RSS

Parçacık Fizikçilerinin Sakladığı Bilgi

Tarih: Feb 02 2012

CERN deneyleri ile ilgili bir açıklama geldi fakat eksik. Fiziğin teorisi alt üst olmak üzere çünkü “ışık hızından hızlı bilgi hızı ve zamandan bağımsız foton telepatisi” bulundu ancak açıkça söylenemedi. Basına yansıyan bilgiye göre Gran Sasso bilim tesisindeki bilim emekçisi parçacık fiziği uzmanları, Albert Einstein’ın özel görelilik kuramını çökertebilecek bir açıklama yaparak ışıktan hızlı “nötrino” parçacıkları bulduklarını iddia ettiler.

Hızlı bir teorik hatırlama yapalım.

Kuantum sıçramasına göre enerji transferi bilgi transferi olarak ortaya çıkmaktadır. Bunun gerçekleşmesi için atom altı parçacıklar devreye girer. İsviçre CERN’ de yapılan deneyde atom altı parçacığı olan kayıp halka bulunmaya çalışılmaktadır. Kayıp halkaya ulaşıldığında atom altı parçacıkların formülü bulunmuş olacaktır.

Nükleer enerji atom altı parçacıklardan sadece biridir, bütün atomaltı parçacıkları bir araya geldiğinde atom oluşur. Her atomaltı parçacık, ayrı bir enerji bandı oluşturur. Atom altı parçacık fiziğinde, asıl hedeflenen nokta ışık hızından daha hızlı giden parçacığı bulmaya çalışmaktır. Bunun içinde İsviçre’de Hadron çarpıştırıcısı deneyi gerçekleştirildi.

İsviçre’de CERN’de yapılan Büyük Hadron Çarpıştırıcısı deneyi için yerin 100 metre altında 27 km uzunluğunda 3.8 m çapında bir tünel açıldı. Bunun içerisinde özel helyum soğutuculu manyetik alanda kurşun iyonları kullanılarak fotonlar ışık hızına yakın çarpıştırıldı. Kara delik oluşturma ihtimali olan bu deneyin sonucunda atom altı parçacıklara ulaşıldı. Atom altı parçacıklardan bir tanesi oynatıldığı zaman atom enerjisi gibi bir enerji ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı güçlü enerji kaynağı bulmaktır.

Hadron çarpıştırıcısı deneyinde bir de foton telepatisi denilen bir durum ortaya çıkmıştır. CERN ’de yapılan deneyde inanılmaz bir olay gerçekleşti. Bu deneyin aynısı CERN’e 10 km uzaklıktaki bir yerde ve Chicago’da da bir merkezde yapıldı. Her 3 yerde de benzer foton üretilmişti. CERN’deki foton üzerinde çalışmalar yapılır ve hareket ettirilir. 10 km uzaktaki merkezde ve Chicago’da aynı deney yapılmadığı halde fotonun aynı anda ve aynı yöne hareket ettiği gözlemlenmiştir.

Atom altı parçacık fiziğinde 3 farklı yerde yapılan bu deneyde parçacıkların birbiriyle bağlantılı olduğu ve aralarında eş zamanlı ilişkisi olduğu ortaya çıkmıştır, aynı manyetik alanda olan parçacıklar binlerce kilometre ötede de olsa aynı hareket ederler. Atom altı parçacık fiziğinde, farklı yerde yapılan deneylerde, parçacıkların birbiriyle bağlantılı olduğu ortaya çıkarmıştır. Bu deney de ışık hızından daha hızlı bir hızın olduğunu ortaya koymaktadır.

Deney şöyle gerçekleşir: Lazerden çıkan ışık özel bir kristalden geçirilir. Bu kristalden geçerken foton ikiye ayrılır. Az enerjili iki foton üretilir. Diğer taraftan fotonun karşısına yarı yansıtıcı ayna konulur. Ayna da fotonun bir kısmı yansır bir kısmı da aynadan geçer. Bu deney yapılırken aynı anda diğer yerlerdeki fotonlarda aynı şekilde davranır.

