RSS

Yoga Çakra Reiki

Tarih: Jan 25 2012

Milli Eğitim Bakanlığı‘nın, artık nereden icap ettiyse; okul öncesi ve ilköğretim okullarında, Yogaya seçmeli ders olarak yer vermesi, tartışmaları da beraberinde getirdi.
Gerek Milli Eğitim;
Bu yoga da nereden çıktı? denilerek eleştiriliyor, gerek yogacılar, birbirlerini yerden yere vuruyor! Çünkü bu işte iyi para var, iyi rant var!
Dünkü Akit’te, Yoga Akademy tarafından yapılan bir açıklamaya yer verildi.
Açıklamada denildi ki;
Bazı gazetelerde, Hinduizm ve Budizm tarikatlarına mensup sözde yoga eğitmenleri tarafından çocuklara hiçbir bilimsel dayanağı olmayan, hatta onlara fiziksel ve ruhsal olarak zarar verebilecek hareketlerin ve öğretilerin uygulatıldığını üzülerek basından izliyoruz.
Açıklamanın devamında; Türkiye’de faaliyette bulunan Hinduizm ve Budizm tarikatlarının, yogayı sadece bir paravan olarak kullandıkları da ifade edildi.
Şu hâle bakın; kendi tarikatlarımız yetmedi, şimdi de tarikat ithal ediyoruz.

SHRİ MATAJİ ve SECDE !

Hintli tarikat lideri Shiri Mataji, İtalya’da 88 yaşında öldü, 2011.

Allaha secde etmekten hicap duyan utanmazlar Shri Mataji’ye secde ediyorlar.

Yoga denilince, benim aklıma Shri Mataji adlı çam yarması kadından başkası gelmiyor. Malûm, bu kadın, Nisan 2002′de Türkiye’ye gelmiş ve o güne kadar alnı secde görmemiş sosyetik kadınlar, bu kadının ayaklarına kapanmışlar ve resmen önünde eğilip secde etmişlerdi.
Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’na; vinç ile mi, yoksa forklift ile mi indirildiği belli olmayan bu çam yarması kadın, salonda toplanan 3 bin 500 kişiyi yoga seansı ile aydınlatmıştı!
Shri Mataji adlı çam yarmasını Türkiye’ye davet eden Sağlıklı Yaşam Derneği yetkilileri, daha sonra, Kilyos’ta sadece üyelerinin katıldığı özel ayinler yapmışlar, bu ayinlerde Mataji’nin, su yüzü görmeyen ayaklarını yıkamışlar, sonra da bu ayak suyunu kana kana içmişlerdi!
Mataji’nin yaptığı şuydu:
Herkes, ellerini uzatıp, başlarının üzerinde gezdirsin, içlerindeki pozitif ve negatif enerjiyi hissetsin! Bunu yapanları tebrik ediyordu Mataji ve ekliyordu;
Artık, hepiniz aydınlandınız!
İşte bu sahtekârlıklara, işte bu üçkâğıtçılıklara, bu millet, özellikle de sosyetenin önde gelenleri avuçlar dolusu para ödüyor ve işin garibi, bazı yaşam koçlarının cinsel isteklerine boyun eğip, onlarla yatağa giriyorlar!

TELEVİZYONDAKİ ŞARLATAN !

Enerji dedim de, aklıma geldi. Birkaç ay önce, televizyonda izlemiştim.
Bioenerji uzmanı olduğunu söyleyen şarlatanın biri, ellerini bir cam kâsenin üzerinde dolaştırıyor, şimdi ne yapıyorsunuz? diye soran sunucuya; Enerjimi boşaltıyorum diye cevap veriyordu!
Enerjisini boşalttıktan sonra, almıştı çakmağı eline ve kâseye tutmuştu.
Aaa o da ne?
Kâsenin içi yanmaya başlamıştı.
Şarlatan, bioenerjisini göstermiş olmanın mutluluğu ile demişti ki;
Vücudumdan çıkan enerji, gaza dönüştü ve işte gördüğünüz gibi yandı!
Ya sonra?
O an, şarlatanın hesap edemediği bir şey oldu. Televizyon kameramanı, bu adamın, küçük bir tüpe çakmak gazı doldurduğunu, bunu da çorabının içine gizlediğini görüntüledi.
Tüpün ucunda ince bir hortum vardı. Hortum pantolondan yukarı çıkıyor, gömlekten, ceketin koluna uzanıyor ve adam hareket ettikçe de, gaz kâsenin içine boşalıyordu!
Sizin anlayacağınız;
Kâsenin içinde alev alan bioenerji filan değil, çakmak gazıydı!
Bunu niye anlattım?
İstedim ki, bu tür şarlatanlara, sahtekârlara, üçkâğıtçılara, soytarılara ve işi ırz düşmanlığına vardıran sütübozuklara aldanmayın!
Çünkü, bu işler, bazı sahtekârlar tarafından bir gelir kapısı haline getirilmiş, bazıları tarafından da kadınlarla cinsel temas aracı olarak kullanılmaya başlanmıştır!

