Usta Tiyatrocu Baykal Kent Huzurevinde Vefat Etti
Türk sinemasının ünlü isimlerinden Baykal Kent, Bursa‘da hayatını kaybetti. 69 yaşındaki ünlü tiyatrocunun kalp yetmezliği sebebi ile hayatını kaybettiği öğrenildi. Hababam Sınıfı ile Türkiye’nin tanıdığı ve bugüne kadar 164 filmde oynayan ünlü tiyatrocu Baykal Kent bu sabaha karşı hayatını kaybetti.
Geçtiğimiz senelerde Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne ait huzurevinde kalarak gündeme gelen Baykal Kent, bir süre önce Bursa’da ev tutmuştu. 24 Ocak tarihinde kalp yetmezliği sebebi ile Bursa Devlet Hastanesi Kardiyoloji bölümünde yoğun bakıma alınan Baykal Kent, bu sabah 07.30 sıralarında hayatını kaybetti.
BAYKAL KENT KİMDİR?

1943 de İstanbul’da doğdu. Sanat hayatına tiyatro oyunculuğu ile başladı. 1963 yılından itibaren sinema filmlerinde figüran olarak çalışmaya başladı. Sinemadaki ilk çıkışını 70’li yılların ortasında yaptı. Daha çok komedi ağırlıklı filmlerin tombul komiği olarak yer aldı. Tiyatro çalışmalarını da yine aynı yıllarda devam ettirdi. 25 yıl boyunca Ferhan Şensoy’un Orta Oyuncular kadrosunda sahneye çıktı. 1987 yılından sonra faal sinema çalışmalarını azaltan Baykal Kent, özel kanalların açılmasıyla birlikte televizyon showları ve komedi dizilerinde çalışmaya başladı.
(Şubat 2012)
Sinema Yıldızları ve Gayrimeşru Ahlak
Taçsız Kral lakaplı Türk sinema oyuncusu ve yönetmen Ayhan Işık, Ses Dergisi’nin 26 Aralık 1966 tarihli sayısında, sol fikrin ekolü olan sinemacı Yılmaz Güney hakkında şunları söylüyor:

Ayhan Işık
Arkamdan lakırdı ediyormuş. Bu yönünü beğenmedim. Aynalara ateş etmesi, müzisyen bıçaklaması, elinde tüfekle dolaşması, nikahlanmadan çocuk sahibi olması, toplumun ahlaki değerlerini sarsıcı şeyler. Ben daha dün 532 bin lira vergi ödedim. Ama hiçbir zaman üç otomobili yan yana dizip, reklam yapmadım.
Yılmaz Güney, nikahsız yaşadığı Birsen Can Ünal’dan Elif Güney Pütün isimli bir kız çocuğu sahip olmuştu. Yılmaz Güney, kızı Elif Güney’i ilk olarak doğumundan 4 gün sonra hastanede gördü, yarım saat kalıp, İzmir’deki film setine döndü, 1966.

Yılmaz Güney’in Düzen Tutmayan Evlilikleri: Yılmaz Güney her ne kadar “çirkin kral” diye anılsa da “yeşilçam”ın jönlerindendi ve birçok kadının hayalindeki erkekti. Kısa süreli birçok flörtünün yanında Yılmaz Güney ilk ciddi birlikteliğini Birsen Can Ünal ile yaşadı. Hatta bu ilişkiden bir de kızı oldu, annesi ona “Elif” ismini verse de Yılmaz Güney kızına “Güney” dedi. Herkes onların evli olduğunu sanıyordu ama nikahları yoktu, yine de Birsen Can Ünal, Can Güney olarak anılıyordu.
Can Güney ilk hamileliğini yaşarken Yılmaz Güney’in Nebahat Çehre ile ilişkisini öğrenince üzüntü ve stresten bebeğini düşürdü. Bu olay üzerine Yılmaz Güney yine eve döndü, bu arada Can Güney, Elif’e hamile kaldı. Bu birlikteliği Elif de kurtaramadı ve Can Güney altı aylık hamileyken Yılmaz Güney evi terk etti. Tehlikeli bir doğum atlatan Can Güney’i bir süre daha yalnız bırakmayan Yılmaz Güney sonunda Nebahat Çehre’yi sevdiğini söyledi ve gitti.
