RSS

Soygun ve Cinayetin İnfazı

Tarih: Jun 01 2012

Silahlı soygun sırasında iki polis memurunu öldürenler infaz edilirken – İran – 2011

Tahran, İran, 1979

Tarih: May 28 2012

Hz. İsa’nın Doğduğu Yer Savaş Yeri

Tarih: May 28 2012

Hz. İsa‘nın doğduğu yer olduğuna inanılan Beytüllahim, yeryüzünün uğruna en çok savaşılan yerlerinden biri. Meryem ile Yusuf, Beytüllahim’e bu yoldan gelmemişti, ama siz kente artık buradan giriş yapıyorsunuz. Duvarın önünde bekliyorsunuz. Bu, üç kat yüksekliğinde, üzerinden dikenli tel geçen, betondan yapılma, göz korkutucu bir barikat. Yanında durduğunuzda, kendinizi bir barajın tabanındaymış gibi hissediyorsunuz. Silah kuşanmış İsrail askerleri, belgelerinizi kontrol ediyor. Aracınızı arıyor. Askeri emirler doğrultusunda İsrailli hiçbir sivilin içeri girmesine izin verilmiyor. Beytüllahim sakinlerinin çoğunun da dışarı çıkma izni yok. İsrail yönetimine göre duvarın amacı, teröristlerin Kudüs’e ulaşmalarını önlemek.

Beytüllahim ve Kudüs arası sadece dokuz buçuk kilometre, ama bölgenin zorlu coğrafyasında bu uzaklık iki kentin farklı dünyalarda yer almasına yetiyor. Bir kartpostalın bu kentlerin birinden diğerine gitmesi bir ay sürebiliyor. Beytüllahim, Batı Şeria’da, İsrail’in 1967’de Altı Gün Savaşı sırasında ele geçirdiği topraklarda bulunuyor. O bir Filistin kenti; sayıları 35 bini bulan sakinlerinin büyük çoğunluğu Müslüman. 1900’de, kentin yüzde 90’ından fazlası Hıristiyan‘dı. Günümüzdeyse Beytüllahim’in yalnızca üçte bir kadarı Hıristiyan ve Hıristiyan nüfusun Avrupa’ya, Kuzey ya da Güney Amerika’ya taşınması paralelinde bu oran giderek düşüyor. Beytüllahim ve çevresinden en az bir düzine intihar bombacısı çıktı. Gerçek şu ki Hıristiyan dünyasının Noel’de saygıyla andığı bu küçük kasaba aslında yeryüzünün uğruna en çok çatışma yaşanan yerlerinden biri.

Giriş izni alırsanız eğer, yük trenlerindekileri andıran sürmeli bir çelik kapı önünüzde gıcırtıyla açılıyor. Askerler kenara çekiliyor ve aracınızı duvardaki geçici delikten içeri sürüyorsunuz. Sonra kapı yine gıcırtıyla geri kayıyor, büyük bir gürültüyle kapanıyor. Beytüllahim’desiniz.

Yahudiye Çölü’nün kıyısındaki kent, bitki örtüsü açısından cimri birkaç yayvan tepenin üzerine inşa edilmiş. Açık sarı taştan yapılmış eski evler, dik ve dar sokakların her iki yanına sıralanmış. Ara sokaklardan, sürücülerinin kornaya basmaktan hiç çekinmediği bir-iki eski püskü taksi geçiyor. Sokak arasında bir tezgâhta yapılan kuzu çevirmenin üzerinden yağ damlıyor. Erkekler plastik sandalyelerde oturmuş, Arap kahvesi yudumluyor. Havada, toplanmamış çöp kokusu asılı. Tepeye doğru yol aldıkça duvarın boyutlarını, nerelere kadar uzandığını görüyorsunuz -silindirik nöbetçi kuleleriyle bölünmüş, gri bir yılanı andırıyor.

Duvarın içinde, Beytüllahim sınırları boyunca üç Filistin mülteci kampı var; gelişigüzel yığınlar halinde üst üste dizilmiş kutu kutu apartmanlar. Mülteci kamplarının sokaklarında dolaşan her bir esinti, yüzlerce şehidin posterlerini havalandırıyor. Çoğu, İsrail ordusunun kurbanı. Diğerleriyse İsrail’de bir alışveriş merkezinde veya bir restoranda ya da bir otobüste kendini havaya uçurmuş. Posterlerdeki Arapça yazılar, bu eylemlerin görkemini vurguluyor.

