RSS

The Cosby Show, 1984

Tarih: May 28 2012

Amele Odası, Afganistan, 2002

Tarih: May 20 2012

Huzur Yuvası, 1966

Tarih: May 18 2012

Dördüncü Levent, kuruluşu itibariyle İstanbul’un en genç mahallelerinden biridir. Planlı yapılan caddelerin kenarında beyaz badanalı evler sıralanır. Geniş bahçelerle ayrılan evlerden birisi de «Huzur Yuvası»dır. Kapısında 1962 model bir Chevrolet Impala’nın bulunduğu «Huzur Yuvası»nın zilini çaldıktan pek az sonra, ses, sahne ve perde sanatçısı Zeki Müren, sizi «Huzur Yuvasına hoş geldiniz» sözleri ile karşılar.

Huzur Yuvası’nın esasını, alt kat teşkil etmektedir. Zeki Müren’in kendi eliyle dekore ettiği «Çin Salonu»na kapıdan itibaren 15 basamaklı merdivenden inilerek girilir. Çin Salonu, yere çok yakın biri büyük diğerleri küçük kırmızı koltuklardan meydana gelmiştir. Bu arada yalnız sanatçının oturduğu papatya şeklindeki bir puf, tavandan itibaren sütun halinde zeminle birleşen şöminenin önüne yerleştirilmiştir. Beyaz badanalı duvarda Çince «ilkbahar, yaz, sonbahar, kış» kelimeleri yazılmıştır. Ayrıca, geniş bir kanepenin sol başına yalnız «ilkbahar» kelimesi yazılmıştır. Burası da Zeki Müren’in oturma köşesidir.

«Bu köşeye özel iltifat neden?» diye sorduğumuz zaman da sanatçı, «Ben daima hayatımın ilkbaharında yaşamak isteyen bir insanım. Köşeme bu sözü işlettirmemi çok görmeyiniz» dedi. Şöminenin İkiye ayırdığı L şeklindeki salonun ikinci bölümü «Japon Salonu». Çok sempatik bir oda. Duvarda iki Japon kuşu resmi asılmış. Kanepe ve koltuklar gene yere yakın. Zeki Müren, «Elimde olsa bütün evimi Uzak-Şark havasına sokmak isterdim. Bilirsiniz ne kadar sessiz ve nazik insanlardır» diyerek, bu tarz dekorasyonu tercih sebebini açıkladı.

Huzur Yuvası’nın yemek salonu, bize göre normal, Zeki Müren’e göre ağır döşenmiş. Masa, sandalye ve büfeler cevizden. Duvarın göze çarpan kısmında sanatçının, «Manolyam» şarkısından kazandığı altın plak çerçevelenmiş. Üst katta, Zeki Müren’in meşhur yatak odası bulunuyor. Her taraf beyaza yakın bir pembelik içinde. Yatağın tam karşısına gelen kısımda popüler sanatçının annesinin büyük boy bir resmi asılı. Ona bakmadan, dua etmeden yatıp uyumaz ve evden çıkmazmış. Sayısız elbiseleri de mevsim mevsim bölümlere ayrılmış ve gardırobuna öyle sıralanmış.

10 yıldır Türkiye’nin en sevilen sanatçısı unvanını elinde tutan Zeki Müren’in ‘Huzur Yuvası»nda merakınızı çekecek bir sadelik göze çarpmaktadır. Diğer yıldızların aksine çok az ve sade eşyayı tercih eden sanatçı, evinin dekorasyonunu kendisi yapmış. Bununla haklı olarak öğünüyor. Güzel Sanatlar Akademisi’ni birincilikle bitiren bir dekoratör olarak evini düzenlerken, göz önünde tuttuğu hususları şöyle anlattı:

«Ben hürriyetine aşık bir insanım. Onun için canlı hayvan besleyemem. Çiçeklere gelince; yetiştikleri kırlarda daha güzel bulduğum için evimin dekorasyonunda çiçek motiflerine yer vermedim. Birkaç Çin ve Japon biblosu ile bu işi hallettim. Hiçbir zaman tozpembe göremediğim dünyayı da ancak yatak odamın pembeliğinde canlandırabiliyorum. Ağır tablolar insanı yorduğu için evime almadım. Gene aynı sebepten antika eşyayı sevmem. Çünkü yorucu bir çalışmadan sonra insanın kendi evinde gönlünü karartır»

