RSS

Horozla Köpeğin Konuşması

Tarih: Jun 15 2012

Kurtların, kuşların dilinden anlayan Hazreti Süleyman aleyhisselama gelen bir adam yalvarır:

Ne olur ey Allahın nebisi bana da hayvanların dilini öğret de ben de konuştuklarından anlayayım.

Süleyman aleyhisselam izin vermez:

Olmaz, der. Sen onların konuştuklarını dinlersen sabredemezsin. Arkasındaki hikmetleri düşünemezsin.

Ne var ki adam ısrar eder. Süleyman aleyhisselam da adama hayvanların dilini öğretir. Sevinçle evine gelen adam çöplükteki köpekle horozun konuşmalarını dinlemeye başlar. Bir ara köpekten şu sözleri duyar. Yanındaki horoza diyor ki:

Horoz kardeş, sen arpayla buğdayla da karnını doyurabilirsin. Biraz ötedeki taneleri yesen de ekmek kırıntılarını bana bıraksan olmaz mı, benim karnım çok açtır.

Horoz şu cevabı verir:

Sabret köpek kardeş, yarın buraya ağanın ölen eşeğini getirip bırakacaklar, bolca et yer, karnını iyice doyurursun.

Bunu duyan ağa hemen koşar ahırdaki eşeği alıp pazarda satar. Kendi kendine söylenerek döner:

İyi ki hayvanların dilini öğrendim, yoksa eşek elimde ölecekti.

Ertesi gün yine kulak kabartır çöplükteki seslere. Köpek sitem etmektedir horoza:

Hani ağanın eşeği ölecekti de ben de bolca et yiyecektim ya?

Horoz cevap verir:

Ağanın eşeği öldü ölmesine de, satın alan zavallının elinde öldü. Ağa açıkgözlülük edip eşeği sattı. Ama üzülme, bu sefer ağanın atı ölecek. Buraya getirip bırakacaklar, bolca et yer, karnını doyurursun.

Ağa yine hızla kalkar, ahıra gidip atı alarak pazara götürüp satar. Dönerken de yine söylenir:

İyi ki hayvanların dilini öğrendim, yoksa at da elimde ölecekti.

Gelip yine merakla kulak misafiri olur. Bu sefer köpek daha yüksek sesle sitem ediyor:

Horoz kardeş, beni yine aldattın. Hani ağanın atı ölecekti ya?

Ağanın atı öldü ölmesine de, sattığı zavallının elinde öldü. Üzülme der; bu sefer daha büyük bir ziyafete konacağız hep birlikte.

Köpek inanmaz:

Hadi hadi beni yine aldatıyorsun.

Horoz kesin cevap verir:

Hayır, aldatma falan yok. Durum kesin. Çünkü der, bu sefer ağanın kendisi ölecek, malına gelecek olan bela bu defa kendi canına gelecek. Arkasından yemekler yapılıp etler pişirilecek, artanını da bizlere dökecekler, ye yiyebildiğin kadar.

Ağa bunu duyunca şaşırır, sağa sola koşuşturmaya başlar, yok mu beni kurtararak biri, diye söylenir. Derken gece hastalanan ağa sabaha çıkmaz ölür. Arkasından yapılan yemek, pişirilen etlerden artanlar çöplüğe dökülür, uzun zaman hayvanlar ziyafete konmuş olurlar. Bu sırada horoz söylenir:

İnsanlar, keşke canıma gelecek olan malıma gelsin, diyebilselerdi de hileye başvurmasalardı. Bunda da bir hayır vardır, diye düşünselerdi. Bunu diyemiyorlar maalesef. Sonra da mallarına gelmesi gereken canlarına geliyor, ama pişmanlık fayda vermiyor.

Para Peşin Kırmızı Meşin

Tarih: Oct 12 2011

Mehmed Muzaffer, ne yapıp edip o lastikleri getirmelisin. Harbin kaderi getireceğin lastiklere bağlı.” Birliğin komutanı böyle emir vermiştir Muzaffer’e. Ancak Muzaffer’in ne lastik alacak parası vardır, ne de ülkede bir lastik fabrikası. Muzaffer’in lastik almak için para istediği Garnizon komutanı da, “Bırak lastik alacak parayı, askerlere postal alacak dahi paramız yok” deyince Muzaffer, “Para peşin kırmızı meşin” diyen tüccara sahte Osmanlı banknotu verir. Tüccar, paranın üzerinde şu ibareye rastlar: “Bu banknotun bedeli Çanakkale’de şehitlerimizin kanıyla ödenecektir.”

