Mehmet Ali Erbil’den Bir Edepsizlik Daha
Komedyen Mehmet Ali Erbil yanında gezdirdiği iki seçkin kız için kesenin ağzını açtı. Ağabeyi Mustafa Erbil’in de eşlik ettiği ünlü komedyen, İstinye Park’ta girdiği bir mağazada yakından ilgilendiği kızları hediye yağmuruna tuttu. Erbil’in kasada yüklü miktar ödediği görüldü. Erbil yaklaşık bir saat süren alışveriş boyunca kızlar için kimi zaman beğendiği aksesuvar ve giysileri da kendi elleriyle seçti. Mağazadan şoförünün taşıdığı altı poşetle çıkan Erbil, otomobiline bineceği sırada yanındaki kızlarla gazetecilere yakalanınca kısa bir şaşkınlık yaşadı.
Ardından işi şakaya vuran ünlü komedyen, hemen kızları ağabeyinin yanında bırakıp ayrı bir köşeye geçti. Erbil’in, gazetecilerin “Kızlar yabancı mı?” sorusuna ise gülerek “Yok yok onlar Vanlı. Bu gün bize geldiler yedirdik, giydirdik şimdi de yolcu ediyoruz. Yanlış anlaşılmasın tamamiyle insanlık görevimizi yaptık” diye gülerek yanıt vermesi şaşkınlık yarattı. Ağabeyi Mustafa Erbil iki yabancı kadınla taksiye binerken, Erbil ise yaptığı gafın ardından kızlar için aldığı hediye poşetleriyle birlikte şoförünün kullandığı otomobiline geçti.
Ekim 2011 tarihli Van depreminde bine yakın vatandaşımız hayatını kaybetmiş, kış soğuğu ve artçı depremler sebebiyle binlerce vatandaş ülkenin çeşitli yerlerine barınmak için gönderilmişti.
Erbil’in İlk Edepsizliği Değil
Ünlü şovmen, daha önce bir çok kez büyük tepki çeken gaflara imza attı. Özellikle 2010 yılında Erbil’in canlı yayında yaptığı ‘mum söndü’ gafı Alevilerin büyük tepkisini çekmişti. Büyük protestolara maruz kalan Erbil’in programı yayından kaldırılmıştı. Sonrasında ünlü şovmen defalarca Alevilerden özür dilemişti. İşte Mehmet Ali Erbil’in inanılmaz gafları:
- Yıl 2004: Çarkıfelek programına telefonla bağlanan kadın yarışmacı ısrarla otomobil isteyince, Erbil ağzını bozdu. Kuliste mikrofonunun açık olduğunu fark etmeyen şovmen, yarışmacıya ‘Oğlunun da a…’ diye küfür etti.
- Yıl 2006: Ya Şundadır Ya Bunda programında bir yarışmacının pantolonunu indirdi. İç çamaşırı olmayan yarışmacının cinsel organı göründü.
- Yıl 2007: 50 Sarışın programında yarışmacılardan biri 16 yaşında evlendiğini söyledi. Erbil de bunun üzerine ‘O yaşta kocanınkinden korkmadın mı?’ dedi. Aynı yıl yine, 50 Sarışın programında yanındaki erkek yarışmacıya, karşıdaki kadınları göstererek ‘Gördün mü ka…?’ diye sordu
- Yıl 2008: Çarkıfelek’te, ‘Bir Çerkez tavuğu vardır, bir de Çerkez lavuğu vardır’ diyen Erbil’e tepki gösteren Çerkez vatandaşlar stüdyoyu bastı.
- Yıl 2008: Çarkıfelek’te, ‘Tebriz’e selam, Erbil’e selam, Afganistan’a selam, El Kaide’ye selam’ diyerek büyük bir gafa imza attı.
- Yıl 2010: Çarkıfelek programında Erzincan’la yaptığı canlı bağlantı kesildi. Erzincanda ekran kararması üzerine Mali ‘Mum söndü mü yapıyorsunuz burada?’ sözleri Alevilerin büyük tepkisini çekti.