Sanatçı yılda iki defa evinin şeklini değiştirmeyi adet edinmiş. Bu iş için her defasında tam 100 bin lira harcıyormuş. Huzur Yuvası şimdi yaz havasında. Sekiz ay sonra kışlık şekline girecek. Bu defa tüm duvarlar siyaha boyanacak, eşyalar ise kar beyazı rengini alacakmış. Zeki Müren’in evinde en kıymetli köşesi olarak şöminenin önünü kabul edebilirsiniz. Sanatçı, yalnız kaldığı zamanlar kırmızı papatya şeklindeki pufuna oturur ve hayatının muhakemesini yapar. Yemek odası. Avize, aplik ve şamdanlar. Duvarda «Manolyam» şarkısından kazandığı altın plak. Ünlü sanatçı, «Bana burası biraz ağır geliyor, siz ne dersiniz?» diye sordu. Bilhassa kahverengi ceviz kaplama masa ve büfeler ruhunu sıkıyormuş. «Hürriyetime aşığım, bu yüzden canlı hayvan besleyemem» diyor Zeki Müren. Onlara olan hayranlığını ancak Japon kuşlarına bakarak gideriyor. Japon Salonu’nda da bütün eşyalar Uzak-Şark stilinde yapılmıştır. Pembe odada evin tek insan resmi asılı: Annesinin. Gardırobunda mevsim mevsim elbiseler ayrılmış. Sayısını değil Müren, hizmetçisi Berin Hanım dahi bilmiyor. 5 yıldır şeklini muhafaza eden oda bu yıl tefriş edilecek. Ama, gene pembe renk süslemede esas tutulacakmış.

Adile Naşit’in Başköşesindeki Dram

Tarih: May 18 2012

Adile Özcan (1930 – 1987) sinema, tiyatro ve dizi oyuncusudur. Tiyatrocu bir aileden gelen Adile Naşit’in babası ünlü komedyen Komik-i Şehir Naşit, annesi de Ermeni kökenli tiyatro oyuncusu Amelya Hanım’dır. Ağabeyi Selim Naşit ve 1950’de evlendiği eşi Ziya Keskiner de tiyatro sanatçısıdır. Adile Naşit eşi Ziya Keskiner’in Temmuz 1982’deki ölümünden sonra 16 Eylül 1983 tarihinde Cemal İnce ile gizlice evlendi. Sinema dünyasında, Rıfat Ilgaz’ın ünlü eseri Hababam Sınıfı’ndan uyarlanan filmlerdeki müstahdem Hafize Ana rolü ile olduğu kadar, Münir Özkul ile karşılıklı oynadığı filmlerdeki Anne rolleriyle de ünlenen Adile Naşit 11 Aralık 1987’de doğduğu şehir olan İstanbul’da 57 yaşındayken bağırsak kanseri sonucu yaşamını yitirmiştir. 13 Aralık 1987 tarihinde Şişli Camisinde tören düzenlendi. Öğle namazının ardından Karacaahmet Mezarlığına defnedilmiştir. Adile Naşit canlandırdığı anne karakterleri nedeniyle 1985 yılında Yılın Annesi seçilmiştir.

Adile Naşit

Adile Naşit, 1950’de kendisi gibi tiyatro oyuncusu olan Ziya Keskiner ile evlendi. 1952 yılında çiftin bir çocukları dünyaya geldi. Bu sağ yanağında beni olan, güzel gözlü çocuğun adını Ahmet koydular. Ahmet ilkokul 2. sınıfa geldiğinde rahatsızlandı. Kalbinin doğuştan delik olduğu ortaya çıktı. Uzun yıllar okula gidemedi. İlkokul bitirme sınavlarını dışarıdan verdi. Ortaokul bitirme sınavlarına hazırlandığı dönemde kalp ameliyatına girdi. 1966 yılının 16 Haziran günü yapılan operasyon çok başarılı geçti derken, Ahmet fenalaşarak komaya girdi. Bir daha da uyanamadı. Adile Naşit o gün, Gazanfer Özcan-Gönül Ülkü Tiyatrosu’yla İzmir’de turnedeydi. Bu haberi aldıktan sonra bağrına taş basıp sahneye çıktı. Salondaki izleyicileri kahkahayla güldürürken, kendisinin içi cayır cayır yanıyordu. Üstelik oğlunu kaybettiği gün, kendisinin doğum günüydü. Adile Anne, bu dramı yıllarca evinin başköşesine astığı gencecik oğlu Ahmet’in resmiyle her gün yeniden yaşadı.

