RSS

Batan Gemi mi, Batı Medeniyeti mi?

Tarih: Feb 01 2012

Costa Concordia isimli İtalyan gemisi Toscany açıklarında karaya çok yaklaşması nedeniyle kayalıklara çarparak battı. 50’ye yakın ölü veya kayıp var. Büyük bir servetin ve mücevherin yok olduğu söyleniyor. Yüzen saray olarak nitelenen 3 futbol sahası büyüklüğündeki 4100 insan taşıyan 4 yüzme havuzlu 7 restoran ve 13 bar’ı olan gemi ilk bilgilere göre Kaptanlık hatası nedeniyle batıyor. Kaptan Schettino gemiden, Moldovyalı sevgilisi ile gemiyi ilk terk edenlerden olduğu ve aşçısının ifadesi ile alkollü olduğu basına yansıyan bilgilerden.

50 kişinin öldüğü gemi kazasında gemiyi ilk terkeden ödlek kaptan ve sevgilisi oldu.

Avrupayı görünürde ekonomi, gerçekteyse ahlaksızlık batırıyor.

2008 ekonomik krizinin en çok vurduğu üç devlet Yunanistan, İtalya ve İspanya’nın ortak özellikleri çalışmayı sevmemeleri, gece hayatına ve eğlenceye düşkünlükleri, uzun toplu tatillerin yaygın olmasıdır. Kapitalizmi doğuran hem büyük bilim adamlarını hem de Hitler ve Mussolini’ yi ortaya çıkaran ‘Çok çalış, çok kazan, dürüst ve ilkeli ol ve de çok eğlen’ püriten ahlak felsefesinin ilk dört maddesinin yürürlükten kalktığını görüyoruz.

Roma İmparatorluğu’nun son dönemlerine baktığımızda göbek taşlarına konulan hindi tüyleri çok yiyen elit sınıfın kolay kusup tekrar yemesi bugün Obezite salgını ve Bulimia yeme bozukluğuna kadar varan tüketim düşkünlüğüne çok benziyor. Uyuşturucunun yaygınlaşması, boşanmaların artması, intihar, suç ve şiddetin önlenemez yükselişi tesadüfi değildir.

Batının “Egoizm ve Konfortizm” hastalıkları çöküşün işaretleri olarak düşünülmelidir. Bencilliği ve kişisel rahatını yücelten bireylerin çoğunlukta olduğu hiçbir toplum ayakta kalamaz.

Medeniyetlerin çöküşüne neden olan sosyopsikolojik değerler vardır. Bu değerlerin zayıflaması hazinenin boşalmasına neden olur.

  • Halkın yönetime sevgi ve güveninin zayıflaması,
  • Toplumda adalet ve dürüstlük duygusunun gerilemesi sonucu gelir dağılımının bozulması
  • İnsanların tembelleşmesi, lüks ve eğlencenin yüceltilmesi,
  • Görev ve sorumluluk duygusunda azalma olması aç gözlülük ve doyumsuzluğun yaygınlaşması
  • Sosyal ilişkilerde saygının ve empatinin değerini yitirmesi bencilliğin teşvik edilmesi

İbn-i Haldun’un tanımladığı Kanuni Sultan Süleyman’a sütkardeşi ve müderris Yahya Efendi tarafından hatırlatılan “Nemelazım be Sultanım” kıssası ile bilinen sosyolojik bir gerçek batının çöküşünün belirtilerinin başladığını bize gösteriyor.

“Kanuni Sultan Süleyman alim ve şeyh Yahya Efendi’ye; ‘Sen ilahi sırlara vakıfsın. Kerem eyle de bizi aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker? Osmanoğulları’nın akıbeti nasıl olur? Bir gün olur da izmihlale uğrar mı?’ şeklinde mektup gönderir. Yahya Efendi sadece ‘Neme lazım be Sultanım!’ diye kısa bir cevap verir. Sultan Süleyman, cevaptaki hikmeti anlamak üzere Yahya Efendi’nin dergahına gider ve süt kardeşinden şu hikmetli cevabı alır;

Sultanım! Bir devlette zulüm yayılsa, haksızlık şayi olsa, işitenler de neme lazım, deyip uzaklaşsalar, sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yese, bilenler bunu söylemeyip sussa, fakirlerin, muhtaçların, yoksulların, kimsesizlerin feryadı göklere çıksa da bunu da taşlardan başkası işitmese, işte o zaman devletin sonu görünür. Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimat ve güveni sarsılır. Asayişe itaat hissi gider, halkta hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlal de böylece mukadder hale gelir.

Batı medeniyeti eğer bir çözüm üretemezse kendisine kötü bir mazi bırakacak doğru değerleri yaşayanlar da parlak bir istikbale sahip olacaklar. Sadece devleti yönetenlerin değil hepimizin Yahya Efendiden alacak çok dersi var.