- Yıl 2011: Erbil, iki yabancı güzelle objektiflere yakalandı, gazetecilerin yabancı kızlarla ilgili sorularına “Onlar yabancı değil Vanlı. Bize geldiler yedirdik, içirdik, giydirdik şimdi de yolcu ediyorum. İnsanlık görevimizi yaptık” dedi.
(Star, Aralık 2011)
Yaptığı tüm programlar olay olmasına rağmen, Mehmet Ali Erbil’in sürekli televizyonlardan hiç eksik olmaması, “Acaba bu ahlaksizlığı kimler izliyor?” sorusunu akla getiriyor.
Recep İvedik Zaman’la Nasıl Hidayete Erdi?
Yeni gösterime giren Recep İvedik3′ün kahramanı Şahan Gökbakar, ilk röportajını Zaman gazetesine verdi! Bizim mahallede de bol miktarda İvedik olduğu göz önüne alınırsa bu röportaj bayağı isabetli olmuş. Bakalım İvedik neler söylemiş?

Şahan Gökbakan veya Recep (Mübarek Aylardan) İvedik
Çoğunluk beni seviyor bunu rakamlardan da görüyoruz
Türkiye onu televizyondaki bir şovla tanıdı. Ekranlarda kısa süren programlardan sonra ise yeni bir kimlikle karşımıza çıktı: Recep İvedik. Son yılların en çok izlenen Türk filmi Recep İvedik’in üçüncüsü dün gösterime girdi. Bu karakterin -yoğun eleştiri bombardımanına tutanların aksine- ‘delikanlı’ ve ‘bizden’ biri olduğunu söyleyen Şahan Gökbakar, filmlerinin kamplaşan, gerilen ve zor günler yaşayan Türkiye’ye iki saatlik hoşluk yaşattığını düşünüyor. Ona göre, demokratik açılımın âlâsı da 8 milyon insanın izlediği Recep İvedik filmlerinin gösterildiği sinema salonlarında yaşanıyor. Çünkü farklı etnik köken, inanç, siyasi düşünce ve hayat tarzından insan aynı sıralara oturarak, aynı şeye gülüyor.
Medya eleştirileri yapan, muhalif biriyken nasıl birden yüzde yüz dönüş gerçekleştirdiniz?
Yoo, hâlâ muhalif bir tavrım var medyadaki garipliklere karşı. Değişim dönüşüm olmadı. Zaten Recep İvedik de o programdaki bir karakterdi.
Eleştirdiğiniz adamların yerine geçtiğinizi düşünüyor musunuz?
O dönemde reyting için ‘Biri bizi gözetliyor evleri’ gibi insanların bütün değerlerinin yok edildiği programlar yapılıyordu. Onlarla dalga geçiyordum. Şu anda televizyon şovu yapsam yine aynı tarzda bir program yaparım. Fikirlerim değişmedi.
İnsanlar Şahan’ı mı Recep İvedik’i mi izlemeye geliyor?
Recep İvedik’i izlemeye geliyor. Güzel olan da bu. Çünkü ben bir sinema karakteri oluşturdum, o karakteri izlemeye gelsin isterim insanlar.
Recep İvedik 1 ve 2′yi yaptınız, şimdi de 3 çıktı. İyi gitti, iyi izlendi ama sıkılmadınız mı?
Yok, sıkılmadım. Sıkılsam zaten yapmam. Böyle bir şey tuttu, sıkıldım ama para için bunu devam ettirelim gibi bir tavırda olmam.
Bu karakter, tıpkı Polat Alemdar tiplemesi gibi sizin üzerinize yapışıp kaldı. Bundan çekinmiyor musunuz?
Yok çekinmiyorum. Çünkü Necati başka bir karakteri oynar, herkes Polat’ı bir kenara bırakır, onu konuşur. Oktay Kaynarca da Çakır’dı önce, şimdi Adanalı. Bundan rahatsız olunmaz. Bu böyle oluyorsa başarıdır.