Film setlerinde başlayan ve “bir film gibi” diye anılan aşkın kahramanları Nebahat Çehre ve Yılmaz Güney 30 Ocak 1967 günü Hilton Oteli’ndeki törenle evlendiler. Ancak eşler arasındaki tartışmalar geçimsizliğe dönüştü ve Yılmaz Güney’in başka kadınlarla anılması da bu evliliği zora düşürdü ve 24 Nisan 1968 günü boşandılar.
Dönmenin Günahı

Ünlü şarkıcı Bülent Ersoy, 14 Nisan 1981 Salı sabahı Londra saatiyle 8.30′da İngiltere Charring Cross Hastanesi‘nde geçirdiği ameliyatla cinsiyet değiştirdi ve hayata bu kez Bülent Hanım olarak Merhaba dedi. Bülent Ersoy, ameliyatın üç gün sonrasında tamamen kendine geldiğinde, yüzünde buruk bir tebessüm vardı. Ameliyatı yapan doktoruna başucundaki hemşireye ve kendisiyle ilgilenen tüm hastane personeline teşekkürler etti, minnet borcunu tekrar tekrar dile getirdi. Yalnızlık duygularına kapıldığı sıralarda iki elini açtı ve dua etmeye başladı. Allah’a şükretti ve günahlarını affetmesini istedi.
Hastanede başarılı dönüş ameliyatını şampanya patlatarak kutlayan Ersoy, ardırdan dua ediyor.
Oysa yalnız değildi sanatçı. Hastanenin kapısında Türkiye’den gelen iki yakın arkadaşı vardı. Bu arkadaşlarından Filiz onu hastanede ziyaret eden ilk yakını oldu ve uzun süre yanında kaldı. Cuma gecesini sakin geçirmişti. Ertesi sabah kendine geldiğinde biraz sancısı vardı. Rica etti doktorlardan ve iğne yapıldı. İğneden kısa bir süre sonra ağrısı sızısı dinmişti Bülent Ersoy’un. Odasına çiçekler gelmeye, telefon da art arda çalmaya başladı. Sanatçı, kendisiyle görüşen ilk Türk gazeteciye ise şunları söyledi: “Günlerim telefon basında dua etmekle geçiyor. Tanrıma şükürler olsun. Kendimi iyi hissediyorum.” Daha önce doğum günlerini kutlamayan Bülent Hanım, Türkiye’ye döndükten sonra 9 Haziran 1981′deki 29. yaş gününde küçük bir parti verdi ve “Bu benim 1. yaş günüm” dedi.
Bülent Ersoy’un Cinsiyet Evrimi
Ersoy’un Dönüş Öyküsü
12 Eylül askeri yönetim dönemi. Bülent Ersoy en ünlü sanatçılardan biri; henüz 29 yaşında. 14.4.1981 tarihinde Londra’da Charring Cross Hastanesi’nde Opt. Peter Philip tarafından 3.5 saat süren bir operasyon sonunda Ersoy’a, erkeklik organı alınıp, yerine suni bir rahim takılıyor. Başhekim bu operasyonu ‘vajina estetiği’ olarak nitelendiriyor. Hastane koridorlarında şampanya patlatan Ersoy gazetecilere ‘10 yıl sonra sahneyi bırakacağını, sadece özel konserlere çıkacağını’ söylüyor. Hastaneden ayrılırken, Kuran-ı Kerim’i öpüyor.
24.4.1981’de Londra’dan, 5.6.1981’de de İstanbul Haseki Hastanesi’nden ‘kadın raporu’ alıyor. Raporda, Başhekim Opt. Dr. Seyfettin Basa ve Nisahiye Şefi Dr. Alaettin Yavaşça’nın imzaları bulunuyor. Bu gelişmeler öncesinde dikkat çekici bir gelişme oluyor. Ersoy’un avukatları, Fatih Adliyesi’ne başvurarak, Ersoy’un, erkekliğinin ‘kadın’ olarak nüfus kütüğüne işlenmesine ilişkin ‘cinsiyet değişikliği’ talebinde bulunuyorlar.
