RSS

Yahudi Hafızasının Unutamadığı Gemiler

Tarih: Jan 30 2012

İsrail’in kurulma sürecinde, hepsi de trajik hatıralar bırakmış birçok ‘gemi hikâyesi’ vardır. Bunları hatırlamak, Mavi Marmara’ya doğrudan bir geçiş yapmamıza yardımcı olabilir. İşte “Yahudi hafızası”nın unutamadığı başlıca gemiler:

SS Struma

12 Aralık 1941′de, Panama bayrağı taşıyan SS Struma, G.T. Gorbatenkoin’in kaptanlığında Romanya’nın Köstence kentinden demir aldığında, 269′u kadın ve çocuk, toplam 769 Romen Yahudisini taşıyordu. İstanbul Boğazı’nda motor arızası nedeniyle demir atmak zorunda kalan gemi için, İngiliz ve Türk makamlarının Boğazlar’ı kullanarak Filistin’e geçiş izni vermemekte direnmesi üzerine, gemi beklemeye alındı. Gemidekiler yemek ve su sıkıntısı yaşarken, Medeea Marcovici adındaki bir kadının İstanbul Or Hahayim Yahudi hastanesine sevk edilmesine izin verildi. Ayrıca işadamı Vehbi Koç’un girişimleriyle, günümüzün Mobil’i, o zamanın Socony-Vacuum Oil Company’sinin genel müdürü, eşi ve iki çocuğunun gemiden ayrılması sağlandı.

İngiltere SS Struma’nın Filistin’e gidişine kesinlikle izin verilmemesi gerektiğini açıklarken, Romanya da geri dönmesi halinde gemiyi kabul etmeyeceklerini duyurdu. Türkiye, İngiltere’nin baskısıyla gemiyi bekletirken, Almanya’nın ağır baskısı altında yolcuların karaya çıkmasına da engel oldu. Sarayburnu açıklarında 2,5 ay bekletilen ve motorundaki arıza giderilemeyen SS Struma, 23 Şubat 1942 günü Karadeniz’e çekilip kaderine terk edildi. Sabahın erken saatlerine kadar azgın dalgalarda sürüklenen gemi, büyük bir patlamanın ardından battı. Olayda 103′ü çocuk olmak üzere 763 kişi hayatını kaybetti. Yıllar sonra, gemiyi Sovyetler Birliği’ne ait bir denizaltının batırdığı belirlendi.

Mefkûre

Romanya Yahudilerini taşıyan bir diğer gemi de Mefkûre idi. 350 kişiyle 5 Ağustos 1944 günü Köstence limanından yol çıktığında, kendisine Bülbül ve Morina adlı iki gemi daha eşlik ediyordu. Türkiye ve Kızılhaç bandıralı Mefkûre, aynı gece yarısı bilinmeyen bir gemiden gelen ışıklarla aydınlatıldı ve kendisini tanıtamayınca gemiye ateş açıldı. Gemi kaptanı ve altı kişilik mürettebatı saldırıdan kurtulmayı başarırken, 350 yolcudan yalnızca 5′i sağ kaldı. Saldırıdan sonra batan geminin, Sovyetler Birliği’ne ait bir denizaltı tarafından torpidolandığı ortaya çıktı.

SS Exodus

Hitler’in Yahudilere karşı giriştiği kıyımdan kaçan 4500′den fazla Yahudi, 11 Temmuz 1947 günü Fransa’dan bindikleri SS Exodus gemisiyle Filistin’e yöneldiler. Ancak yolculuk izinleri yoktu. Araplara verdiği sözlerle Yahudilere verdiği sözler arasında gerilip kalan İngiltere, Filistin’de artan ‘Siyonist terör’ün de etkisiyle, gemidekilerin sahile çıkmasını engellemeye karar verdi. Kraliyet Donanması, 18 Temmuz günü Hayfa kentinin 20 mil açıklarında SS Exodus’a baskın düzenledi. Çıkan arbedede üç mülteci hayatını kaybetti, onlarcası da yaralandı. Gemidekiler daha sonra Hitler’in toplama kamplarına geri gönderildiler.

Konuyla ilgili kurulan özel BM komisyonundaki Yugoslavya delegesi, yaşananları “Yahudilerin Filistin’e yerleşmesine izin vermek için sağlanabilecek en iyi kanıt” sözleriyle özetledi. Daha sonraları İsrail Dışişleri Bakanı olan Abba Eban, SS Exodus’a düzenlenen baskını “İngiltere’nin Filistin’deki hâkimiyetinin bitişinin simgesi” olarak yorumladı.