Adile Naşit Parkı – Çankaya – Ankara

Adile Naşit, 1982’nin Temmuz ayında, hayatının en kötü ikinci haberini yine İzmir’de aldı. 32 yıllık hayat arkadaşı Ziya Keskiner’in ölüm haberi, “Sezen Aksu Aile Gazinosu” komedisinin birinci bölüm arasında geldi. Ancak kimse kendisine ikinci bölüm öncesinde bu haberi veremedi. Adile Naşit oyunun bitiminde aldığı haberle bir kez daha yıkıldı. Kocası Ziya Keskiner, oğlu Ahmet gibi Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi. 1987’de Adile Naşit’i de yanlarına aldılar.

Adile Naşit ve 32 Yıllık Eşi Ziya Keskiner

Yavuz Bingöl ve Analar Günü

Tarih: May 16 2012

Yavuz Bingöl‘ün, ‘Anneler Günü’ nedeniyle yazdığı tweet çok büyük tepki topladı. Akıllı başlı, kültürlü bir insan, üstelik de sanatçı! Böyle bir tweet’i nasıl yazar şaşırdım. Bingöl’ün garip tweet’i şöyleydi:

Baban belki babandır ama anan anandır. Anneler Gününüz kutlu olsun. Canım anam bana saz çalmayı öğrettiği gün bağlamanın da bir canı olduğunu, eğer ona iyi davranıp konuşursam bana ses vereceğini söylemişti.

Takipçileri Bingöl’ü, “Babalarımız gerçek babamız değil mi, böyle tweet yazılır mı” diye tepki yağmuruna tuttular. Bazısı sanatçıyı provokatör olmakla suçladı. Bazısı, “Atatürk Kurtuluş Savaşı’nı kazanmasa o dediğin olurdu ama yazdıkların doğru değil” dedi. Yavuz Bingöl’ün geri adım atmaya hiç niyeti yoktu. Kendisine kızanlara, “Gerçekler acıdır, siz 3 maymunu oynamaya devam edin” şeklinde yanıt verdi. Yavuz Bingöl böyle bir gafa imza attığı için utanmalı ve herkesten özür dilemelidir. Ne demek, Baban belki babandır? Sen böyle bir sözü topluma karşı nasıl söyleyebilirsin? Bana göre Yavuz Bingöl’ün bu saygısız ve seviyesiz söyleminin sebebi, babasıyla uzun yıllardır yaşadığı problem.

Yavuz Benim Oğlum Değil

Yavuz Bingöl annesinden yıllar önce boşanan babasını hayatından silmişti. Hatta öğretmen emeklisi babası bundan 6 yıl önce gazetecilere şöyle dert yanmıştı: “Yavuz benim oğlum değil. Benim oğlum olsa kanser hastası olmuşum bakın, 10 gün önce beni aradı. 3 senedir aramayan Yavuz zannettim ki ‘Baba hasta olmuşsun geçmiş olsun’ diyecek. ‘Senin Allah belanı versin’ dedi. Böyle bir şey olur mu? Bilemiyorum neden. Ona ben her türlü yardımı ettim. İnkâr ediyor. O ne yazık ki meşhur olduktan sonra ‘Babam babalığını yapmadı’ diyor. Benim en çok zoruma giden budur. 1987 yılında parasızlıktan çocuğu yani torunum hastanede rehin kalmış. Beni aradı. ‘Parasızlıktan torunun hastanede kaldı’ dedi. Ben o zaman Gültepe adresine hemen 500 bin lira yolladım ve torunumu hastaneden çıkardım. Ama Yavuz bir günden bir güne torunumu bana el öpmeye getirmedi.”

Elin Kadınlarına Cip Alıyor

Yavuz Bingöl’ün babası Yılmaz Bingöl, oğlunu vefasızlıkla suçladı. Kanser tedavisi gördüğünü ve ömrünün sonuna yaklaştığını belirten Yılmaz Bingöl, “Yavuz masum rolünü çok iyi oynuyor. İki gecelik arkadaşlık yaptığı kadınlara kızlara cip alıyor, ben kirada oturuyorum. Ancak kendisinden bir şey istemiyorum. Yavuz dürüst ve karakterli bir çocuk ise çıkalım televizyona, yalansız belgeleriyle konuşalım” dedi.

(Mayıs 2012)