Duvarın hemen dışında, çevredeki yükselti ve sırtlarda, vinçlerin delik deşik ettiği, hızla büyüyen ve giderek yayılan Yahudi yerleşim birimleri göze çarpıyor. Günün son ışıkları binalara vuruyor ve Beytüllahim güneşten bir ateş çemberiyle kuşatılıyor.

Beytüllahim Notları: Bir zamanların işlek sokaklarından biri artık İsrail’in inşa ettiği duvarda son buluyor. Duvarın öte yanında, Beytüllahim’e yakın Yahudi yerleşimciler kendilerini güvende, içerideki Filistinliler ise hapsolmuş hissediyor.

Beytüllahim üzerinde yükselen bir tepedeki bu terk edilmiş bina, Filistinli çocukların oyun parkı olmuş. İsrail’in yaptığı bariyerle sınırlanmış kent alanında 35 bin kişi yaşıyor. Duvarın inşa edilmesinden bu yana, başta turizm sektöründeki ani düşüş olmak üzere, ekonomi çökmüş halde. Geç kalmış bir işçi duvarın dışındaki günlük işler için kontrol noktasından geçmek üzere şafaktan önce kalkarak saatlerce kuyrukta bekleyen Filistinlilerin arasına giriyor. Birçoğu İsrail yerleşmelerini ve kendilerini hapseden güvenlik bariyerini kurmaya dönük inşaat işlerinde çalışıyor. Beytüllahim ile Kudüs arasındaki tek geçiş yeri olan kontrol noktasında İsrail askerleri kentten çıkan bir aracı arıyor. Geniş güvenlik önlemleriyle korunan çelik kapıdan sadece İsrail tarafından nadiren verilen izin belgelerine sahip Filistinliler geçebiliyor. Kiliselerin günbatımında parıldayan kuleleri Beytüllahim’e tepeden bakıyor. Arka plandaki tepe, İÖ birinci yüzyılda Yahudiye’nin hükümdarı Büyük Herod’un kalesinin bulunduğu yer. Hz. Ömer Camii’nin ışıkları yakılmamış minaresi, Yemlik Meydanı’nda yükseliyor.

Filistinli Hıristiyanlar, İsa’nın doğduğu yer olduğuna inanılan Doğuş Kilisesi’ndeki mağarada bir ayine katılıyor. Yüzyıl önce, Hıristiyanlar Beytüllahim nüfusunun yüzde 90’ını oluşturuyordu. Bugünse sayıları üçte bire kadar inmiş durumda ve kentten kaçmayı sürdürüyorlar. Bir ziyaretçi Doğuş Kilisesi’nin iç mekânını dalgın gözlerle süzüyor. 2002’de, İsrail ordusundan kaçan Filistinli savaşçılar kiliseye sığındı ve sürüp giden kuşatmanın müzakerelerle son bulmasına kadar 38 gün boyunca orada saklandı. Bina içinde sekiz Filistinli öldürüldü. Beytüllahim’i üç yanından kuşatan 7 metre yüksekliğindeki duvar, protesto sloganlarına tuval oluşturmuş. Bu, yarısından fazlası tamamlanmış olan ve resmi Yeşil Hat’tın doğusundaki onlarca Yahudi yerleşimini çevirirken Batı Şeria’nın yüzde 10’unu da içine katacak 724 kilometrelik bariyerin bir bölümü. Penceresinden Har Homa adlı Yahudi yerleşimini gören Abdullah Abu Şeira, terörist faaliyetlerle bağlantılı bir gruba yardımcı olma suçlamasıyla İsrail’de hapis yatan oğlunun dönüşünü bekliyor. Çocuklar, kutlama için Filistin bayrakları asıyor.

