RSS

İktidar İle Ters Orantılı Rızık

Tarih: Jun 05 2012

Bismillahirrahmanirrahim.

Evet, bilmüşahede görünüyor ki, rızık, iktidar ve ihtiyar ile mâkûsen mütenasiptir. Meselâ, daha dünyaya gelmeden evvel bir yavru, rahm-ı mâderde ihtiyar ve iktidardan bütün bütün mahrum olduğu bir zamanda, ağzını kımıldatacak kadar muhtaç olmayacak bir surette rızkı veriliyor. Sonra, dünyaya geldiği vakit, iktidar ve ihtiyar yok, fakat bir derece istidadı ve bilkuvve bir hissi olduğundan, yalnız ağzını yapıştırmak kadar bir harekete ihtiyaç ile en mükemmel ve en mugaddî ve hazmı en kolay ve en lâtif bir surette ve en acip bir fıtratta, memeler musluğundan ağzına veriliyor. Sonra, iktidar ve ihtiyara bir derece alâka peydâ ettikçe, o kolay ve güzel rızık, bir derece çocuğa karşı nazlanmaya başlar. O memeler çeşmeleri kesilir, başka yerlerden rızkı gönderilir. Fakat iktidar ve ihtiyarı rızkı takip etmeye müsait olmadığı için, Rezzâk-ı Kerîm, peder ve validesinin şefkat ve merhametlerini, iktidar ve ihtiyarına yardımcı gönderiyor. Her ne vakit iktidar ve ihtiyar tekemmül eder; o vakit rızkı ona koşmaz ve koşturulmaz. Rızık yerinde durur, der: “Gel, beni ara ve bul ve al.” Demek rızık, iktidar ve ihtiyar ile mâkûsen mütenasiptir. Hattâ çok risalelerde beyan etmişiz ki, en ihtiyarsız ve iktidarsız hayvanlar daha iyi yaşıyorlar, daha iyi besleniyorlar.

(On İkinci Lem’a)

Vazife-i Ubudiyet

Tarih: May 26 2012

Ey sersem nefsim! Acaba şu vazife-i ubudiyet neticesiz midir? Ücreti az mıdır ki sana usanç veriyor? Halbuki bir adam sana birkaç para verse veyahut seni korkutsa, akşama kadar seni çalıştırır; ve fütursuz çalışırsın. Acaba bu misafirhane-i dünyada âciz ve fakir kalbine kut ve gınâ; ve elbette bir menzilin olan kabrinde gıda ve ziya; ve herhalde mahkemen olan mahşerde sened ve berat; ve ister istemez üstünden geçilecek Sırat köprüsünde nur ve burak olacak bir namaz neticesiz midir veyahut ücreti az mıdır?

Bir adam sana yüz liralık bir hediye vaad etse, yüz gün seni çalıştırır. Hulfü’l-vaad edebilir o adama itimad edersin, fütursuz işlersin. Acaba hulfü’l-vaad hakkında muhal olan bir Zât, Cennet gibi bir ücreti ve saadet-i ebediye gibi bir hediyeyi sana vaad etse, pek az bir zamanda, pek güzel bir vazifede seni istihdam etse; sen hizmet etmezsen veya isteksiz, suhre gibi veya usançla, yarım yamalak hizmetinle Onu vaadinde itham ve hediyesini istihfaf etsen, pek şiddetli bir tedibe ve dehşetli bir tâzibe müstehak olacağını düşünmüyor musun? Dünyada hapsin korkusundan en ağır işlerde fütursuz hizmet ettiğin halde, Cehennem gibi bir haps-i ebedînin havfı, en hafif ve lâtif bir hizmet için sana gayret vermiyor mu?

Ey dünyaperest nefsim! Acaba ibadetteki füturun ve namazdaki kusurun meşâgıl-i dünyeviyenin kesretinden midir veyahut derd-i maişetin meşgalesiyle vakit bulamadığından mıdır? Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki bütün vaktini ona sarf ediyorsun?

Sen istidat cihetiyle bütün hayvânâtın fevkinde olduğunu ve hayat-ı dünyeviyenin levâzımâtını tedarikte iktidar cihetiyle bir serçe kuşuna yetişemediğini biliyorsun. Bundan neden anlamıyorsun ki, vazife-i asliyen hayvan gibi çabalamak değil, belki hakikî bir insan gibi hakikî bir hayat-ı daime için sa’y etmektir?

