RSS

Almanya’da Sekülarizm Tehlikede mi?

Tarih: Apr 07 2012

Bizim tatlı su laikçileri, laikliği bilmedikleri gibi, laiklikle sekülarizm arasındaki farkı da bilmezler. Mesela laikliğin din devlet ayrılığı olduğunu zannederler. Aslında bilmediklerini de bilmezler. Daha da kötüsü, bu işi en iyi kendilerinin bildiğini sandıkları için başkalarına kendi görüşlerini de dayatırlar. Bakmayın Cumhuriyetçi geçindiklerine, Cumhuriyetin ne anlama geldiğini de bilmezler. Sorsanız, Cumhuriyetçiliğin Halkçılık olduğunu sanırlar. 6 ok’un bir okunun Cumhuriyetçilik olduğunu, bir diğer okunun ise Halkçılık olduğunun farkında da değillerdir. Analiz kabiliyetleri de işte o kadardır.

Laiklikten söz edenlerin, herhalde teokrasi ve Bizantinizm hakkında da bilgi sahibi olmaları gerekir, ama onu da bilmezler. Aslında bu üç kavram da Katolizmle ilgilidir. Avrupa’nın birçok ülkesinde de laiklik uygulaması yoktur. Sorun isterseniz, çoğu CHP’li, Fransa’da, Strasbourg’un da içinde yer aldığı Alsas Louren bölgesinin laik olmadığını da bilmez. Laiklik onlar için dine karşı bir dindir adeta. Laiklik ve teokrasi Katolikler için, sekülarizm Protestanlar, Bizantinizm Ortodokslar için geçerlidir. Kilisenin ruhani hiyerarşisi teokratik, toplum laik olacaktır. Tüm dünyadaki Katolik kiliseleri teokrasi ile yönetilen Vatikan devletinin mülküdür ve orada Tanrının egemenliği sözkonusudur ve hiçbir laik otorite buna müdahale edemez!

Katolizmde Tanrıyı Papa, Ortodokslukta kilise ve ruhani konsül temsil eder. Protestanlıkta Mesih, inananlarının yüreğinde, onlarla birlikte yaşamaktadır. Müslümanlıkta ve Yahudilikte Allah münezzehtir ve mutlak anlamda, yaratılmışlıktaki sayısal değerlerden bağımsız tek-bir dir. Yahudiler, kendilerini Tanrının seçilmiş topluluğu sayarlar. Müslümanlar ise, Allah, yaratılmış her şeyden münezzehtir; Peygamberler dahi, abd ve resuldür der.

Neyse, asıl konum laiklik filan değil. Geçen gün Dünya Gündeminde Alman Siyasetinde Protestan Rüzgârları başlıklı ilginç bir haber vardı. Habere bakar mısınız; Şansölye Angela Merkel’in Protestan bir papazın kızı olduğu sıkça vurgulanır. Almanya’nın yeni Cumhurbaşkanı Joachim Gauck da eski bir Protestan Papaz. Bu yalnızca bir tesadüf mü? Protestanlık Almanya’da bütün alanlarda gerileme içerisinde. Dikkat çekici bir istisna dışında: Politika. Gauck, geçen cuma ansızın ortaya çıktığı Plau am See’deki Mecklenburg Kilisesi’nde, Cumhurbaşkanı seçilmeden önce son kez papaz kimliğiyle bir konuşma yaptı. Bu onun seçimlerden önce halk arasındaki son görünüşüydü. Her ne kadar son 20 yıldır papazlık yapmıyor olsa da bu konuşmada tıpkı vaaz veren bir papaz gibiydi: Ruhlarımızı besleyen şey, Evanjelist Hıristiyanlar olarak, sahip olduğumuz köklerimizdir. Hayatımın en önemli zamanları bir kilise inşa ettiğim ve dini inançlarımın savunuculuğunu yaptığım zamanlardı.

Hoş, bizde ruhban sınıfı yok. Başbakan Erdoğan İmam-Hatipli ama yaptığı iş belli. Hani düşünün; Erdoğan cübbesini giyip, cami kürsüsüne çıkıp vaaz verirken bir resmi bir gazetenin eline geçmiş. Başlığı siz atın isterseniz, Molla, kendini kolla! Laikçiler ciyak ciyak bağırırdı herhalde. Laiklik elden gitti! Ordu göreve. Evet! Alman Cumhurbaşkanı bir papaz. Başbakan da bir papaz kızı.

