Roma ve Kurt Efsanesi
İtalyan mitolojisine Etrüskler (Türk kökenli oldukları söylenmektedir) aracılığıyla geçmiş olan bir söylenceye göre, Romus ve Romulus iki kardeştirler ve MÖ 753‘de Roma şehrini kurmuşlardır. Bir ırmağa bırakılırlar ve dişi bir kurt onları sudan çıkararak bir mağarada emzirir. Daha sonra çiftçi bir aile tarafından bulunarak evlat edinilirler. Roma şehrini kurmak için de kurt tarafından emzirildikleri yeri seçerler. Bu yerin etrafını çevirirken tartışmaya başlar ve kavga ederler bunun üzerine Romulus kardeşi Romus’u öldürür. Böylece kurduğu kent devletinin ilk hakanı kendisi olur.
Dünyanın İlk Ağaç Faresi

Dünyanın ilk bilgisayar mouse‘u 1964 yılında Douglas Engelbart tarafından Stanford Araştırma Enstitüsü’nde tasarlanmıştır. Ağaçtan yapılan bu ilk mouse şimdiki mouse’lar gibi bir çok yöne değil, sadece bir yöne hareket edebiliyor. Şimdi kullandığımız çift doğrusal mouse’un patenti de 1970 yılında Douglas Engelbart tarafından alınmış.

Dünyanın İlk Bilgisayar Faresi Ağaç Yapımıydı – 1964
Güneşi Özler Türkiye
Mayınların arasında, doğuda bir sınır köyü. 25 yıldır iki tarafın arasında kalan çaresiz insanlar. Zorunlu göç uygulaması nedeniyle doğup büyüdükleri topraklardan, köklerinden ayrılmak zorunda kalan Altun aileleri, köklerinden koparak bir bilinmeze doğru yola çıkarlar. Davut Altun, ailesiyle birlikte kaçak yollardan da olsa en kısa zamanda Norveç’e gitmeyi istemektedir. Haydar Altun ve ailesi içinse göç yolu İstanbul’a doğrudur. Yolculuk başlamıştır. Bitmek bilmez fıtınalardan geçip gelmiş, yollarını kaybetmiş, çaresizce bir çıkış arayan insanların, kendi güneşinden koparılmış ve geleceğin bilinmezliğinde kaybolmuş çocukların, bir göçün hikayesidir. Her türlü ayrımcılığa ve ötekileştirmeye karşı duran, savaşın, kavganın, kendine benzemeyeni hor görmenin sorunun ta kendisi olduğunu söyleyen bu filmde anlatılan hepimizin, memleketimizin, Türkiye’nin hikayesidir.
Misafir İşçiden Göçmene
30 Ekim 1961 Almanya’daki Türk toplumunun göç hikâyesinin başlangıcıdır. 2011 yılında yarım asırlık bir geçmişi geride bırakan bu olguyu, kimi zaman hüzünlü, kimi zaman trajik, kimi zaman da başarı dolu hikâyeler süslemiştir. Göç eden vatandaşlarımızın birçoğu aynı hedefi paylaşmaktaydı; birkaç yıl çalışıp, para biriktirmek ve o parayla memleketlerinde daha iyi bir düzen kurmayı düşünmekteydiler. İstanbul Sirkeci Tren Garından davul zurnayla yolcu ettiğimiz ilk vatandaşlarımızı Almanya‘da bandolarla karşıladılar. Ellerinde tahta bavullarla Almanya’ya ayak basan ilk Türk işçilerin samimi bir şekilde karşılanmaları, aynı zamanda meşakkatli bir sürecin başlangıcının da habercisiydi. Daha çok kırsal bölgelerden göç eden vatandaşlarımızın eğitim seviyelerinin düşük olması, aslında daha ilk günden itibaren birçok sorunu da beraberinde getirmiştir. Başta dil sorunu olmak üzere, haklarını arayamamaları, dertlerini tam olarak ifade edememeleri günlük yaşamlarında büyük problemlere yol açmaktaydı.
Göçün Tarihçesi
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Alman ekonomisin hızlı bir şekilde büyümesi ve buna paralel olarak da yeterli işgücü olmamasından dolayı ülkede işçi açığı ortaya çıkmıştır. Alman politikacılar bu sorunu yurt dışından işçi getirerek çözmeyi amaçlamışlardır. Bu düşünceyle Almanya ilk işgücü anlaşmasını İtalya ile (1955), daha sonra İspanya, Yunanistan (1960) ve Türkiye (1961) ile imzalamıştır. Ardından bu anlaşmalar Fas (1963), Portekiz (1964) ve Tunus (1965) ile de imzalanmıştır. Türkiye’den işçi alımının en önemli nedenlerinden biri, Doğu Almanya’nın 13 Ağustos 1961′ de Berlin Duvarının inşaatına başlamasıdır.
Bu nedenle Batı ve Doğu Almanya arasında geçişlerin bir anda durması var olan işçi sıkıntısının daha da önemli boyutlara ulaşmasına neden olmuştur. Almanlar ülkelerine çalışmak üzere gelen insanları sadece geçici işçi olarak gördükleri için, Alman toplumunda Türkler misafir işçi (Gastarbeiter) olarak adlandırılmıştır. Bu düşünce çerçevesinde müzakerelerde, Türk işçilerinin Almanya’da sadece iki yıl süreyle kalmaları ve çalışmaları öngörülmüş, daha sonra yeni gelecek işçiler ile yer değiştirmeleri hedeflenmişti (Rotasyonmodel). Fakat uygulanmak istenen bu strateji gerçekleşmemiş ve Alman işadamlarının istekleriyle 1964 yılında bu madde iptal edilip, Türk işçilerin Almanya’da daha uzun kalmalarının önü açılmıştır. Bu süreçte Almanya’da yaşayan Türk vatandaşlarının sayıları düzenli bir şekilde artmıştır.
İstatistiki verilere göre 1961 yılında yalnızca 6.800 Türk vatandaşı Almanya’da ikamet etmekte iken, bu rakam 1971 yılında hızlı bir şekilde 652.000‘e ulaşmıştır . Beklenmedik bir şekilde gerçekleşen yoğun göç, Almanları farklı kararlar alma noktasına getirmiştir. Hem göç rakamlarındaki hızlı artış, hem de dünyadaki olumsuz ekonomik değişimler, 1973 deki ekonomik bunalım, 23 Kasım 1973 yılında Federal Almanya’nın işgücü göçünü resmen durdurmasına neden olmuştur (Anwerbestopp). Türk misafir işçilerinin yüzde 70′i ülkeye 1970-1973 yılları arasında gelmiştir. 1955-1973 yılları arasında ise Almanya’ya toplam 14 Milyon yabancı gelmiş ve aynı dönemde 11 Milyon yabancı ülkelerine tekrar geri dönmüştür.