BURSA’DAKİ ŞEYH BOZUNTUSU !

Bunun yoga veya çakra ile ilişkisine geçmeden önce Bursa’dan bir örnek vermek istiyorum. Malûm, Bursa’da Uğur Korunmaz adlı bir adam; Nitelikli cinsel saldırıda bulunmak, tarikat kurmak ve tarikatın baş mevkiinde bulunmak gibi suçlamalarla; 14 Aralık’ta Bursa 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 6 yıl hapis cezasına çarptırılmış ve hapse atılmıştı. İşte bu adam, 19 Eylül 2011′de çıkarıldığı ilk duruşmasında demişti ki;

Bunların tamamı tarikatın gerektirdiği bir usul ve çabadır! Tarikata girerken bunların hiç birinden bahsedilmez. Uzun süreli sohbetler sonunda cinsel içerikli konular kendiliğinden oluşur. Müride ibadet için verilen ve adına ‘virt’ denilen zikir içeren sözler belirli süre tekrar edilir. Ve bunu yapan kişi kendiliğinden cezbedilerek gelir. Benden badelenme ya da cinsel ilişki talep eder. Bunları kabul etmeme gibi bir tercihim olamaz!

Yuh ki, ne yuh!
Ulan, tarikat dediğin, yoldur!
Senin tuttuğun, nasıl bir yoldur ki, baştan aşağı sapıklık dolu!
Bu, ne menem tarikattır, bu ne menem şeyhliktir ki; gözün uçkurdan başka bir şey görmüyor.
İşte o müritlerden bir kadının anlattığı mide bulandırıcı olay:

Eşimin ısrarları üzerine, çocuğum ortada kalmasın, yuvam dağılmasın diye kendimi ateşe attım ve dergaha gittim. Uğur Korunmaz, bir yıl kadar sonra beni sır odasına kabul edip, badelenmem gerektiğini söyledi. Anlatırken midem bulanıyor. Sonra bana okuyup üflediği suyu içirdi. Suyu içtikten sonra hareketlerimi kontrol edemez hale geldim ve hocanın istediğini yapmak zorunda kaldım. Hem badelendim, hem cinsel ilişkiye girdim.

Hadi, bu kadın cahildir, aptaldır, saftoriktir! Peki, şeyh bozuntusu olan senin yaptığın ne? Bu yaptığın, bir fırsatçılık ve dahi sapıklık değil mi?
Allah cezanızı versin!
Sizin gibi sapıklar, sizi gibi şarlatanlar, sizin gibi soytarı ve uçkur düşkünü adamlar yüzünden, yüce dinimize alçakça saldırılar yapılıyor!
Madem kadın düşkünüsünüz, bu işe niye dini, niye tarikatı karıştırıyorsunuz?
Şu hâle bakın;
Adam, o suyun içine artık ne koyuyorsa, suyu kadınlara içiriyor, sonra da kadını uyutup iğrenç emellerine ulaşıyor!
Yuh ki, ne yuh!
Ama, durun daha bitmedi.
Tabii, kabahat sadece onlarda değil. Kabahat, biraz da kadınlarda. Ali Kalkancı’lar gibi sahtekârlar görmüş bir ülkede, bu ne cehalettir ki; dinsel işlere cinsel işlerin bulaşmayacağını bilmezler!
Söyleyin Allah aşkına;
Dinsel işlerle ilgilenen bir adamın, zina gibi cinsel sapıklıklarla ne ilgisi olabilir? Adam cinsel bir yol tutturmuşsa, yaptığı işin dinsellikle ilgisi yoktur! Dinsel bir yolda ise de; zina ve tecavüz gibi cinsel işlerle ilgisi olamaz!
Bunun, ikisi bir arada bulunmaz!
Oluyorsa, orada sapık bir emel vardır ve özellikle kadınların buralardan uzak durması gerekir!

DENİZLİ’DE BİR ÇAKRACI !