Mustafa Abu Şeira beş yıl yattığı bir İsrail hapishanesinden çıkışı üzerine yapılan kutlamada eve dönüş hediyesi olarak verilen tabancayı alıyor. Şeira’nın “Umarım, barış üstün gelir” dediğini aktaran yazar Michael Finkel, onun milis grubuna yeniden katıldığını bildiriyor. Beytüllahim’in güneyindeki Duheysa mülteci kampında insanların, arabaların ve duvar yazılarının bulunmadığı bir yer yok gibi. Küçücük bir alana 10 bini aşkın kişi sığışmış durumda; kampın kurulduğu 1949’dan bu yana nüfus üçe katlanmış. Kampın ilk sakinleri buraya 1948 Arap-İsrail Savaşı’nda evlerini kaybedince yerleşmiş.

Yüzde 50 gibi bir işsizlik oranıyla boğuşan Beytüllahim merkezindeki bir çarşıda boş gezenler, alışveriş yapanlardan fazla. Seyahat kısıtlamaları yüzünden İsrail’de iş olanakları azalmış durumda. Kudüs’e Batı Şeria’dan nakledilen elma ve benzeri ürün sayısı da giderek azalıyor. Duheysa kampında çocuklar, çöplerin dağıldığı dar sokak aralarında büyüyor. Mülteci kampındaki pek çok duvarda, İsrail kentlerinde gerçekleştirdikleri eylemler sırasında yaşamlarını yitiren intihar bombacılarının posterleri yer alıyor.

Bir Filistinli çiftçinin kamyoneti Beytüllahim’in bir mahallenin tümsekli yolunda ilerlerken, arkadaki tepede çok katlı ve modern binaların yükseldiği Yahudi yerleşimi Har Homa apayrı bir dünya şeklinde yükseliyor.

Haredi Yahudileri’nin yaşadığı Beytar İllit yerleşiminin sakinleri otobüs durağında fotoğraflarının çekilmesinden kaçınıyor. Yerel trafiği yerleşimciler ve ordu mensupları oluşturuyor ve kent sakinleri saldırı olasılığına karşı zırhlı otobüslere biniyor.

Beytüllahimli bir aile, duvar arazilerini ikiye bölmeden önce bağlarında çalışırken, dua vakti geliyor. Arkalarındaki alan, Efrat yerleşimini (üstte, sağda) çevreleyip İsrailli ile Filistinli arasındaki ayrımı daha da güçlendirecek duvara hazırlık için temizlenmiş.

Beytüllahim’in çöllük doğu kesiminde bir çoban koyunlarıyla birlikte bir sera öbeğinin yanından serbestçe geçiyor. Duvarın İsrail kontrolündeki tarafında toprağı olan Filistinli çiftçilerin, tarlalarında çalışabilmek için İsrail ordusundan günlük izin alması gerekiyor. Duvarın içinde dahi bir çoban kontrol noktaları ve kapalı askeri alanlarla karşılaşabiliyor. El Fetih yandaşları Hamaslı rakiplerine gözdağı vermek için Beytüllahim’de yürüyüş yapıyor. Filistinli iki grup -huzursuz bir şekilde de olsa- birarada varlık gösteriyor. İsrail sadece el Fetih’le görüşmeler yapıyor, çünkü Hamas, İsrail’in varlığını kabul etmiyor. Aida mülteci kampında, duvar yakınlarında çöp yanıyor. Beytüllahim ile 1948 Arap-İsrail savaşında evlerini kaybeden Filistinlileri yerleştirmek için yapılan kalabalık nüfuslu üç mülteci kampından en az 12 intihar bombacısı çıktı.

(National Geographic, 2007)

Nativitas’ta Kuşatma Günlüğü

13 militanın yurtdışına, 26’sının da Gazze’ye gönderilmesiyle çözülen krizin mekanı Nativitas Kilisesi, 5 haftadır İsrail kuşatması altındaydı. İşte kuşatmanın 5 haftalık tarihçesi:

