RSS

1989 Tiananmen Meydanı Olayları, Çin

Tarih: Jun 13 2012

Çin’de 4 Haziran olayları olarak bilinen kanlı olaylarda, Pekin’deki Tiananmen Meydanı’nda öğrencilerin reform talebiyle sürdürdükleri eylemlere ordu sert bir biçimde müdahale etmişti. Olaylarda tam olarak kaç kişinin yaşamını yitirdiği bilinmiyor. Çin yönetimine göre bu rakam 200-300 arasındayken, öğrenciler ve Kızılhaç aynı rakamın 3 binlere dayandığını ileri sürüyor. CIA ise aynı rakamın 400-600 arasında olduğunu açıklamıştı.

Çin’in Sovyetler Birliği’ndeki reform sürecinden etkilenmesi, Tiananmen Meydanı’nda üç grubun eylemlerine yol açmıştı. Birinci grup, sanayi işçilerinden oluşmaktaydı. Fabrikalarda grev de başlatan işçiler, sistemin liberal reformlarla esnetilmesinin işsizliğe ve yoksulluğa yol açtığını belirtiyor ve ekonomi üzerinde devlet kontrolünün artırılmasını istiyordu. İkinci grubu oluşturan öğrencilerin sosyalizmin terkedilmesine yönelik bir talebi yoktu. Öğrenciler özgürlükçü bir sosyalizme geçilmesini talep ediyordu. Protestocu öğrenciler askerlerin müdahalesiyle karşılaştıklarında bile Enternasyonel marşını söylüyordu. Üçüncü grupta ise liberal reformların daha da ileri götürülmesini isteyen gruplar bulunuyordu.

Başlangıçta Çin yönetiminin tahammül ettiği eylemlerin, diğer kentlere de yayılması, önce sıkıyönetim ilan edilmesine ve ardından meydanda açlık grevi yapan öğrencilere yönelik müdahaleye yol açtı. Ancak can kayıplarının önemli bir bölümü, Tiananmen Meydanı’nda değil, ordunun meydana girmesini engellemeye çalışan öğrencilerle askerler arasında ara sokaklarda çıkan çatışmalarda yaşandı.

Tiananmen’de yaşananları özetleyen ve bir sembol haline gelen bu kare, Associated Press muhabiri Jeff Widener tarafından çekildi. Görüntüde tankı tek başına durdurmaya çalışan protestocunun akıbeti belirsiz. Çinli yetkililer, bu kişinin tutuklanıp tutuklanmadığı hakkında kesin bir bilgilerinin olmadığını ancak öldürülmediğinden emin olduklarını söylemişlerdi.

Amerika Biz Sana Teşekkür Ederiz

Tarih: Jun 13 2012

Ermeni Yetimhanesine Yardım Ulaştıran Amerika – Gümrü – Ermenistan – 1918

Avusturya-Macaristan Birlikleri Kudüsü Bırakırken, 1916

Tarih: Jun 13 2012

Kadın Milliyetçiler, Kahire, 1919

Tarih: Jun 07 2012

İstanbul Boğazı Nasıl Oluştu?

Tarih: Jun 06 2012

İstanbul Boğazı, daha meşhur ismiyle Boğaziçi nasıl oluştu? Bu soru yüzyıllardır bilim dünyasını meşgul etmiştir. Günümüzde uzmanlar, İstanbul Boğazı açılmadan önce Karadeniz’in küçük bir tatlı su gölü olduğunu belirtmektedirler. Ama İstanbul Boğazı’nın insan gücüyle mi yoksa kendiliğinden mi oluştuğu sorusuna henüz bir cevap verilememiştir. İnsan gücüyle açılan Süveyş Kanalı ve Panama Kanalı, uzun mesafeleri kısaltmıştır; ancak İstanbul ve Cebelitarık boğazının açılması daha eski çağlarda olduğundan bunlar hakkında arkeolojik çalışmalar yapılmaktadır.

Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde, İstanbul Boğazı’nı ve Cebelitarık Boğazı’nı İskender-i Zülkarneyn ve onun ordusunda bulunan Hızır Aleyhisselam’ın açtırdıkları anlatılmaktadır. Ayrıca, Üsküdar ile Sarayburnu arasında çok mamur bir şehrin olduğu ve bu şehrin İstanbul Boğazı’nın patlamasıyla sular altında kaldığı da aktarılır. Evliya Çelebi, İstanbul ve Cebelitarık boğazlarının açılışını şu şekilde anlatmaktadır:

Allahü Teâlâ, yeryüzünü bugünkü şekline koymak için İskender-i Zülkarneyn’i yarattı. Zira “Cenâb-ı Allah bir şey murad ederse, sebebini hazır eder.” âyeti üzere, Âdem (a.s.)’ın dünyaya gelişinden 5079 yıl sonra yeryüzünde İskender-i Kübra padişah oldu. Bütün hükümdarlar ona itaat ettiler. Fakat Yunanlıların Makedonya ve İzmirne sahibi Kaydâfe, İskender’e itaat etmeyip, kuvvetli bir hasım oldu. İskender, Kaydâfe’ye bir türlü galip gelemiyordu. Sonunda İskender, seyahat maksadıyla gizlice Kaydâfe’nin ülkesine ayakbastı. Kaydâfe’nin divanına girdi. Onun hal ve hareketini araştırırken, Allah’ın hikme­ti, Kaydâfe’nin askerleri İskender’i tanıdılar. Onu yakalayıp Kaydâfe’nin huzuruna getirdiler. Kaydâfe, daha önce İskender’in resmini yaptırmış olduğundan, onu hemen tanıdı ve hapse attırdı. İskender, uzun zaman hapiste kaldı. Sonra Kaydâfe, İskender’i hapisten çıkarttı. Kendisi ile savaş etmeyeceğine ve kılıç çekmeyeceğine dair İskender’e yemin ettirip onu serbest bıraktı.

İskender, oradan Elburz Dağı eteğinde hükümet merkezi olan Irak Daviyân’a geldi. Bütün bilginleri toplayıp bir görüşme yaptı. Vezirleri: ‘Pâdişâhım, Kaydâfe denilen o kadının ne haysiyeti ola! Denizler gibi asker ile üzerine gidip vilâyetini harab edip, halkını kılıçtan geçirip, ciğerlerini kebap edelim’ dediler. İskender onlara: ‘Kerim olan verdiği sözünde durur. Kaydâfe beni hapisten çıkardığında, üzerine asker göndermemeye ve kılıç çekmemeye söz verip yemin ettim. Buna bir çare verin ki, Kaydâfe’den intikam alalım.’ diye cevap verdi. O anda hemen Hızır (a.s.): ‘Ey İskender! Eğer Kaydâfe’den intikam alalım dersen, savaş yapmaya bile lüzum yok. Hemen Karadeniz’i Makedonya yakınından kesip, Akdeniz’e akıtalım. Kaydâfe’nin bütün ülkesini suya boğar ve intikamını alırsın. Böylece ettiğin yemin ve verdiğin sözünde de durmuş olursun.’ dedi. İskender’in bütün bilginleri: ‘Allah mübarek eyleye, Allah’ın ilhamı ile en güzel çare bu ola.’ diyerek karar verdiler. Derhal bilginler, hocalar ve mühendisler Karadeniz ile Akdeniz’in yüksekliğini ölçtüler. Karadeniz daha yüksek idi. Yedi yüz bin, dağ deviren işçi toplandı. Karadeniz’in suyunun kesilmesine başlandı. Bütün bu işlere Hazret-i Hızır bakıyordu. Zira Hazret-i Hızır, İskender-i Zülkarneyn’in ordusunda asker idi.

İskender ile karanlıklara varıp, âb-ı hayatı (Hayat suyu = ölümsüzlük) içmek Hızır’a nasib oldu. Hâlâ zinde durumdadır. Hazret-i Musa ile arkadaş olduğuna dair Kur’an-ı Kerim’de âyet vardır. Hâlâ deniz işlerinde memurdur. Karadeniz’in Akdeniz’e karıştırılmasına sebep, Hızır Nebî olmuştur. Bu çalışma, üç sene sürdü. Neticede boğaz açıldı ve Kaydâfe’nin şehirlerinden Makedonya’yı, Eski İstanbul’u, Yoruz Kalesi’ni ve yedi yüz kadar şehri su basıp askerinden bir kişi bile kurtulamadı. Bu meşhur kıssa daha sonraları bir beyitte şöyle yer almış: Fırsatında düşmana veren amân / Kaydâfe gibi olıser bî-güman.

O asırda Karadeniz ile Akdeniz arasında binlerce köy ve kasaba ve büyük şehirler vardı. İstanbul’un Sarayburnu ile Üsküdar arasında Makedonya şehri vardı. Yedi yüz ılıcalı büyük bir şehir idi. Suda kaybolmuş, İskender-i Kübra da böylece Kaydâfe’den intikam almıştı. Sarayburnu’nda Makedonya şehrini hemen onarmaya başladı. O zamandan beri Macar ülkeleri Sirem ve Semendire sahraları, Leh, Çeh, Kırım, Kamer el-Kam, Kıpçak ve Heyhat vadileri denizden uzaklaştı. Hepsi İrem bahçeleri gibi gönül açıcı yerler oldu. İnsanoğlu ve hayvanlar için otluk ve ekilir yerler oldu.

Büyük İskender, Makedonya’yı hükümet merkezi yaptı. Sonra yine Allah’ın emri ile Akdeniz’in Septe Boğazı (Cebelitarık) olan yeri de açıp, Akdeniz’i okyanusa akıttı. Yunanca’da Okyanus Denizi derler. Arap dilinde Muhit Denizi (Bahr-i Muhit) denir.

(Yedikıta Dergisi, Mayıs 2009)