Bununla beraber, meşâgıl-i dünyeviye dediğin, çoğu sana ait olmayan ve fuzulî bir surette karıştığın ve karıştırdığın mâlâyâni meşgalelerdir. Enelzemini bırakıp, güya binler sene ömrün var gibi, en lüzumsuz malûmatla vakit geçiriyorsun. Meselâ “Zuhal’in etrafındaki halkaların keyfiyeti nasıldır?” ve “Amerika tavukları ne kadardır?” gibi kıymetsiz şeylerle, kıymettar vaktini geçiriyorsun. Güya kozmoğrafya ilminden ve istatistikçi fenninden bir kemal alıyorsun!

Eğer desen, “Beni namazdan ve ibadetten alıkoyan ve fütur veren öyle lüzumsuz şeyler değil, belki derd-i maişetin zarurî işleridir.” Öyleyse, ben de sana derim ki: Eğer yüz kuruş bir gündelikle çalışsan, sonra biri gelse, dese ki: “Gel, on dakika kadar şurayı kaz; yüz lira kıymetinde bir pırlanta ve bir zümrüt bulacaksın.” Sen ona “Yok, gelmem. Çünkü on kuruş gündeliğimden kesilecek, nafakam azalacak” desen, ne kadar divanece bir bahane olduğunu elbette bilirsin.

Aynen onun gibi, sen şu bağında nafakan için işliyorsun. Eğer farz namazı terk etsen, bütün sa’yin semeresi, yalnız dünyevî ve ehemmiyetsiz ve bereketsiz bir nafakaya münhasır kalır. Eğer sen istirahat ve teneffüs vaktini, ruhun rahatına, kalbin teneffüsüne medar olan namaza sarf etsen, o vakit, bereketli nafaka-i dünyeviye ile beraber, senin nafaka-i uhreviyene ve zâd-ı âhiretine ehemmiyetli bir menba olan iki maden-i mânevî bulursun.

Birinci maden: Bütün bağındaki yetiştirdiğin, çiçekli olsun, meyveli olsun, her nebatın, her ağacın tesbihatından, güzel bir niyetle, bir hisse alıyorsun.

İkinci maden: Hem bu bağdan çıkan mahsulâttan kim yese-hayvan olsun, insan olsun, inek olsun, sinek olsun, müşteri olsun, hırsız olsun-sana bir sadaka hükmüne geçer. Fakat o şartla ki, sen Rezzâk-ı Hakikî namına ve izni dairesinde tasarruf etsen ve Onun malını Onun mahlûkatına veren bir tevziat memuru nazarıyla kendine baksan.

İşte, bak, namazı terk eden ne kadar büyük bir hasâret eder. Ne kadar ehemmiyetli bir serveti kaybeder. Ve sa’ye pek büyük bir şevk veren ve amelde büyük bir kuvve-i mânevî temin eden o iki neticeden ve o iki madenden mahrum kalır, iflâs eder. Hattâ ihtiyarlandıkça bahçecilikten usanır, fütur gelir. “Neme lâzım,” der. “Ben zaten dünyadan gidiyorum. Bu kadar zahmeti niçin çekeceğim?” diyecek, kendini tembelliğe atacak. Fakat evvelki adam der: “Daha ziyade ibadetle beraber sa’y-i helâle çalışacağım. Tâ kabrime daha ziyade ışık göndereceğim, âhiretime daha ziyade zahîre tedarik edeceğim.”

Elhasıl: Ey nefis! Bil ki, dünkü gün senin elinden çıktı. Yarın ise, senin elinde senet yok ki ona mâliksin. Öyleyse, hakikî ömrünü, bulunduğun gün bil; lâakal günün bir saatini, ihtiyat akçesi gibi, hakikî istikbal için teşkil olunan bir sandukça-i uhreviye olan bir mescide veya bir seccadeye at. Hem bil ki, her yeni gün, sana, hem herkese bir yeni âlemin kapısıdır. Eğer namaz kılmazsan, senin o günkü âlemin zulümatlı ve perişan bir halde gider, senin aleyhinde âlem-i misalde şehadet eder. Zira herkesin, her günde, şu âlemden bir mahsus âlemi var.

