) ve Mushafu’r-Reş (Kara Kitap) olmak üzere iki sözde kutsal kitabı vardır.

Yezidiliğin temel ilkeleri bu iki kitaptan kaynaklanmaktadır. Ahiretin varlığına inanmayan Yezidilerin, günah kavramı da oldukça sapkındır. Okumak, yazmak, hayvanları ehlileştirmek gibi şeyler günah sayılmaktadır. Bu garip inanca göre, bir Müslümanın şeytandan Allah’a sığındığını işiten Yezidi onu öldürmelidir. Bunu yapamıyorsa intihar etmelidir. Bu davranışıyla kendisini Meleke Tavus’a kurban etmiş olur. Eğer bunu da yapamıyorsa, bu günahtan kurtulabilmek için bir hafta oruç tutmalıdır. Bütün bu bilgiler göstermektedir ki, batıl olduğu aşikar olan bu dine uyanlar büyük bir yanılgı içindedirler.

Aleister Crowley Kimdir?

Ünlü İngiliz okültist, Skoç Riti’nde 33. derece Büyük Üstad, özgür mason, yazar, mistik, satranç ustası, dağcı, şair, ressam, astrolog. Eylemleriyle henüz yaşarken “Dünyanın En Kötü Adamı” şeklinde adlandırılan Crowley, Altın Şafak tarikatı, Ordo Templi Orientis gibi farklı okült organizasyonların üyesiydi. Aleister Crowley ya da doğum adıyla Edward Alexander Crowley (12 Ekim 1875 – 1 Aralık 1947) İngiltere, Warwickshire’de doğdu. Babası Edward Crowley bira fabrikası işletmiş ve Aleister doğduğunda emekliye ayrılmıştı. Kökleri Devon ve Somerset ailelerine dayanan annesi Emily Bertha Bishop ve babası Protestanlığın en uç kanadı olan ve Exclusive Brethren olarak bilinen Darbyte’nin üyesiydiler.

Modern Satanizmin Babası Sayılan Mason Edward Alexander Crowley (1875 – 1947)  Patricia Deirdre MacAlpine‘dan doğan oğluna Aleister Atatürk ismini verecek kadar Kemal Atatürk hayranıydı.

Babası Edward Crowley günlük işlerini bitirdikten sonra vaazlar verirdi ve çocuğu için de gündelik Kitâb-ı Mukaddes çalışmaları için özel öğretmen tutmuştu. Babasının ölümünden sonra annesinin oğlu üzerindeki denetimi Crowley’in Hristiyanlığa olan şüphesini arttırmaktan başka bir işe yaramamıştı. Asi oğlunu canavar “The Beast” diye çağırmaya başlamıştı ve Crowley hayatının ileriki yıllarında annesinin kendisine İncil’in Vahiy bölümünden alarak taktığı bu lakabı daha son kendisi için severek kullanacak ve “günah” olarak değerlendirilen eylemleri hayatın en önemli ve keyifli aktiviteleri olarak görecekti.

1895′de Trinity Koleje gitti. Kolejde felsefe, psikoloji ve ekonomi okudu. Okul yıllarında çeşitli cinsel aktivitelere kendini vermişti. 1896′da üstü kapalı olarak geçtiği bir olay sonrasında kendini okültizm ve mistisizme verdi. Bir sonraki yıl simyacı, mistiklerin eserleri ve büyü üzerine okumaya başladı. Bir sonraki yıl ilk şiir kitabını (Aceldama) yayınladı ve kendisini Samuel Liddell MacGregor Mathers ve Altın Şafak (Golden Dawn) tarikatıyla tanıştıracak olan Julian L. Baker ile tanıştı.

Eserlerinden Bazıları:

The Book of the Law
Magick (Book 4)
The Book of Lies (Crowley)|The Book of Lies
The Vision and the Voice
777 and other Qabalistic writings
The Confessions of Aleister Crowley
Magick Without Tears
Little Essays Toward Truth
The Goetia: The Lesser Key of Solomon the King
The Confessions of Aleister Crowley : An Autobiography
Diary of a Drug Fiend
The Holy Books of Thelema
Hymn to Lucifer
Moon Child

Üç Vakte Kadar Harama Yol Var

Tarih: Feb 25 2012

Bağrını Yakan Ateş

Tarih: Feb 24 2012

Sessizlik Tepesi Ölüleri

Tarih: Feb 08 2012

Zerdüştlük, İranlı Zerdüşt tarafından kurulan tek tanrılı inanç sistemi. İnanılan tek tanrıya verdikleri Ahura Mazda adıyla bağlantılı olarak Mazdeizm de denir. Sonraki dönemlerde ise daha çok Mecusilik adıyla anılmıştır. Tek tanrılı bir inanç sistemi getirdiği için kimilerince peygamber olarak kabul edilen Zerdüşt‘ün hayatıyla ilgili bilgiler daha çok efsanelere dayanır. Zerdüştçülerin inanışına göre Zerdüşt, Büyük İskender’den 258 yıl önce ortaya çıkmıştır.

Zerdüşt

Zerdüştlerin İran dışındaki ülkelerdeki ismi Parsîler’dir. Bu isim, aynı zamanda Hindistan’da Mumbai şehrinde yaşayan Zerdüşti topluluğa verilmiştir. Parsîler, 8. yy’dan itibaren Hindistan’a göç etmiş olan İranlı Zerdüştlerdir. İran’da kalıp inançlarını devam ettirenler de olmuştur. Bunlara “Ceberler” (Geber’ler) denir. Parsîler, Hindistan’da ticarette çok başarılı oldular ve maddi refaha kavuştular. Günümüz Hindistan’ında büyük sanayicilerden biri olan TATA ve Tata ailesi aslen İran’lı ve Zerdüşttür.

Zerdüştlük İbadetleri

Zerdüşt inancına göre ateş, toprak ve su, kutsal elementlerdir. Bu nedenle Zerdüştler ölülerini yakmaya, gömmeye veya suya atmaya karşıdır. Zerdüştler, ölülerini şehirden uzak ölü kulelerine (Sessizlik Kuleleri – Dakhme) bırakırlar. Necis sayılan bu kuleler, 10 – 15 metre yükseklikte, silindirik yapılardır. Terasında çıplak ölüler sıra halinde yatırılır. Yırtıcı kuşlar ve akbabalar ölülerin etlerini gagalar ve yerler. Kalan kemikler, kulenin içinde depolanır. Böylece ölülerin toprağı kirletmediğine inanılır. Hindistan’daki Parsî toplulukları bu geleneği halen devam ettirmektedirler. İran’da ise buna izin verilmemektedir. İran’daki Zerdüştler, ölülerini mezarlara gömmektedir.

Sessizlik Tepesi (Tower of Silence) Birçok Ölüyü Ağırladı – Yazd – İran

Hindistan’da Zerdüştler’in Ölülerini Çürüterek Kuşlara Yedirmesi Uygulaması Devam Etmektedir