Patria

İngilizlerin Mauritius adasına yerleştirmeyi planladığı yaklaşık 1800 Avrupa Yahudisi’ni taşıyan Patria, 1940 Kasımı’nda Filistin’in Hayfa limanına yanaştığında, Siyonist örgütlerin sabotaj girişimleriyle karşılaştı. İrgun ve Hagana örgütleri, gemiye yola çıkamayacak derecede hasar vermeyi, böylelikle yolcuları Filistin’e ‘mecburen’ kabul ettirmeyi planladılar. İrgun’un düzenlediği ilk saldırılar sonuç vermeyince, Hagana bir başarısız girişimin ardından 25 Kasım 1940 günü gemiye yerleştirdiği bombayı patlattı. Ancak patlama, hesaplanandan çok daha ağır bir sonuç verdi: Yalnızca 15 dakika içinde Hayfa limanında sulara gömülen Patria’da bombalama sırasında bulunan 1770 kişiden 260′ı öldü, 172′si de yaralandı.

Altalena

İsrail’in kuruluş sürecinde etkili olan en önemli iki yer altı örgütü Hagana ve Etzel, birbirine rakip iki oluşumdu. Hagana’nın lideri David Ben Gurion, Menachem Begin ve arkadaşlarının başına buyruk ve köktenci tavırlarından rahatsızdı. Ben Gurion, daha ‘usturuplu’ bir mücadelenin peşindeyken, Begin ve arkadaşları terörü bir yöntem olarak kullanmakta ustalaşmışlardı. Bu gergin siyasal ortamda, Etzel’in Avrupa’da kurduğu kamplarda eğitim görmüş kişileri ve dünya Yahudilerinden toplanan bağışlarla alınan silahları taşıyan Altalena gemisi, 11 Haziran 1948′de İsrail’e gitmek üzere Marsilya limanından hareket etti. Ben Gurion yönetimi Altalena’nın İsrail limanlarına demirlemesine şiddetle karşı çıkınca, iki taraf arasında müzakereler başladı. Ancak Begin ve ekibi Ben Gurion’un direktiflerini dinleyecek durumda değildi. Altalena, bütün uyarılara rağmen 21 Haziran günü Tel Aviv limanına doğru yönelince, sahile yalnızca 150 metrelik bir mesafede Ben Gurion’un emriyle batırıldı. Olayda Etzel üyesi 16 kişi hayatını kaybetti, 200 kişi de tutuklandı.

Ve geçtiğimiz yıl 31 Mayıs gecesi sabaha karşı, bütün bu ‘efsanevi’ gemiler zincirine, bambaşka bir bağlamda Mavi Marmara da eklendi. Mavi Marmara’nın “Yahudi hafızası”nda oturmakta olduğu ise bambaşka bir yazının konusu.

(Taha Kılınç, 2011)

Sukot Yahudi Bayramı

Tarih: Oct 22 2011

Rab Moşe’ye şöyle dedi: İsrail halkına de ki, yedinci ayın onbeşinci günü Çardak Bayramı başlar. Bu bayramı Rab`bin onuruna yedi gün kutlayacaksınız. İlk gün kutsal bir toplantı düzenleyecek, gündelik işlerinizi yapmayacaksınız. (Levililer)

Sinay Dağı’ndan sonra Yahudiler çöldeki uzun yolculuklarına koyuldu. Vaat Edilmiş Topraklar’a ulaşmaları 40 yıl sürecekti. İnsan, koşulları bu kadar zor olan bir ortamda nasıl bu kadar uzun süre hayatta kalabilir? Yahudiler nasıl yiyecek buldu? Güneşten korunmak için nerede barındılar? Tanrı’nın Yahudiler için bir mucize daha yapması gerekiyordu. Bu mucize, Yahudi tarihi boyunca tekrarlanacaktı: Tanrı İnayeti mucizesi.

Sukot, Yahudilerin zor koşullarda hayatta kalışını anar. Yahudiler çölde mucizevi biçimde yaşadı çünkü Tanrı onları sürekli kolladı. Yahudilerin daha sonra, koşulları çöldeki kadar kötü olan çeşitli ülkelerde, yüzyıllarca süren yolculukları sırasında da Tanrı onlara sevgisini ve himayesini gösterdi. Bu 40 yıl boyunca, Yahudiler Tora’yı aldıktan hemen sonra, Tanrı onları gökten düşen bir ekmekle besledi. Bunun adı “man” idi. Kızgın güneşten korumak için de, Yahudiler nereye giderse gitsin, onları izleyen bulutlar vardı. Yahudiler bu mucizeyi hatırlamak ister. Ancak sadece bahsetmek yerine, bir adım ileri giderler ve bunu yeniden canlandırırlar.

Bitkiler Titizlikle Seçiliyor

Sukot (Suka’nın çoğul hali) “Kulübe” demektir. Dindar Yahudiler ki en lüks villalarda oturanlar bile bu bayramda, sekiz gün boyunca yaşayacakları küçük bir kulübe inşa eder. Sıcak iklimlerde, birçok Yahudi yemeklerini suka’da yemekle kalmaz, burada uyur da. Daha soğuk ülkelerde, yemekleri suka’da yemek yeterlidir. Amaç, bir evin güvenliği yerine, zayıf bir yapıyı tercih etmektir. Bu şekilde esas korumanın Tanrı’dan geldiğini anlarsınız.