Bu deneye kadar fiziğin tezine göre, hiçbir sinyal ışıktan daha hızlı gidemezdi. Işıktan daha büyük bir hız varsa fizik biter deniliyordu. Hiçbir sinyal ışıktan hızlı gidemez tezi altüst oldu. İşaretlenmiş fotonlar aynı anda aynı davranışı zamandan bağımsız olarak yapmıştır. Biri hangi yönde hareket ettiyse, diğerleri de aynı yöne dönmüşlerdir. Çok şaşkınlık uyandıran bu olaya inanılmaz deney denilmiştir.

Bu deneyden hareketle teorik fizikçiler, “Bilgi ışıktan hızlı gidiyor” tezini geliştirmişlerdir. Bu tez nedensellik ilkesini altüst etmiştir. Nedensellik ilkesinde bir sonuç nedene bağlı olarak ortaya çıkıyordu. Elektrik düğmesine basmayınca lamba yanmıyordu. Nedensellik ilkesi geçerli değilse, elektrik düğmesine basmadan, elektriği düşünerek lambanın yanması mümkün olacaktır. Şizofrenlerin söylediği “Düşünce ile elektriği yaktım” iddiasının bir bakıma deneysel olarak gerçekleşebileceğini gösteriyor.

Bilginin ışıktan hızlı gittiğinin anlaşılması üzerine bilgi iletim deneyleri yapılmaktadır. Teorik olarak yapılan bir astronot deneyi var. Bu deneyde bir ışık yılı uzaklıktaki gezegende bir astronot vardır. Dünyadaki bir laboratuvardan ona haber gönderilecek olsa ancak bir ışık yılı sonra oraya ulaşacaktır. Fakat fiber optik çember yapılıp fotonlar çember içerisinde döndürülür. Aynı sistem astronotun da yanında yapılır, orada da fiber optik tüpün içinde fotonlar döner. Bu iki cihaz beraber hareket ettiğinde, dünyadaki cihazın fotonlarının yönünü oynatarak haber gönderildiğinde bir ışık yılı uzaktaki astronotun yanındaki fotonların yönü değiştirilecektir. Astronot bunu gördüğü anda haber alacaktır. Bir mesaj geldiğini anlayacaktır. Sanki mors alfabesi gibi mesaj gönderilecektir. Artık bu teze göre teori kabul edilmiş ve hipotez haline gelmiştir. Kuantum uyumuna göre bir dil oluşturuluyor.

Evrenin % 4’ü madde, % 96’sı karanlık enerjidir. Enerji olduğu düşünülmektedir ama görülmediği için karanlık diye tarif edilmektedir. Fotonlar gibi çalışmayan, ışıktan bağımsız bir enerjidir. Bilim adamları o karanlık maddeyi bulmaya çalışıyor. Evrenin % 96’sı şu anda bu karanlık maddeden salınım ve titreşim halindedir. Kuantum dinamiği içerisinde bunların hepsi dalga fonksiyonudur.

Atom çekirdekleri parçalanıp da, daha hızlı parçacık bulunduğunda o parçacığın tanımlaması yapılacaktır. Çünkü fizik ilk başladığında, ses hızının bittiği yerde fiziğin biteceği düşünülürdü. Daha sonra ışık hızının bittiği yerde fizik bitti denildi. Teorik fizik ve atom altı parçacık fiziği içerisinde de ışıktan daha hızlı parçacıklar bulunursa yeni bir fizik alanının ortaya çıkacağından bahsedilmektedir. Bir bakıma bu yaratılış fiziği olacaktır. Dünyada ışıktan hızlı giden parçacıklar (Nötrino veya Psikon) belki de ışınsal varlıkları, ruhsal enerjiyi, ruhu, melekleri, ruhanilerin varlığını bir enerji formu olarak göstermeye yarayacaktır. (Ayrıntılı bilgi, İnanç Psikolojisi Timaş Yay. 2009)

Nükleer enerji gibi yeni ve büyük bir enerji kaynağı bulup, insanlığın geleceği için kullanılabilir mi? Yoksa silah haline gelir mi? fiziksel amaç bu iken metafiziksel sonuç ilginç oldu. Bu sorularla birlikte araştırmalar devam ediyor.

Önce ruh yaratıldı diyen Kutsal metinleri artık bilim doğrulamaya başladı.

(Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Eylül 2011)

Kahin Satih

Tarih: Nov 29 2011

Peygamberimiz doğduğu zaman İranlı sasanilerin hükümdarı Nuşirevan’ın sarayında 14 adet pencere çıkması (balkon) yıkılmıştı. Sarayının sarsılıp balkonlarının yıkılmasına anlam veremeyen Nuşirevan, yakınlarıyla bu meseleyi konuşurken Stahr-âbâdda Mecusilerin taptığı, bin yıldır yanan ateşin söndüğü haberi geldi.

Yine bu sırada Sâve gölünün kuruduğu, aksine Semâve’nin taştığı haberleri de arka arkaya geldi. Hesap ettiklerinde hepsinin aynı zamanda meydana geldiği anlaşıldı. Bunun üzerine Nuşirevân danışmanı Mübedan’ı çağırdı. Ona bu hadiseleri anlattı, bunun üzerine Mübedan’da aynı gece gördüğü bir rüyayı anlattı. Mübedan rüyasında bir alay sert ve dikbaşlı devenin bir bölük arap atını peşine takarak Dicle nehrini geçip İran içlerine doğru dağıldığını görmüştü.

Nuşirevan bu rüyayı duyunca daha fazla telaşa kapıldı. “Acaba bu alametler ne ola?” diye sordu. Mübedan ne olduğunu tahmin edebiliyordu, “herhalde Arabistan’da bir büyük hadise meydana gelmiş olsa gerektir” diye cevap verdi. Nuşirevan, kendisine bağlı bir arap hükümdar olan Numan bin Münzir’e derhal bir ferman gönderip “bana bir bilgin gönder” diye emretti. Numan da Abdülmesih isminde meşhur ve değerli bir bilgini ona gönderdi.

Abdülmesih doğru İran’ın başkenti Medayin’e gitti. Nuşirevan’ın huzuruna çıktı. Nuşirevan ona hadiseleri anlatıp tüm bunların ne anlama geldiğini sordu. Abdülmesih; “Benim Şam’da yaşayan Satih isminde bir dayım vardır. Tüm bunların manasını ancak o bilebilir.” dedi.

Bunun üzerine Nuşirevân: “Haydi çabuk. Satih’in yanına git ve bana bunların cevabını getir.” dedi. Abdülmesih Medayin’den çıkarak doğru Şam’a gitti. O zamanlar Araplar içinde kâhin veya arrafe denilen bir takım bilgin kimseler vardı ki bunlar kainatın sırlarından bahsederler ve gelecek olaylardan haber verirlerdi. Bunların en meşhuru ve en itibarlısı da işte bu Satih ismindeki kimse idi. Bu kişi, olağanüstü derecede yaşlı biriydi. Hatta Efendimiz’in ‘(sav) dedelerinden (tam 17 kuşak öncesi) Nizar vefat edince Mudar ve diğer oğulları arasında miras taksimini Satih’in yaptığı söylenir. Efendimizin atalarını sayacak olursak, Satih’in ne kadar yaşlı olduğu anlaşılır.

Peygamberimiz’in babası Abdullah, Onun babası Şeybe (Andülmuttalib) onun babası Haşim, onun babası Abdimenaf, onun babası Kusayy, onun babası Hakim, onun babası Mürre, onun babası Ka’b, onun babası Lüveyy, onun babası Fihr, onun babası Malik, onun babası Nadr, onun babası Kinane, onun babası Huzeyme, onun babası Müdrike, onun babası İlyas, onun babası Mudar, onun babası da Nizar’dı. İşte Satih bu 17 kuşağı görmüş, yaşlılık konusunu abartmış bir insandı.

Esasen Yemen’li olup Şam tarafında bir manastıra yerleşip kalmıştı. Bedeninde hiç kemik yoktu. Şekil ve kıyafetçe benzeri görülmemiş, daima arka üstü yatan bir kimseydi. Bir yere götürüleceği zaman kendisini çuval gibi toplayıp hayvan üstüne yükletirlermiş. Velhasıl, insana benzemez, dilinden başka azası oynamaz acaib bir insan olup buna rağmen gayet güzel, düzgün fesih ve beliğ sözler söyler ve nice sonra meydana gelecek şeylerden bahsedermiş.
Biz mevzumuza gelelim.

