Dünyanın Şeklini Değiştirecek Gelişme
Bilimadamları Afrika kıtasında yeni bir okyanusun doğumuna tanık olunduğunu söylüyor. BBC’nin haberine göre Etiyopya’da 2005 yılında açılmaya başlayan 60 kilometre uzunluğundaki yarık o zamandan beri yavaş yavaş genişliyor. Araştırmacılar, ileride Afrika kıtasının bu noktada ikiye bölüneceğini düşünüyor. Ama bu sürecin yaklaşık 10 milyon yıl alacağı tahmin ediliyor.
Jeologlar, Etiyopya’nın ücra bir köşesinde yer alan Afar bölgesinde gözlemledikleri karşısında hayrete düştüklerini gizlemiyorlar. Gezegendeki değişimi genellikle milyonlarca yıla yayarak inceleyen bilimadamları, Afar bölgesinde beş yıl gibi kısa bir süre içerisinde tanık oldukları sürecin inanılmaz bir hızda ve gözlerinin önünde gerçekleştiğini söylüyor.
8 METRE GENİŞLİĞİNDE
2005 yılında Afar’da on gün gibi gayet kısa bir süre içerisinde 60 kilometre boyunca uzanan ve genişliği 8 metreye ulaşan bir yarık açıldı. Bu yarıktan dışarı itilen son derece sıcak ve erimiş kaya parçaları yarığın giderek açılmasına sebep oluyor. Yerin altından güç alan bu bölünmenin 10 milyon yıl içinde Doğu Afrika’yı kıtanın geri kalanından kopartacağı ve bölünen mevkide yeni bir okyanusun hayat bulacağı düşünülüyor. Araştırmacılar, Afar’da gerçekleştirdikleri incelemelerin deprem ve yanardağ patlamaları konusunda da kendilerine yeni bulgular sunmasını bekliyor. Yeni doğan okyanusa ilişkin bilgiler, İngiltere’de bilimi desteklemek ve halka tanıtmak için kurulmuş olan Royal Society’de yaz etkinlikleri çerçevesinde açıklandı. (2010)

Oyuncak Ördekli Buluş
Amerika’da bir oyuncak şirketine gönderilmek üzere 1992 yılında Çin’de gemiye yüklenen binlerce ördek, Pasifik Okyanusu’nda fırtına nedeniyle denize döküldü ve büyük akıntılara kapılarak ilginç yolculuklarına başladı. Emekli olduktan sonra çalışmalarını bu ördekleri izlemeye ayıran Amerikalı oşinograf Curtis Ebbesmeyer, Pasifik’te 1992’den bu yana 27 bin kilometre yol kateden 29 bin oyuncak ördeğin bu yaz İngiltere sahillerine varacakları öngörüsünde bulundu.
1992 yılında meydana gelen bu sürpriz kaza yüzünden belki binlerce çocuk, oyuncak ördeğinden mahrum oldu, ancak ördekler bilime büyük katkıda bulundu. Curtis Ebbesmeyer gibi bilim adamları, oyuncak ördekler sayesinde okyanusun büyük akıntılarının ayrıntılı haritalarını çıkarttı. Ördekler önce Kuzey Pasifik turu yaptı, sonra Alaska kıyılarına vurdu. Buradan tüm Kanada ve ABD kıyılarını dolaştı.
Oyuncak ördek yüklü bir geminin okyanus ortasında batması coğrafya bilimine büyük bir katkı sağladı
Ebbesmeyer, birçok kimsenin imkansız demesine rağmen ördeklerin Kuzey Buz Denizi’ni geçeceğini tahmin etmişti. Ördekler 2001 yılında Titanik’in battığı bölgede de gözlendi. 15 yıldır bilimadamlarına okyanus akıntıları hakkında çok önemli veriler sağlayan ördekler Titanik’in battığı yerden geçmiş, kutuplara gitmişti. Alaska, Sibirya, Japonya İzlanda ve Kanada kıyılarına vuran bu ördeklere koleksiyoncular 1000 dolar para ödediler. Uzmanlar ördeklerin yolculuklarını bu yıl İngiltere sahillerine vurarak noktalayacaklarını hesapladı.
(2007)
Mühendislik Harikası Su Kuyuları

İran Lut Çölü’nde 2000 yıl öncesinde yöre halkı tarafından elle kazılmış yüzlerce su kuyusu bulunur.

Bu kuyuların her biri yaklaşık 50 metre kadar derinlikte ve bir insanın geçebileceği kadar genişliktedir.


