RSS

1 Liralık Banka Borcu 28 Bin Lira Oldu

Tarih: Jun 06 2012

Yozgat’ın Şefaatli ilçesinde çiftçilik yapan Bekir Kara, aldığı traktörden dolayı kullandığı 3 bin 500 TL’lik kredi karşılığında bankaya 5 bin 200 TL borç ödedi. Borcunun 1 TL’sinin unutulduğunu belirten Kara, bankanın bu 1 TL için kendisinden 4 yıl sonra 28 bin TL istediğini söyledi. Kara, konunun 40 celsedir mahkemede olduğunu belirtti.

Ziraat Bankası Şefaatli Şubesi’nden 1997 yılında 3 bin 500 TL kredi kullanarak traktör satın alan ve 2003 yılında borcunu ödeyen Bekir Kara’ya (78), 2007 yılında bankadan gelen tebligatta 1 lira borcunun kaldığı bunun da faiziyle birlikte 28 bin TL olduğu bildirildi. Borca itiraz eden babası Bekir Kara’nın 2010 yılında vefat ettiğini belirten Fatih Kara (38), şimdi de sorunla kendisinin uğraştığını söyledi.

Fatih Kara, yaşadıklarını sorunun, babasının 1997 yılında aldıkları traktör için Ziraat Bankası Şefaatli Şubesi’nden 3 bin 500 lira kredi kullanması ile başlatığını belirtti. Kredi borcu zamanında ödeyemediklerini, bu yüzden 2004 yılında bankanın icra işlemi başlatmasının ardından o tarihte bankaya giderek toplam 5 bin 200 TL’yi ödeyerek borçlarını kapattıklarını ifade eden Kara, bundan sonra olanları şöyle anlattı:

Bankaya traktör için 5 bin 200 TL ödedik. Biz ödediğimiz bu para ile toplam borcumuzu kapattığımızı zannetmişiz. Ama bizim bankaya borcumuz 5 bin 201 TL imiş. Banka ödenmeyen 1 lira için aradan geçen 4 yıl sonra faiziyle birlikte 28 bin TL olarak icra işlemi başlattı. Biz de bunun yasal olmadığını düşündüğümüzden itiraz ettik. Banka da bizi mahkemeye verdi. Mahkeme 4 yıl sürdü. Davayı biz kazandık. Daha sonra banka kararı temyize gönderdi ve yeniden mahkeme süreci başladı. O mahkeme sürecinde babam rahmetli oldu. Biz de davayı takip edemedik. Bu yüzünden de davayı kaybettik. Mahkeme 4 bin 999 lirası faiz, 1 lirası da ana parası ödesin diye karar vermiş. Biz onu kabul ettik ödeyecektik. Fakat banka tekrar anaparası 1 lira olan bu borcu, 28 bin TL olarak bize ödeme emri gönderdi. İpotekleri satışa çıkaracağını, traktörü satacağını bildirir şeklinde yazı gönderdi. Biz bu kadar borcumuz olmadığı yönünde tekrar itiraz ettik. Şu anda yeniden mahkeme olacağız. Kim kazanır bilmiyoruz.

Devlet yetkililerinden kendilerine yardımcı olmalarını isteyen Kara, bankanın 1 lira olan borcu 4 yılda 28 bin TL’ye nasıl yükselttiğini merak ettiğini belirtti. Kara, “Bizim avukat tutmaya gücümüz yok. Karşındaki devlet bankası biz onlarla mücadele edemeyiz. Biz kendi imkanlarımızla mücadele ediyoruz ve onu da kaybediyoruz. Bir duruşmaya gelmediğin zaman karar çıkıyor. Her zaman da her duruşmaya gelemiyorsun. Bizim bu duruşma 40 celse civarında sürdü ve hala devam ediyor. Devlet büyüklerimizden bu konuyla ilgilenmelerini istiyoruz. 1 liranın, 28 bin TL olduğunu Türkiye’de matematik uzmanı izah edecek bir kişi varsa bunu izah etmesini istiyoruz.” çağrısında bulundu.