Son günlerde ekranlarda izlediğimiz Petlas Lastik reklamının kısaca özeti böyle. Reklam, Çanakkale Savaşı sırasında gerçek bir öyküden yola çıkılarak hazırlanmış. Galatasaray Lisesi’nin 948 numaralı öğrencisi Muzaffer’in okul yıllarında askere gidişi ve orada yaşadıkları konu alınmış.

Filmin yapımcısı Artıbir Reklamcılık ve İletişim, reklamın, hem Cumhuriyet’in kuruluşunun 75. yıldönümünde Çanakkale Savaşı’nın önemini vurgulmak, hem de gerçek öyküyü ortaya koymak için önem taşıdığını belirtiyor. Şirketin Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Soylu, öncelikle Petlas’ın kuruluş amacını gözden geçirdiklerini belirtiyor. Soylu, 1974‘te Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası Kırşehir’de kurulan fabrikanın harekâtta görev yapan uçaklar için de lastik üretmek amacıyla kurulduğunu yaratıcı gruba anlatınca, ortaya şimdiki reklam filmi çıktığını ifade ediyor: “Arkadaşlarımız Kemal Kaptaner, reklamın öyküsünü oluşturdu, Atilla Engin senaryosunu yazdı. Türk Petrol Vakfı’nın yayımladığı Lale Mecmuası’nda Mehmed Muzaffer’in yaşadıklarını ayrıntılarıyla öğrendik.”

Türk Petrol Vakfı’nın yayımladığı Lale Mecmuası’nın Temmuz 1984’teki ikinci sayısındaki Ziyad Ebuzziya tarafından kaleme alınan öyküye göre, Çanakkale Savaşı sırasında birliğin alay karargâhında görevli olan Mehmed Muzaffer, alayın kamyon ve otomobil lastiği ihtiyacını karşılamakla yükümlüdür. O yıllarda İstanbul’da otomobil ve kamyon nadir rastlanılan araçlar olduğu için, Muzaffer ancak Karaköy’de bir Musevi tüccarda istediklerini bulur. İstenilen fahiş fiyatı kabul edip tüccarla anlaşan asker, parayı temin etmek için Erkan-ı Harbiye’ye gider. Kaymakam (Yarbay), Muzaffer’in istediği paranın miktarını sormadan, “Ne alınacak?” diye sorar. “Lastik” yanıtını alınca, “Bana bak oğlum! Ben askerin ayağına postal, sırtına kaput alacak parayı bulamıyorum. Sen otomobil lastiğinden bahsediyorsun! Haydi yürü git, insanı günaha sokma. Para mara yok!” der. Muzaffer ise kendisine verilen görevi yerine getirmek aşkıyla, tüccara gider ve istediği malları hazırlamasını ister. Tüccarla “Altın para vermiyorlar, kâğıt para verecekler” diyerek istediklerinin sabah ezanında hazır olması için sözleşir.

Muzaffer, Karaköy kırtasiyecilerinden bulduğu bir yüzlük kaimeyi (yüz liralık kâğıt para) bütün gece oturarak hazırlar. O dönemde hakiki paraların üzerindeki yazılar arasında bulunan “Bedeli Dersaadet’te altın olarak tesviye olunacaktır” ibaresi yerine “Bedeli Çanakkale’de altın olarak tesviye olunacaktır” diye yazar. Muzaffer’in ‘altın’ dediği, Mehmetçiğin kanıdır. Sonunda malları alır. Tüccar parayı bozdurmak için Osmanlı Bankası’na gidince paranın sahte olduğunu öğrenir, ama sorun çıkarmaz. Olay Şehzade Abdülhalim Efendi’nin kulağına gidince, tüccardan parayı karşılığını da ödeyerek alır ve İstanbul Polis Okulu’ndaki Emniyet Müzesi’ne hediye eder. Muzaffer, 1917’de Gazze’de şehit düşer. Mezun olmadan cepheye çıktığı için kendisiyle ilgili okulunun arşivinde bilgi bulunmamaktadır.

(Radikal, 1998)