Türk İşçilerin Almanya Göçü
Almanya’nın işgücü göçünü durdurma kararı, çalışma amacıyla gelmek isteyen Türk vatandaşlarının önünü bu dönem itibarıyla kapatmıştır. Ancak aile birleşimi hakkından yararlanan mevcut göçmenler, aile fertlerini Almanya’ya alarak bu ülkedeki Türk nüfusun artışının devam etmesini sağlamışlardır. Bu haktan yararlanan bölünmüş olan aileler tekrar birleşmeye başlamış ve Türklerin artık bu ülkede daha uzun kalacaklarının ilk sinyalleri verilmiştir. 1981 yılı itibarıyla Almanya’daki Türk Nüfusu 1.998.534‘e ulaşmış ve bu nüfusun 37% si Almanya’da doğmuştur. Artık bu ülkelerde doğan ve yetişen bir üçüncü kuşak olgusu meydana gelmiştir. Bu kuşak diğerlerinden farklı bir bağla bulundukları ülkelere bağlandıklarından Türk toplumunun Almanya’daki konumu farklı bir boyuta taşınmıştır. Türkler bu gelişmeler neticesinde sosyal ve dini ihtiyaçlarını gidermek için, dernekler kurmaya başlamışlardır.
Nüfusun bu derecede artması Alman makamlarını göç konusunda yeni stratejiler geliştirmeye yöneltmiş ve 1981 yılında Türkiye’ye yurda dönüşü teşvik uygulaması gibi bir çalışmaya sevk etmiştir. Bu düşüncenin temelleri her ne kadar Sosyal Demokrat Parti (SPD) ve Liberal Parti (FDP) koalisyonunda atıldıysa da, uygulama Hristiyan Demokrat Parti (CDU/CSU) ve Liberal Parti (FDP) Koalisyonu öncülüğünde gerçekleşmiştir. Bu düşünce ile ülkelerine geri dönen yabancılara “geri dönüş primi” adı altında emekli sandığına ödenen meblağların iadesi ile geri dönüş teşvik edilmiş olacaktı. Ancak uygulanan bu stratejiler Türk nüfusunun değişiminde herhangi bir rol oynamamıştır.
Teşvik primi alarak geri dönenler olmasına rağmen, Türk nüfusunun demografik yapısı artık Alman nüfusunun demografik yapısına benzer özellikler göstermekteydi. 60′lı yıllarda daha çok tek yaşayan erkek profiline sahip olan misafir işçi nüfusu, süreç içerisinde aile birleşimiyle ülkeye gelen eşler ve çocuklarla birlikte Alman toplumunun aile yapısına yakın bir duruma gelmiştir. Bu gelişmeler neticesinde, vatandaşlarımızın ülkelerine geri dönmeleri daha uzun bir sürece yayılmakta ve nüfus düzenli bir şekilde artmaktaydı. Bunun sebebi olarak;
- Doğum oranının Türk vatandaşları arasında yüksek olması
- Aile birleşimi kapsamında Türkiye’den yeni göçlerin olması
- Çocukların eğitim durumları göz önünde bulundurularak Türkiye’ye ilk etapta geri dönmek istememeleri gösterilmektedir.
Alman İstatistik Kurumu’nun verilerine göre 2006 yılı sonunda Federal Almanya’da toplam 6,75 Milyon yabancı yaşamakta ve Türkler 1.739 Milyon nüfus ile yabancılar arasındaki en büyük grubu oluşturmaktaydı. Bu istatistik çifte vatandaş ya da Alman vatandaşı olan Türkleri içermemektedir. Bugün Federal Almanya’nın demografik yapısında gelinen nokta ise ayrı boyut kazanmıştır. Buna göre; Almanya’da yabancı sayısı 15,6 Milyona ulaşmış olup toplumun yüzde 20′ si yabancı uyruklu insanlardan oluşmaktadır . Bu demektir ki her beş vatandaştan biri ya yabancı, ya da köken olarak yabancı uyrukludur. Türkler, yabancılar arasında en büyük orana sahip grup durumundadır. Bugün itibariyle Almanya’nın nüfusunun yüzde 3,4′ü Türklerden oluşmaktadır . 2,8 milyon Türkün yaklaşık yarısı Almanya’da doğmuştur. Bu rakamlar, artık Almanya’daki Türklerin misafir işçi statüsünden yerleşik konuma geçtiklerine dair bir kanıttır. Almanya Türkleri yarım asırlık göç sürecinden sonra artık toplumun bütün kademelerinde roller üstlenerek, ülkenin vazgeçilmez bir parçası haline gelmişlerdir.
(www.gocsempozyum2011.org)