Yeni bir şey üretecek malzemeniz yok mu, neden farklı bir şey denemiyorsunuz?
Benim elimde Türkiye’deki birçok komedyenden daha fazla malzeme vardır. Televizyonda 400-500 tipleme yapmışım. Bunları alıp film yapsam 400 film eder. O yüzden öyle bir sıkıntım hiçbir zaman yok. Recep İvedik de başlangıçta bir üçleme olarak tasarlanmış bir projeydi.
Kolejlerden, özel üniversitelerden geliyorsunuz. Bu tipi nereden belirlediniz, nerede teşrik-i mesai yaptınız?
Evet, ama çok fazla sokakta vakit geçirdim. Lüks bir sitede oturuyordum ama onun güvenlik görevlileri en yakın arkadaşlarımdı. Taksicilerle çok sohbet ederdim, kahvelere gidip insanlarla otururdum. İnsanları o dönemde gözlemlemişim.
Recep İvedik karakterini yaratırken psikiyatrlardan, sosyologlardan, siyaset bilimcilerden yardım aldınız mı?
İnanır mısınız, hiç kimseyle hiçbir şey çalışmadım. İlk programda internette bir haber bulmuştuk. Bir adamın üst komşusu sepet sarkıtıyormuş bakkala. Adam sürekli camının önünden sepet geçtiği için sinirlenip ipini çekmiş. Kadın da ipi bileğine doladığı işin aşağı düşmüş. Bu haberin skecini çekmeye karar verdik ve o karakter Recep İvedik oldu.
Film karakteriniz üzerine, ‘Bir kimlik bunalımının yansımaları: Recep İvedik filminin sosyolojik analizi’ başlıklı bir tez yazıldı. Tez yazılacak kadar önemli bir tip mi bu?
Valla onu yazanlara sormak lazım. Demek ki onlar öyle görmüşler ve bir tez yazmışlar. İster eleştirsinler, ister övsünler. Üzerine tez yazıyorlarsa önemli bir karaktermiş onlar için.
Filminizde toplam 646 olumsuz davranış tespit edilmiş. Bu kadar olumsuzluğu bir araya getirmeyi nasıl başarıyorsunuz, eğer bu bir başarı ise?
Vay be, vallahi bilemeyeceğim. 646 demek, bir de ben sayayım.
Cem Yılmaz neden size taş atıyor? Soğuk savaşın nedeni rekabet mi?
Bunu Cem Yılmaz’a sormanız lazım. Bilmiyorum. Öyle bir algı yaratıldı aslında. Çünkü benim kimseyle yaşadığım bir soğuk savaş falan yok. Benim umurumda değil. Soğuk savaşmış, bilmem neymiş, o bana laf etmiş.
Popüler dünyaya çok hızlı girdiniz. Şöhret olduktan sonra değişen değer yargılarınız oldu mu?
Yaşadığım hayatta bir değişim olmadı, ama sorumluluklarım ve sıkıntılarım arttı. Daha fazla şeyle meşgul olan bir kafaya sahip oldum. Daha az gülümseyen bir adam haline gelmeme neden oldu bu. Daha fazla gülen, daha fazla eğlenen bir insan iken şimdi sessizleştim, sakinleştim. Ama değerler açısından bir oynama olmadı.
Bu süreçte yalpalamamak, kendiniz olarak kalmak için sarıldığınız direnç noktaları var mı?
Kimseye eyvallah etmemek, kimseden bir şey istememek. Beni bu piyasada güçlü kılan şey bu. Kimseye bir borcum yoktur, kimseden de alacağım yoktur. Sadece kendi inandığım ve istediğim işleri yaptım en başından beri. Kimseye minnet borcum yok. Bu piyasanın içinde 4-5 yılda bu kadar büyük işler yapıp saygı duyulan bir insan haline geldim. Bunu önemsiyorum daha çok.
Sizi antipatik buluyorlar
Doğrudur. Bu iş beraberinde böyle şeyler de getiriyor. Belki kazandığım paradan, yakaladığım başarıdan insanlar bazen haset duyarlar. Bu ünlü olmanın verdiği bir handikap. Ama çoğunluk beni seviyor. Bunu rakamsal olarak da görüyoruz.
