Başörtüsünü Atan Çağdaş Yobaz Heykeli
Edirne’de muhafazakar çevreler, Türk Kadınlar Birliği Edirne şubesi tarafından cumhuriyetin 80. yılı anısına Fatih mahallesine yapılan “Özgür ve Çağdaş Kadın” heykelinin kaldırılması için çalışma başlattı. Milli Gazete’nin haberinde; başörtüsünü atan erotik kadın heykeliyle çağdaşlık kisvesi altında Türk halkının manevi değerleriyle alay edildiği savunularak heykelin bir an önce kaldırılması istendi. Ayrıca habere göre istenmediği için halkın defalarca kırdığı ve yıktığı heykel, birlik tarafından her seferinde yeniden yapılmış. Milli Gazete’nin üst başlığında “Çağdaş yobazlığı yansıtan bu heykel serhat şehri Edirne’ye yakışmıyor” dediği ve “Yobazlığın Heykeli” başlıklı haber şöyle:
Osmanlı’ya 92 yıl başkentlik yapmış olan serhat şehri Edirne’de milletimizin manevi değerleriyle alay edercesine Türk Kadınlar Birliği tarafından çağdaşlık kisvesi altında ‘Başörtüsünü atan erotik kadın heykeli‘ dikildi. Sivil toplum kuruluşları ve vatandaşlar, adeta Çağdaş Yobazlığın yansıması olan bu heykelin Edirne’ye yakışmadığını ve derhal kaldırılmasını istiyor.
Osmanlı’ya 92 yıl Başkentlik etmiş serhat şehir Edirne’nin Fatih Mahallesinde skandal yaratacak bir heykelin olduğu ortaya çıktı. Türk Kadınlar Birliği Edirne Şubesi tarafından 20 Ocak 2004 yılında yaptırılan “başörtüsünü başından atan erotik” bir kadın heykelinin olduğu görüldü. İlk görüşte insanlarımız pek fark etmeseler de dikkatli bakınca insanları şoka sokan bu heykel inançlı yaşayan insanların tepkisini çekti. Başörtülü kadınları rencide etmek amacıyla yapılan bu heykelin altına “Özgür ve Çağdaş Kadın ” yazılmıştı. Geçtiğimiz yıllarda kimliği belirsiz bir vatandaş halat bağlayıp heykeli yerinden sökmüştü. Daha sonra Türk Kadınlar birliği tekrar o heykeli yaptırdı fakat tepkilerden dolayı “Özgür ve Çağdaş Kadın” yazısını kaldırdıkları öğrenildi. Edirne denilince akla Osmanlı ve Selimiye başta olmak üzere önemli mimari özelliklere sahip manevi mekânlar gelirken yapılan bu sapkın ve ahlaksız erotik heykel insanları derinden yaralıyor. Yapılan bu ahlaksız faaliyetler “Cumhuriyeti böyle mi kurduk?” sorusunu akla getiriyor. Sözde çağdaşlık kisvesi altında yapılan bu bağnaz ve ahlaksız heykele inançlı yaşayan insanlar, “Edirne’yi düşmanlardan kurtaranlar, çağdaş ve çıplak kadınlar değildi, Edirne’yi müdafaa edenler imanlı, inançlı ve ahlaklı kadınlardı” diyerek tepki gösterdiler.
Edirne’ye Yakışmıyor
Heykelin Osmanlı’ya 92 yıl başkentlik yapmış bir şehre yakışmadığını dile getiren Anadolu Gençlik Derneği Başkanı Abdülhamit İriş: Anadolu Gençlik Derneği Başkanı Abdülhamit İriş: “Osmanlıya 90 küsur yıl başkentlik yapmış bu şehrimize böyle şeyler yakışmıyor. Ecdadımız 600 yıl hiçbir insanının rencide edilmesine izin vermemiş. Her kesime sonuna kadar hoşgörülü davranmıştır. Gelin görün ki o ecdadın torunları kendi ülkesine yabancı kalmış ve kendi insanını yok sayarak rencide etmeye çalışıyor. Başörtülü, inancının gereğini yerine getirerek yaşamaya çalışan insanlara psikolojik bir baskı uygulamak için yapılan bu sapkın çalışmalar Edirne’ye hiç yakışmıyor, yakışmazda. Edirne’nin böyle anılmasını sebebiyet verenler, bu durumu derhal düzeltmeliler.” şeklinde konuştu.
