Para Peşin Kırmızı Meşin
“Mehmed Muzaffer, ne yapıp edip o lastikleri getirmelisin. Harbin kaderi getireceğin lastiklere bağlı.” Birliğin komutanı böyle emir vermiştir Muzaffer’e. Ancak Muzaffer’in ne lastik alacak parası vardır, ne de ülkede bir lastik fabrikası. Muzaffer’in lastik almak için para istediği Garnizon komutanı da, “Bırak lastik alacak parayı, askerlere postal alacak dahi paramız yok” deyince Muzaffer, “Para peşin kırmızı meşin” diyen tüccara sahte Osmanlı banknotu verir. Tüccar, paranın üzerinde şu ibareye rastlar: “Bu banknotun bedeli Çanakkale’de şehitlerimizin kanıyla ödenecektir.”
Son günlerde ekranlarda izlediğimiz Petlas Lastik reklamının kısaca özeti böyle. Reklam, Çanakkale Savaşı sırasında gerçek bir öyküden yola çıkılarak hazırlanmış. Galatasaray Lisesi’nin 948 numaralı öğrencisi Muzaffer’in okul yıllarında askere gidişi ve orada yaşadıkları konu alınmış.
Filmin yapımcısı Artıbir Reklamcılık ve İletişim, reklamın, hem Cumhuriyet’in kuruluşunun 75. yıldönümünde Çanakkale Savaşı’nın önemini vurgulmak, hem de gerçek öyküyü ortaya koymak için önem taşıdığını belirtiyor. Şirketin Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Soylu, öncelikle Petlas’ın kuruluş amacını gözden geçirdiklerini belirtiyor. Soylu, 1974‘te Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası Kırşehir’de kurulan fabrikanın harekâtta görev yapan uçaklar için de lastik üretmek amacıyla kurulduğunu yaratıcı gruba anlatınca, ortaya şimdiki reklam filmi çıktığını ifade ediyor: “Arkadaşlarımız Kemal Kaptaner, reklamın öyküsünü oluşturdu, Atilla Engin senaryosunu yazdı. Türk Petrol Vakfı’nın yayımladığı Lale Mecmuası’nda Mehmed Muzaffer’in yaşadıklarını ayrıntılarıyla öğrendik.”
Türk Petrol Vakfı’nın yayımladığı Lale Mecmuası’nın Temmuz 1984′teki ikinci sayısındaki Ziyad Ebuzziya tarafından kaleme alınan öyküye göre, Çanakkale Savaşı sırasında birliğin alay karargâhında görevli olan Mehmed Muzaffer, alayın kamyon ve otomobil lastiği ihtiyacını karşılamakla yükümlüdür. O yıllarda İstanbul’da otomobil ve kamyon nadir rastlanılan araçlar olduğu için, Muzaffer ancak Karaköy’de bir Musevi tüccarda istediklerini bulur. İstenilen fahiş fiyatı kabul edip tüccarla anlaşan asker, parayı temin etmek için Erkan-ı Harbiye’ye gider. Kaymakam (Yarbay), Muzaffer’in istediği paranın miktarını sormadan, “Ne alınacak?” diye sorar. “Lastik” yanıtını alınca, “Bana bak oğlum! Ben askerin ayağına postal, sırtına kaput alacak parayı bulamıyorum. Sen otomobil lastiğinden bahsediyorsun! Haydi yürü git, insanı günaha sokma. Para mara yok!” der. Muzaffer ise kendisine verilen görevi yerine getirmek aşkıyla, tüccara gider ve istediği malları hazırlamasını ister. Tüccarla “Altın para vermiyorlar, kâğıt para verecekler” diyerek istediklerinin sabah ezanında hazır olması için sözleşir.
Muzaffer, Karaköy kırtasiyecilerinden bulduğu bir yüzlük kaimeyi (yüz liralık kâğıt para) bütün gece oturarak hazırlar. O dönemde hakiki paraların üzerindeki yazılar arasında bulunan “Bedeli Dersaadet’te altın olarak tesviye olunacaktır” ibaresi yerine “Bedeli Çanakkale’de altın olarak tesviye olunacaktır” diye yazar. Muzaffer’in ‘altın’ dediği, Mehmetçiğin kanıdır. Sonunda malları alır. Tüccar parayı bozdurmak için Osmanlı Bankası’na gidince paranın sahte olduğunu öğrenir, ama sorun çıkarmaz. Olay Şehzade Abdülhalim Efendi’nin kulağına gidince, tüccardan parayı karşılığını da ödeyerek alır ve İstanbul Polis Okulu’ndaki Emniyet Müzesi’ne hediye eder. Muzaffer, 1917′de Gazze’de şehit düşer. Mezun olmadan cepheye çıktığı için kendisiyle ilgili okulunun arşivinde bilgi bulunmamaktadır.
(Radikal, 1998)