FATİH ADLİYESİNE BAŞVURU
Ersoy, Haseki’den raporunu aldığı gün Fatih 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde yargıç karşısına çıkıyor. Yargıç Ali İhsan Rua, tek celsede Bülent Ersoy’un ‘kadınlığını’ yasallaştırıyor bu arada ‘Erkoç’ olan soyadını da ‘Ersoy’ olarak değiştiriyor. Ersoy’u, Çetin Yıldırımakın savunuyor. Ancak aynı gün (5.6.1981) tarihinde ‘genel ahlak kurallarını bozduğu gerekçesiyle eşcinsellerin sahneye çıkması’ başta İstanbul olmak üzere bazı valiliklerce sahneye çıkması yasaklanıyor. Bir hafta sonra, bizzat Bülent Ersoy’a sahne yasağı konuyor. Bu arada Fatih Cumhuriyet Savcısı, Ersoy’un lehine çıkan kararı temyiz ediyor. Yedi ay sahnelerden uzak kalan Ersoy, 31.1.1982 gecesi intihara teşebüs ediyor. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, Ersoy’la ilgili kararı bozuyor. Kararda, cinsiyet düzeltmesi yapılabilmesi için gerekli tıbbı incelemelerin, bu arada ve x ve y kromozomlarının tespitini istiyor.
YARGITAY REDDEDİYOR
Yargıtay’ın dosyası yerel mahkemeye geldiğinde bu kez davaya Erdoğan Gökçe bakıyor. Mahkeme, Yargıtay’ın istediği tıbbi incelemeleri, ilgili sağlık kurullarından ve Adli Tıp Meclisi’nden yaptırıyor. Bu raporlar, cinsiyet düzeltmesinin yapılamayacağını gösteriyor. Bunun üzerine mahkeme davayı reddediyor. Yani mahkeme, ‘Anne karnındaki x ve y kromozonolarının sayısı ile cinsiyet oluşur’ diyor. Ersoy’un avukatları, bu kararı yeniden temyiz ederek tashih-i karar yoluna başvuruyorlar. Ancak Yargıtay başvuruyu reddediyor. Ersoy’un ‘kadınlığının tescili’ gerçekleşmeyince daha sonraki aylarda avukatları, bu kez Fatih 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne, daha sonra da Kadıköy 1. Asliye Mahkemesi’ne ‘kadınlığın’ tescili davaları açmak istiyorlarsa da yine red kararı alıyorlar. Bu süreç Ersoy’un yaşamından üç yılı alıyor. Olayla ilgili gelişmeleri izleyen bir avukat ‘Bu davaya askerlerin hiç bir müdahalesi olmamıştı, objektif bir karar verilmişti’ diyor bugün.
ÖZAL ÇÖZÜMLÜYOR
Sonrası malum. Türkiye’nin Zeki Müren’den sonra en önemli sanatısı olan Bülent Ersoy’un sahneye çıkamaması hayranlarını üzüyor. Ersoy, 8 yıl sahnelerden uzak kalıyor. Ve sorunu Turgut Özal çözüyor, ‘cinsiyet tesisini’ idari yoldan mümkün kılan bir yasa çıkartılıyor. Ersoy sahnelere dönüyor. (Yalçın Bayer, 2005)
DİVA’DAN SEMRA ÖZAL’A KÜFÜRLÜ GAF: Bülent Ersoy önceki akşam Günay Restoran’da sahne aldı. Sanatçıyı dinleyenler arasında merhum cumhurbaşkanlarımızdan Turgut Özal’ın eşi Semra Özal da vardı. Sahnede sürekli konukları ile şakalaşan Ersoy bir ara bir kadınla atıştıktan sonra şakayla karışık “Sen Konuşma O….u” dedi. Ersoy o kadının Semra Özal olduğunu öğrenince Günay’da buz gibi hava esti. Hemen Semra Özal’ın yanına giden Ersoy “Abla çok özür dilerim bilmiyordum, görmedim” dedi. Özal ise “Biliyorum görmediğini, görseydin söylemezdin” diyerek Ersoy’un özrünü kabul etti. (Şubat 2011)
Afife’nin Cenazesinde Sadece Dört Kişi Vardı
24 Temmuz 1941‘deyiz. Bir mezarlıkta, sadece 4 kişilik bir cenaze töreni var. Tiyatroculardan Behzat Butak, Sait Köknar ve küçük oğlu Ergun Köknar ile ismini bilmediğimiz bir kişi daha, iki mezar kazıcıyla birlikte tabutun başında dua ediyor.