Hani bir dine inanıyor olması iyi de, bu Protestanlar da bir garip. Luther koyu bir Türk düşmanı. Türklerin şeytanın çocukları olduğunu söylecek kadar fanatik bir Türk karşıtı. Onlara göre Gog-Magog Türk soyundan bir topluluk! Eğer Gauck da böyle düşünüyorsa, Türk-Alman ilişkileri için hiç umut yok. Ama dedim ya bu Protestanlar bir garip. Farklı yorumlar da geliştirebilirler. Göreceğiz.

Bu vesile ile belirtelim ki, Alman Sekülarismus’u kendi başına, sekülerliği kendinden menkul bir şey değil. Almanya bir kontrat ülkesidir ve kilise-devlet ilişkisi bir kontratla karşılıklı olarak güvence altına alınmıştır. Onun için de Almanya ve eski Almanya’ya ait topraklar kontrat bölgesi sayılır. Fransa’nın Alsas Leoren bölgesi de aynı anlaşma çerçevesinde kontrat statüsüne tabidir.

Laiklik, temelde mütareke, çatışmama ve egemenlik dahil, paylaşımı ifade eder. Kilisenin, İncil’in emrine aykırı bir biçimde, Sezar’ın alanına müdahalesi sonucu gelişen bir akımdır. Laiklik bu anlamda batıda meşruiyetini Tanrının iradesinden ve İncil’den alan Kilise Kurumudur. Ah CHP’liler şunu bir anlasalar: Laiklik, Tanrıya, dine, dindarlara meydan okumak demek değildir. Sonunda bir kilise kurumudur. Çok dindar da olsa, kilisenin ruhani hiyerarşisi içinde yer almayan herkes laiktir. Yani papaz, rahib ya da rahibe değilseniz laiksiniz.

Eğer Türkiye’de laikliğe benzer bir rejim düşünüyorsanız, önce Hilafeti ilan edeceksiniz. Onu da Vatikan gibi egemen kılacaksınız. İslam içinde bir de ruhbanlık müessesesi kurgulayacaksınız. Buna da gücünüz yetmez. Selâm ve dua ile.

(Abdurrahman Dilipak, 2012-04-07)

Altı Oktan Biri

Tarih: Feb 07 2012

Altı Ok -Rahmetli Osman ağabey (Serdengeçti) altıdan sonra başka bir şey söylerdi ya, neyse!- CHP’nin tek parti devri ilkeleridir. Türkiye’nin parti devleti olma sürecinde önemli yeri vardır.

Bu önem nereden kaynaklanır?

Altı ok, 5 nisan 1928’de CHP’nin ilkeleri olarak kabul edildi. Bu altı oktan biri “laiklik”tir. Diğerleri nedir? Cumhuriyetçilik, halkçılık, milliyetçilik, devletçilik, inkılâpçılık. Beş gün sonra da, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun, yani Anayasa’nın 2. maddesi değiştirilir.

Bu madde nedir?

Türkiye Devleti’nin dini din-i islâmdır; resmî dili Türkçedir, makarrı (merkezi, başkenti) Ankara şehridir.”

1928’deki değişiklikte, metinden ilk cümle atılmıştır, yani artık devletin dini yoktur. Ama yerine de bir şey konulmamıştır!

Konulmamıştır ama, Devlet “parti devleti” olduğu için, o konulması gereken şey bellidir: Altı ok!

9 yıl sonra Parti, ilkelerini Anayasa’ya açıkça yazmıştır.

5 Şubat 1937’de Türkiye’nin resmî ideolojisi Anayasa hükmü haline getirilmiştir. “Türkiye Devleti cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, laik ve inkılâpçıdır.”

Burada duralım ve düşünelim: Bu hüküm, “din”in yerine ikame edilmiştir. Yani, Türkiye Devleti’nin ideolojisinin dinin yerine konulduğuna başka delil aramaya gerek yoktur!

5 Şubat’ta CHP genel başkanı mesaj yayınlamış: Laikliğin 75. yılını kutlamış!

Demek ki, bu parti bile, diğer 5 ilkeyi fazla iplemiyor! Neden cumhuriyetçilikten, milliyetçilikten, halkçılıktan söz edilmiyor. (Hadi külliyen terk edilmiş olan devletçilik ve inkılapçılığı görmezden gelelim)

Hadi CHP lideri böyle bir kutlama mesajı yayınlıyor, ya Başbakan?