Abdülmesih büyük bir süratle Satih’in bulunduğu Şam’a geldi. Yanına girip selam verdi ama Satih o anda ölüm döşeğindeydi. Gözleri artık kapanmış olup Abdülmesih’in selamını işitmiyor, bünya kelâmı kulağına gitmiyordu. Onun bu hâli Abdülmesih’e çok dokundu. Satih’e tesir edecek, içli bir kaside söyledi: “Acaba Yemen’in yücesi sağır mıdır? Yoksa işitmiyor mu? Yoksa ölüp gitti de bizleri de bütün bütün üzüntüde mi bıraktı? Ey faziletli büyüğüm, ve ey müşküllerin halledicisi! Yeğenin, bütün bilginlerin aciz kaldığı büyük işleri senden sorup öğrenmek ister.”

Bunun üzerine Satih gözlerini açtı ve dedi ki:

Ey Abdü`l-Mesîh! İlâhi vahyin okunması çoğalacak.  Asâ`nın sahibi peygamber olarak gönderildi. Semâve Vadisini su bastı, Farsların ateşi söndü. Artık Şam da Şam değil, Satîh için.  Şunu iyi bil ki, zaman üzerinde hükmü geçerli olan mutlak Hâkim, böyle istedi ve gelen peygamberle nebîlik ipinin iki ucunu düğümledi. Sasanîlerden, yıkılan burç sayısınca (14) hükümdar gelecek ve sonra hüküm yerini bulacaktır.” bunu söyleyip vefat etti.

Abdülmesih İran’a döndü, ve Satih’in söylediklerini bir bir anlattı. Nuşirevân, kendi iktidarı döneminde bir şey olacağından endişe ediyordu. Bu cevap onu memnun etti. “Bizden sonra 14 hükümdar gelip geçinceye kadar neler olur.” dedi.

Gerçekten de normal şartlarda 14 hükümdarın gelip geçmesi yüzlerce yıl sürerdi. Belki yarım bin yıl. Ama onların düşündüğü gibi olmadı. Nuşirevan’dan sonra Sasaniler bir karışıklık dönemi geçirdi ve 4 sene içinde 10 tane hükümdar gelip geçti. Son olarak Hz. Osman döneminde, yani 70 küsür yıl sonra Yezdücürd’ün hükümdarlığı döneminde İran, Arapların eline geçti.

Güneş Patlamaları ve Felaketler

Tarih: Oct 29 2011

Güneş patlaması, Güneş lekelerini oluşturan manyetik ilmek üzerindeki plazmanın, manyetik konfigrasyon değişimi nedeniyle ani olarak salınması ile oluşur.    İlk gözlemlenen Güneş patlamaları, Güneş üzerinde görünür bölgede ani olarak gerçekleşen lokal parlamalar olarak tarif edilmiştir. Patlamaların oluşturduğu elektromanyetik ışınım spektrumun geneline yayılmaktadır. Yani ışınım, görünür, UV, X ve  ışınımına kadar ulaşır. Bunun yanında plazma salınması da gerçekleşir. Yüklü parçacıklar patlamanın şiddetine bağlı olarak günler hatta saatler içerisinde Dünyaya ulaşabilir. Örneğin 1989 yılındaki jeomanyetik süper fırtınaya sebep olan Güneş lekesi patlamasından 17 saat 40 dakika sonra parçacıklar Dünyaya ulaşmıştı.

Solar patlamalar ile depremlerin arasındaki ilişkiyi doğrulayacak bir bilimsel çalışma olmamasına rağmen, Yeni Zelanda ve Japonya depremlerinden bir gün önce, X sınıfı güneş patlamaları kaydedilmesi aradaki bağı doğrulamakta. Örneğin; Amerika’nın yaşadığı en büyük depremlerden olan 1881 Missouri depreminden önce de gazeteler, bölgede “kutup ışıkları” görüldüğünü yazmıştır. Kutup ışıkları, jeomanyetik fırtına sonucu oluşur.

Güneş’in öfkesinin artmasıyla sadece depremlerin değil, fırtına ve kasırgaların ve hatta volkanların da tetiklendiği düşünülmekte. Katrina, Wilma, Rita gibi fırtınalardan önce solar patlamalar yaşanması buna örnek gösteriliyor. Peki Güneş’imize neler oluyor?