Dinsizleştirme Politikasıdır
“Bir toplumu dininden uzaklaştırırsan o toplumu yok edebilirsin” diyerek tepki gösteren Milli Türk Talebe Birliği Başkan Yardımcısı Yasin Sadıkoğlu: “Sapkın zihniyetler bugün de Türk Kadınının çağdaş oluşunu Edirne’de başörtüsünü çıkaran bir kadın heykeli ile karşımıza çıkarıyorlar. Amerika Afganistan’a girdikten sonra da bir kadın fotoğrafı yer almadı mı dünya basınında? Bir kadın var eliyle başörtüsünü çıkarıyor. Neymiş efendim Afganistan kadını özgürleşti. Allah’tan o kadının bir gazetenin muhabiri olduğu ortaya çıktı da susmak zorunda kaldılar. Türk basınında da manşetten verilmedi mi bu haber? Hem de günlerce manşetlerde yer almadı mı? Bakıldığı zaman Afganistan kadını yiyecek ekmeğin sıkıntısının yaşarken başörtüsünü çıkararak rahat bir nefes alıyor sanki. Bugüne kadar hep kadının başörtüsüyle uğraşıldı. Nereye özgürlük getirilecek dendiyse kadının başındaki eşarbı çıkartıldı. Bunun bilerek ve isteyerek uygulanan bir politika olduğu aşikârdır. Dinsizleştirme politikasıdır bu. Çünkü bir toplumu dininden uzaklaştırırsan o toplumu yok edebilirsin” dedi.
Milletimize Hakarettir
Bu ahlaksız heykel Müslüman- Türk Milletine hakarettir” diyerek tepki gösteren Alperen Ocakları Edirne İl Başkanı Alparslan Cankanoğlu şunları söyledi: “Türk Kadınlar Birliği Edirne Şubesi tarafından 2004 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin 80′inci yıldönümü anısına Fatih Mahallesi’ne dikilen “Özgür ve Çağdaş Kadın” olarak isimlendirilen başörtüsünü atan çıplak kadın heykeli bizi ziyadesiyle üzmektedir. Hele hele bu heykelin başörtüsüne hakaret edercesine başörtüsünü çıkarmış şekilde ve çıplak olarak gösterilmesi Müslüman -Türk Milletine ağır hakaret olarak görüyoruz”.
Heykel Derhal Kaldırılmalıdır
Cankanoğlu, “Cumhuriyet demek çıplaklık demek değildir, çıplaklık hiçbir zaman medeniyet ölçüsü değildir. Bu durumu Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un dediği gibi “Medeniyet dediğin eğer açmaksa bedeni hayvanlar sizden daha medeni” olarak özetliyor. Manevi değerlerimize aykırı olan milli değerlerimizle bağdaşmayan bu heykelin kaldırılmasını başta Edirne Belediyesi olmak üzere diğer yetkililerden şiddetle istiyoruz” dedi.
Halk Yıktı Onlar Tekrar Yaptı

Halkın tepkisine neden olan Başörtüsünü atan erotik heykel Türk Kadınlar Birliği Edirne Şubesi tarafından Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 80′nci yıldönümü anısına yaptırılmıştı. 400 kilogramağırlığındaki bu bronz ‘Özgür ve Çağdaş Kadın Heykeli’ halkın defalarca yerinden söküp kırmasına rağmen Türk kadınlar Birliği tarafından inatla tekrar yapılmıştı.
(Ocak 2012)
Ahlaksızlığın Zirve Yaptığı Bir Çağdayız
Eşcinsel Sapıklık ve Para Cezası
Sabah’ın erken saatlerinde Ankara-Sincan’dan bir okuyucum aradı:
“Serdar Bey, banka hesap numaranızı verir misiniz?”
Şaşırdım.
“Hayrola?” dedim.
“Eşcinsellere para ödeyecekmişsiniz! Bu parayı ben karşılarım!”
Ha şu mesele!
Amma matrak!
Memlekete bak, çay demle!
Merak edenler için anlatayım:
Hani bir “Zafer Üskül” vardı.
AK Partililer, onu “Sosyal Demokrattır, imaj olur, vitrin olur!” filan diye listeye koymuşlar ve bununla da yetinmeyerek “Meclis insan hakları komisyon başkanı” yapmışlardı.
LGBTT diye bir şey var.
Bir Dernek.
“L” dedikleri “Lezbiyen!”
“G”, “Gay” oluyor.
“B”, “Biseksüel!”
“T”, “Transseksüel!”
Öbür “T” ise, “Travesti.”
Bunlar, zamanında bir “toplantı” düzenlemişlerdi.
Ve bu toplantılarına “Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkan ve üyelerini” davet etmişlerdi.
O zamanlar.
CHP’li ve DSP’li üyeler, “eşcinsellerden” yana olsalar da, “Vakit’in diline düşeriz” korkusuyla, toplantıya katılmama kararı alırken.