Kuyunun zemininde akar bir su var.
Kuyuyu kazanlar bu suyun kaynağına ulaşmak için dar tüneller inşaa etmiş.


Su akan dar tünellerin sonunda bu su kaynağına ulaşılır. Sular sert kil ile kaplı bir duvardan sızmaktadır.

Milyonlarca yıl önce fay hatları sürtünerek aralarında sert bir kil tabaka oluşturur.
Dağlardan süzülen sular bu kil tabakasında birikerek doğal yer altı barajları meydana getirir.

2000 yıl öncesinde teknolojiden yoksun bu insanlar yer altından tüneller kazdılar,
suyu serbest bıraktılar ve çöl ortasında yaşayabilecek suya ulaştılar.

Akdenizin Buharlaşması
Sicilya adasının yarım km altındayız. Bunlar tuz. Akdeniz’deki tüm su buharlaştığında geriye kalan tek şey buydu. Milyonlarca ton tuz. Gerçekten çok fazla bir miktar. Şu anda burada yılda 500 bin ton tuz dışarıya taşınıyor. Bu madende insanoğluna gerekenden çok daha fazla tuz var. Öyle ki sırf buradaki tuzu şekillendirerek kilise bile yapmışlar hem de yerin 200 metre altında. Her deniz gibi Akdeniz de tuzunun büyük kısmını nehirlerden alır. Nehirler akarken taş ve kayalara çarptıkça onları yavaş yavaş aşındırırlar. Bu şekilde kayaların içindeki tuz ortaya çıkar ve okyanuslara doğru tabakalar halinde taşınırlar. Milyonlarca yıllık buharlaşmayla birlikte denizlerdeki tuz yavaş yavaş yoğunlaşmaya başlar.

Sicilya tuz mağarası girişi

Akdeniz tamamen kuruduğunda yeraltında çökelti olarak biriken tuz tabakası
büyük bir tuz madeni oluşturdu.

Tuz madeninde yerin 200 metre altına yapılmış tuz kilisesi

Ancak Akdeniz’in yok olmasıyla geriye kalan tek şey tuz değildi. Bu mağarada çok değerli bir şey var ve ben bunu görmesine izin verilen az sayıda insandan biriyim. Burası jeolojik bir mağaradan çok bir sanat müzesini andırıyor. Işığa bakın. Bunun adı jips ve bunlar da dev kaya kristalleri bir metreden daha uzunlar. Bu kristaller yukarıdan damlayan deniz suyuyla aşağıdan gelen sıcak suların karşılaşmasıyla oluşmuşlar ve bu mineral zengini bölgede bu alçıtaşı kalıtları gelişmiş. Eğer Akdeniz’in su seviyesi düşmemiş olsaydı onlar da toprağın altında kalacak ve bu jeolojik mücevherler asla ortaya çıkmayacaktı. Ne yazık ki jeotların arasında fazla kalamıyorum çünkü vücudumdan sızan nem biraz sonra bu harika kristalleri oluşturan alçıtaşını eritmeye başlayacak. Akdeniz’in bir zamanlar tamamen buharlaştığını düşünmek yeterince şaşırtıcı ama aslında bu deniz son birkaç milyon yıl boyunca defalarca kuruyup tekrar geri gelmiş.

