RSS

Karanlık Evrede

Tarih: May 25 2012

Sessiz İşçiler Fitoplanktonlar

Tarih: Dec 16 2011

Sokaktaki herhangi bir kimseye, “Yaşamınızın devamı için gerekli oksijeni nereden ve nasıl sağlıyorsunuz?” diye sorsanız, hemen hemen herkesten “bitkiler” cevabını alırsınız. Biraz daha bilinçli kimseler bu cevabı yeterli bulmayacak, ‘‘yağmur ormanları’’ ifadesini de ekleyecektir. Dünyamızın % 70’inin su olduğunu düşünürsek, geriye kalan alanın sadece % 7’lik kısmı yağmur ormanlarından meydana gelmekte, bunun dışındaki pek çok bölgede ise iğne yapraklı ve yaprakları dökülen ağaçlardan oluşan ormanlar bulunduğunu söylemekte yarar görüyoruz. Yine de insanların aklına ilk gelen yağmur ormanları olmaktadır.

Bitkisel Bir Plankton Olan Fitoplankton

Düşünün, dünyada ağaçların kesildiği, ormanların çeşitli nedenlerle yok edildiği ve yakıldığında hemen yağmur ormanlarından ve bu ormanların öneminden bahsedilir. Bizlerde bu sebepten dolayı sanki oksijen ihtiyacımızın tümünü bu ormanlar karşılıyormuş gibi yanlış bir kanı oluşmuştur. Çünkü medyada sürekli olarak ormanlar ve yağmur ormanları ön plandadır.

İnsanların çok büyük bir kısmının varlığından haberdar olmadığı bir canlı grubu var: Fitoplanktonlar! Latince’de ağaç, bitki anlamına gelen “phyto” ve serbest, başıboş gezen anlamında kullanılan “plankton” kelimelerinin bir araya gelmesiyle “fitoplankton” kelimesi ortaya çıkarılmıştır. Bu canlı grubunun özellikleri nelerdir ve bizler için hangi sebepten dolayı önemlidirler? Fitoplanktonlar, ön plana çıkarılmadığı ya da reklamı yapılmadığı için adeta dünyamızın öksüz canlılarıdır. Aslında insanlar bu canlıların önemini anlayabilseler, öncelikle bunları korumanın yollarını araştırmaya başlayacaklardır. Çünkü aslında bizler bu canlıların yokluğunda oksijensiz kalır ve hemen ölürüz. Su dünyasının sesiz ve mütevazı ırgatlarıdır onlar. Pek çok kimse onları bilmez ve onlardan haberdar olmazken, ihtiyacımız olan oksijeni üretmektedirler. Onlar, bizlerden çok önce bu dünyada vardılar ve bu gezegenin, bizler için yaşa-nabilir bir yer olarak hazırlanmasında çok bir büyük katkı sağlamışlardır. Halen de bu görevlerini sürdürmektedirler.

Gözle görülemeyecek kadar küçük birer cnlı olan fitoplanktonlar canlıların oksijenini sağlamada

ormanlardan daha çok çalışırlar. Okyanuslardaki fitoplankton yoğunluğu uzaydan dahi görülebilir.

Yaşam süreleri bir ya da iki gün olan bu canlılar, dünya üzerindeki bitkilerin ürettiği oksijenden çok daha fazlasını üretirler. Ihtiyacımız olan oksijenin % 80’den fazlasını atmosfere vermelerinden dolayı, yerküremizin temel oksijen kaynağıdırlar. Fotosentez sırasında atmosferdeki karbondioksiti kullanmalarından dolayı sera etkisi yapan bu gazın atmosfer içindeki miktarını azaltırken, sıcaklığın da düşmesini sağlarlar. Bilim adamları, günümüzde etkisi daha çok hissedilmeye başlanan küresel ısınma ve iklim değişimi gibi olaylardan en çok etkilenen canlı gruplarının başında fitoplanktonların geldiğini söylemektedirler. Ozon tabakasındaki yırtıktan doğrudan geçen zararlı güneş ışınları daha çok suyun yüzeyinde yaşayan bu canlıların ölümüne sebep olurlar. Fitoplanktonlar okyanuslardaki karbonik asit dengesinin korunmasından da sorumludur.

Fitoplanktonların diğer bir önemli özelliği de bulutların oluşmasında rol oynayan “dimetil sülfür” adlı maddeyi atmosfere vermeleridir. Dimetil sülfür, “Kokkolifor” adı verilen fitoplankton grubu tarafından atmosfere verilir ve burada oksijenle birleşerek sülfatı oluşturur. Su buharı, sülfat içinde yoğunlaşarak bulutları meydana getirir.

Okyanus bilimcilerin yakın ilgisini çeken bu canlılar, özellikle okyanus yüzeylerinde yaşamakla birlikte; göl, gölet, nehir ve derelerde de bulunmaktadırlar. Gözle görülmesi mümkün olmayan fitoplanktonların boyutları 0,002-1 mm arasında değişebilmektedir. Sahip oldukları klorofil nedeniyle yeşil renktedirler. Fotosentez yaparak kendi besinlerini temin ederken, oksijen de üretirler. Bunun dışında hayatlarını sürdürebilmek için nitrat, fosfat, silik asit, demir gibi başka maddelere de ihtiyaç duyarlar. Üremeleriyle ilgili olarak soğuk, kutup bölgelerine yakın sular onlar için son derece idealdir. Sıcaklığın artmasıyla birlikte Antarktika bölgesinde buzullardan kopan parçalar su yüzeyinde zengin besin maddeleri bırakmakta bu da fitoplanktonların gelişmesine oldukça yardımcı olmaktadır.