Recep İvedik sesini yükselterek bastırıyor herkesi, haksız da olsa haklı konuma geçiyor. Bu toplumda sesini yükseltmek haklı olma nedeni midir? Örneğin Tayyip Erdoğan, Deniz Baykal, ekran başına çıkan paşalar neden hep bağırır?
Yok aslında. İnsanlar dertlerini anlatmak istedikleri zaman, ilgiyi üzerlerine çekmek için böyle bir şey yapıyorlar belki de. Biz Akdeniz toplumu olduğumuz için biraz ateşli bir toplumuz. Sevindiğimizde de sinirlendiğimizde de coşuyoruz.
Recep İvedik her şeye sesini yükselten bir karakter. Türkiye gündeminde siz nelere sesinizi yükseltirsiniz?
Gündemle ilgili sıkıntıları hayatımda çok fazla merkeze koyup onlarla ilgili sinirlenmiyorum.
Türkiye’ye ilişkin canınızı sıkan neler var? Darbe iddiaları, suikast planları, Ergenekon, Kürt meselesi
Ben çocukluğumdan beri bu ülkede doğmuş ve yaşamış olmaktan dolayı kendimi çok mutlu hissettim. Bu filmleri yaparken de şunu düşündüm. Bu kadar derdin, tasanın, kutuplaşmanın olduğu bir ortamda 4.5 milyon aynı salona girip aynı filme kahkaha atıyor. Laz da var, Çerkez de var, türbanlısı da var, başı açığı da… Hepsi aynı sıralarda oturup aynı şeye gülüyor. Bizi bu kadar yıl ayakta tutan gizli kahraman da bu birlik beraberlik.
Endişelendiriyor mu yaşananlar sizi?
Ben bu toplumun reflekslerine, güdülerine, birlik ve beraberliğe olan inancına o kadar güveniyorum ki, hiç endişelenmiyorum. Tek yapmamız gereken birbirimizi seviyor olmamız. Hiçbir şekilde birbirimizi kaybetmemiz gerekir. Birbirimizi kaybedersek asıl sorun o zaman başlar.
Türkiye demokrasisi bunların önüne geçecek nitelikte mi?
Demokrasi kazanılmış bir haktır dünya üzerinde. Artık demokratik bir toplumsunuz diye size kimse vermez. Demokratik haklar elde edilir, demokratikleşilir. Biz de daha demokratik bir ülke haline geleceğiz, önemli olan bu sıkıntılardan geçmek.
Bu yöndeki çabaları, demokratik açılım adı verilen süreci nasıl görüyorsunuz?
Ülkemiz daha demokratik bir ülke haline gelecekse, hepimiz bunun olanaklarından yararlanacaksak, atılan her adımı destekliyorum. İnsanların rahatça konuşabilmesi, fikirlerini başka birinin hakkına tecavüz etmeden savunabilmeleri gerektiğine inanıyorum. İnsanların ne olursa olsun birbirlerini sevmeleri gerektiğine inanıyorum. Biz dünya üzerindeki nadir milletlerden biriyiz. Bu ülkede yaşayan herkes buna dâhil. İnsanlar birbirlerini sevsin. Tek çıkış noktası o.
Kendinizi ve yaşadığınız toplumu çok seviyorsunuz anlaşılan
Evet çok seviyorum. Mesela yurtdışına gidiyorum. Oh diyorum, kimse beni tanımayacak, kimse benimle fotoğraf çektirmeyecek, kimse benden imza istemeyecek. Rahat bir hafta geçireceğim. 3. gün bana gelmeye başlıyorlar. Hiç kimse beni tanımıyor, hiç kimse beni sevmiyor, kimse benimle fotoğraf çektirmiyor diye moralim bozuluyor. Uçağa binip geri dönüyorum. Pasaport kontroldeki memur ‘Şahan bey hoşgeldiniz’ diyor. Abi diyorum iyi ki geldim ülkeme. Müthiş bir yer burası.