Ziraat Bankası Şefaatli Şubesi Müdürü Osman Morgül ise telefonda yaptığı açıklamada, konudan haberdar olduğunu söyledi. Morgül, “Mahkeme Bekir Kara’nın 4 bin 999 TL ödemesi yönünde bizim lehimize karar verdi. Fakat bankamız alacağının neden hepsini almasın ki, bu bankamızın en doğal hakkıdır.” iddiasında bulundu. Banka Müdürü, şu anda Kara ailesinin de karara itiraz ettiğini ve davanın sürdüğünü sözlerine ekledi.

(Haziran 2012)

Vakıf Mallarına El Uzatanlara Lânet

Tarih: May 24 2012

Yakın tarihimizde muazzam miktarda vakıf taşınmazı yok olmuştur, yok edilmiştir. Hayır işleri için vakf edilmiş olan nice arazi kapanın elinde kalmıştır.
Dünya adaleti bunların hesabını sormamıştır, soramamıştır. Peki bu vakıf yağmasının ve soygununu dosyaları kapanmış mıdır?
Hayır!
İlahî adalet bunların hesabını hem dünyada, hem âhiretteki Mahkeme-i Kübra‘da soracaktır.
Vakfedilen malların vakfiyelerinde lanet şartı vardır. Mesela, Cennetmekan Fatih Sultan Mehmed Han hazretleri, Ayasofya Cami-i Kebiri vakfiyesine “Benim bu camimin vakfını bozanların üzerine Allahın, insanların, meleklerin laneti olsun” mealinde bir cümle koydurtmuştur.
Bu lanet Türkiye’nin tepesinde, çürük bir ipe bağlanmış keskin bir kılıç gibi sallanmaktadır.
Vakıf lanetleri devleti, ülkeyi, halkı çepeçevre sarmıştır.
Yakın tarihimizde vakıflar hukuku ayaklar altına alınmıştır.
Camiler satılmıştır.
Mescitler satılmıştır.
Medreseler, taş mektepler, imaretler satılmıştır.
Nice hayrat vakfı yıkılmıştır.
On binlerce camimizdeki kıymetli eski antika halı ve kilimler yok edilmiştir.
Türbelerdeki bazı kıymetli eşya yok olmuştur.
Ok Meydanı’ndaki vakıf arazine ne oldu?
İstanbul vilayet binası yakınındaki Gümüşhânevî dergâhı (Fatma Sultan Camii) hiç gerekmediği halde yıktırılmıştır.
Yeri boş duruyor, Karaköy’de, Sultan Abdülhamid Han’ın ser-mimarı Raimondo d’Aranco’ya yaptırtmış olduğu caminin yerinde yeller esiyor.
Vakıf mallarına, vakıf arazilerine göz dikenler, dünyada rezil ve rüsvay olur.
Vakıf mallarından elde ettikleri servetler, zenginlikler onlara bela olur.
Lanetler peşlerini bırakmaz.
Lanetin ne korkunç bir şey olduğunu bilmeyenler, bilen hocalara sorsunlar.

(M. Şevket Eygi, 2012-05-19)

Deniz Kuvvetleri’nde Alengirli İşler

Tarih: Apr 29 2012

Başta Deniz Kuvvetleri olmak üzere yolsuzluk iddiaları ortaya saçılmış durumda. Vatan millet sakarya meselelerin asker sivil parantezinde tartışabiliriz. Bir soruşturmadan bir diğer soruşturmaya, bir davadan bir başka davaya askeriyenin içindeki darbe teşebbüslerini konuşup duruyoruz. Bunu yaparken genelde olayın siyasi yönünü ele alıp tartışıyoruz. Bu konuşmalar sırasında askeriyemizin içinde olan ve üstü örtülen çok önemli br konuyu her seferinde es geçiyoruz. Oysa bu konunun öyle vatanla milletle, ulvi değerlerle, hatta laiklikle bile ilgisi yok.