Fitoplanktonlar, ekolojik açıdan bu denli önemli görevleri üstlenirken ilginç bir noktayı da belirtmekte fayda vardır. Bugün kullandığımız petrol yataklarının kaynağını binlerce yıl önce denizlerde ölen diatomlar oluşturmaktadır. Su habitatının çimleri sayılan fitoplanktonlar suda yaşayan diğer bitkilerle birlikte besin zincirinin temel basamağını oluştururken, yine suda yaşayan böcekler, su kuşları, foklar, penguenler ve balinaların temel besin kaynağı durumundadırlar. Pek çok balık türünün gelişmesi için çok önemli bir kaynak teşkil ederler. Özellikle Kuzey Pasifik Okyanusu ve Bering Denizi fitoplankton konsantrasyonunun fazla olduğu bölgeler oldukları için diğer canlı türlerinin de sayısı artmakta, yani bu bölgeleri tür açısından son derece zengin hale getirmektedir.

(www.populerbilgi.com)

İlaç İçin Toplanan Mavi Kan

Tarih: Oct 18 2011

Biyomedikal şirketlerin ilaç üretimi için topladığı at nalı yengeçlerin mavi kanı – US – 2011

Feromonlar

Tarih: Oct 02 2011

Arıların davranışlarının şekillenmesi ve kendi aralarında haberleşmelerinin temininde vazifeli olan kimyevî mesaj molekülleri feromonlardır. Feromonlar esas olarak, ana arının vücudundan salgılanır; ancak işçi arılara da bazı feromonlar salgılatılmaktadır. Ana arının çene (mandibular) bezlerinden salgılanan feromonlar sürekli olarak kovan ortamına yayılır. Bu feromonlar vasıtasıyla kovandaki binlerce arı, aile birliği içinde bir arada tutulur ve yapılacak işler için sevk ve idare edilir. Ana arının etrafında, bakım beslenme ve koruma vazifesi üstlenmiş bir grup bakıcı genç işçi arı bulunur. Bakıcı işçi arılar, vücut temasıyla aldıkları ana arı feromonlarını koloninin diğer fertlerine aktarır. Arılar bu feromonların tesirinde kaldıkları sürece, anaya mutlak bağlılık içerisinde, fizyoloji ve kabiliyetlerine uygun işler yapar. Buna karşılık ana arı yaşlılık, sakatlık, genetik anormallikler gibi herhangi bir sebeple vazifelerini yapmakta, koloniyi sevk ve idare etmekte yetersiz kaldığında, arılar ya oğul vererek performansı düşen ana arıyı kovan dışına atmakta yahut öldürerek yerine yenisini yetiştirmektedir. Her ana arının feromon kokusu farklıdır. Bir ailedeki arılar, kendi ana arılarını, yuvalarını ve ailenin diğer fertlerini bu koku ile tanır. Arılar bu koku sayesinde başka kovanlara yönelmediği gibi, şaşırarak kovanlarına girmeye çalışan yabancı arılara da giriş izni vermez.

Her kovanın giriş deliği önünde, kovanı korumakla vazifelendirilmiş, diğerlerine göre daha yüksek iğneleme refleksi ve kabiliyeti ile teçhiz edilmiş bekçi arılar bulunmaktadır. Bu arılar, aileye tecavüze yeltenen herhangi bir yabancıyı, kovan giriş deliği önünde yaptıkları müdahaleyle tesirsiz hâle getirmektedir; içeri girişine engel olamadıkları yabancıyı ise, 2 heptanon adlı bir alarm feromonuyla damgalayarak kovandaki bütün fertlerin ona saldırmasını sağlamaktadır. Fakat yanlışlıkla kovana gelen nektar ve polen yüklü başka kovanların kötü niyetli olmayan arılarının yüklerini boşaltmalarına izin verilir. Ayrıca işçi arılar nektar veya polenini aldıkları çiçekleri de 2 heptanonla işaretleyerek diğer arıların aynı çiçekte gereksiz yere zaman kaybetmelerini önlemektedir. Arılar zengin bir kaynak bulduklarında ise, klâsik danslarına ilâveten, kaynağı ve bu kaynakla kovan arasındaki yolu, nasanof feromonu ile işaretleyip diğer arıları oraya yönlendirmektedir. Oğul verme durumunda, oğul kütlesindeki arılar, yine aynı feromonla işaretlenerek, yeni yuva yerini belirler ve burada toplanırlar. Çiftleşme uçuşuna çıkan bir ana arının vücudunda sentezlenen feromonlar, erkek arıları cezbetmeye ve onların kendisini bulmasına vesile olur. (Prof. Dr. Ferat Genç, Sızıntı, 2007)

Tas Şekli Mercanlar

Tarih: Sep 14 2011