(Emine Dolmacı, Zaman, 13 Şubat 2010)


Recep İvedik, filmlerinde küfürbaz ayı tiplemesiyle nasıl bir sanat hizmeti verdiğini sorgularken, 1 milyon Zaman abonesi verdikleri hizmetin sorgusunu yapmalıdırlar. Yoksa “Bir zamanlar bir Zaman vardı” derler.
Zaman Zaman Değişen Fikirler: Zaman gazetesi kadın basketbol milli takımının reklam reklam fotoğrafını yayınlamadı. Çünkü sporcular şortluydu! Yani bacakları görünüyordu. Bu haber Cengiz Semercioğlu tarafından verildi. (Hürriyet-Kelebek, 4 Temmuz 2011) Aynı Zaman gazetesi Avrupa Kadınlar Basketbol maçındaki basketbocularımızdan herbirinin maçtaki fotoğraflarının yayınladı. Üstelik hep yarım sayfa. Bacakları görünmüyor ama kolları ve bacakları görülüyordu! Zaman gazetesinin, gazeteciliğini bile tesettür kurallarına göre yapması bir yana kendisiyle ve tesettür kurallarıyla çelişiyordu. Tesettür kurallarına göre, kadının kolları ve omuzları da görünmez. Ama Zaman gazetesi bu fotoğrafı yayınlamakta bir sakınca görmüyor? Neye göre? Soru şudur: Zaman gazetesinin, İslami kurallar dışında bir tesettür anlayışı mı var? Eğer böyle değilse bacaklarla kollar arasındaki bu seçiciliğin nedeni nedir? (Temmuz 2011)
Mezar Öpücüler
Oscar Wilde‘ın Pere Lachaise’deki mezarı, hayranlarının bıraktığı ‘öpücük izlerinden’ temizlendi ve zarar görmemesi için camla kaplandı. İrlandalı yazar ve şair Oscar Wilde’ın kadın hayranlarının eseri olan ruj lekeleri nedeniyle seneler içinde oldukça zarar gören ve dünyanın en kirli turist mekanlarından biri olarak gösterilen mezar, Wilde’ın torunu Merlin Holland, ünlü şairle ilgili bir senaryo kaleme alan İngiliz oyuncu Rupert Everett ile Fransız ve İrlandalı yetkililerin katıldığı bir törenle ziyarete açıldı.


İrlanda hükümetine mezarda yapılan yenileme çalışmasını finanse ettiği için teşekkür eden Holland, çok uzun zamandır büyükbabasının eserlerinden telif ücreti alamadığını, bu nedenle mezarı onarmanın kendisi için imkansız olduğunu kaydetti.
Rupert Everett da kadın hayranlarının Wilde’ın mezarını ”sonu gelmek bilmeyen öpücükleriyle kelimenin tam anlamıyla yiyip bitirdiklerini” belirterek, ”Wilde bugün yaşasaydı, gördüğü bu ilgiden büyük mutluluk duyardı” diye konuştu.
Everett, Wilde’ın ünlü eserlerinden ”Ciddi Olmanın Önemi”nin (The Importance of Being Earnest) beyazperde uyarlamasında rol aldığını da hatırlatarak, Wilde’ı ”hem dehası hem de akılsızlığından ötürü çok ilham verici ve acıklı” bulduğunu belirtti.

Oscar Wilde erkek aşkı İngiliz yazar Lord Alfred Douglas
için karısını ve çocuklarını terketmişti.
Erkeklerle ilişkilerini kaleme alan İrlandalı yazar Wilde zekası ve ahlaksızlığı ile ün yapmıştı.
Wilde sefalet ve fakirlik içerisinde bir otel odasında menenjitten ölü bulundu.