Konya Doğumlu Yaşam Koçu ve Şirket Danışmanı Tevfik Akmuslu

Yazıya, yoga ve geçen yıl ölen Shri Mataji ile başladık, bioenerji ve şeyh bozuntusu ile devam ettik. Peki, bütün bunların birbiriyle ilgisi ne? İlgisi şurada: Bütün bu şarlatanlıkların, soytarılık ve üçkâğıtçılıkların hedef kitlesinde, maalesef kadınlar var. Kimi, kadınların cahilliğinden, kimi de saftorikliğinden yararlanıp, ya paralarına göz dikiyor, ya da namuslarına!
Meselâ, Ödemiş Bozdağ’da Tevfik Akmuslu denilen bir adam varmış. Bu adam, maalesef eski bir gazeteci imiş. Herhalde gazetecilikte dikiş tutturamadığından olsa gerek, başlamış Yoga! Çakra! Hipnoz! Bioenerji! Reiki işleriyle meşgul olmaya!
Bozdağ’daki dağ evinde; Reikiler, meditasyonlar yaptırıyor ve çoğunluğu kadın olan müşterilerine Geçmiş Yaşam Terapisi uyguluyormuş!
Bütün bunları yaptırıyormuş ki;
Pozitif enerji ortaya çıksın ve kök çakra açılsın!
Peki, Reiki 1 ve Reiki 2 vücudun hangi bölgelerine uygulanıyor?
Ne ilginç değil mi;
O bölgeler, anüs ve üreme sistemini kontrol eden bölgelermiş!
Yazın Bozdağ’daki dağ evinde, kışın da Nazilli’deki bürosunda bulunan işbu Tevfik Akmuslu, kendisine gelen başörtülü müşterilerine, zaman zaman Allahtan, marifetullahtan, namaz ve oruçtan da söz ediyormuş! Onlar dindar ya, oradan giriyormuş damara!
Kadınların iddiası şu ki;
İşbu Tevfik Akmuslu, kadınlarla yaptığı özel sohbetlerde, onlara; İçinizdeki pozitif enerjinin uyanması için, kök çakranın açılması gerekir. Bunun için de cinsel ilişki kurmamız lâzım. Ancak bu şekilde marifetullaha ulaşırsınız!
Bu, sistemin bir gereğidir!
Sistem böyle çalışır! diyormuş!
Sonra?
Sonrasında, kadınlar uykuya dalar, iradeleri ellerinden alınır ve doğru yatağa!
Adam Hindistan’a gitmiş ya, hipnoz tekniğini de herhalde orada öğrenmiş!
Kadınlar diyorlar ki;
Onunla yattığımızdan, maalesef kocalarımızın haberi yok. Zaten, kimsenin yüzüne bakamıyoruz ki, kocalarımızın ve çocuklarımızın yüzüne bakabilelim.
Bu utancı yaşamış kadınlar olarak diyoruz ki, bizim yaşadığımız bu iğrençliği, diğer kadınlar yaşamasın!
Haber merkezimizden bir arkadaşımız, Tevfik Akmuslu adlı bu adamla dün temas kurdu ve kadınların iddialarını sordu kendisine.
Akmuslu; çakrayı, reikiyi ve hatta hipnozu doğruladı. Bozdağ’daki dağ evini de doğruladı.
Uzun lâfın kısası;
Bana mektup yazan Ş.Y. adlı hanımın söylediği isim ve yerlerin tamamını doğruladı!
Adalet Bakanlığı’na bağlı cezaevlerinde seminerler verdiği de, bazı üniversiteler ile Lions ve Rotary kulüplerinde konferanslar verdiği de doğru!
Bütün bunları yapmış olması umurumda değil. Belki doğru şeyler de anlatıyordur ama ben, dağ evindeki zinalarla ilgileniyorum.
Ve soruyorum Tevfik Akmuslu’ya;
Dağ evine çağırdığınız kadınları hipnozla uyutup, onlarla cinsel birliktelik kuruyor musunuz?
Bütün sorum bu!
Pardon, bir soru daha:
Kadınlarla birlikteliklerinizi kameraya alıp, onları bu seks kasetlerini açıklamakla tehdit ediyor musunuz?
Açık ve net söylüyorum:
Bu yazıma cevap gönderebilir, ya da beni mahkemeye verebilirsiniz.
Ama, şunu bilin ki; henüz bildiklerimin hepsini açıklamadım!
Şimdilik bu kadarını söylüyor ve özellikle kadınlara seslenmek istiyorum;
Sizler, bu kadar mı cahilsiniz, bu kadar mı saftoriksiniz ki; kâh Yogacılara, kâh Bioenerjicilere, kâh Çakracılar ve şeyh bozuntularına inanıp, onların iğrenç emellerine teslim olursunuz?
Bu kadar cahillik,
Bu kadar saflık olur mu?

YOGA DA NEREDEN ÇIKTI?

Milli Eğitimin En Büyük Sorunu : Atama !

Kendi önündeki sorunları dahi göremeyen ve uçuruma doğru sürüklenen bir Türk Milli Eğitim var.

Bir çift söz de, Milli Eğitim Bakanı sayın Ömer Dinçer‘e. Söyleyin Allah aşkına; Bu Yoga dersi de nereden çıktı? Hele de, ortalık şarlatanla, soytarı ve ırz düşmanlarıyla kaynarken! Çocuklara, illa bir ruhsal eğitim vermek istiyorsanız, duayı öğretin, maneviyatı öğretin! Allahı tanıtın, Allah’ı. İşte, Yogacıların, Bioenerjicilerin, Çakracıların yaptıkları ortada! Bu adamların çoğu, kadınlara musallat olmuşken, şimdi de çocuklarımızı mı ateşe atacağız? Ne olur; Vazgeçin şu Yoga saçmalığından! Ve kadınlar; Siz de uyanın şu hipnozlardan! Zira, adamların göz diktikleri sizin paralarınız ve namuslarınızdır! Tanıyın bu; Irz düşkünü sapıkları!