Başbakan da sadece laikliğin 75. yılını kutluyor!

Anayasa 5 şubat 1937’de değiştirildiğinde sadece laiklik ilkesi kabul edilmiş gibi bir idrak körlüğü meydana getiriliyor.

Türkiye, ilk defa sivil anayasa yapmak için enerji sarf ediyor. Meclis başkanı, kurumlardan, kuruluşlardan ve hatta şahıslardan teklif topluyor.

Evet! Darbe anayasalarından, emir kumanda zincirinde hazırlanıp halka tasvip ettirilmiş metinlerden farklı bir “sosyal mukavele” yapacağız.

Bu “anayasa”nın ideolojisi olacak mı?

Eğer anayasanın ideolojisi olacaksa, ki bu ideoloji bellidir, altı oktur, yeni bir anayasa hazırlamaya gerek var mıdır?

Hiç zahmet etmeyelim, mevcut Anayasa ile idare edelim, daha iyi. Çünkü bu Anayasa ile ilgili, toplumda bir kanaat var ve bu da müsbet değil. Bu olumsuzluk anayasanın savunulmasını güçleştiriyor. Ama şimdi teklifler toplayarak, görüşler alarak güya temsil gücü yüksek bir anayasa hazırlanacak, ama bu anayasada da ideoloji, yani 6 ok olacak.

Hani “üstü kalsın!” derler ya! Hayır, tamamı kalsın!

Evet, 1928’de parti altı oku, laiklik dahil kabul etti.

Parti “devlet”ti. Devlet başkanı, aynı zamanda partinin değişmez genel başkanı idi.

Bakın değişmez genel başkan 1930 yılında laiklik ilkesini nasıl yorumladı: Diyanet İşleri Reisi Rifat Börekçi’yi Cumhuriyet Halk Partisi’nin Ankara il başkanı yaptı!

Şen olasın laiklik!

Laiklik takıntısı, Türkiye’nin ufkunu karartıyor. Şimdinin CHP genel başkanı, laikliği kabul edilir kılmak için, açıklamasında değişmez genel başkandan laiklikle ilgili bir cümle de aktarmış.

Bu cümle Atatürk’ün sözü olamaz!

Kelimeleriyle olamaz, üslubuyla olamaz. Kim uydurdu bilmiyorum. Çünkü Atatürk’ün laiklikle ilgili böyle bir cümlesi yok.

Hâlâ yaşayan, o dönemi iyi bilen ve araştıran İsmet Bozdağ’a göre, Atatürk’ün laiklikle ilgili hiçbir sözü yok! Hadi biz göremedik, o 90’lık piri fani de mi görmedi?

Eğer CHP bu sözün kaynağını açıklamazsa, Atatürk’e yalan beyan isnad etmektedir!

Bu da en büyük ayıptır! Daha fenası ahlâkdışılıktır.

Laik olmak ahlâklı olmayı gerektirmiyor demek ki!

(Asım Yenihaber, Yeni Akit, 2012-02-07)

Çok Sivrilen Ok

Bizim Laikliği Ne Yapsınlar?

Tarih: Oct 10 2011

Bizde hiçbir zaman laiklik olmadı, laikçilik oldu. Bizde hiçbir zaman din ile devlet ayrılmadı, din-devlet birliği oldu.

Bizde laiklik perdesi altında devlet dini (din devleti değil!) uygulaması oldu.

Bizde din ile devlet barış, uyum, işbirliği, mutabakat içinde olmadı.

Bizde Kemalist rejim dine ve dindarlara baskı yaptı.

Bizde rejim dine saygılı olmadı.

Bizde laiklik adına Müslüman halkın temel insan hak ve hürriyetleri çiğnendi.

Laiklik adına din, inanç, ibadet, imanına göre bir hayat sürmek hakları çiğnendi.

Gerçek laikliğin tam tersine dinî hizmet ve faaliyetler, resmî bir genel müdürlük statüsündeki Diyanet İşleri Başkanlığı’na verildi.

Devlet Diyanet Başkanını tayin ve azl etti.

Laik olduğu iddia edilen devlet bir ara Müslümanların Ezanına bile karıştı ve Arapça Ezan-ı Muhammediye okunmasını yasakladı.