Siz deyin yolsuzluk ben diyeyim hırsızlık, askeriyemizi kene gibi kemiren önemli bir hastalığın var olduğunu da artık anlıyoruz. Türkiye bütçesinin en büyük harcama kalemi savunma giderlerinden oluşuyor. Bu harcamayı askerler yapıyor, askerler denetliyor. Siviller yasal olarak ‘Bu paraları nereye ve nasıl harcadınız?’ sorusunu soramıyor, denetleyemiyor. Emir komuta zincirinin bir halkası olan askeri hâkimlere ve savcılara iş düşse de sistem öylesine ellerini kollarını bağlamış ki pek çok yolsuzluk ve hırsızlık soruşturması ya hiç açılmıyor ya da açılsa bile hemen kapatılıyor. Bunun en somut örneğini yakın zamanda çıkan iki ayrı kitapta görüyoruz. İlkini bu köşede birkaç defa daha yazmıştım, Emekli Koramiral Atilla Kıyat ‘Üç Yıldız Bir Penaltı’ kitabında bu yolsuzlukları dile getiriyordu. İkincisini ise emekli Oramiral Özden Örnek’e ait olduğu iddia edilen günlüklerden oluşan, Alper Görmüş’ün yayımladığı İmaj ve Hakikat kitabında okuyoruz. Deniz Kuvvetleri’nin bu iki üst düzey komutanı da ordu içinde büyük yolsuzluk dosyalarından ve bunların üzerinin örtülmesinden yakınıyor. Gereksiz gemi alımları, ihaleye fesat karıştıran müteahhitler, askerlerin arasında oluşturulan rüşvet ağı, emir komuta zinciri içinde üzeri itina ile örtülen dosyalar. Daha neler var neler.

Durum öyle bir noktaya gelmiş ki kimi işadamları ordunun içindeki atamalara bile müdahale edebiliyorlar. Kulis yapıyor, kendi istediği komutanların işin başına geçmemesi için dedikodu çıkartıp iftira bile atabiliyorlar. Okuduğumuz bu ciddi iddiaları konuşamıyoruz. Savcılar görmüyor, siyasiler görmezden geliyor. Ordunun içindeki bu iddiaları konuşmanın orduyu zayıflatacağından korkuluyor. Anlayacağınız eski dönem alışkanlıkları devam ediyor! Bu tür yanlış alışkanlıklar orduyu kene gibi kemiren hırsızlara görünmeyen bir koruma kalkanı sağlıyor. Savcıların ve siyasetçilerin görmezden geldiği bu iki kitap bize bu ülkenin en büyük harcama kalemi olan savunma harcamalarındaki yasal boşlukları bir kez daha hatırlatıyor. Harcamaların sivil denetim altına alınması gerektiğini fısıldıyor. Başta Deniz Kuvvetleri olmak üzere yolsuzluk iddiaları ortaya saçılmış durumda. Vatan millet sakarya meselelerini asker sivil parantezinde tartışabiliriz. Hırsızlığın ise tartışılacak hiçbir yanı yok. Sivil de olsa asker de olsa hırsız hırsızdır. Sivil hayatta hırsızlık adi bir suçtur, askeriyenin içindeki hırsızlık ise vatana ihanettir.

(Cüneyt Özdemir, Nisan 2012)

Sanal Kumar’da Bir Şok Daha

Tarih: Apr 24 2012

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in Aydın Doğan, Mehmet Emin Karamehmet, Ferit Şahenk ve Şansal Büyüka’nın sahip olduğu sanal kumar şirketlerine kesilen 1.7 milyar TL (Katrilyon) tutarındaki cezayı ani bir kararla iptal etmesi skandalında şok üstüne şok. Habervaktim sanal kumarcıların bilirkişisini tespit etti. Meğer, sanal kumarcıların düzeltme talebi üzerine Maliye Bakanlığı da aynı bilirkişinin görüşüne başvurmuş. Yani Maliye, cezanın yerinde olup olmadığını, sanal kumarcılara “bu ceza haksız” diye görüş bildiren bilirkişiye sormuş. Bakanlık ardından da mahkemeye sunduğu savunmanın tersini yaparak, 1.7 Milyar TL (Katrilyon) tutarındaki kumar cezasını silmiş.