1900 yılında Paris’te bir otel odasında yoksulluk içinde hayata veda eden Wilde’ın mezarı, modernist heykeltıraş Jacob Epstein tarafından tasarlanmış, 1985 yılına kadar neredeyse hiç zarar görmemişti. Mezar, 1990′lı yıllardan itibaren ruj lekeleri ve grafitilerin kurbanı olmuştu. Mezarın etrafına yerleştirilen cam kaplama, ziyaretçilerin mezar taşına dokunmasını engellese de Wilde’ın hayranlarının şimdiden mezarın yanı başındaki ağaca öpücük izlerini bırakmaya başladıkları belirtiliyor. Pere Lachaise mezarlığı, Wilde’ın yanı sıra Edith Piaf, Marcel Proust ve Jim Morrison gibi pek çok ünlü ismin mezarına ev sahipliği yapıyor.
(NTV, Aralık 2011)
Kapitalizmin Edepsizlik Sömürüsü
Dünya Çocuk Hakları Günü’nün kutlandığı şu günlerde Türkiye’de çok bilinen bebek bezi markalarından Evy Baby’in son reklam filmi büyük tepki topladı. Kız bebeklerin seksi kıyafetler giydirildiği reklam filmini değerlendiren uzmanlar çocuk istismarı uyarısında bulundu. Reklam Özdeneti Kurulu’nun dün bu haliyle yayınlanamaz kararı çıkardığı reklam filmi, başta youtube olmak üzere bir çok video paylaşım sitesinde izlenebiliyor.
Demet Akalan’ın “Bebekte” isimli şarkısından uyarlanan, “Popoma evy baby takarım, Bebek’te üç beş tur atarım, evy baby incecik ben rahatım, gördüğün gibi ben havalıyım” sözleriyle ekrana gelen reklamda, kız bebeklerin seksi kıyafet ile hareketleri dikkat çekiyor. Reklam daha çok, çocuk kanallarında ekrana gelirken, aktüel kanalların gündüz kuşaklarında ve çocuk dizileri yayındayken de gösterildi.

Reklama en çarpıcı eleştiri ise ünlü dizi yönetmeni ve senarist Birol Güven’den geldi. Şu anda Papatyam ve Çocukların Duymasın dizileri ekrana gelen Güven, Twitter’a yazdığı mesajda, atv ve Star televizyonlarına çağrıda bulunarak bahsi geçen reklamın bu dizilerin reklam kuşağında gösterilmemesini istedi.
Kız bebeklerin üstündekiler, reklamda kullanılan “Bebek’te” şarkısını seslendiren pop sanatçısı Demet Akalın’ın klip ve konserlerinde giyindiği kıyafetlere benzer olması da dikkat çekiyor.
SONU PEDOFİLİYE GİDEBİLİR
Reklamla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Haber 7’nin Pedagog yazarı Mehmet Teber’in tespitleri ise çok çarpıcı. Reklamın çocukları büyümeden büyüttüğüne dikkat çeken Teber, bir uyarıda bulunarak, bunun sübyancılık da denilen pedofiliye gidebileceğini kaydetti. Reklamdaki kıyafetlerin pedagojik olmadığını belirten Teber, “Çocukların bezle dolaşması, mayo ile dolaşmayı, bacağı açık gezmeyi bilinçaltlarına gönderiyor.” dedi.

Günümüzde Dini İmanı Para Olan Bir Grup Komite
Medya Silahını Kullanarak Ürünlerini ve Fikirlerini Pazarlıyor
Haber 7 yazarı Mehmet Teber’in uzman gözüyle yaptığı tespitler şöyle: Reklam günümüzde yapılan bariz bir hatayı yapıyor. Çocukları büyümeden büyütüyor. Artık çocuklara alınan kıyafetler çocuksu değil. Çocuğun üzerine giydirildiğine ona yetişkin havası veriyor. Çocuk da kıyafetle birlikte o moda giriyor. Reklam öncelikli olarak bunu yapmış. Başka markalar da yapıyor. Bazı mağazalarda 5 yaşındaki kızlara giydirdikleri kıyafetler nedeniyle ergenlik dönemindeki kız görünüyor. Bu küçük çocukların cinsel obje olarak algılanmasına yol açıyor. Sonucu pedofiliye gidebiliyor. Ayrıca bu kıyafetler pedagojik değil. Çocuk düğmesini takamıyor, kayışını çözemiyor, kafasından geçiremiyor. Reklamdaki kıyafetler de pedagojik değil. Çocuk o hassaslıktaki kıyafetleri kullanamaz, koluna öyle çanta takarak gezemez. Son olarak çocukların bezle dolaşması, mayo ile dolaşmayı, bacağı açık gezmeyi bilinçaltlarına gönderiyor. Hukuken ele alınması gereken noktalar da olabilir.