Hem o âlemin keyfiyeti, o adamın kalbine ve ameline tâbidir. Nasıl ki, aynanda görünen muhteşem bir saray, aynanın rengine bakar. Siyah ise siyah görünür; kırmızı ise kırmızı görünür. Hem onun keyfiyetine bakar. O ayna şişesi düzgünse, sarayı güzel gösterir. Düzgün değilse çirkin gösterir. En nazik şeyleri kaba gösterdiği misilli, sen kalbinle, aklınla, amelinle, gönlünle, kendi âleminin şeklini değiştirirsin. Ya aleyhinde, ya lehinde şehadet ettirebilirsin. Eğer namazı kılsan, o namazınla o âlemin Sâni-i Zülcelâline müteveccih olsan, birden, sana bakan âlemin tenevvür eder. Adeta namazın bir elektrik lâmbası ve namaza niyetin onun düğmesine dokunması gibi, o âlemin zulümâtını dağıtır ve o hercümerc-i dünyeviyedeki karma karışık perişaniyet içindeki tebeddülât ve harekât, hikmetli bir intizam ve mânidar bir kitabet-i kudret olduğunu gösterir. “Allah göklerin ve yerin nurudur.” (Nur Sûresi) Ayet-i pür-envârından bir nuru senin kalbine serper. Senin o günkü âlemini, o nurun in’ikâsıyla ışıklandırır, senin lehinde nuraniyetle şehadet ettirir.

Sakın deme, “Benim namazım nerede, şu hakikat-i namaz nerede?” Zira, bir hurma çekirdeği, bir hurma ağacı gibi, kendi ağacını tavsif eder. Fark yalnız icmal ve tafsil ile olduğu gibi; senin ve benim gibi bir âmînin-velev hissetmezse-namazı, büyük bir velînin namazı gibi şu nurdan bir hissesi var, şu hakikatten bir sırrı vardır-velev şuurun taallûk etmezse. Fakat derecâta göre inkişaf ve tenevvürü ayrı ayrıdır. Nasıl bir hurma çekirdeğinden tâ mükemmel bir hurma ağacına kadar, ne kadar merâtip bulunur. Öyle de, namazın derecatında da daha fazla meratip bulunur. Fakat bütün o merâtipte, o hakikat-i nuraniyenin esası bulunur.

(21. Söz)

Risale Ağacı

Tarih: May 08 2012

20. Yüzyılı Aydınlatan Kitaplar

Tarih: Apr 17 2012

14 Temel eserden oluşan Risale-i Nur‘lar İslam’da bilim, reform, kaza, kader, ahir zaman alemetleri ve ‘hizmet’in metodu gibi yüzlerce konuyu anlatıyor.

SÖZLER: Allah, kâinat ve insan münasebetlerinin, çağımız anlayışına hitap eden bir üslupla ve Kur’an’ın dürbünüyle anlatıldığı bir eserdir. “İnsan neden ibadete muhtaçtır; kader nedir, insan kaderinin mahkumu mudur; kainat niçin yaratıldı; Kur’an neden mucizedir?” gibi akılları hayrette bırakan soruların cevabını ve insanın imansız yaşayamayacağı gerçeğini ortaya koyan bu eser, Risale-i Nur Külliyatı’nın en mühim eserlerindendir.

MEKTUBÂT: Günümüz insanına yol gösteren mektuplar bulunmaktadır. Kainattaki sürekli faaliyetin sırrı, Tek Allah’a inanç, Hz. Peygamber’in (as) mucizeleri, İslam’da reform, milliyetçilik, oruç gibi konularda zihinleri kurcalayan suallere verilen cevaplar ile Risale-i Nur Külliyatı’nın yine önemli eserlerinden biri olarak kabul ediliyor.

LEM’ALAR: Gençlere, öğrencilere, hasta ve yaşlılara, ilim adamlarına, hanımlara daha doğru bir deyişle hepimize gerekli olan hayat ve iman prensiplerinin yer aldığı bu eserde Allah’ın varlığının kesin isbatı, Peygamberimiz’in (as) bizzat yaşayarak gösterdiği saadet yolu, aile hayatının huzur prensipleri, iman kardeşliğini pekiştiren esaslar, günahın psikolojik tahlili ve günahtan kurtuluş yolları gibi konular ele alınıyor.