Laik devlet Cuma hutbelerine de karıştı.

Müslümanların kestikleri kurbanların derilerini bile gasb etti, şuraya vereceksin, buraya vermeyeceksin diye baskı yaptı.

Laik devlet Müslümanların zekatlarına göz dikti, camilerde THK, ÇEK, Kızılay için zekat zarfları dağıttı.

Rejim laiklik adına İslam medreselerini kapattı, icazetli Sünnî din alimi yetiştirilmesini yasakladı.

Laiklik adına, 15 yaşından küçük çocuklara özel din ve Kur’an dersleri verilmesini yasakladı, verenlere hapis cezası verdi.

Uzun yıllar boyunca TCK’nun 163’üncü maddesi ile en masumane dinî yazıları ve propagandaları ağır hapis cezaları ile cezalandırdı, yazarları, fikir ve din adamlarını zindanlara attı, Müslümanları dehşet içinde sindirdi.

Laik olduğunu iddia eden ideolojik rejim, bir yandan İslam’ı ve Müslümanları darbeler ve baltalarken, Kemalizmi yeni bir din gibi benimsetmeye çalıştı.

Laik geçinen rejim hac konusunda Müslümanların seyahat hürriyetini kısıtladı, haccı tekel altına aldı.

Müslümanların serpuşlarına, millî kıyafetlerine, çarşaflarına, başörtülerine kısıtlamalar getirdi.

Şapka Kanunu’nu protesto eden nice Müslümanı olağanüstü zalim mahkemelerde yargılayıp; kimini astırdı, kimini zindanlarda süründürdü, ortalığa dehşet saçtı.

Cumhuriyetin ilk yirmi beş yılında on bin camiyi, mescidi, tekkeyi, medreseyi, taş mektep binasını, vakıf eserini sattı, kiraya verdi, kapattı, yok etti. (1943’te Sultan Ahmet Camii bile ibadete kapatılıp asker deposu yapılmıştı!)

Laik rejim, Müslümanların topluca zikrullah yapmasını yasakladı.

Uzun yıllar boyunca Müslümanların Risale-i Nur okumalarını ağır cezalık bir suç saydı, çok zulm etti.

Laik rejim İslam vakıflarını kendisi kontrol etti, sayısız vakıf mülkünü elden çıkarttı. Yakın tarihimizde büyük bir vakıf yağması oldu.

Müslüman halkın kültür devamlılığını kopartmak için İslam yazısı yasaklandı. Bütün bu insan hakları ihlalleri, bu zulümler, bu devlet terörü sözde laiklik adına yapıldı.

Bizde öyle bir laiklik var ki, zinayı bile suç kabul etmiyor. Bedbaht koca karısını yatakta aşığı ile zina halinde yakalıyor, polise gidiyor, “Zina suç değildir, bir şey yapamayız” cevabını alıyor.

Bizde laik rejim şu anda Türkiye’de geleneksel Sünnî İslam’ı kaldırıp, onun yerine reforme edilmiş, light, ılımlı, fıkıhsız ve Şeriatsiz, Fazlurrahmanın Tarihsellik ve Tatiliye mezhebine uygun, BOP’lu, seküler bir İslam Protestanlığı türetmek istiyor.

Laik rejimin ilahiyatçıları resmi ideoloji ile İslam’ı bağdaştırmak için çırpınıyor.

Ortadoğu İslam ülkelerine model olarak gösterilen Türkiye laikliği işte bu laikliktir.

Adı var, kendisi yok.

Bu laiklik adına Müslüman hanım avukatlar başörtüleriyle mahkemelere giremiyor.

Müslüman kadın öğretmenler başörtüsüyle ders veremiyor.

Birçok yerde başörtülü Müslüman kadınlara ikinci sınıf vatandaş, parya, sömürge yerlisi muamelesi yapılıyor.

Başörtülü Müslüman kadınlar milletvekili seçilseler bile tesettür kıyafetiyle millî iradenin merkezi Meclis’e giremiyor.

Mısır, Tunus, Libya Müslümanları böyle bir laikliği ne yapsınlar.

Türk laiklik modelini nazikçe reddediyorlar.

“Teklifinize teşekkür ederiz, bize yaramaz, sizde kalsın.” diyorlar.

(Mehmet Şevket Eygi, Ekim 2011)