(Prof. Nevzat Tarhan, Şubat 2012)

Sarı Öküz Veya Kara Papaz Politikası

Tarih: Jan 31 2012

Yüzün üzerinde ülkede yedi yüzden fazla üss kurarak pislik üretmeye devam ediyor. Ülkelerin kendi istekleriyle kurulmuştur diye bir şey akla gelirse 2010 yılının Haziran ayında Japonya Başbakanı Yukio Hatoyama, ülkesinde bulunan 45 bin Amerikan askerinin yarısından fazlasının kaldığı Okinawa adasındaki üssü kapatamayınca başbakanlıktan istifa etmişti. Bu da gösteriyor ki, Türkiye dahil hiçbir ülkede ülke halkının isteğiyle kalmıyorlar. Ülkeler Sarı Öküz politikası ceya Alman papaz siyaseti güdüyorlar.

Hikayesi şöyle: Beyaz öküz, siyah öküz ve sarı öküz otlakta yayılırken bunları yemeyi planlayan kurt, üçüne birden saldıramayacağını anlayınca sarı öküzle siyah öküzün yanına varmış ve “acıyorum size” demiş. “Beyaz renk uzaktan belli olur. Çiftçi görür sizi yakalar, boyunduruğu altına alır, çift sürer. Hürriyetiniz elinizden gider” yollu diller dökmüş ve ikisini ikna etmiş, ama öküzler “o bizim kardeşimiz, biz bir şey yapamayız ki” demişler. Kurt “o işi bana bırakın, siz göz yumun yeter” demiş ve beyaz öküzün işini bitirmiş. Birkaç gün sonra aynı plan dahilinde siyah öküzün işini de bitirince sarı öküzün yanına gelirken sarı öküz  “Ey beni duyanlar, açın kulaklarınızı duyun beni. Ben beyaz öküz yendiğinde yenmiştim.” diye bağırmış ve bu söz Arabın atasözü olmuş.

Hitler, bütün Yahudileri toplarlarken ses çıkarmayan papaz kendini “ben Yahudi değilim ki” diyerek avutmuş. Sonra Çingeneleri götürürlerken de aynı şekilde “Ben Çingene değilm” diyerek kendini teselli etmiş. Sosyalistleri götürürlerken de “Ben sosyalist değilim” diyerek yarasına merhem sürmeye çalışmış. İlim adamlarını yakalayıp götürürlerken “Ben ilim adamı değilim” diyerek gönlünü ferah tutmaya çalışmış. Bir gün kendini yakalayıp götürürlerken kendisine yardım edecek kimsenin kalmadığını görmüş diye bir papaz hikayesi anlatılır ama bu aslında Amerika’yla papaz olan ülkelerin hikayesidir.

Ben Filistinli değilim ki, Ben Iraklı değilim ki, Ben Afganlı değilim ki” derken Amerika, İran’la papaz olur gibi bir hava esince eski tüfekler televizyon ekranlarında görülmeye başlandı: “Biz, İranlı değiliz ki” dedikten sonra kaşınan yerlerin kabuğunu kaldırıp bizim ayranımızı İran’a karşı kabartırlarken Amerika’ya karşı yelkenleri indirme politikası uyguluyorlar ama başı kuma gömmenin faydasının olmadığını da biliyorlar.

Bulaşıcı hastalık geldiğinde doktorlar da hastalığa yakalanırlar. Kışlaya bomba atıldığında yalnız erler değil komutanlar da ölür.

Rabbimiz buyurur:

Öyle bir fitneden sakının ki (gelince) sizden yalnız zalimlere isabet etmez. İyi bilin ki Allah, azabı çetin olandır. (Enfal süresi ayet 25)

Irak’ta Saddam zaliminden bunalanlar yağmur duası gibi Amerikan duası yapmuşlardı. Amerika gelince Saddam’ın ailesinden beş yüz kadarını öldürdü, Amerikan duasına katılanlardan bir buçuk milyon insan öldürdü. Hatta Saddam’ın heykelini ilk gün deviren Iraklı gencin ailesinin tamamını bir bomba ile yok ediverdi.

(Mahmut Toptaş, Ocak 2012)

Mustafa Kemal’i Kaygılandıran Manevi Boşluk

Tarih: Jan 30 2012

Kemalizm, toplumu dininden, inancından, ahlâkından, tarihinden, mânevî kültür birikiminden mahrum etti. Milletin mânevî potansiyelinin bataryalarını boşalttı. Bunu bizzat M. Kemal de itiraf eder.