Ve Zafer Üskül dışındaki Ak Partililer ile MHP’liler, “Hassasiyetlerden dolayı” katılmayı reddederken.
AK Partili Komisyon Başkanı Zafer Üskül, toplantıya katılmış.
Orada “veciz” bir konuşma yapmış.
Hızını alamayıp, “bir AK Partili olarak eşcinsellerin problemleri ile yakından ilgilendiğini” haykırmış.
Bizi de “tepki” içerikli bir yazı döşenmeye mecbur etmiş idi!
Bir uyarı yazısıydı; bu tür davranışların AK Parti’ye zarar vereceğini, bir vekilin partisinin zarar göreceği davranışlardan kaçınmasının önem arz ettiğini yazdık.
Zafer Üskül, bu yazıya kızdı ama dava açmadı.

AK Parti Mersin Milletvekili Zafer Üskül Eşcinsellere Sahip Çıktı.
Eşcinseller kızmadı ama dava açtı!
Davadan beraat ettik.
Eşcinseller Yargıtay’a gitti.
Yargıtay, kararı “Eşcinseller lehine” bozdu.
Mahkeme de, daha önce “beraat” vermiş olmasına rağmen bizi mahkûm etti.
Suçumuz?
“Bir AK Partilinin eşcinsellere teminat vermesini eleştirmek!”
Okuyucum, bu “mahkûmiyetten” doğan zararımızı karşılayacağını söylüyor.
Onun gibi birçok okuyucum da “geçmiş olsun” mesajı göndermiş!
Evet.
“Geçmiş olsun’u hak etmiş olduk!
Bundan sonra, “eşcinsellere” destek verenleri eleştiremeyeceğiz demek ki!
Nasıldı şarkı:
Bir başkadır benim memleketiiiim!
Şimdi. Bakalım.
Bir gazetecinin “eşcinselleri” eleştirdiği için “mahkûm” olmasına kim ne diyecek?
“Terör örgütü yöneticiliği, mensupluğu” ile suçlananlara kol kanat geren çevreler, bu gazetecinin aldığı mahkûmiyete tepki gösterecek mi göstermeyecek mi?.
“Terör örgütünün medya kolunu” oluşturmakla suçlanan “gazetecilere”(!) sahip çıkanlar, bu gazetecinin başına geleni görecek mi görmeyecek mi?
Memlekete bak; eşcinseller seviniyor, “eşcinselliğe karşı çıkan” mahkûm!
Yarın öbürgün kimsenin şüphesi olmasın “eşcinsel evliliklerin” yolunun açılması için bir “teklif” gelecek.
Ben o teklife karşı çıksam mı çıkmasam mı?
Hayır, eşcinsellere para kaptırmak zoruma gidiyor!
Ve bir şey daha var zoruma giden:
Bugüne kadar alçak darbeciler dava açmış bana ve kazanmış.
Yolsuzlar, hırsızlar, teröristler.
Hep kazanmış!
Sonra sonra.
Beni mahkûm ettirenlerin gerçekten de darbeci, gerçekten de yolsuz, hırsız, terörist olduğu ortaya çıkmış.
Mahkûm olduğum her davada aslında haklı olduğum belgelenmiş!
Ama ben yine “mahkûm”!
Şimdi de “eşcinseller” koleksiyonuma!
Eklendi kavanoz dipli dünyada!
(Serdar Arseven, Yeni Akit, 2012-01-11)
Dünyanın pek çok yerinde sapıkça ilişkiler alenen yaşanıyor.
Avrupa ülkelerinde sapık evliliklere kilise dini ve resmi nikah bile kıyılıyor.
Sapık evlilikleri yapanlar huzurlu bir yuva kurmak için evlatlık bile ediniyorlar.

Acaba vekillerimizin gayretli çalışmaları neticesinde, yakın zamanda ülkemizde de eşcinseller evlenerek mutlu bir yuva kurabilecekler mi dersiniz?
Sapık Fikirli Bir Ateist Ahlak Dersi Verebilir mi?
Geride bıraktığımız haftada maalesef Taraf’ın yalanlanan haberlerini, Ahmet Altan’ın yazılarını konuştuk.
Sayın Başbakan muhatap alıp, tepki gösterince.
Birileri için daha bir kıymetlendi, Taraf’ın yalan haberleri, Altan’ın cevabı.
Altan’ın baştan sona “devlete” kin kustuğu Başbakan’a cevap yazısının başlığını görünce “Bu nasıl ahlak” diye düşündüm.
Ahmet Altan ve “ahlak” yanyana öyle mi?
Devlete, Sayın Başbakan’a “ahlak” dersi verene bak.