(Hasan Karakaya, Yeni Akit, 2012-01-24)

Televizyon Yarışmalarının Büyük Soygunu

Tarih: Jan 24 2012

Televizyonlarda yayınlanan yarışma programları çeşitli oyunlarla vatandaşları telefonlara yönlendirip büyük ekonomik kayıplara uğramasına neden oluyor. Kolay yoldan para kazanma heyecanı ile telefona sarılan vatandaşlar saatlerce telefonlarda bekletiliyor, çeşitli oyunlarla tekrar aramaları sağlanıyor ve kimi vaatler sunulup tutulmuyor. Asıl şoku ise vatandaşlar telefon faturaları gelince yaşıyor.

SAATLERCE BEKLETİLİYORLAR

Yarışmada verilen soruyu yanıtlamanın heyecanı ile telefona sarılan seyirciler, saatlerce telefonda bekletiliyor. Dakikalarca telefonda bekletilen katılımcılar asıl şoku telefon faturasını görünce yaşıyor.

Televizyon kanallarında yayınlanan programının bir süredir takibindeydim. Çok basit sorularla büyük paralar verilen bir program. Aslında böyle gösteriliyor. Bir soru için 1 saat gibi uzun bir süre bekleniyor. Ama nedense sadece 3-5 kişi yayına katılıyor. Bu durum kafama takılsa da ekranda çıkan soruları bilmek için 3 arama yaptım. Canlı yayına bağlanmak için 2 tane basit eleme sorusu soruluyor. Bu soruları doğru yanıtlıyorum ve canlı yayına bağlanacaksınız diyor. Tam bağlanacağımızda hattan düşüyoruz. Allah Allah deyip tekrar arıyorum hep aynı şey. Tabi dakika başı ücret aldığı için ve bu 2 soruyu sorana kadar yavaş işleyen bir telesekreter kaydı sayesinde her aramada bizden 5-6 liralık konuşma ücreti kesiyor. Bir de bağlanamayıp hattan düşüyoruz. Özellikle ilk telefon açıldığın ‘Tekrar tekrar arayıp şansınızı artırabilirsiniz.’diyorlar ki insanlar ‘Tüh be hattan düştük’ deyip tekrar arasınlar. Yayına bağlanan kişi sayısı çok az oluyor nedense ve bu bağlananlar da alakasız garip cevaplar veriyor.

TELEFONU KAPATIYORLAR

En hızlı tahmini yapan seyirciye para ödülü verileceği vaat edilen programlarda ikinci oyun ise saatlerce bekleyen seyircinin tekrar tekrar aramasını sağlamak.

Otomatik sesli mesajlarda bizi yanıltıyor. ‘Tuşlama tanımlanmadı’, ‘Soruyu bildiniz fakat daha hızlı olabilirdiniz’, ‘Yanıtınız anlaşılmadı tekrar deneyiniz’ gibi otomatik yanıtlar ile bizi tekrar arama yapmaya zorluyorlar. Söz konusu program arandığında matematiksel bir soru sorulmakta soru bilinse bile telefonu insanların yüzüne kapatıyorlar. Diğer bir arayışımda ise ‘Yayına bağlanıyorsunuz lütfen bekleyiniz’ denildi ancak hemen ardından telefon kapandı bu olay 4-5 defa gerçekleşti. Ben bu şekilde sinirimden 6-7 defa aradım diğer insanlarda aynı şekilde aldatılıyor. Ben hayatımda ilk kez böyle açıkça bir televizyon kanalının insanları aldattığına şahit oldum. Bu olaydan dolayı maddi manevi olarak yıkıldım.

Kapitalist düzende iş ahlakı olmaz, bir de bizim medyada.

DOĞRULAR DOĞRU DEĞİL

Diğer bir mağduriyet nedeni ise doğru yanıt kabul edilmiyor. ‘Doğru bildiğimizden şüphe eder olduk” diyen vatandaşlar acilen RTÜK’ün programlara el atmasını istedi.

İlkokul çocuklarının dahi bilebileceği kesin olduğundan emin olduğum sorunun yanıtına ‘yanlış yanıt’ denilince deliye döndüm. Bunlardan daha kötüsü, cevap doğru bile olsa otomatik sistemden ‘Bilemediniz’ sesi duyulup, telefon yarışmacının yüzüne kapanabiliyor.

(Kanal46, Ocak 2012)

Hangi Tarifeden Soyulmak İstersiniz?