Müslüman Türk kadınının tiyatro ile tanışmasına öncülük eden Afife Jale, oyunculuk için ailesini terketti, parasızlık çekti, şiddetli baş ağrılarını uyuşturucu ile dindirdi. Yaşamının son yıllarını geçirdiği Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde 39 yaşında öldü.
Üç-beş saat önce yaşamı Bakırköy Akıl Hastanesi‘nde noktalanan bu 39 yıllık cansız beden Afife Jale‘ye ait. Bir tiyatro oyuncusu. Ama herhangi bir değil. Modern Türk kadının varolma mücadelesinde, “kurtuluş savaşı” verenlerden bir öncü. Sanatını icra edebilmek için herşeyi göze alacak kadar kararlı. Tehditlere, aile ve polis baskısına, ağır hakaretlere aldırmadan bildiği yoldan sapmayan cesur bir kadın! Tiyatro sahnesine çıkan ilk müslüman Türk kadını olan Afife Jale, kısacık yaşamına çok şey sığdırdı. Yapayalnız bir eroinman olarak, hayata akıl hastanesinde veda etti. Onu o gün uğurlamayan kalabalıklar, verdiği mücadelenin önemini sonradan anladılar.
1000 Filmde Oynadı Bankta Donarak Can Verdi
Tarih 14 Ocak 1992. Günümüzden tam 20 yıl önce. Taksim Parkı’nda sabah temizliği yapan çöpçüler, bir bankın üzerinde donarak ölmüş dev bir adamın cesedini buldular. Soğuktan kaskatı kesilmiş bulunan bu beden bir aktöre aitti. Üstelik bine yakın filmde rol almış, fizik olarak Yeşilçam’da benzeri bulunmayan bir oyuncuya, Yadigar Ejder‘e.
Gerçek Adı Yadigar Kuzu olan Yadigar Ejder (1947-1992) Kemal Sunal’ın çoğu filminde oynamıştı.
Henüz 45 yaşındaydı. Sivaslı’ydı. Her filminde o dayak yerdi, biz gülerdik. 1000 film, dile kolay, her filmde bir yumruktan 1000 yumruk yapar. Bu sahte yumruklar Yadigar Ejder’e vız geldi, ancak kaderin sillesi kolayca yıkıverdi. 1000 film çevirmişti ama cebinde 5 parası yoktu. Kirasını ödeyemediği için, evinden çıkarılmıştı. Belli ki, o soğuk gecede sığınabilecek tek bir dost kapısı da yoktu. Taksim Parkı’ndaki bir bankta kendisini bekleyen Azrail’in kollarına uzanıverdi, çaresizce.
Bu olayın üzerinden tam tamına 20 yıl geçti. Yeşilçam bu olayın öncesinde ve sonrasında çok dram gördü. Bizi güldüren, ağlatan, kızdıran, sevindiren, tüm duygularımızı harekete geçiren birçok sinema emekçisi yaşama kahrederek veda etti. Ancak gerçek soyadıyla “Kuzu” gibi bir adam olan Yadigar’ın trajedisinin benzeri hiçbir zaman yaşanmadı.
Sinema yaşamı 1966′da Yılmaz Güney ile Nebahat Çehre’nin başrol oynadıkları Eşrefpaşalı filmiyle başlayan Yadigar Ejder hakkında bizim elimizde bile maalesef doğru dürüst bir fotoğraf yok. İnternette ve gazete arşivlerinde de kayda değer bir kaynak bulunmuyor. 1000′den fazla kez kamera karşısına geçmiş olan Yadigar’la birlikte, adeta tüm kayıtları da donmuş. Sadece Milliyet Gazetesi arşivinde, ölümünün ikinci ve dördüncü yıllarında, şair Küçük İskender yönetiminde, Veli Bar’da anma geceleri düzenlendiği haberleri bulunuyor. Hepsi o kadar.
(2012)