2 Nisan: İsrail ordusu, Koruyucu Duvar operasyonunun dördüncü gününde terörizmle suçlanan Filistinlileri tutuklamak için Beytüllahim’e girdi.
3 Nisan: Ordu, silahlı Filistinlilerin Nativitas Kilisesi’ne sığındıklarını açıkladı. Kiliseye sığınanlar, otuzu silahlı Filistinli ve otuzu din adamı olmak üzere yaklaşık 250 kişi olarak belirtildi. Kiliseyi kuşatma altına alan ordu, içeridekilere teslim olmaları için görüşme önerdiğini açıkladı.
6 Nisan: Vatikan, kan dökülmeden kuşatmanın kaldırılması amacıyla bir plan önerdi.
7 Nisan: Ordu, içerideki Filistinlilerin teslim olması için hoparlörlerle çağrıda bulunmaya başladı.
8 Nisan: Vatikan, İsrail’den kutsal yerlerdeki “statükoya” uymasını ve Beytüllahim’deki durumu açıklamasını istedi. Kilisedeki Filistinlilerden biri vurularak öldürüldü.
10 Nisan: İsrail askerleri, kilisenin yanındaki binada bulunan bir Ermeni keşişi yaraladı.
12 Nisan: Kilisede bulunan Filistinliler, Luther Kilisesi’nin mesajı aracılığıyla BM Genel Sekreteri Kofi Annan ve Papa İkinci Jean Paul’e çağrıda bulundular.
13 Nisan: Kudüs’teki Hıristiyan Kiliseleri temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’e bir çözüm planı sundu. İsrail askerleri, bir Filistinli polisi öldürdü.
14 Nisan: İsrail Başbakanı Ariel Şaron, Kilise’de bulunan ve İsrail tarafından aranan Filistinlilerin sürgüne gönderilmesi veya İsrail’de yargılanmaları seçeneğini getirdi.
15 Nisan: Şaron, İsrail ordusunun, Beytüllahim ile Filistin lideri Yaser Arafat’ın Ramallah’daki karargahı çevresi hariç, 29 Mart’tan beri işgal ettiği Batı Şeria’daki Filistin kentlerinden çekileceğini açıkladı.
21 Nisan: İsrail askerlerinin koyduğu merdiven yardımıyla kiliseden beş Filistinli kaçtı.
22 Nisan: Kilisede bulunan silahlı Filistinliler ile İsrail askerleri arasında yaklaşık 45 dakika süren bir çatışma çıktı.
23 Nisan: İsrail ile Filistin arasındaki görüşmelerden bir sonuç çıkmadı. Üç Ermeni Papaz kiliseden çıktı.
25 Nisan: Dokuz Filistinli ile iki ceset kiliseden çıkarıldı. İsrail ile Filistinli heyetler arasında yapılan dördüncü görüşmeler de başarısızlıkla sonuçlandı.
28 Nisan: Bir Filistinli vurularak öldürüldü.
29 Nisan: İsrail askerlerinin ateşinin durdurulması ve kilisede bulunanlara gıda yardımı yapılmasını isteyen Filistinli görüşmeci heyeti görüşmeleri askıya aldı.
30 Nisan: Kiliseden 26 kişi çıktı.
1 Mayıs: Kilisenin çevresinde şiddetli çatışmalar yaşandı ve kilisenin yanındaki binaların içinde iki yangın çıktığı belirtildi.
2 Mayıs: Kilisenin “Tanrı ile inananlara geri verilmesi” için bölgeye gelen Papa’nın özel görevlisi Kardinal Roger Etchegaray, İsrail Cumhurbaşkanı Moşe Katsav ve Yaser Arafat ile görüştü. On barış gönüllüsü kuşatmayı delerek kiliseye girmeyi başardı. Meydana gelen çatışmada Filistinli bir güvenlik görevlisi öldürüldü.
3 Mayıs: Dört Filistinli polis kiliseden çıktı ve teslim oldu.
4 Mayıs: Ortodoks paskalyası dolayısıyla Kudüs’teki Kıyame Kilisesi’nden “kutsal ateşi” getiren üç Papazın kiliseye girmelerine izin verildi. Askerler tarafından vurularak yaralanan bir Filistinli öldü.
5 Mayıs: Kilisedeki Filistinliler, halen içeride bulunan 123 kişinin isimlerinin bulunduğu bir listeyi Avrupalı bir görüşmeciye teslim ettiler.
6 Mayıs: Görüşmeciler, İsrail tarafından aranan 13 Filistinlinin İtalya’ya sürgüne gönderilmesini, diğer 26’sının uluslararası kontrol altında hapsedilmesi için Gazze’ye nakledilmesi ve diğer 84 kişinin de serbest bırakılmasını öngören plan çerçevesinde bir anlaşmaya varma girişiminde bulundular.
7 Mayıs: İtalya Dışişleri Bakanlığı, söz konusu 13 Filistinliyi istemediklerini açıkladı.
9 Mayıs: AB dönem başkanlığını yürüten İspanya, İsrail’in terörist olarak kabul ettiği 13 Filistinlinin akıbetiyle ilgili bir anlaşmaya varıldığını açıkladı. Anlaşma uyarınca, AB bu Filistinlileri kabul edecek ülkeler konusunda Pazartesi bir karara varıncaya kadar 13 Filistinlinin Kıbrıs Rum Kesimi’ne gideceği belirtildi.
10 Mayıs: Kilisedeki kuşatma kaldırıldı ve içeridekiler dışarı çıkmaya başladı.