SKANDALI AKİT ORTAYA ÇIKARDI

Türkiye’nin en zenginleri arasında yer alan medya patronları Aydın Doğan, Mehmet Emin Karamehmet ve Ferit Şahenk ile ünlü spor yorumcusu Şansal Büyüka’nın internet ortamında kumar oynattıkları; kurdukları sanal bayilerle ilgili yükümlülükleri yerine getirmedikleri için idari para cezasına çarptırıldıkları ortaya çıkmıştı. Show TV ile Akşam gazetesinin de sahibi olan Mehmet Emin Karamehmet Grubu bünyesindeki Turktell Bilişim Servisleri A.Ş.’ye ait bilyoner.com’a 997 bin 965 TL, medya patronu Aydın Doğan’ın sahibi olduğu Doğan İletişim Elektronik Servis Hizmetleri ve Yayıncılık A.Ş.’ye ait nesine.com’a 464 bin 244 TL, NTV’nin sahibi olan ve Star TV’yi alarak medya ağını genişleten Ferit Şahenk’in başında olduğu Doğuş Yayın Grubu A.Ş.’ye ait oley.com’a 158 bin 537 TL ve ünlü spor yorumcusu Şansal Büyüka’nın ailesine ait misli.com’a 128 bin 652 TL para cezası kesilmişti. Maliye Bakanlığı’nın, şok bir kararla, internet üzerinden mevzuatlara aykırı bir şekilde sanal kumar oynatan bu kuruluşlara yönelik kestiği toplam 1.7 milyar TL (Katrilyon) cezayı idari bir tasarrufla kaldırdığını da Akit ortaya çıkarmıştı.

MALİYE MAHKEMEDE, CEZAYI SAVUNDU

Habervaktim, skandalla ilgili yeni şok bilgilere ulaştı. Bilindiği gibi, sanal kumarcılara kesilen cezalara karşı şirketler dava açmıştı. Açılan bu davalara karşı Maliye Bakanlığı’nın savunmaları mahkemeye intikal etti. Maliye’nin cezaların gerekçelerini ve haklılığını savunduğu öğrenildi. Maliye Bakanlığı 15 gün gibi kısa bir süre sonra ise cezaları kaldırdığına dair yeni bir yazıyı aynı mahkemelere gönderdi. Maliye’nin 15 günde görüşlerini tam tersi yönde neden değiştirdiği öğrenilemedi. Maliye Bakanlığı Akit’in haberi üzerine 17 Nisan günü konuyla ilgili internet sitesinden bir açıklama yapmıştı. Açıklamada özetle, sanal kumarcılara kesilen cezaların kaldırılmasının gerekçeleri sayılıyordu. Bakanlık açıklamasında ceza alan şirketlerin mahkemeye gittiğini belirtiyor. Ancak açıklamada, Maliye Bakanlığı mahkemelere gönderdiği savunmalara nedense değinmiyor.

ŞİRKETLE AYNI BİLİRKİŞİDEN GÖRÜŞ

Maliye açıklamasında, sanal kumarcıların hem dava yoluna gittikleri hem de bakanlıktan konunun yeniden değerlendirilmesini talep ettikleri ve bunun üzerine Gazi Üniversitesi’nden görüş talep edildiği ifade ediliyordu. Bu durum yeni bir skandalı ortaya çıkardı. Maliye’nin görüş aldığı bilirkişilerin, kumar şirketlerinin dava açarken görüş aldığı bilirkişilerle aynı olduğu öğrenildi. Böylelikle Maliye’nin cezaları geri çekerken, kendisini dava eden şirketlerin Gazi Üniversitesi’ndeki bilirkişilerinden görüş aldığı ortaya çıkmış oldu. Uzmanlar, şirketlerin bilirkişileriyle Maliye Bakanlığı’nın bilirkişisinin aynı olmasının suç olduğunu belirtiyorlar.