Yahudiler, Sukot’ta evlerini değiştirmekle kalmaz. Bayramın önemli bir uygulaması daha vardır. Yahudilerin dört farklı bitkiyi alması (bu bitkiler, Yahudilerin çöldeki yolculuktan sonra gidecekleri Yisrael’de yetişen türlerdir) kulübelerine girmeleri ve bitkileri her yönde sallamaları istenir. Bu dört tür:

  • Lulav, hurma ağacı dalı
  • Aravot, söğüt dalı; söğüt su kıyısında yetişen bir ağaçtır
  • Hadas, mersin ağacı dalı; çok güzel kokar.
  • Etrog, büyük bir limonu andıran bir bitki

İsrail’deki Samaritanlar Evlerinin Tavanlarını Meyvelerle Süsüleyerek Hasat Bayramı Kutluyor

Bazıları Lulav’ın insanın belkemiğini, Hadas’ın gözlerini, Aravot’un dudaklarını, Etrog’un da kalbini temsil ettiğini söyler. Bu dört türle Yahudiler, Tanrı’ya vücutlarının başlıca bölümleriyle tapma isteklerini ifade eder. Bu ritüelin dikkat çekici fikri, bu dört türün kutsanmak üzere bir araya getirilmesinin gerektiğidir. Hiçbiri dışarıda bırakılmamalıdır; hiçbir Yahudi gereksiz veya feda edilebilir görülmemelidir.

(Rabbi Benjamin Blech)

Tanrının Seçkin Kullarının Ağırlığı

Tarih: Oct 19 2011

İsrail ile Hamas’ın, esir değişimi konusunda anlaştığı bildirildi. Anlaşmaya göre 2006 yılında Hamas’ın esir aldığı İsrailli asker Gilad Şalid ve 1027 Filistinli mahkumun serbest bırakılacağı ifade edildi. (Ekim 2011)

Anlaşmaya göre 2006′da yakalanan Şalid’e Karşılık 1027 Filistinli esir serbest bırakılacak

Not: İnsan eliyle değiştirilmemiş tek kitap olan Kur’an-ı Kerim, Yahudi milletinin altın buzağıya tapınmadan ve peygamberlerini öldürmeden önce nasıl üstün bir millet kılındığını şöyle anlatıyor:

  • Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve bir zamanlar sizi cümle âleme üstün kıldığımı hatırlayın. (Bakara 47)

Hahamlar, kendi görüşleri doğrultusunda tahrif ettikleri Tevrat‘a Yahudilerin sahip oldukları üstün ırk inancınıda eklemişlerdir. Sapkın inançlarına göre yahudiler Allah’ın seçtiği ve üstün kıldığı bir kavimdir ve yeryüzü onlara aittir. Fakat Goyimler (Yahudi olmayan, insan görünümündeki hayvanlar) dünyayı haksız yere ele geçirmiştir. İşte yahuidilerin bu inançlarına olan bağlılıkları tarih boyunca diğer milletlere kin ve düşmanlık beslemesine yol açmıştır. Bu sapkın görüşe göre Rab Yehova yalnız israiloğullarını sevmektedir.

  • Ve onlardan nefret ettim. Fakat size dedim: Siz onalrın topraklarını miras olarak alacaksınız ve ben size onu mülk olarak vereceğim. Ben, sizi milletlerden ayırt eden rabbim (Levililer Bölümü 20/25)
  • Ben dedim: Siz ilahlarsınız ve hepiniz yüce olanın oğullarısınız. Kalk ey ilah! Yeryüzüne hükmet, zira milletlerin hepsine sen varis olacaksın. (Tevrat Mezmurlar Bölümü 82/6-8)
  • Siz Allahın, Rabbin oğullarısınız. Çünkü sen, Allahın, Rabbe mukaddes bir kavmisin ve Rab üzerinde olan bütün kavimlerden üstün olarak, kendine has bir kavim olmak üzere, seni seçti. (Tevrat, Tesniye Bölümü, 14/2)
  • Ve Allahın Rabb’in sana teslim edeceği bütün kavimleri  bitireceksin, gözün onlara acımayacak. (Tevrat, Tesniye Bölümü, 7/16)

Görüldüğü gibi Tevrat, yahudilerin diğer milletleri yok edeceğini söylemektedir. Siyonizm ise bu takik doğrultusunda, dünya çapında uyguladığı planlarda, uzun vadeli hedefler gütmektedir. Ekonomik ve siyasi taktiklerle diğer milletlerin kademeli bir şekilde yahudilere boyun eğmesi planlanmaktadır.

Yemen Yahudileri, 1890

Tarih: Sep 21 2011