PEDOFİLİ NE DEMEK? Pedofili ya da sübyancılık: Yetişkin bir kimsenin ergenlik öncesi çocukları veya ergenliğe yeni girmişleri cinsel açıdan çekici bulması ve cinsel eğiliminin çocuklara yönelik olmasına neden olan psikoseksüel rahatsızlık. Bu durumdan muzdarip kişilere pedofil ya da sübyancı denir.
YAZAR ANNENİN İSYANI: BU REKLAM DURSUN
Reklamdan kızının, ‘Hiç bebekler öyle gezer mi?’ şeklindeki sorusuyla haberdar olduğunu belirten siyasetçi ve sivil aktivist Emine Uçak Erdoğan ise www.on5yirmi5.com’daki yazısında reklamın durdurulması için RTÜK’E çağrı yaptı. Reklamı yayınlayan televizyon kanallarına da tepki gösteren Erdoğan’ın eleştirileri şöyle:
Kime hizmet ediyor acaba bu reklam? Bu reklamı izleyip ‘hemen bir evy baby’ alayım diyen ebeveynler mi çıkacak? Diğer bebek bezleri reklamlarının arasından sıyrılmanın yolu; minicik bebekleri büyük kadınlar gibi giydirmek, makyaj yapmak mıdır? Sorular uzayıp gidiyor, tam anlamıyla çocuk hatta bebek istismarı olan bu reklam için. Hadi reklam bir şekilde çekildi ve Evy Baby’ciler bu ‘cin fikire’ tav oldular. Çizgi filmlerinin dublajlarına bile hassasiyet gösteren Yumurcak TV’ye ne oluyor? Ticari kaygı bu kadar mı filtreliyor sahih duyguları?
Hepimize düşen ‘çocuk istismarından’ başka bir şey olmayan bu reklamı durdurması için RTÜK’e sesimizi duyurmak. Ve bence başından beri reklam mantığı ‘sakat’ olan Evy Baby’nin de durup düşünmesi için esaslı bir ‘boykot’u gündemimize almamız gerekiyor.
ÇOCUKLAR NEDEN İSTİSMAR EDİLİYOR?
Medyada ve sinemada çocuk imgesi üzerine geniş kapsamlı araştırmalar yapan Çağnur Öztürk ise T24’deki “Bitmeyen çocuk istismarı” başlıklı yazısında reklamı hayretle izlediğini belirtiyor. “Küçük kadınlar küçük adamlar yaratmak neden?” diye soran Öztürk’ün tepkisi şöyle: “Reklamı hayretle izliyorum daha küçücükler neden bu bebekleri genç kadın gibi göstermeye çalışıyorsunuz? Küçük kadınlar küçük adamlar yaratmak neden? Bu sadece bir bebek bezi reklamı. Kendinize gelin diye bağırmak istiyorum. Aynı firma daha önce de bebekleri podyumda manken olarak yürütmüştü, bu neyin kafasıdır? Çocuklar neden her fırsatta, reklam, dizi, sinema ve birçok yayın organında malzeme kaynağı yapılıp, istismar ediliyor? Yeter artık şu reklamlar yayınlanmadan birileri gözünü açsın.”