ŞUÂLAR: Kainattan yaratıcısını soran bir seyyahın gözlemleri, bütün varlıkların dilinden tevhid delilleri; insanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti ve gayesi; ahirzamanda gelecek olan Deccal ve Süfyan gibi müthiş şahsiyetlerin mahiyetlerinin izahı ve bu konuda Hadis-i Şeriflerin açıklanması gibi çeşitli konuların yer aldığı bir eser.

MESNEVî-i NÛRİYE: Risale-i Nur Külliyatı’nın bir çekirdeği, insana Rabbini tanıtan yolların, nefisle mücadelesinde takip edeceği esasların, iman hakikatlerinin açıklamalarının yer aldığı, Risale-i Nur Külliyatı’nın fihristesi ve bir nevî fideliği addedilen bu eser Bediüzzaman’ın ilk eserlerinden.

İŞARÂTÜ’l İ’CÂZ: Birinci Dünya Savaşı sırasında cephede yazılan olağanüstü bir eser çağımız insanının ihtiyacı olan Kur’an’ın yepyeni yorumları, ince manaları, ilimlerin keşfiyle anlaşılan gerçekleri tesbit eden bu eser çeşitli tefsirlerde dağınık bir şekilde işlenen sırları açığa çıkaran, Kur’an’ın mucize oluşunu bütün yönleri ile anlatan, Kur’an’ın nazmındaki vecizliği ve mucizeliğini ortaya koyan orijinal bir Kur’an tefsiri.

ASÂ-YI MûSÂ: Kur’anî bir bakış açısı ile etrafımızdaki varlıkları inceleyen bir eser. Ayrıca, ibadet, gençlik, ölümden sonra diriliş ve âhiret inancı ile dünyadaki mutluluk arasındaki ilişkiler ele alınıyor.

BARLA LÂHİKASI: Risale-i Nur’un Barla’da neşre başlandığı dönemde ilk talebelerinin samimî hissiyat, kalbî ve ruhî istifadelerini dile getirdikleri mektuplar ve Bediüzzaman’ın bunlara verdiği cevapları içine alan bu eser Risale-i Nur yoluyla yapılan iman ve Kur’an hizmetinin meslek ve metodunu belirlemesi nedeniyle Nur talebeleri tarafından önemseniyor.

KASTAMONU LÂHİKASI: Nur müellifinin, Kastamonu’da talebeleri ile Nur’un inkişafı, mahiyeti, iman hizmeti, talebelerin hizmet tarzları ve din düşmanları ile mücadele şekillerini konu edinen karşılıklı mektuplardan oluşan bu eser bilhassa yazıldığı zaman itibariyle bir devrin iman ve Kur’an hizmetinin özeti ve içtimâî bir dersi.

EMİRDAĞ LÂHİKASI: Nur müellifinin, Emirdağ’daki ikameti esnasında Isparta, Kastamonu, İstanbul, Ankara ve üniversite talebeleri ile Anadolu’daki talebelerine hizmetleri ve onların suallerine cevaben yazdığı mektuplar iman ve Kur’an hizmetinin günümüzdeki toplum yönünü ortaya koyuyor.

SİKKE-İ TASDîK-I GAYBî: Kur’an-ı Kerim’in 33 âyetinin, Hazret-i Ali’nin (RA) ve Abdulkadir Geylani’nin Risale-i Nur’a gaybî işaretlerinin izahının yer aldığı bu eser Risale-i Nur Külliyatı’nın mânâ alemindeki yerini ve ehemmiyetini ortaya koyan önemli bir eserdir.

TARİHÇE-İ HAYAT: Risale-i Nur Müellifi Bediüzzaman Said Nursi’nin doğumundan vefatına kadar olan yetişme tarzını, hizmetini, gayret, cehd ve fedakarlığını sade bir üslupla ortaya koyan; Bediüzzaman’ın yazı, mektup ve müdafaalarından derlenmiş ve bizzat kendisi tarafından tashih edilmiş çok kıymetli ve önemli bir eserdir.