Tarih: Dec 15 2011

Türkiye’de 65 milyon cep telefonu aboneliği bulunurken GSM hizmeti veren Turkcell’in 63, Avea’nın 50, Vodafone’un 46 tarifesi var. Operatörlerinin sunduğu bu farklı tarifeler tüketicinin kafasını karıştırıyor.

Müşteriler, dahil oldukları paketlere uygun hareket ettikleri halde beklenenin üzerinde faturalarla karşılaşmaktan şikâyetçi. Uzmanlar, Üst Kurul’un ‘tarifeler sadeleştirilsin‘ talebini hatırlatarak, müşterileri faturalarını ve ayrıntılarını mutlaka kontrol etmeleri yönünde uyarıyor. Mobil operatörler mevcut müşterilerini elinde tutmak ve daha çok müşteri kapmak için birçok tarife ve paket çıkarıyorlar. Ancak çıkarılan tarifelerin içeriğinde sesle beraber SMS ve internet paketlerinin olması seçim yaparken abonelerin kafasını karıştırıyor. Bilgi ve İletişim Teknolojileri Kurumu (BTK) her ne kadar sabit operatör Türk Telekom dahil, Turkcell, Avea ve Vodafone’ye tarife ve kampanyalarını sadeleştirmek için talimat verse de sorun çözülmüş değil. Yapılan bir araştırmaya göre, tüketicilerin sabit ve mobil operatörlerden en büyük beklentisi tarifelerin sadeleştirilmesi, birbirleriyle karşılaştırılabilir hale gelmesi ve bunun için kendilerine uygun teknolojik imkânların sunulması yönünde.

Araştırma şirketi Deloitte tarafından hazırlanan ‘Elektronik Haberleşme ve Eğilimler 2011′ raporu da ilginç sonuçlar içeriyor. Rapora göre Türkiye’nin önünde, önümüzdeki dönem yapılması gerekenler arasında tarife karmaşasının çözülmesi duruyor. 2010 yılında, kontörden TL’ye geçişin tüketiciler açısından bir tür tarife şeffaflığını artırsa da tarifelerin sadeleştirilmesi, birbirleriyle karşılaştırılabilir hale gelmesi ve bunun için uygun teknolojik imkânların tüketicilere sunulması önümüzdeki dönemde operatörler açısından çözülmesi gereken sorunlardan biri olarak duracak. Dünyanın pek çok ülkesinde cep telefonlarından alınan vergiler sigaradan alınandan daha yüksek. Mobil iletişim vergisinde Türkiye dünyanın en yüksek vergi oranlarının olduğu ülkelerin başında geliyor. Mobil iletişimde vergi oranları yüzde 60′lar seviyesinde olup gelişmiş pazarlarda ve Avrupa’da oranlar yüzde 5-20 aralığında. Rapora göre Türkiye’nin de hızla bu oranlara inmesi gerekiyor.

Cep Soygunu

Tarifeler müşterilere neden mi zararlıdır?

  • Geliştirilen tarifeler diğer şirketlerin elinden kurtulmak isteyen müşterileri avlamak için iyi bir fırsat yemidir.
  • Yüzlerce tarife çıkarılıyor ki, insanların kafası karışsın. Yanlış tarifeler seçilsin ve müşteri uyanana kadar cebi soyulabilsin.
  • Mevcut tarifeler sürekli değişmektedir. Yani bugün avantaj olan bir tarife yarın dezavantaj olabilmektedir.
  • Yıllarca şebekelerde aleni olarak kontör hırsızlığı yapılmadı mı? Kontörler kendi kendine mi düşüyordu yoksa?
  • Aynı mantık birkaç yüz kişiden 1′er lira alarak uyandırmak yerine, milyonlarca müşteriden 1′er kuruş alarak kar etmeyi iyi bilir.
  • Türk Telekom internete bağlanmak için telefonu şart koştu. Vatandaş mahkemeye verdi, kazandı ama vatandaş için değişen birşey olmadı. Kapatılan telefonun parası ek ücretlerle internete bindirildi. Ayrıca Telekom yetkilileri vatandaşı ikide bir rahatsız ederek 2-3 lira ek ücret karşılığında bir üst pakete geçirileceğini bildirmedi mi? Şimdiye kadar hangi tavsiyeleri vatandaşın faydasına oldu ki?

  • Günümüz kapitalist sistemi matematiksel istatistik bilimi üzerine işler. Örneğin bir bankadan tüm müşteriler aynı anda paralarını çekmediği taktirde hiçbir banka batmaz. Aynı mantıkla bir tarife yüz kişiden 10 kişiye faydalı, 90 kişiye zararlı olacaksa, bu tarifeden şirkete zarar etmez.
  • Tüm dünya krizdeyken banka ve telefon şirketlerin büyük kazançlar sağlaması haksız kazançlarının en büyük göstergesi değil midir?

Şike İndirimi ve Kesintisiz Eğitim

Tarih: Dec 12 2011

Şike yasasının kabul edilişi, bende kesintisiz eğitim yasasının TBMM’den geçişini hatırlattı.