İNTERNET BU KONUDA BAŞA BELA
Sitemiz Genel Yayın Yönetmeni Gülizar Sönmez bu tarz reklamların televizyonlardan çok internet ortamında yaygınlaştığına dikkat çekti. Çocuk istismarının en fazla internet ortamında yapıldığına hatırlatan Sönmez, bu tür reklamların “Çocukların sevimlilikleri” şeklindeki ifadelerle video paylaşım sitelerinde paylaşıldığını ve reklamın ekranların kaldırılmasına rağmen böylece çocukların her an izlemesine yol açtığını belirtti. İnternet mecrasının daha duyarlı olmasını gerektiğini kaydeden Gülizar Sönmez şunları söyledi:
Bu bebek bezi firması, reklamlarında çocukların ticari meta olarak kullanılıp, sömürülmelerinin dışında, yaşından büyük bir şekilde giydirilerek çocuk istismarına çanak tutmaktadır. Reklamdaki çocuklara verilen imaj “anneyi taklit etme” durumundan çok uzak olup cinsel bir obje haline getirmiştir. TV’lerde belli aralıklarla yayınlanan reklam internet ortamındaki video paylaşım sitelerinde, sosyal mecralarda “çocukların sevimliliği” diye devamlı paylaşılmakta. İnternet medyası, video paylaşım siteleri ve sosyal medyanın bu konuda daha duyarlı olması gerekiyor. Bu reklam yasaklansa bile internet ortamından kaldırılması zor oluyor ve her geçen yayılır. Ayrıca anne babalar da dikkatli olmalı. Özellikle anneler iş yaparken, çocukları eğlensin diye, içinde bebek ve şarkı olan bu tarz videoları açıyorlar. Bu tür olayları haber yapmak bile bazen faydadan çok zarar verebilir. Çocukların cinsel nesneler olarak kutsanmasına izin verilerek uygunsuz ve cinsel içerikli reklamların her ortamda yaygınlaşması engellenmelidir.
RTÜK KESİN BİR DİLLE UYARIYOR
Reklamla ilgili RTÜK’ü nasıl bir karar alacağı da merak konusu. Özellikle sosyal medyada evy baby reklamına gösterilen tepkiler, RTÜK’e çok sayıda şikayet gittiğini de gösteriyor. Radyo ve Televizyon Yayınlarının Esas ve Usulleri Hakkında Yönetmeliğinde bu tür reklamlara karşı açık ifadeler mevcut. Yönetmeliğin 3. Bölüm, 6. Madde, “k” Fıkrası, “Çocuklara yönelik ve içinde çocukların kullanıldığı reklamlarda, çocukların çıkarlarına zarar verecek unsurlar bulunmamalı ve çocukların özel duyguları göz önünde bulundurulmalıdır.” deniliyor.
3. Bölüm, 7. Maddede ise şu uyarı yapılıyor: “15 yaş ve altındaki izleyici kitleye yönelik ve bu kitlenin tüketebileceği ürün ve hizmetleri kapsayan reklamlar, çocuklara yönelik reklamlardır. Çocuklara yönelik olan veya onları etkileme olasılığı bulunan reklamlar ile içinde çocukların kullanıldığı reklamlarda, çocukların fiziksel, zihinsel, psikolojik ve toplumsal gelişim özelliklerini olumsuz etkileyebilecek unsurlar bulundurulmamalıdır.”

Diğer Evyap Ürünleri
RTÜK Yasasının reklamlarla ilgili bölümünün 19. maddesinde “Bütün reklamlar adil ve dürüst olacak, yanıltıcı ve tüketicinin çıkarlarına zarar verecek nitelikte olmayacak, çocuklara yönelik veya içinde çocukların kullanıldığı reklamlarda, onların yararlarına zarar verecek unsurlar bulunmayacak, çocukların özel duyguları göz önünde tutulacaktır.” uyarısı yapılıyor.
ÇOCUKLAR SÖMÜRÜYE KARŞI KORUNMALI
Çocuk Hakları Bildirgesi’nin 9. ilkesinde “Çocuklar her türlü istismar, ihmal, ve sömürüye karşı korunmalı ve hiçbir şekilde ticaret konusu olmamalıdır.” deniliyor.
(Ersin Çelik, Haber7, Kasım 2011)