Ahmet Altan’ın “ahlak” anlayışının ne olup ne olmadığını.
Evli ve bir çocuk annesi Defne Joy Foster’in, oğlunun bekar evinde ölü bulunması olayında gördük.

Evli ve bir çocuk annesi sunucu Defne Joy Foster, Ahmet Altan’ın oğlu Kerem Altan’ın evinde solunum yetmezliğinden ölü bulunmuştu, Şubat 2011.
Dört dörtlük rezalet ve ahlaksızlıklarla dolu o olayın ardından kaleme aldığı yazıda Ahmet Altan, oğlu Kerem’in rolüne hiç değinmiyordu. Foster’in ölü bulunduğu ev Ahmet Altan’ın oğlu Kerem Altan’ın eviydi. İkili o gece bir kulüpte tanışmışlar ardından Altan’ın bekar evine geçmişlerdi. Aşırı alkol alan Foster o gece Altan’ın evinde yaşamını yitirmişti.
Ahmet Altan ertesi günkü yazısında, ateist olduğu bilinmesine rağmen haksızca “Tanrı”yı ve inandığını düşünmediğim “kader”i suçluyordu.
Ağlu Kerem Altan’ın olaydaki rolünü görmezden geliyordu.
Hadisenin diğer başlıca unsurları olan alkol, eğlence, aşk, seks ve aldatmaya da hiç değinmiyordu.
İşte Altan ahlakı buydu.
Ama ne bekleniyordu ki, geçmişte “sado-mazoşist” itiraflarda bulunmuş birinden.
Pek çoğumuz bilmez, bu sapık itirafları.
Bir kez de bu köşeden hatırlatmakta fayda görüyorum.
Bilinsin ki, önüne gelene, “aydın” kisvesi altında “ahlak” dersi verenlerin yazıp çizdiklerindeki niyet doğru anlaşılsın.
1985 yılında, aylık yayınlanan “Kadınca” dergisinin Eylül sayısına verdiği röportajda bakın neler söylüyor, Türkiye’nin başına “ahlak hocası” kesilen Ahmet Altan:
“Ensest ilişkiyi onayladığını, hayvanlarla cinselliği normal karşıladığını ve bütün kadınlarda bir fahişe eğilimi olması gerektiğini” söylüyor, örneğin.
Röportajda “kadınlarda fahişe eğilimi olması gerektiğini” savunan Altan, anne-oğul, baba-kız ensestten hayvanlarla cinsel ilişkiye kadar ancak ruh hastalarında görülebilecek sapıklıkları yüceltiyor.
“Roman” adı altında pornografi yazarlığı ile de tanınan Altan, röportajında sadomazoşist eğilimleri ile ilgili açıkça itiraflarda bulunuyor.
Ve daha neler neler.

Ateist solcu yazar Ahmet Altan, yakın zamanlarda yazdığı erotik romanları ile de tanınmıştır. Ayrıca 1985 yılında Kadınca Dergisi’ne verdiği bir röportajda anne-oğul, baba-kız ve insan-hayvan tarzı cinsel ilişkilerin normal görülmesini savunmuş birisidir.
Eminim ki insan olanın midesi bulanır okurken.
Aynı röportajda Ahmet Altan, cinayet işleme eğiliminde olduğundan da bahsediyor.
Şöyle diyor örneğin:
Cinayet işlemek ister miydim, belki. Ama bazı şeyler sadece fikir olarak çekici gelir. Cinayet işlemek istediğim zamanlar da olmuştur. Somut bir kişiye karşı değil sadece. Günde 8 – 10 kişiyi öldürmek isteyebilirim. Böyle bir vahşet var insanların içinde. Benim de vahşete bir yakınlığım var. Ama somut bir cinayet bana çirkin gelebilir. Kanlar akacak, adam yıkılacak, düdükler çalacak, polis gelecek. Uzun iş. Ama soyutta cinayet çekici benim için. Tabii silahı tercih ederdim. Zehir işin dehşetine pek uygun düşmüyor. Fazla sinsice.
Terör örgütü PKK’ya olan sempatisi, “vahşete yakınlığı”ndan kaynaklanıyor anlaşılan.
“Demokrasi”, “insan hakları”, “ahlak” gibi yaldızlı laflar altında PKK’yı hoş göstermeye çalışırken, içindeki “vahşeti” tatmin ediyor olmalı.
İşte Ahmet Altan ahlakı bu.
İşte Ahmet Altan gerçeği bu.
(Fatih Akkaya, www.habervaktim.com, Ocak 2012)
Ahmet Altan’ın babası gazeteci Çetin Altan ve gazete köşesi: Şeytanın Gör Dediği