O yasa kabul edilirken de, değişikliğe destek veren milletvekilleri, eleştirilere mantıklı bir cevap bulamıyorlardı.

İtiraz ediliyordu, kesintisiz eğitimi dayatanlara: “Niye illa kesintisiz olmasını istiyorsunuz? Zorunlu eğitim süresinin artmasını biz de isteriz. Ama 5 yıldan sonra, isteyen meslek okuluna da gidebilsin. Sizin tek derdiniz zorunlu eğitim süresinin artması ise, ha meslek okulunda olmuş, ha ilköğretimde. Ne farkeder? Bırakın, isteyen ilk 5 yılı ilköğretimde, sonraki 3 yılı da meslek okulunda okuyabilsin!”

Cevap?

Cevap veremiyordu, kesintisiz dayatmacıları.

Sanki bir yerden emir gelmişçesine, tartışmaya bile giremedikleri bir konuda, ısrarla değişiklik istiyorlardı.

Tarih 1997 Şubat Soğukları: Toplumu zoraki şekillendirmek amaçlı yapılan 28 Şubat Darbesi, dindar neslin önünü kesmek için tam bir eğitim katliamı başlattı.

Sonradan anlaşıldı, gerçekten bir yerlerden emir geldiği.

Emir gereği, kesintisizi tartışmadan çıkarmaya soyunmuşlardı.

Gece sabahlara kadar süren sözde görüşmelerle, kesintisiz yasası kabul edilmişti.

Bugün geldiğimiz noktada ise, o gün tartışma gereği bile duyulmayan, “Siz istediğiniz kadar itiraz edin, biz bu değişikliği geçireceğiz” mantığı ile verilen oyların sahipleri, hemen hemen tamamı ile, siyaset sahnesinden silindiler.

Çünkü halka anlatacakları bir gerekçeleri yoktu. Fiilen bulundukları milletvekilliği koltuğunu istismar edip, “Kimseye hesap vermek zorunda değiliz. Seçilmişiz. İstediğimizi yaparız” yaklaşımı ile “emrin gereği”ni yerine getirdiler.

Ama halk da, onların bu “hesap vermez” tutumunu unutmadı. Sandıkta gereğini yaptı.

Şimdi şike yasasında, benzer başlangıcı görüyoruz.

İtiraz ediliyor: “8 ay önce cezanın alt sınırını 5 yıl olarak düzenleyen sizsiniz. Şimdi niye 1 yıla indiriyorsunuz?”

Cevap; kem küm.

“Haydi fazla sıkıştırmayalım” diyorsunuz. “Ara formül bulalım” düşüncesi ile, “Tamam, 5 yıl çok fazla ise. 1 yıl yerine bari 2-3 yıla indirin. Cezanın bir yıl olması gerektiği, kutsal bir metinde mi yazıyor?” denildi.

Şikecilerden yine makul bir cevap yok.

“İtiraz edemeyecekleri bir yerden emir gelmiş”çesine, sus pus olmuş oturuyorlar.

Sadece birkaç isim, “Bu yasa aynen geçecek” dedi, utana sıkıla.

Niye geçecek? Hangi gerekçe ile geçecek? Daha önce niye 5 yıldı da, şimdi bir yıla inecek? Hiçbirisine, mantıklı bir izahı kenara bırakın, alelusul cevap dahi yok.

Onlarca milletvekilinden, bir-iki isim hariç, hiçbirisinin ağzını bıçak açmıyor.

Aynen kesintisiz eğitim yasasının geçmesindeki gibi.

Sadece AKParti’de değil.

CHP’de de, MHP’de de.

Şöyle aslanlar gibi çıkıp, “Bu yasa değişikliği gereklidir. Yapılması bir ihtiyaçdan kaynaklanıyor. Halkın bu değişikliğe ihtiyacı var” diyebilen bir milletvekili olmadı.

Kesintisiz eğitimde kimsenin çıkamadığı gibi.

Bakalım, kesintisiz yasasının bir yerlerden gelen emirle yapıldığı sonradan anlaşıldığı gibi. Şikede cezaları kuşa çeviren yasanın derinlerden gelen emirle olduğu, ne zaman ortaya çıkacak?

Birkaç yıl sonra, “Bizim milletvekili olarak, ne sözümüz olabilirdi ki? Emir büyük yerdendi!” itirafları yapılacak mı?

ANAYASA MAHKEMESİ ÇÖZÜM MÜ?

Şikede cezaları indiren yasanın ikinci defa aynen TBMM’de kabul edilmesi üzerine, “Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün veto hakkının kalmadığı, tek çıkış yolunun Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açmak olduğu” söylenip duruluyor.

Hayır, Anayasa Mahkemesi’nde açılacak iptal davası, mevcut davadaki sanıkların durumunu hiç etkilemez.