(2002)

Asılı Ölüsünü Teşhir Ettiler

Tarih: May 25 2012

Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai‘nin üvey kardeşi Ahmed Veli Karzai‘yi öldüren suikastçının cesedi Kandahar’daki bir meydanda teşhir edildi. Afganistan’ın güneyindeki en güçlü siyasi figür olarak gösterilen Ahmed Veli Karzai’nin 200 kişilik koruma ekibinin lideri olan Serdar Muhammed‘in cesedi, yaklaşık 15 dakika Çarso Meydanı’ndaki bir binada asılı kaldı.

Ahmed Veli Karzai

Aynı zamanda Kandahar il genel meclisi başkanı olan Ahmed Veli, önceki gün kendisini evinde ziyarete gelen Muhammed tarafından öldürülmüştü. Ahmed Veli’yi öldürme sebebi henüz bilinmeyen Muhammed, daha sonra evdeki diğer korumalar tarafından kurşun yağmuruna tutulmuştu. Afganistan’da şok etkisi yaratan suikast, Taliban hareketinin doğduğu yer olan Kandahar’da güç dengesini büyük oranda değiştirdi. (Temmuz 2011)

Sardar Mohammad – Kandahar – July 2011

Sarkozy Gitti

Tarih: May 16 2012

Ne kendi eyledi rahat, ne aleme verdi huzur. Çekti gitti nihayet.”

Son seçimlerin ortaya çıkarttığı bir gerçek var. Avrupa’da sosyalizm ve faşizm yükseliyor. Bu da yakın bir zamanda toplumsal çatışmaların habercisi gibi.

Bugün Batı insanının korkusu, umuduna baskın çıkıyor.

Bir anda özgüvenlerini kaybettiler. Her şeyden korkuyorlar.

Kendilerini çok yalnız hissediyorlar. Bir anda dostlarının olmadığını gördüler.

Çok acı ama sığınacak bir aileleri bile yok.

Cici demokrasilerinin her şeyi çözeceğini düşünüyorlardı, onun da hiçbir sorunu çözmediği, hatta giderek sorun kaynağı haline gelen, pahalı ve hantal bir şey olduğu gibi bir zanna kapılmaya başladılar.

Kilise de sığınacakları bir kurum değil. Sorun laiklik ya da sekülerleşme değil, sorun inançsızlık. Artık çoğu kişi, Hristiyanlığın bir inanç sisteminden çok, kaçacak bir sığınak olduğunu düşünüyor.

Batıda büyü, kehanet, cin, şeytan, kıyamet hikayelerinin son zamanlarda iyiden iyiye artması, insanların kehanetlerin ve falların peşinden koşmalarının sebeplerinden biri de bu.

Kimine göre Mesih’in artık gelip bu meseleye el koyması gerek. Özellikle Evangelistler böyle düşünüyorlar. Hatta “Tanrıyı kıyamete zorlamak”tan söz edenler de yok değil.

Ekonomik göstergeler de çok iyi değil. Yiyip, içip, gezip, oynayıp eğleniyorlardı. Ama o imkanları da giderek azalıyor artık.

Sosyal güvenlik maliyetleri her yıl çığ gibi büyüyor.

Batıda gelecek günler, geçen günleri aratacak gibi.