Maliye’nin açıklamasında Başhukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü’nün de cezaların kaldırılması gerektiğini ifade ettikleri belirtiliyordu. Ancak üst düzey bir BAHUM yetkilisi Habervaktim’e yaptığı açıklamada, verilen görüşün iyice irdelenmesi halinde BAHUM’un, cezaların yerindeliğini açıkça ortaya koyduğunu, Maliye Bakanlığı tarafından ceza verilerek doğru bir işlem yapıldığının vurgulandığını söyledi. Aynı yetkili Maliye’nin tıpkı açıklaması gibi BAHUM tarafından verilen görüşü de internet sitesine koyması gerektiğini belirtti.

CEZADA ÇİFTE STANDART İTİRAFI

Maliye’nin bu açıklaması ayrıca, ceza uygulamasında çifte standart uygulandığının itirafı niteliğinde. Açıklamada, kendilerine yirmibin ve üzeri ikramiye ödemesi yapılan işlemlerle kimlik tespit işlemi yapılmayanların cezalarının kaldırılmadığı ancak sürekli iş ilişkisi içerisinde olanların cezalarının ise kaldırıldığı bildiriliyordu. Yani ayrı ayrı sanal bahisçilerin sitesinden üye olup kumar oynayanlardan, birinin işlemleri 20.000 TL’nin altında, birininki ise 20.000 TL’nin üstünde ise durum farklılaşıyor. 20.000’in üstündekilere ilişkin kimlik tespiti cezalarına ilişkin bir işlem yapılmazken; (bu toplam 2 milyonluk bir cezaya tekabül ediyor) 20.000’in altındakilere ilişkin kimlik tespiti cezaları ise kaldırılıyor ki bu da 1.7 Milyar TL’ye (Katrilyon) yakın bir paraya tekabül ediyor.

KUMARIN ÇAPINA GÖRE

Yani her iki durumda da aynı kimlik tespiti işlemleri yapılmışken kumarın çapına göre birine ceza kesilirken birine ceza kesilmemiş oluyor. Büyük oynayan az olduğu için bunlara ceza verilirken, küçük oynayan çok olduğu için bunlara ceza verilmeyerek, 1.7 Milyar TL (Katrilyon) olması gereken(ilk kesilen miktar) ceza 2 Milyon TL’ye düşürüldü. Bu durumun ilgili kanuna ve eşitlik ilkesine aykırı bir durum oluşturduğu ifade ediliyor. Yine Maliye Bakanlığı açıklamasından tüm işlemlerde hiçbir şekilde aslında kimlik tespiti yapılmadığı; sanal bahisçileri kurtarmak için mevzuatın hiçe sayılarak işlem yapıldığı ve bunun için de değerli bilirkişilerin kullanıldığı sonucu çıkıyor.

BANKALARA GÜN DOĞDU

Öte yandan, sanal bahisçilere kesilen cezaların kaldırılmasına ilişkin Maliye Bakanlığı açıklaması Bankacıları harekete geçirdi. Yıllardır aynı konularda kendilerine milyonlarca lira ceza kesildiğini ve kanunların hiçbir zaman bu şekilde yorumlanmadığını ifade eden Bankalar, Maliye’nin sanal kumarcılara yönelik bu uygulaması üzerine bakanlığa başvuracaklarını ve kendilerine kesilen ve ödedikleri para cezalarının iade edilmesini talep edeceklerini dile getirdiler. Bankacılar, Maliye Bakanlığı’nın cezaları kaldırarak mevcut kimlik tespiti yönetmeliğini kaldırdığını düşündüklerini söylediler. Uzmanlar da Maliye Bakanlığı’nın sanal kumarcıları kurtarmak isterken, sistemi çıkmaza soktuğunu, kara parayla mücadele kapsamında en önemli argüman olan müşterinin tanınması prensibinin bu uygulamayla tamamen kaldırıldığını, bu durumun da özellikle uluslararası taahhütlerimiz noktasında FATF (Uluslararası kuruluş) nezdinde Türkiye’yi çok zor duruma düşüreceğini düşünüyor.