Yasa bugün-yarın Cumhurbaşkanı tarafından imzalanacak.İmzalanmak zorunda.

İmza ile birlikte, Cumhurbaşkanı Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açsa bile, o iptal davasının, mevcut şike dosyasına bir etkisi olmayacak.

Anayasa Mahkemesi iptal kararı verse dahi, o kararın geçmişe yürürlüğü olamayacağı için, Aziz Yıldırım ve taifesi, “bir yerlerden gelen emirle çıkarılan şike yasası değişikliği”nden yararlanacak.

Dolayısı ile, artık yasa onaylanmadan da, AzizYıldırım ve taifesinin sembolik cezalarla bu işten sıyrılacaklarına, kesin gözüyle bakabiliriz.

YA HAKİMLER İNSİYATİFİ ELE ALIRSA?

Ama şunu da hatırlatalım. Hakimler insiyatifi ele alırlarsa. Eylemin şike değil, nitelikli dolandırıcılık olduğu kanaatine varırlarsa. “Emirle yapılan gerekçesiz yasa değişikliklerinin, normal hayatta karşılığı olmayacağı” gerçeğini, yasama organına göstermiş olurlar.

Çünkü mahkeme, iddianame ile bağlı değil.

Şike olarak gösterilen eylemlerin, birilerinin lehine “trilyonluk parasal avantajlar” ve birilerinin aleyhine de “trilyonluk dezavantajlar” oluşturduğu gerçeğini dikkate alarak “nitelikli dolandırıcılık” kapsamında kabul edebilir.

İşte o zaman, “emirle hareket edenler” derslerini almış olurlar!

(Ali Karahasanoğlu, Yeni Akit, 2011-12-12)

Koyu fanatik fenerli olan başbakan Tayyip Erdoğan’ın, hasta yatağından partililere emir vererek cumhurbaşkanlığından geri dönen şika yasasını çıkartmak istemesi ve adı şilah kaçakçılığı gibi kirli işlere bulaşan Aziz Yıldırım‘ı kurtarmak istemesi, AKP’nin Adaleti nerede kaldı? sorusunu akıllara getiriyor!

***

AZİZ’İ KURTARMA OPERASYONU

Değerli Habervaktim okuyucuları, gündemdeki bir diğer konu ise “şike yasası”nda yapılan değişiklik.

Daha 8 ay önce Aziz Yıldırım’ın da büyük gayretiyle çıkan şikeye ceza getiren yasada değişiklik yapılarak, hapis cezası 5 yıldan 1 yıla çekildi.

Geçen 8 ay içinde şike soruşturması başlamış.

Aziz Yıldırım ve başka bazı isimler tutuklanmışlardı.

İddianame hazırlık aşamasında.

Üzerinden soruşturma yürütülen yasada değişiklik yapılıyor ve hapis cezası kuşa çevriliyor.

Bunun adı “göz göre göre Aziz’i kurtarma operasyonu”dur.

Medyanın kişiye özel bu yasaya sessizliği dikkat çekici.

Hürriyet’i, Milliyet’i, Vatan’ı anlıyorum da.

Muhafazakar gazetelerimizin de üç maymunu oynamaları zoruma gidiyor açıkçası.

Ama Allah’tan Akit var.

“Allah razı olsun” yönetiminden.

Muhafazakar gazetelerimizin içinde bir tek Akit bu açık haksızlığa karşı sesini yükseltiyor.

AK Parti iktidarını yapılan bu yanlışta açık açık uyarıyor kaç gündür.

Hukukçu Yazarı Ali Karahasanoğlu, kaç gündür yazıyor.

Karahasanoğlu’nun ifadesiyle, Aziz Yıldırım ve arkadaşlarının tahliyesi ile, “yasama organı, yargı yerine geçip, hazırlık aşamasındaki bir dosyada ilk defa, tutuklu tahliye etmiş” olacak.

Bir koyun çalmanın cezası asgari 3 yıldan 7 yıla kadar hapis!

Mevcut bir malı almak hırsızlık da. Şike ile bir maç sonrasında elde edileceği muhtemel trilyonları kapmak hırsızlık değil mi?

Trilyonlarla ifade edilen bir gelirin bir başka takım yerine, şike yapan takımın kasasına girmesinin cezası, bu yasa ile 5 yıldan 1 yıla indirildi.

Yasa şimdi Köşk’te, Cumhurbaşkanı’nın önünde.

Veto hakkını kullanarak, “Aziz’i kurtarma operasyonu”na dur diyebilir.

Bunu da bekleyip göreceğiz.

(Habervaktim, Aralık 2011)

Titan Zinciri Halkaları Aftan Yararlandı

Tarih: Dec 03 2011

Titancılar’ olarak bilinen ve 143 kişiyi dolandırmak suçundan 25′er yıl hapis cezasına çarptırılan Kenan Şeranoğlu, babası Fevzi Barbaros Şeranoğlu, Serdal Güldal ve Ahmet Hakan Baz, 10 yıl cezaevinde yattıktan sonra tahliye oldu.