Jips (alçıtaşı) Kristaller
Meksika Dev Kristal Mağarası
Kuzey Meksika’da bulunan ve içinde devasa kristal şekillerin yer aldığı bu mağara 2000 yılında keşfedilmiş. O yıldan bu zamana kadar yapılan araştırmalarda kristallerden bazılarının yarım milyon yaşında olduğu da tespit edilmiş durumda. Bilim adamlarının bu aşamada sorduğu soru kristallerin nasıl olupta bu büyüklüğe ulaştığıdır. Ayrıca mağaranın başka ilginç özelliklerinden bazılarıda içeride sıcaklığın çok yüksek olması ve nem oranının % 90′lara kadar ulaşmasıdır.
Mağaranın Sırrı Çözüldü
Dünyanın bilinen en büyük alçıtaşı kristalleri Meksika’nın kuzey bölgesindeki Chihuahuan Çölü’nün dibindeki bir mağarada bulunuyor. Bazılarının uzunluğu 10 metreyi aşıyor ve en uzunu ise 11,4 metre.
Kristaller Mağarası (Cueva de los Cristales) olarak anılan bu göz kamaştırıcı yerin ortaya çıkışını, Naica maden ocağı içinde, yüzeyin neredeyse 300 metre altında bir keşif tüneli kazan iki madenciye borçluyuz. Peñoles şirketine ait olan Naica, Meksika’nın en üretken kurşun madeni. Aynı ocakta 120 metre derinlikteki Kılıçlar Mağarası’nın keşfedildiği 1910′dan beri daha küçük kristallerin bulunduğu başka mağaralar da ortaya çıkarılmıştı.
Dünyanın dört bir yanından uzmanlar, mağaranın varlığını öğrenince böylesine büyük kristallerin nasıl oluştuğunu çözmeye çalıştı. İşin sırrı kristallerin oluşum sürecindeki olağandışı çevre koşullarında yatıyor.
“Nasıl olup da bu kadar büyümüşlerdi?” Kurşun ve gümüşün oluşumunda aşılan jeolojik evreler, kristal üretimini de sağlar. Yere düşmüş dikilitaşlar, ışık sütunları, bazıları 1 metre kalınlığında dev kristaller. Yerde ve mağara duvarlarında daha küçük, bıçak kadar keskin, kusursuz kristal yığınları. Selenitten -doğada sık rastlanan yarı şeffaf ve narin bir alçıtaşı mineralinden- oluşan kristaller. Kristallerin büyümesi için muhteşem koşullar. Çoğu mağara ve maden ocağında sıcaklık sabittir ve ortam serindir. Ancak Naica maden ocağında derinlikle birlikte sıcaklık da artıyor. Çünkü bu maden ocağı yüzeyin yaklaşık 1,5 kilometre altındaki bir magma sokulumunun üzerinde yer alıyor.
Mineral içeriği zengin suların yaklaşık 600 bin yıl boyunca mağaranın içine sızmasıyla, kalsiyum sülfat molekülleri tıpkı istif edilmiş tuğlalar gibi dibe çöktü. Önce derinlerdeki bir magma tabakasının yüzeyi zorlayarak fışkırması suları aşırı derecede ısıttı. Ardından yaklaşık bir buçuk milyon yıl önce suyun sıcaklığı düşerek aşağı yukarı 58°C’ye, yani sudaki kalsiyum sülfatın selenit kristalleri oluşturmasına uygun düzeye indi. Suyla dolu mağaradaki koşulların yüz binlerce yıl neredeyse hiç değişmeksizin aynı kalması, kristallerin şaşırtıcı boyutlara ulaşmasını sağladı.
Madenciler 1985 dolaylarında pompalarla ocaktaki su tablasını düşürürken, farkında olmadan mağaradan su çektiler. Böylece suyun dışına çıkan kristallerin büyümesi durdu; oysa suyun dönmesine izin verilmiş olsaydı, kristaller yeniden büyümeye başlayacaktı.
Şu anda mağara yağmacılara ve ocağın havalandırma sisteminin yol açacağı çevre hasarına karşı koruma sağlayan ağır bir çelik kapıyla şirket tarafından güvenceye alınmış durumda. Çok az kişinin mağaraya girmesine izin verilmesinin iki nedeni var. Birincisi, mağara aşırı derecede sıcak ve nemli; özel soğutucu elbiseler giymeden içeriye girenler sıcak çarpmasından ölme riskiyle karşılaşabilir. İkincisi, alçıtaşı çok yumuşak olduğundan, aletlerle, çizmelerle ve hatta tırnaklarla kolayca sıyrık alıp hasar görebilir.

Jips (Alçıtaşı) Kullanım Yerleri
- Ham jips, beyaz boya ve dolgu maddesi olarak kağıt ve pamuklu tekstil maddelerine katılır.
- Ham jips çimento sanayiinde prizlenmeyi geciktirir.
- Nikel izabesinde eritmeyi kolaylaştırır.
- Bira sanayiinde mayalandırma için kullanılır.
- Alçı, tıpta cerrahide ve dişçilikte kullanılır.
- Alçı vitrifiye malzemelerde, porselende ve kiremit üretiminde kalıp aşamasında kullanılır.
- Kimya sanayiinde amonyum sülfat, kükürt, kükürt okside ve sülfat asidi elde etmek için kullanılır.
- Mamul alçı inşaat ve prefabrik inşaat malzemelerinin başlıca girdisidir. Alçının inşaatta kullanım yeri çok çeşitlidir. Son yıllarda sıcak ve soğuk yalıtım maddesi, ses izolatörü ve rutubeti de ayarlayan bir düzenleyici olarak kullanılmaktadır.