(Nisan 2012)

Sahte Bal Satanlara Gülünç Ceza

Tarih: Apr 19 2012

Gıda maddelerinin, meşrubatın denetiminin sadece bakanlığa ait olduğu, belediyelerin buna karışamayacağı iddiası ve bahanesi kocaman bir yalandan ve geçersiz bir bahaneden ibarettir.
Gıda maddelerini ve meşrubatı denetlemek öncelikle belediyelerin vazifesidir. Bu konuda çok açık ve seçik kanunlar bulunmaktadır. Kuracaklar tahlil laboratuarları, gece gündüz fabrikaları, atölyeleri, marketleri denetleyeceklerdir.
Bu vazifelerini yapmazlarsa vazifelerini ihmal etmiş ve halka karşı ağır suç işlemiş olurlar.
Halkın güvenini yitirirler, Hakk’ın gazabına uğrarlar.
Şu gülünç haberlere bakınız:
Sahte balcılar teşhir edilmiş.
Etiketinde yüzde yüz dana etinden üretilmiştir yazılı tavuklu sucuk üreten on firma teşhir edilmiş…
Sahte bal satanlar teşhirden korkar mı?
Bunların hemen tutuklanmaları gerekir.
Ağır cezalara çarptırılmaları gerekir.
Hattâ mallarına el konulması gerekir.
Yirmi sene kadar evvel şeftali isterim diye ağlayan küçük kardeşi için manavdan bir tek şeftali çalan fakir bir abla tutuklanmış ve cezaevine konulmuştu. Çok iyi hatırlıyorum, birkaç gün sonra bayram olmuştu da ailesi kızlarını ziyaret için hapishaneye gitmişti.
Yine birkaç dilim baklava çalan çocukların hapse atıldığını unutmadık.
Bir devlet büyüğüne yumurta atan çocukları ne yaptılar? Yakalayıp hapse attılar. Halkı zehirleyen bal, sucuk, peynir ve daha bin çeşit madde sahtekarlarının bir tek şeftali, birkaç dilim baklava çalan , bir iki yumurta fırlatan çocuklar kadar suçu yok mu?
Sahte ballardan milyon kazananlardan sekiz yüz lira ceza almışlar ve teşhir etmişler. Güler misin, ağlar mısın?
Böyle hukuk olmaz, böyle adalet olmaz, böyle ceza olmaz.
Sahtekarlık sadece ballarda mı, sucuklarda mı, peynirlerde mi? Hayır hayır, her şeyde sahtekarlık ve hilekarlık yapılıyor.
Devletin, ilgili bakanlığın, bütün belediyelerin ilk vazifesi halkın temel gıdası olan ekmekleri kontrol etmektir.
Marketten aldığınız simsiyah zeytinin boyalı olup olmadığı konusunda yemin edebilir misiniz?
Siz tahlil yapamazsınız, sizin laboratuarınız yoktur. Bu vazife bakanlığa ve belediyelere aittir.
Parça halindeki etlere yüzde 15 ile yüzde 25 nispetinde su ilave eden makineler varmış. Bundan haberiniz var mı?
Ya merdivenaltında üretilen bitkisel zayıflama, güzelleşme, saç bitirme, bel inceltme, gençleştirme, şehveti artırma sihirli ilaçları ne olacak? Bunları kim kontrol edecek?
Sahte, zararlı gıda maddeleri ve meşrubat konusunda medya da vazifesini tam yapmıyor.
Bu konuda mırıltılarla, zayıf şikayetlerle bir şey olmaz.
Manşetlerden 130 desibel şiddetinde haykıracak, bağırıp çağıracaksınız ki sağır kulaklar, sağır vicdanlar duysun.
Sayın ilgililer, sayın sorumlular, sayın vazifeliler, sayın bakanlıklar, sayın belediyeler. Başınızı yukarıya kaldırın da size nanik yapan sahtekârları görün.
Halkı korumayanlara yazıklar olsun!
Bir kenarcıkta sergi açıp üç beş lira kazanmaya çalışan seyyarları motorize ekiplerle perişan eden sayın belediyelerimiz niçin sahtekarları aynı motorize kuvvetlerle püskürtmüyor?
Niçin niçin niçin?

(Mehmet Şevket Eygi, Nisan 2012)