Almanya’da kuaförlük yapan Hakan Kenan Şeranoğlu, arkadaşı Vahit Gülal’la birlikte İzmir’e giderek oluşturduğu Titan saadet zinciriyle, 30 bin üyeden yaklaşık 8.6 milyon YTL toplamıştı. Şeranoğlu’nun İzmir’de gerçekleştirdiği gösterişli doğum gününün basına yansımasıyla zincir Eylül 1997′de açığa çıktı. Şeranoğlu’nun topladığı paraların büyük bölümünü yurtdışında bankalara yatırdığı belirlendi. Şeranoğlu, babası ve Titan yöneticisi 12 kişi tutuklandı. 29 Mayıs 1998′de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, yalan beyanda bulunarak 152 kişiden toplam 372 bin 400′er mark (o dönem Almanya avroya geçmemişti) dolandırdıkları gerekçesiyle Titan’ın kurucuları Kenan Şeranoğlu ve babası Barbaros Şeranoğlu başta olmak üzere 11 sanık hakkında 456′şar yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açtı. 5 Mayıs 2000′de Şeranoğlu’nun 77 yıl 10 ay hapis, 22 milyar 798 milyon 311 bin 569 lira ağır para cezasına çarptırıldı. “Şahsi hürriyeti bağlayıcı muvakkat cezaların birleştirilmesi halinde tatbik edilecek ceza, hapiste 25 yılı geçmez” hükmü gereğince Şeranoğlu ve üç kişinin 25 yıl hapiste kalacağı belirtildi.

Ancak Şartlı Salıverme ve Cezaların Ertelenmesine İlişkin Yasadan yararlanan Kenan Şeranoğlu, babası Fevzi Barbaros Şeranoğlu ile Serdal Güldal ve Ahmet Hakan Baz, Eskişehir H Tipi Kapalı Cezaevi’nden dün tahliye edildi. Titancıları, cezaevi çıkışında İstanbul’dan gelen yakınları karşıladı. Bedelli askerlik yaptıktan sonra yurtdışına çıkmadığı gerekçesiyle Beyoğlu Askerlik Şubesi’nin tebligat çıkardığı Kenan Şeranoğlu Eskişehir Askerlik Şubesi’ne götürüldü. Yazışmaların ardından Şeranoğlu serbest bırakıldı. Şeranoğlu’nun yurtdışına çıkmaması nedeniyle bedelli askerliğinin yanabileceği belirtildi.

Sistem nasıl işliyordu?

Titan saadet zinciri olara bilinen ve birçok kişinin dolandırılmasına yol açan sistem şöyle işliyordu: Titan toplantılarına davetle gidiliyordu. Konuyu ‘Titan üyeleri dışında hiç kimseyle konuşmayacağınıza, aksi takdirde 5 bin markı ödemeyi kabul ettiğinizi’ belirten bir gizlilik belgesi imzalanıyordu. 2 bin 450 mark ödeyerek Titan’a dahil olunuyordu. İlk iki üyeyi götüren kişi lider konumuna yükseliyor ve götürdüğü üyelerden 300′er mark alıyordu. Üçüncü kişiyi sisteme üye yaptığında grup lideri olan kişi 1000 mark kazanıyordu. Ayrıca liderin getirdiği her üye için 700 mark alınıyordu. Yatırılan paranın 50 markı Titan’a gidiyordu.

Cezaevinde Bile İyi Yemiş

Dolandırıcılık suçundan 10 yıl cezaevinde yatan Titancı Kenan Şeranoğlu’nun cezaevindeyken fazla kilolarından rahatsız olup midesine kelepçe taktırdığı ortaya çıktı.. Titan Saadet Zinciri’nin kurucusu Kenan Şeranoğlu, dolandırıcılık suçundan cezaevine düşmeden önce düzenlediği şaşaalı doğum günü partisiyle dikkatleri üzerine toplamıştı. Doğum günü görüntüleri uzun süre gündemi meşgul eden Şeranoğlu’nun 140 kiloluk hali ve elinde şampanya ile göbeğini salladığı danslar da unutulmazdı! Cezaevine 140 kilo olarak giren; 10 yıl sonra 70 kilo çıkan Şeranoğlu’nun bu yeni hali dün Günaydın’ın haberi seyesinde herkesin merak konusu oldu. Geçen şubat tahliye olan Şeranoğlu’nun 70 kilo vermesinin sırrının midesine taktırdığı kelepçe olduğu ortaya çıktı. Cezaevindeki son aylarında aşırı kilolarının sağlığını tehdit etmesiyle Adalet Bakanlığı’ndan izin alarak midesine kelepçe taktıran Şeranoğlu cezaevinden çıktıktan sonra da kelepçe diyetine devam etmiş.

(Radikal, 2008)