Hiçbir iktidarın işi kolay değil. Göreceksiniz, bundan böyle iktidarlar daha kısa ömürlü olacak, daha sert bir muhalefet dönemine girecekler. Sokak gösterileri, grevler, lokavtlar daha da artacak. İflaslar, işsizlik ve rüşvet olayları da öyle.

Allah (cc) servet ve iktidarı halklar ve ülkeler arasında evirir-çevirir” der Kur’an-ı Kerim.

Allah (cc) bizleri, mallarımızı, canlarımızı, sevdiklerimizi, kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan edecektir.

Sözün özü şu ki, gün döndü. Servet ve iktidar açlığından şikayet edenler şimdi, servet ve güçle, iktidarla imtihan olacaklar. Dünün müstekbirleri ise ezilmişliğin acısını yaşayacaklar.

Eğer işler kontrolden çıkarsa yeni bir dünya savaşına kadar gidebilir işin ucu. Benden sonrası tufan diye batılı ülkeler, ellerindeki gücü kullanarak kendi düzenlerinin devamını sağlamak adına çılgınca bir işe kalkışabilirler. O zaman bu değişim daha kanlı olacaktır. Ama, bana kalırsa bu işin sonucu değişmeyecektir.

Yoksullar ne kadar akıllı, dürüst ve merhametli olacaklar, müstekbirler ne yapacaklar, onu görmemiz gerek. Eğer şartlar çok kötü gelişirse, bu işin zaman, kan ve can maliyeti çok büyük olabilir. Bugün eğer büyük bir savaş çıkacaksa, bunun içinde din de olacaktır, ekonomi de, siyaset de, ideoloji de.

Sarkozy’nin gitmesi tek başına fazla bir şey ifade etmiyor. Ama Fransa’nın akibeti, başta İtalya olmak üzere, İspanya, Portekiz ve Belçika’dan başlayarak bütün Avrupa’yı radikal bir şekilde etkileyecektir. Bu değişim, Avrupa Parlamentosu’nda önemli değişikliklere sebep olacaktır. Bu değişim kaçınılmaz.

AB dağılabilir mi? Bu mümkün. Ama önce Euro havzasında bir kriz çıkacak gibi gözüküyor.

Eski Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy

Seçim sonuçları Batı’nın işini kolaylaştırmayacak gibi. Aksine bu işleri daha da içinden çıkılmaz hale getirecek. Sosyalistler, liberaller, Hristiyanlar, faşistler, globalistler, sağcılar, Avrupacılar. Ve tabii yabancılar.

Ekonomideki kötüleşme, faşist oylardaki artış, yabancı düşmanlığı ve İslam karşıtlığını daha da provoke edebilir. Batı’nın yumuşak karnı burası.

Bir de imtiyazlı yabancılar var. Yahudiler, İslam ülkelerinden Batı’ya göç eden ve Batı’da himaye gören Hristiyan unsurlar ve azınlıkta olan etnik topluluklar.

Bunlar ne demokrasiden geri dönebilirler ve ne de ileri doğru gidebilirler.

Sonun başına geldiler. Fransız seçimleri, bu anlamda bir milat olma özelliği taşıyor.

Akılsız Sarkozy, ham hayaller uğruna, hem ülkesini, hem de tüm Avrupa’yı bir felaketin eşiğine getirdi. Sarkozy’nin ektiği rüzgarlar fırtınaya dönüşürse, onu biçmek Hollande’a kalacak gibi gözüküyor. Şimdi Hollande-Merkel ilişkisine bakmak gerek. AB’nin geleceği biraz da büyük abi İngiltere, zengin birader Almanya ve yoksul, aydın ve laik Fransa’ya bağlı gibi gözüküyor. Ama şimdiden gözlemciler, AB’nin geleceği ile ilgili olarak Hollande ile Merkel arasında görüş birliği konusunda pek de iyimser değiller.

Bu arada hemen Sarkozy gitti diye sevinmek doğru değil. İstikrarsız bir Avrupa, Türkiye’yi de sıkıntıya sokar. Faşistlerin yükselişi de başka bir sorun.

Selam ve dua ile.

(Abdurrahman Dilipak, 2012-05-08)