MÜNAZARAT: Yeni Asya Neşriyat’ın orijinal nüshasına sadık kalarak yeniden neşrettiği bu eserde hürriyet, meşrutiyet ve istibdadın tarifi, mahiyeti, neticeleri; geri kalmışlığın sebep ve çareleri; millet iradesinin hakimiyeti konu ediliyor.

MUHAKEMAT: Her cümlesi bir kaide derinliğini taşıyan eser Bediüzzaman’ın ilk eserlerinden. Müslümanların geri kalış sebepleri, bu sebeplerini gidermenin çareleri; teknik gelişmelere İslâmiyet adına karşı çıkanların durumu el alınıyor. Problemlere akli çözümler arayanlar için bulunmaz bir kaynak olan Muhakemat, mantıklı ve sağlam düşüncenin; doğru konuşup, doğru yazmanın ölçüleri gibi orjinal konuları ihtiva ediyor.

Bediüzzaman’ın Hayatından Satırbaşları

  • 1877- NURS: Said Nursi, Bitlis’in Hizan kazasının, İsparit nahiyesinin Nurs köyünde dünyaya geldi. Nurs Osmanlı’nın bir Kürt köyü idi.
  • 1886-1891: Nursi mevcut medrese müfredatında yer alan derslerden olan Arapça gramer derslerini (sarf ve nahiv) aldı. İzhar’a kadar okudu.
  • 1891-1892 – DOĞU BEYAZİD: Nursi ilk ciddi eğitimine Şehy Muhammed Celali’nin müderrisliğinde başladı. Normal uygulamanın dışına çıkmak ve reform ihtiyacını göstermek için müfredatın kalan derslerinden anahtar pasajları seçerek eğitimi üç ayda tamamladı ve diplomasını aldı.
  • 1893-1894 – BİTLİS: Bilgisini artırmak ve özellikle İslam hakkında ortaya atılan şüpheleri çürütmek için İslami ilimlere ait kırk ana kitabı iki yıl içinde ezberledi ve öğrendi.
  • 1895-1907- VAN: Nursi geleneksel dini ilimlerle modern bilimlerin beraberce öğretildiği, eğitim reformuyla ilgili fikirlerini uygulamaya koyduğu kendi medresesinin temellerini attı. Fen bilimlerine yoğunlaştı.
  • 1900: Emperyalist İngiltere’nin Kur’an’a yönelik açık tehditlerini öğrenen Nursi, yaşamını ve ilmini; ‘Kur’an’ın hakiki ilim ve ilerlemenin kaynağı olduğunu’ ispat etmeye adadı.
  • 1907- İSTANBUL: 1907 yılının sonunda Nursi, Şark Üniversitesi ve Doğu vilayetlerinin kalkındırılması için resmi destek almak niyetiyle Osmanlı başkentine geldi. Sultan Abdulhamid’e tekliflerini içeren bir dilekçe sundu. Bu onun tutuklanmasına ve kısa bir süre hapiste kalmasına neden oldu.
  • 23 Temmuz 1908: İkinci Muşrutiyet’in ilanı üzerine, Nursi hürriyet ve meşrutiyeti destekleyen konuşmalar yaparak İslam şeriatına uygunluğunu vurguladı. İttihad-ı Muhammediye’ye aktif olarak katıldı. 31 Mart olayını ta-kiben bu cemiyete üye olduğu için tutuklandı ve Divan-ı Harbi Örfi’ye çıkarıldı.
  • Eski Said Dönemi: Üstad hayatının 1921’e kadar olan bölümünü Eski Said Dönemi olarak tanımlar. Bu yıllarda Said Nursi aktivist, mücadeleci, sosyal-siyasal meşguliyetler içindedir.
  • 1910: Nursi, konuşmaları ve makalelerinin bir koleksiyonundan oluşan ilk eseri Nutuk’u yayınladı. Nursi Doğu vilayetlerindeki aşiretler arasında seyahat ederek, onları Meşrutiyet’in yararları konusunda ikna etti ve onlara Meşrutiyet’in İslam dünyasının ilerlemesi ve birliğinin temeli olacağını anlattı.
  • 1910-1911: Nursi daha güneye, Arap topraklarına inerek aynı konuları anlattı, irşad faaliyetleri yaptı.
  • 1911 İlkbaharı – ŞAM: Burada Emevi Camii’inde meşhur Şam Hutbesi’ni verdi. İslam medeniyetinin parlayacağını ve Kur’an’ın gelecekte daha yaygın olarak kabul göreceğine ilişkin tahminlerini kanıtlarla destekleyerek anlattı. Hutbe’nin metni Arapça olarak iki kez basıldı. Sonra Türkçe yayınlandı.
  • 1911- İSTANBUL: Nursi, Van’a dönmeden önce bir süre İstanbul’da kaldı ve daha önce sözü edilen eserlerinin yanısıra askeri mahkemedeki savunmasını ‘Divan-ı Harb-i Örfi’ adıyla yayınladı.
  • 1912-1913 – VAN: İstanbul’dan finansman sağlayan Nursi nihayet Van Gölü kıyısında ‘Medresetü’z Zehra’sının temellerini attı (Doğu Üniversitesi), ancak inşaatı tamamlanamadı. Van’da iken eski medresesinde eğitim vermeye devam etti.
  • 1914-1916 – SAVAŞ: Birinci Dünya Savaşı’nın patlaması üzerine Nursi orduya katıldı ve Enver Paşa tarafından ‘Alay Komutanı’ rütbesiyle doğu vilayetlerinde bir milis gücü toplama ve bu gücü yönetme görevine atandı. Talebeleriyle savaşırken bile ders vermeye devam etti. Rus işgaline karşı Pasinler savunmasında kahramanca çarpıştı.
  • 1916-1918 – RUSYA: Nursi, Bitlis’in düşmesinden sonra Ruslar tarafından esir alındı ve Volga kenarındaki Kosturma’da bir esir kampına gönderildi. 1918 yılı ilkbaharında kaçarak İstanbul’a geri döndü.
  • 1918-1922 – İSTANBUL: Nursi 20 Hazirin 1918’de İstanbul’a döndüğünde kahramanlara layık bir şekilde karşılandı. İslam’ın karşlılaştığı sorunlara ilmi çözümler aramak ve halk arasında dini ve ahlakı yüceltmek için yeni kurulan ilmi kuruluş ‘Darü’l Hikmeti’l İslamiye’ye atandı. Birçok eserini bu dönemde kaleme aldı.
  • Mart 1920: Nursi, amacı alkollü içecekler ve diğer bağımlılık türlerinin yayılmasıyla mücadele etmek olan Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin (Kızılay) kurucu üyesi oldu.
  • Mart 1920: Özerk Kürdistan konusundaki Ermeni-Kürt anlaşmasına karşı çıkan gazete makaleleri yayınladı.