Şu an içinde bulunduğumuz Solar Döngü 24 aslında çok sessiz başladı. Hatta o kadar sessizdi ki, bilim insanları endişe etmeye başladılar. Lancaster Üniversitesi’nden Dr. Jim Wild bir röportajda, “Güneş’in çok aktif olup sonra sessizleştiği periyotları yüzyıllardır biliyoruz; fakat bu sefer solar minimum çok daha sessiz ve derin. Yüzyıllardır yaşadığı en sessiz dönemi yaşıyor” demişti. NASA ise “Güneş, derin bir uykudan uyanıyor. Gelecek yıllarda daha yoğun bir faaliyet bekliyoruz. Aynı zamanda, teknolojik olarak güneş fırtınalarına çok hassas bir zamandayız” diyordu.

Neden Endişe Etmeliyiz?

Jeomanyetik fırtınalar, yukarıdaki olumsuzluklar bir yana, elektrik ve uydu sistemlerimize de zarar verebilir. Şu ana kadar kaydedilmiş en güçlü solar patlama, 28 Kasım 2003′te görülmüş ve gücü X.18 olarak kaydedilmiştir. Güneş’imizin daha neler yapabileceğini bilmiyoruz. 1859 Carrinton Olayı’nda jeomanyetik fırtınalar bütün telgraf iletişimini çökertmişti. Bugün, böyle bir fırtınaya daha duyarlı elektrik ağımız da çökebilir. Bilim insanlarına göre bütün dünyayı etkileyen bir çökme yaşanırsa eskiye dönüşün 4-10 yıl sürebileceği belirtiliyor. Bu da insanoğlu için felaket demektir. Bu süre içinde milyon, belki milyarlarca kişi soğuk veya açlıktan ölebilir.

Güneş’in Olağanüstü Davranışlarının Kronolojisi

  • 1989: Güneş, garip bir şekilde iki lekeli patlama yaşıyor.
  • 1989: Mart 13. Solar fırtına Quebec’te elektrik ağına zarar veriyor ve 6 milyon kişi 9 saat boyunca elektriksiz kalıyor.
  • 1998: 4 Ağustos. Güneş’in yüzeyinde 100 milyon hidrojen bombasına eşit güçte bir patlama yaşanıyor.
  • 2000: 5 Şubat. Bilim insanları, Güneş’in yüzeyindeki en güçlü patlamalardan birini kaydediyor.
  • 2000: 10 Nisan. Kaydedilmiş en büyük koronal kütle fışkırması Güneş’ten atılıyor.
  • 2001: Güneş, manyetik kutuplarını değiştiriyor.
  • 2003: 18 Şubat. Bir kuyruklu yıldız geçerken koronal kütle fışkırması yaşanıyor. Bilim insanları, hala, kuyruklu yıldızın etkisini tartışıyor.
  • 2003: 28 Ekim. Kaydedilmiş en büyük solar radyasyon patlaması yaşanıyor.  Patlamanın büyüklüğü X-18.
  • 2005: Ocak 1. X2 sınıfı patlama yaşanıyor.
  • 2005: Ocak 17. X3 sınıfı patlama yaşanıyor.
  • 2005: Ocak 20. X7 sınıfı patlama yaşanıyor. Normalde bir iki günde yeryüzüne varan protonlar 30 dakikada vuruyor. NASA, “Dünya’nın ve güneş lekelerinin manyetik alanlarının geçici bir süre birleşmesi buna sebep olmuş olabilir” açıklaması yapıyor.
  • 2005: 7 Ekim. Güneş lekesi 798, X17 sınıfı patlama üretiyor.
  • 2005: 7-13 Ekim. 9 tane X sınıfı patlama daha yaşanıyor.
  • 2006: 5 Aralık. Çok güçlü bir solar patlama yaşanıyor. Patlamanın gücü kayıt eden cihazlara zarar veriyor.
  • 2009: Güneş, olağandışı bir sessizliğe giriyor.
  • 2009: 3 Temmuz. Güneş lekesi 1024 patlıyor. Yaklaşan solar patlamayı, İngiltere’deki bir ekin çemberi haber vermişti.
  • 2010: 14 Ocak. Güneş lekesi 1040, Dünya’nın 10 katı kadar büyüyor.
  • 2010: 4-6 Kasım. Güneş yüzeyinde, M sınıfı patlama yaşanıyor.