1928 ya da 29 yılında, Ruşen Eşref Ünaydın Yalova’daki köşkünde M. Kemal’le başbaşa konuşur, ayrılırken, “Otur seninle bir şey konuşacağım” dediğini belirten Ünaydın, sohbetin gerisini şöyle anlatır:

1910′larda Abdullah Cevdet maskarasının İçtihad’ında bir yazı okumuştum. Milletlerin maddî ve manevî varlıklarından söz ediyordu. Alman mütefekkiri Ludwig Büchner, manevî boşlukları doldurulmamış, beslenmemiş milletlerin, hangi maddi düzeyde olursa olsun, birgün çökeceğini anlatıyor ve ispatlıyordu. Tarihden, zaferlerden, büyük adamlardan mahrum milletler, maddî imkânları geniş olsa da, ciddî bir sallantıya dayanamazlar, çöküp giderler diyordu. Birdenbire düşündüm: laikiz dedik, dinle alakamızı devlet olarak kestik. Cumhuriyetiz dedik, rejimimizi tehlikeye düşürmemek için saltanat devrini kötüledik, kazanılmış büyük zaferleri bile bir kaç satırla geçiştirmeye kalkıştık. Latin harflerini aldık, yeni nesilleri binlerce yıllık tarih hazinesinden mahrum bıraktık.

(Milliyet, 16 Kasım 1974)

Bediüzzaman, milletin mağdur edileceğini, inkılaplar henüz tatbikat safhasına konmadan önce deşifre etmişti. Zafer havası altında, İslâm ordusunun Yunan’a galebesinden neş’e alan ehl-i imanın kuvvetli efkârı içinde, gayet müthiş bir zındıka fikrinin içine girmek ve bozmak ve zehirlendirmek için dessasane çalıştığını görür. Meclis’te neşrettiği on maddelik beyannâmede: “Bu inkılâb-ı azimin temel taşları sağlam gerek” diye ikaz eder. Kazanılan zaferin şükrü olarak, İslâm’ın esaslarına bağlı kalınması tavsiyesinde bulunur. Yüksek Meclis’in mânevî şahsiyetinin, saltanatı temsil ettiği gibi hilâfeti temsille milletin dinî-mânevî ihtiyacını karşılamasının önemi üzerinde durur. Aksi halde, hârice karşı kazanılan zaferin, iyiliğin, dahildeki fenalıkla bozulacağını bildirir.

Bugün, hak ve hürriyetlerin gelişmesiyle, şahıslara dayalı ideolojiler ve düşünce sistemleri ölüyor. Laikliği dinsizlik anlamında uygulayan Kemalizm, son uzatmaları oynuyor. Kemalizm mağdurları ayağa kalkıyor. Fıtrata ters beşerî ideolojiler ya öldü, ya çöküşün eşiğinde veya büyük bir kriz içinde. Din ise, dimdik ayakta! İnsanlığın dine, maneviyata yönelişi büyük bir hız kazanmıştır. 21. Asrın, din, özellikle ‘İslâm asrı‘ olacağını gösteren delillere, hergün yüzlercesi ekleniyor!

(Ali Ferşadoğlu, Yeni Asya, 2012-01-31)

Etnik Rahatsızlık

Tarih: Jan 23 2012

Bir kadın, uçakta zenci bir adamın yakınında oturuyordu. Durumdan rahatsızlığını belli edercesine, hostesten başka bir yer bulmasını istedi, zira öylesine antipatik birinin yanında oturamazdı. Hostes, tüm uçağın dolu olduğunu fakat birinci sınıfta yer olup olmadığına bakacağını söyledi. Diğer yolcular şaşkınlık içinde olayı izliyorlardı, bu kadının sadece saygısızlığına değil, bir de birinci sınıfta yolculuğu devam edeceğine şahit oluyorlardı.

Zavallı adamcağız çok kötü bir durumda olmasına rağmen cevap vermemeyi tercih etti. Bu kadın, birinci sınıfta ve o adamdan uzak uçabileceğinden tatmin olmuş, hostesin dönmesini bekliyordu. Birkaç açabileceğinden sonra geri gelen hostes, kadına:

Çok özür dilerim gerçekten de uçakta yer sıkıntımız var. Fakat birinci sınıfta bir yer bulduğum için mutlu oldum. Bu yeri bulmak biraz zamanımı aldı, zira bu değişiklik için pilottan izin almam gerekiyordu. Hiç kimse sorun yaratan bir diğerinin yanında oturmak mecburiyetinde tutulamaz” dedi ve bu izni verdi.

Diğer yolcular kulaklarına inanamıyorlardı , bu esnada kadın da bir zafer kazanmış gibi yerinden kalkmaya hazırlandı. Aynı anda hostes, oturmakta olan zenciye dönerek:

Beyefendi, sizi uçağın birinci sınıfındaki yeni yerinize götürmem için beni takip eder misiniz lütfen? Seyahat firmamız adına kaptan pilotumuz, sizden böyle nahoş bir olay yaratan kimsenin yanında oturmak mecburiyetinde bırakıldığınız için çok özür diliyor.

Tüm yolcular hep birlikte, bu olayı iyi bir biçimde sonuçlandıran uçak personelini alkışladılar, tebrik ettiler. O yıl, kaptan pilot ve hostes uçaktaki davranışlarından dolayı ödüllendirildiler.

Cennet

Tarih: Jan 22 2012

Bir çiçeği halkeden bir bahçeyi de halkeder.

Bir bahçeyi halkeden bir baharı da halkeder.

Bir baharı halkeden elbet cenneti de halkeder.