Fars ve Rum Kızları

Tarih: Apr 15 2012

Risalede geçen bir hadiste: “Ne vakit size Fars ve Rum kızları hizmet etti, harbiniz dahili olacak.” deniyor. Bu konuda bilgi verebilir misiniz?

Hem, nakl-i sahih-i kat’î ile, ferman etmiş ki: “Ne vakit size Fars ve Rum kızları hizmet etti; o vakit belânız, fitneniz içinize girecek, harbiniz dahilî olacak, şerirleriniz başa geçip hayırlılar ve iyilerinize musallat olacaklar.” haber vermiş. Otuz sene sonra haber verdiği gibi çıkmış.

İslam fetihleri sayesinde İran ve Rum diyarları İslam’ın eline geçip Müslümanlarda da maddi zenginlikler ve refah seviyesi artmıştır. Fars ve Rum kızlarının hizmet etmesi, bu manaya işaret eden bir teşbihtir. Harplerin hariçten dahile geçmesi ise, Hazreti Ali (ra) döneminden başlayıp Emevi ve Abbasilerin dönemine kadar devam eden saltanat-siyaset kavgalarına ve devletin başına geçecek bazı şerli adamlara işaret ediyor. Hazreti Muaviye (ra)’in aşiretçiliğinde baskısı ile hakiki halife olan Hazreti Ali (ra)’a baş kaldırması, bu olaylar zincirinin en önemli bir tetikleyicisidir. Daha sonraki süreçlerde ise Yezid gibi şerli yöneticiler başa geçerek Hazreti Hasan (ra) ve Hazreti Hüseyin (ra) gibi salihlere musallat olmuştur.

(Sorularla Risale, 2011)